Psikoloji

Lima Sendromu: Rehin Alan Neden Kurbanına Sempati Duyar?

İnsan zihni, en beklenmedik anlarda sergilediği tepkilerle bir gizemler okyanusu olmaya devam ediyor. Rehine krizleri gibi travmatik olaylarda, genellikle kurbanın psikolojisine odaklanılır. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü vardır: rehin alan kişinin zihninde yaşananlar. İşte bu noktada, ezber bozan ve insan doğasının karmaşıklığını gözler önüne seren Lima Sendromu devreye giriyor. Bu sendrom, rehin alan kişinin rehinelere karşı beklenmedik bir şekilde empati, sempati ve hatta koruyucu bir bağ geliştirmesi durumunu tanımlar.

Peki, bir suç eyleminin ortasında nasıl olur da fail, kurbanının iyiliğini düşünmeye başlar? Lima Sendromu nedir, adını hangi dramatik olaydan almıştır ve daha yaygın olarak bilinen Stockholm Sendromu’ndan ne gibi farkları vardır? Bu yazıda, insan psikolojisinin bu şaşırtıcı tepkisini tüm yönleriyle mercek altına alıyoruz.

Lima Sendromu Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

Lima Sendromu, rehin alan kişilerin, rehin tuttukları bireylere karşı duygusal bir yakınlık hissetmesi, onların ihtiyaçlarını gözetmesi ve onlara zarar vermekten kaçınmasıyla karakterize edilen psikolojik bir durumdur. Bu sendrom, gücün ve kontrolün failde olduğu bir senaryoda, beklenenin tam tersi bir psikolojik tepkinin ortaya çıkmasıdır. Rehin alan, kurbanlarına karşı giderek artan bir merhamet ve sorumluluk duygusu geliştirebilir.

Bu sendromun temel belirtileri, rehin alan kişinin davranışlarında belirgin bir şekilde gözlemlenir:

  • Empati Geliştirme: Rehin alan kişi, rehinelerin korkularını, endişelerini ve fiziksel durumlarını anlamaya başlar ve onlara karşı hassasiyet gösterir.
  • Koruma ve Gözetme: Rehinelerin temel ihtiyaçlarını (su, yemek, tıbbi yardım) karşılama ve onlara dışarıdan gelebilecek zararlardan koruma eğilimi gösterir.
  • Duygusal Bağ Kurma: Rehinelerle kişisel hikayeler, hayaller veya dertler paylaşarak onlarla insani bir diyalog kurmaya çalışır.
  • Zarar Vermekten Kaçınma: Başlangıçtaki tehditkar tutum zamanla yumuşar ve rehinelere fiziksel veya duygusal şiddet uygulamaktan kesinlikle kaçınır.
  • Özgür Bırakma İsteği: Müzakereler sırasında veya krizin ilerleyen aşamalarında, rehineleri gönüllü olarak serbest bırakma kararı alabilir.
  • Sözler ve Güvenceler: “Sana bir şey olmayacak,” “Seni koruyacağım” gibi güvenceler vererek rehineyi sakinleştirmeye çalışır.

Bu sendrom her rehine krizinde görülmese de yaşandığı vakalar, insan zihninin baskı altında nasıl karmaşık ve öngörülemez tepkiler verebildiğinin en çarpıcı kanıtlarından biridir.

Lima Sendromunun Tarihsel Kökeni: 1996 Peru Baskını

Bu ilginç sendrom, adını 1996 yılında Peru’nun başkenti Lima’da yaşanan dramatik bir rehine krizinden almıştır. 17 Aralık 1996’da, Tupac Amaru Devrimci Hareketi (MRTA) adlı silahlı grubun üyeleri, Japonya Büyükelçiliği’nde verilen bir resepsiyonu basarak yüzlerce üst düzey diplomat, hükümet yetkilisi ve iş insanını rehin aldı.

Krizin detayları, sendromun doğuşunu anlamak için kilit rol oynar:

  • Olayın Başlangıcı: Militanlar, hapisteki yoldaşlarının serbest bırakılmasını talep ederek 600’den fazla kişiyi rehin aldı.
  • Değişen Dinamikler: Kriz 126 gün boyunca devam etti. Bu uzun süre zarfında, militanlar rehinelerle yakın temas kurdu. Onların hikayelerini dinlediler, durumlarını gözlemlediler ve aralarında beklenmedik insani bağlar oluştu.
  • Beklenmedik Sonuç: Krizin ilerleyen günlerinde ve haftalarında militanlar, özellikle kadın ve yaşlı olanlar başta olmak üzere rehinelerin büyük bir kısmını gönüllü olarak serbest bıraktı. Bu durum, rehin alanların kurbanlarına karşı güçlü bir sempati geliştirdiğinin en net göstergesiydi.
  • Adlandırma: Kriz, Perulu güvenlik güçlerinin operasyonuyla sona erse de psikologlar ve kriminologlar, rehin alanların bu insancıl tavrını “Lima Sendromu” olarak adlandırdılar.

Bu Sendromun Altında Yatan Psikolojik Nedenler

Lima Sendromu’nun ortaya çıkışı, tek bir nedene bağlanamaz. Genellikle rehin alan kişinin iç dünyası ile kriz anının çevresel koşullarının birleşimiyle tetiklenir. Bu durumu ortaya çıkaran temel faktörleri iki ana başlık altında inceleyebiliriz.

Psikolojik Tetikleyiciler

Rehin alan kişinin zihninde yaşanan çatışmalar, bu sendromun temelini oluşturur. Suçluluk ve empati çatışması en belirgin dinamiktir. Kişi, eylemlerinin masum insanlar üzerindeki etkisini gördükçe suçluluk duyabilir. Bu suçluluk duygusu, rehinelerin refahını önemsemeye ve onlara karşı koruyucu bir tavır geliştirmeye yol açabilir. Özellikle rehineler arasında kadınlar, çocuklar veya yaşlılar varsa, rehin alanın içsel adalet duygusu veya koruma içgüdüsü harekete geçebilir. Bu durum, kişinin kendi değersizlik duygusu gibi altta yatan psikolojik sorunlarıyla da ilişkili olabilir.

Çevresel ve Durumsal Faktörler

Rehine krizinin yaşandığı ortam ve koşullar da sendromun gelişiminde etkilidir. Rehinelerle geçirilen uzun süreli etkileşim, onların birer “nesne” veya “pazarlık kozu” olmaktan çıkıp, hikayeleri ve duyguları olan bireyler olarak algılanmasına neden olur. Ayrıca, rehinelerin yüksek bir sosyal statüye sahip olması veya kendilerini medeni bir şekilde ifade etmeleri, rehin alanların onlara karşı istemsiz bir saygı duymasını tetikleyebilir. Bu insani temas, soğuk ve planlı bir eylemin duygusal bir çıkmaza dönüşmesine zemin hazırlar.

Lima ve Stockholm Sendromu: İki Zıt Psikolojik Tepki

Lima Sendromu, genellikle kamuoyunda daha çok bilinen Stockholm Sendromu ile karıştırılır, ancak aslında bu iki durum birbirinin tam zıddıdır. Aralarındaki temel fark, duygusal bağın yönündedir. Stockholm Sendromu’nda kurban (rehine), failine (rehin alana) karşı bir sempati ve bağlılık geliştirirken; Lima Sendromu’nda ise fail (rehin alan), kurbanına (rehineye) karşı bu duyguları geliştirir. Her ikisi de travmatik bir duruma karşı geliştirilen karmaşık savunma mekanizmaları olarak görülebilir.

Aralarındaki zıtlığı daha net anlamak için aşağıdaki tabloyu inceleyebiliriz:

ÖzellikStockholm SendromuLima Sendromu
Empati Gelişimi YönüRehineden rehin alana doğruRehin alandan rehineye doğru
Bağlanma Gösteren TarafRehin alınan kişi (kurban)Rehin alan kişi (fail)
Tarihsel Çıkış Noktası1973, Stockholm, İsveç1996, Lima, Peru

Günümüz İlişkilerinde Lima Sendromunun İzleri

Lima Sendromu, her ne kadar adını bir rehine krizinden alsa da altında yatan psikolojik dinamikler, bazı toksik ve travmatik insan ilişkilerinde de gözlemlenebilir. Elbette bu, modern ilişkileri bir rehine durumuyla bir tutmak anlamına gelmez. Ancak, güç dengesizliğinin olduğu ve bir tarafın diğerini kontrol ettiği (duygusal, finansal veya psikolojik olarak) ilişkilerde, kontrol eden tarafın zamanla “kurbanına” karşı beklenmedik bir bağlılık ve koruma içgüdüsü geliştirdiği durumlar yaşanabilir.

Örneğin, narsistik veya manipülatif bir partner, partnerini kontrol altında tutarken aynı zamanda ona karşı aşırı korumacı olabilir ve onsuz yapamayacağını hissedebilir. Bu, “celladına aşık olma” durumunun bir başka versiyonu olarak, failin kurbanına bağımlı hale gelmesi şeklinde yorumlanabilir. Bu karmaşık dinamikler, insan psikolojisinin zorlayıcı koşullar altında ne kadar farklı ve beklenmedik bağlar kurabildiğini bir kez daha göstermektedir.

Psikoloji Meraklısı

Herkese merhaba ben Metin Avcı. Bugüne kadar bir çok psikoloji, kişisel gelişim ve ilişkiler hakkında içerikler ürettim. Şimdi ise BlogLabs web sitesinde içerik üretiyorum. Psikoloji 4. sınıf öğrencisiyim. Gerek okullarda gerekse de staj yerlerinde öğrendiğim şeyleri burada paylaşmaktan geri durmuyorum. Bir konu hakkında olabilecek tüm kaynakları taramaya çalışıyorum.Ardından sizlere bu güzel içerikleri paylaşıyorum. Takip edin.

İlgili Makaleler

4 Yorum

  1. Bu lima sendromunu stockholm sendromu olarak insanlara pazarlıyorlar. Başka bir site de hiç lima sendromu hakkında bir şey görmedim. Bu konuya aydınlık getirecek bir yazı için teşekkürler. Fakat başta da söylediğiniz gibi insan psikolojisi oldukça karmaşık bir şey, düşünsene seni rehin alana aşık oluyorsun. Ya da rehin alınan kişiye aşık oluyorsun. Gerçi bunu rehin alma kısmında bırakmayalım. Çünkü günümüzde de siyasetçiler bizi resmen rehin alıyor ama biz lima sendromuna kapılıp gidiyoruz.

  2. Bu tür psikolojik sendromlarla ilgili yazılar her zaman dikkat çekici oluyor. Ancak, Lima sendromu hakkında verilen bilgiler biraz yüzeysel kalmış gibi. Özellikle, Stockholm sendromu ile karşılaştırmalı olarak ele alınabilirdi. Örneğin, iki sendromun farkları ya da benzerlikleri bir tablo ile desteklenerek sunulabilirdi. Ayrıca, sendromun adını aldığı vakaya daha detaylı yer verilseydi, yazının akıcılığı ve bilimselliği artardı ama yine de beğendim Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim: Lima Sendromu gibi konular her zaman hem psikolojik hem de toplumsal boyutuyla ele alınmalı. Mesela, yazıda rehine ve rehin alan arasındaki ilişki anlatılmış ama bu ilişkinin nedenleri pek tartışılmamış. Güçsüzlüğün getirdiği psikolojik mekanizmalar falan….

  3. Bir kere film gibi bir hikaye duymuştum: Bir rehine, rehin alınma sürecinde rehin alana aşık olmuş ve onunla birlikte kaçmış. Bu yazıyı okurken aklıma direkt o hikaye geldi. Gerçek mi, değil mi bilmiyorum ama bu olayların insana karmaşık duygular yaşattığı kesin. Sadece rehin alınan taraf değil, rehin alan taraf için de kafa karıştırıcı olmalı. Yazıda biraz da onların hissettiklerinden bahsedilse güzel olurdu.

    hem kaldı ki Rehin alma durumu olmasa bile, günlük hayatta benzer şeyler yaşamıyor muyuz? İş yerinde birine çok kızarsınız, sürekli çatışırsınız ama sonra bir gün onun da sorunlarla boğuştuğunu görürsünüz ve ona karşı yumuşarsınız. Lima Sendromu belki de sadece bir kriz durumu değil, empati ve insan doğasıyla ilgili genel bir şeydir. Yazı bana bunu düşündürdü.

  4. İnsan psikolojisi ne değişik ne stubaf bir şey ya böyle yeni yazdığınız Stockholm sendromunu da okudum ve çooook şaşırdım insanlar neler neler yapıyormuş böyle 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu