Hikaye

Suna Pekuysal: Tiyatronun Unutulmaz Kraliçesinin Portresi

Türk tiyatrosu ve sineması, bazı isimlerle ölümsüzleşir. Onlar, sahneye sadece yeteneklerini değil, ruhlarını da koyarak birer ekol haline gelirler. 2008 yılında aramızdan ayrılan Suna Pekuysal da bu efsanelerden biriydi. 53 yıllık sanat hayatına 250’den fazla oyun ve 100 film sığdıran bu büyük usta, ardında sadece unutulmaz roller değil, aynı zamanda sanata adanmış bir ömrün ilham veren hikayesini bıraktı. Gelin, Suna Pekuysal’ı Türk sanatının zirvesine taşıyan o unutulmaz anlara ve ilkelere daha yakından bakalım.

Sahne Tozunu Yutan O Genç Kız: Kariyerin İlk Adımları

Her büyük yolculuk küçük bir adımla başlar. Suna Pekuysal için bu macera, henüz 16 yaşındayken İstanbul Belediye Konservatuvarı’nın Şan ve Bale Bölümü’nde öğrenciyken başladı. 1949 yılında “Artist Aranıyor” adlı oyunla sahne tozuyla ilk kez tanışan Pekuysal, o andan itibaren hayatının merkezine tiyatroyu koydu. Bu ilk adım, onu on yıllar sürecek bir tutkunun ve başarının içine çeken sihirli bir kapıydı.

“Kim Bu Kız?” Sorusundan Başrole: Muhsin Ertuğrul Anısı

Başarı, çoğu zaman hazırlıkla fırsatın buluştuğu andır. Suna Pekuysal’ın kariyerindeki en büyük dönüm noktalarından biri de tam olarak böyle bir an yaşandı. Şehir Tiyatrosu’nun çocuk bölümünde oynarken, sadece kendi rolünü değil, bütün oyunun metnini ezberleme gibi inanılmaz bir disipline sahipti. Figüran olarak yer aldığı Peer Gynt oyununda da bu alışkanlığını sürdürdü. Bir gün başrol oyuncusu Jeyan Mahfi rahatsızlanıp sahneye çıkamayınca, genç Suna tereddüt etmeden öne atıldı ve yönetmen Muhsin Ertuğrul’a rolü oynayabileceğini söyledi. Ertuğrul’un şaşkınlıkla sorduğu “Kim bu kız?” sorusunun ardından sahneye çıktı, oyunu başarıyla tamamladı ve o gece alkışlarla adını tiyatro tarihine yazdırmaya başladı.

Ustalardan Devralınan Miras

Suna Pekuysal, konservatuvar eğitimi almamış olabilir ama onun okulu, Türk tiyatrosunun en büyük ustalarının yanı başıydı. O, sahneyi bir akademi gibi gördü ve her bir rol arkadaşını bir hoca olarak benimsedi. Kariyeri boyunca birlikte çalıştığı isimler, adeta bir efsaneler geçidiydi:

  • Vasfi Rıza Zobu
  • Hazım Körmükçü
  • Talat Artemel
  • Reşit Gürzap
  • Mahmut Moralı
  • Şevkiye Mav

Bu dev isimlerin tecrübelerinden beslenerek kendi oyunculuk tarzını inşa etti ve onlardan devraldığı mirası sonraki nesillere taşıyan en önemli temsilcilerden biri oldu.

Beyaz Perdenin ve Radyonun “Suna Ablası”

Suna Pekuysal’ın yeteneği sadece tiyatro sahnesiyle sınırlı değildi. Sinemada da unutulmaz karakterlere hayat verdi. “Yedi Kocalı Hürmüz”de Hürmüz’ü, “Küçük Hanım’ın Şoförü”nde hizmetçi kızı, Keloğlan filmlerinde ise o şefkatli anneyi canlandırdı. Rolü ne olursa olsun, samimiyeti ve sıcaklığıyla izleyicinin kalbinde taht kurdu ve herkesin “Suna Ablası” haline geldi. Aynı zamanda usta bir dublaj sanatçısı olarak da bilinen Pekuysal, radyo tiyatrolarında ve pek çok filmde sesiyle de iz bıraktı. Hatta Türkan Şoray’ı ilk filmlerinden birinde seslendiren de yine kendisiydi.

Lüküs Hayat ile Gelen Rekor ve Sanata Sarsılmaz Bakışı

Bazı roller, sanatçının adıyla özdeşleşir. Suna Pekuysal için bu rol, “Lüküs Hayat” operetindeki karakteriydi. Zihni Göktay ile birlikte tam 14 yıl boyunca aralıksız sahneledikleri bu oyunla, Türk tiyatrosunda kırılması güç bir rekora imza attılar. Ancak aldığı sayısız ödüle ve ulaştığı şöhrete rağmen o, sanata olan bakışını hiç değiştirmedi. 1998’de emekli edildiğinde bu duruma sitem ederek sanatçının asla emekli olamayacağını savundu. Onun için sanat, bir meslek değil, bir yaşam biçimiydi. Şu sözleri, onun bu konudaki felsefesini en net şekilde özetler: “Sahne bağışlamaz hiç. Sahne özveri, hürmet ister. Oldum demek öldüm demektir. Bitmek demektir…”

Sahneden Sonsuzluğa Uzanan Bir Alkış

Suna Pekuysal, sadece rolleriyle değil, sanata olan tutkusu, disiplini ve mütevazılığıyla da büyük Türk şahsiyetleri arasında yerini aldı. O, sahneye çıktığı her anı bir ibadet gibi yaşayan, “oldum” demenin sanatçının sonu olduğuna inanan gerçek bir duayendi. Bugün aramızda olmasa da kahkahası, rolleri ve sanata adanmış ömründen kalan ilham verici dersler, kulaklarımızda çınlayan o bitmeyen alkışlar gibi sonsuza dek yaşamaya devam edecek.

Veronika

Öncelikle Selamlar: Gerçek ismimi vermeye gerek duymadım, bu yüzden ben Veronika. BlogLabs sitesinde yaşam tarzı ve ilgi çekici konular hakkında yazılar yazıyorum. Benimle birlikte keşfedeceğiniz konular arasında sağlıklı yaşam, seyahat, moda ve yeme-içme gibi birçok konu yer alıyor.Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon fakültesinde öğrenciyim. Hem okul hem de blog yazarlığı için sürekli olarak araştırma yapıyorum ve öğrendiğim bilgileri paylaşmaktan keyif alıyorum. Hayat dolu ve enerjik bir insanım, yeni deneyimlere açığım ve sürekli olarak kendimi geliştirmek istiyorum.Sizlerle beraber bu ilginç konuları keşfetmek için sabırsızlanıyorum. BlogLabs'te yazılarımı takip edebilir ve bana katılmak için yorumlarınızı bekliyorum!

İlgili Makaleler

9 Yorum

  1. Harika bir yazı, anladıklarımı hemen özetliyorum: Öncelikle Suna Pekuysal’ın Türk tiyatrosu ve sineması için çok önemli bir figür olduğunu ve bir ekol yarattığını anladım. Sonra, 53 yıllık kariyerinde 250’den fazla oyunda ve 100 filmde rol aldığını, bu sayının inanılmaz bir üretkenliğe işaret ettiğini fark ettim. En önemlisi, onun sadece başarılı bir oyuncu değil, aynı zamanda sanata adanmış bir yaşamın sembolü olduğunu ve bu adanmışlığın ilham verici olduğunu öğrendim. Şimdi eylem planıma gelirsek, ilk olarak Suna Pekuysal’ın hayatını ve kariyerini daha detaylı araştıracağım. Daha sonra, mümkünse oynadığı oyunlardan veya filmlerden birkaçını izleyerek onun oyunculuk tarzını ve sahne üzerindeki etkisini daha iyi anlamaya çalışacağım ve son olarak, onun sanata olan tutkusunu kendi hayatımda nasıl uygulayabileceğime, yani kendi ilgi alanlarıma daha fazla zaman ayırıp daha üretken olmaya odaklanacağım.

  2. Suna Pekuysal’ın sanat yolculuğuna bakarken, insanın kendi varoluş amacını sahnede arayışının bir yansımasını görüyorum sanki. Tıpkı bir nehrin denize ulaşma çabası gibi, onun da her rolü, her karakteri, kendini ifade etme ve evrenle bütünleşme arzusunun bir tezahürüydü. Peki, bizler de kendi hayat sahnelerimizde, onun gibi tutkuyla rolümüzü oynuyor muyuz? Yoksa sadece birer figüran mı olmaya razı geliyoruz? Belki de hayatın anlamı, Suna Pekuysal’ın sahnedeki o parıltısında, her rolünde yeniden doğuşunda gizlidir. Belki de tüm bu gördüklerimiz, duyduklarımız, hissettiklerimiz sadece birer algıdan ibarettir ve gerçeklik, sanatçının ruhunda yarattığı o büyülü dünyada saklıdır. Sanat, bir ayna misali, bize kendimizi ve evreni yansıtırken, Suna Pekuysal gibi ustalar da bu aynayı daha parlak hale getirerek, varoluşsal sorgulamalarımıza ışık tutarlar.

  3. Suna Pekuysal hakkında bu kadar GÜZEL bir yazı yazdığınız için TEŞEKKÜRLER! Okurken gözlerim doldu! Onun o muhteşem yeteneği, sahnedeki zarafeti, her rolüne kattığı o eşsiz dokunuş… Hepsi gözümde canlandı! Sanki o büyülü anlara geri döndüm! NE KADAR DA İYİ BİR OYUNCUYDU! Tiyatroya adanmışlığı, sanata olan tutkusu… Gerçekten UNUTULMAZ bir kraliçe! Yazınızla onu bir kez daha hatırlamak, onun mirasına sahip çıkmak ÇOK KIYMETLİ! Emeğinize sağlık, KALEMİNİZE SAĞLIK! İnanılmaz bir yazı olmuş!

  4. ya şimdi yalan yok, başlık görünce “yine mi bi’ övgü yazısı?” dedim içimden. hani tamam, saygı duyarız, büyük sanatçıydı falan filan da, her öleni göklere çıkarmasak mı artık? biraz gerçekçi olalım ya.

    ama yazıyı okuyunca hakkını vermek lazım, bayağı uğraşılmış. suna pekuysal’ın hayatına bu kadar detaylı bakmak, kolay iş değil. belli ki emek verilmiş. ben de bi’ göz attım, belki bi’ şeyler öğrenirim diye. yine de o “efsane”, “ölümsüz” falan kelimeleri bana biraz fazla geliyor. ama elinize sağlık, uğraşmışsınız 👍

  5. Suna Pekuysal’ın tiyatroya katkıları ve sanatsal mirası üzerine yazılan bu kapsamlı portre, değerli bir sanatçının kariyerini ve etkisini anlamak için önemli bir kaynak sunuyor. Bu konuyla ilgili yapılan bazı çalışmalar da gösteriyor ki, bir sanatçının sadece performansları değil, aynı zamanda kişiliği, çalışma disiplini ve sanata olan bağlılığı da izleyiciler üzerinde derin bir etki bırakabiliyor. Pekuysal’ın uzun ve başarılı kariyeri boyunca sergilediği profesyonellik ve özveri, onun sadece yetenekli bir oyuncu değil, aynı zamanda örnek alınması gereken bir sanatçı figürü olarak da anılmasını sağlamıştır. Tiyatro sanatının toplumsal ve kültürel etkileşimdeki rolü göz önüne alındığında, Pekuysal gibi isimlerin sanata olan katkıları, gelecek nesiller için bir ilham kaynağı olmaya devam edecektir. Sanatçının farklı türlerdeki rolleri başarıyla canlandırması, onun çok yönlülüğünü ve adaptasyon yeteneğini gösterirken, aynı zamanda tiyatro sanatının da geniş bir yelpazede ifade imkanı sunduğunu kanıtlar niteliktedir.

  6. Suna Pekuysal’ın hayatına dair bu satırları okurken içimde bir hüzün oluştu… Tiyatronun o büyülü dünyasına adanmış bir ömür, ne kadar kıymetli. Onun sahnedeki o eşsiz enerjisi, mimikleri, sesi… Sanki o anları yeniden yaşıyormuş gibi oldum. Unutulmaz rollerini düşününce içimden “İyi ki yaşamış, iyi ki tiyatroya kendini adamış” demek geliyor. Böyle değerli sanatçılarımızın anısını yaşatmak, gelecek nesillere aktarmak çok önemli. Yazınız için teşekkür ederim, Suna Pekuysal’ı bir kez daha saygıyla anmamı sağladınız.

  7. Suna Pekuysal’ın tiyatroya olan katkıları gerçekten de takdire şayan. Bu değerli sanatçının kariyerini ve etkisini değerlendirirken, tiyatronun bir toplumun kültürel ve sosyal dokusunu nasıl şekillendirdiğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu konuyla ilgili yapılan bazı çalışmalar da gösteriyor ki, özellikle Pekuysal gibi figürler, sadece sahne performanslarıyla değil, aynı zamanda sanatın geniş kitlelere ulaşmasında ve sevilmesinde de kritik bir rol oynamışlardır. Tiyatro eleştirmenlerinin ve akademisyenlerin de sıklıkla vurguladığı gibi, Pekuysal’ın oyunculuk tekniğindeki derinlik ve karakterlere olan bağlılığı, onu sadece bir oyuncu değil, aynı zamanda bir sanat ikonu haline getirmiştir. Onun mirası, gelecek nesil tiyatrocular için bir ilham kaynağı olmaya devam edecektir.

  8. Suna Pekuysal’ı anlatan bu yazıyı okuyunca aklıma geldi, ben de küçükken onun bir oyununu izlemiştim. Belki çok popüler bir oyunu değildi ama beni derinden etkilemişti. Sahnedeki o ENERJİ, o mimikler, o ses tonu… Sanki bambaşka bir dünyaya ışınlanmıştım. O zamanlar tiyatroya pek meraklı değildim açıkçası, annem zorla götürmüştü beni. Ama Suna Hanım’ı izledikten sonra tiyatro bambaşka bir şey oldu benim için.

    Aradan yıllar geçti, tiyatroya olan ilgim hiç azalmadı. Hatta o günkü deneyimim, hayatımda verdiğim bazı kararlarda bile etkili oldu diyebilirim. Şimdi düşünüyorum da, Suna Pekuysal sadece bir oyuncu değil, bir İLHAM kaynağıydı benim için. Yazıda bahsedilen o “unutulmaz kraliçe” ifadesi, bence tam da onu anlatıyor. Keşke onu daha yakından tanıma fırsatım olsaydı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu