Erol Günaydın: Sahnenin Çok Yönlü Ustası ve Son Meddah
Türk sanat dünyası denince akla gelen, tebessümü ve sahne hakimiyetiyle hafızalara kazınan Erol Günaydın, yalnızca bir oyuncu değil, aynı zamanda kültürel bir mirası omuzlarında taşıyan çok yönlü bir sanatçıydı. Tiyatrodan sinemaya, televizyon dizilerinden meddahlık geleneğine uzanan geniş yelpazedeki kariyeriyle, her yaştan izleyicinin kalbinde özel bir yer edindi. Gelin, 2012 yılında aramızdan ayrılan bu değerli ismin sanatla dolu yaşamına ve onu “usta” yapan özelliklere daha yakından bakalım.
Sanatla Yoğrulan Bir Hayat: İlk Yıllar ve Tiyatro Sahnesi

1933 yılında Trabzon Akçaabat’ta dünyaya gelen Erol Günaydın’ın sanat yolculuğu, ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşmesi ve yatılı olarak Galatasaray Lisesi’nde okumaya başlamasıyla şekillendi. Okul sıralarında, sınıf içinde yaptığı küçük taklitler ve gösteriler, içindeki yeteneğin ilk kıvılcımlarıydı. Lisenin tiyatro kulübünde sahne tozuyla ilk kez tanışan Günaydın, burada aldığı Fransız ekolü eğitimini sanat hayatı boyunca bir ilham kaynağı olarak kullandı.
Profesyonel oyunculuk kariyerine attığı ilk adım, Haldun Dormen Cep Tiyatrosu’nda sahnelenen “Papaz Kaçtı” oyunu oldu. Bu başlangıç, onun için uzun ve başarılı bir tiyatro serüveninin kapılarını araladı. Dormen Tiyatrosu çatısı altında birçok önemli oyunda rol alarak yeteneğini pekiştirdi. Kariyeri boyunca tiyatroyu asla bırakmayan usta sanatçı, Ferhan Şensoy gibi değerli isimlerle de çalışarak Türk tiyatrosuna unutulmaz eserler kazandırdı. Bu dönemde sahnelediği oyunlardan bazıları şunlardır:
- Altın Yumruk
- Ayı Masalı
- Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı
- Soyut Padişah
- Fişne Bahçesu
Bu oyunlar, onun sahnedeki devleşen performansının ve komedi zamanlamasındaki ustalığının en net kanıtları olarak tiyatro tarihindeki yerini aldı.
Beyaz Perdeden Televizyon Ekranlarına

Erol Günaydın’ın yeteneği tiyatro sahneleriyle sınırlı kalmadı. 1960 yılında “Yeşil Kurbağa” filmiyle sinemaya adım atan sanatçı, kariyeri boyunca 80’den fazla filmde rol alarak Yeşilçam’ın da aranan yüzlerinden biri oldu. “Vur Patlasın Çal Oynasın”, “Pardon” ve “Güneşi Gördüm” gibi farklı türlerdeki yapımlarda sergilediği performanslarla sinemadaki çok yönlülüğünü de kanıtladı. Her rolün altından başarıyla kalkan Günaydın, canlandırdığı karakterlere kattığı özgün yorumla izleyicinin gönlünde taht kurdu.
Televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte Erol Günaydın, evlerimizin en sevilen misafirlerinden birine dönüştü. “Çiçek Taksi” dizisindeki Ramazan karakteri, “Tatlı Kaçıklar”daki Beton Raziye’si ve “Hırsız Polis”teki rolüyle milyonların sevgisini kazandı. Canlandırdığı her karakter, onun sıcaklığı ve samimiyeti sayesinde adeta aileden biri gibi benimsendi.
Gelenekten Geleceğe Bir Köprü: Meddahlık ve Seslendirme
Erol Günaydın’ı diğer sanatçılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri, meddahlık geleneğinin modern zamanlardaki en büyük temsilcisi olmasıydı. “Son Meddah” olarak anılması, onun tek kişilik tiyatro ve hikâye anlatıcılığı sanatındaki ustalığının bir nişanesiydi. Henüz lise yıllarında İsmail Dümbüllü taklitleri yaparak başladığı bu yolculuk, ona ilerleyen yıllarda Dünya Tiyatrolar Günü İsmail Dümbüllü Ödülü’nü kazandırdı. Bu yönüyle, unutulmaya yüz tutmuş bir kültürel mirası tek başına canlı tutan bir köprü vazifesi gördü.
Sanatçının yeteneği yalnızca görsel performansla sınırlı değildi. Aynı zamanda çok başarılı bir seslendirme sanatçısı olan Günaydın, sesiyle de birçok karaktere hayat verdi. Özellikle “Yüzüklerin Efendisi” serisindeki Bilbo Baggins karakterine yaptığı seslendirme, karakterle o kadar bütünleşti ki, pek çok izleyici için Bilbo’nun sesi Erol Günaydın’ın sesi olarak hafızalara kazındı. Bu çalışmalar, onun sanatsal yelpazesinin ne kadar geniş olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Sanatçının mirası, Türk edebiyatının en ünlü yazarları gibi kültürümüzün temel taşlarından biri olarak anılmasını sağlamıştır.
Erol Günaydın’ın Unutulmaz Mirası

Erol Günaydın, sadece rolleriyle değil, sanata olan tutkusu, alçakgönüllü kişiliği ve geleneksel değerleri modern bir yorumla sahneye taşımasıyla da eşsiz bir figürdü. O, her rolünde seyirciyle samimi bir bağ kurmayı başaran, güldürürken düşündüren ve her zaman kalitesinden ödün vermeyen bir ustaydı. Sahneye, perdeye ve ekrana bıraktığı eserler, bugün bile yeni nesil sanatçılara ilham vermeye devam ediyor ve Türk sanat tarihindeki ölümsüz yerini koruyor.




Bu yazıyı okuyunca aklıma geldi, ben de benzer bir durumda şöyle bir şey yaşamıştım… Üniversite yıllarımda tiyatro kulübündeyken, Erol Günaydın’ın bir oyununu sahnelemeye karar vermiştik. Ben de küçük bir roldeydim. Provalar sırasında, oyunun metnini ne kadar okusak da o “Erol Günaydın” tadını bir türlü yakalayamıyorduk. Yönetmenimiz de çaresiz kalmıştı.
Bir gün, yönetmenimiz “Arkadaşlar, bu böyle olmayacak. Gelin, Erol Günaydın’ı taklit etmeye çalışmak yerine, metni KENDİMİZE göre yorumlayalım” dedi. O an, kafamda bir ŞİMŞEK çaktı! Gerçekten de, taklit etmeye çalışmak yerine, kendi yorumumuzu katınca oyun bambaşka bir havaya büründü. O günden sonra, her zaman bir şeyi yaparken “kendimden ne katabilirim” diye düşünür oldum. Belki Erol Günaydın’ın da sırrı buydu, her role kendinden bir şeyler katmak.
Bu yazıyı okuyunca aklıma geldi, ben de benzer bir durumda şöyle bir şey yaşamıştım… Çocukken, mahallemize bir seyyar satıcı gelirdi. Elinde kuklalarla, bağırarak insanları toplardı. O zamanlar televizyon yeni yeni yaygınlaşıyordu ama kukla gösterisi izlemek benim için bambaşka bir şeydi. Seyyar satıcının ses tonu, kuklaların hareketleri, anlattığı hikayeler… Hepsi beni ÖYLE BÜYÜLEMİŞTİ ki, saatlerce gözümü kırpmadan izlerdim. Tıpkı Erol Günaydın’ın meddahlık yaparken seyirciyi avucunun içine alması gibi.
O seyyar satıcı da aslında bir nevi minik bir sahnede, tek başına bir orkestra gibiydi. Farklı karakterleri canlandırır, sesini değiştirir, mimikleriyle hikayeyi yaşatırdı. O zamanlar anlamamıştım ama şimdi düşünüyorum da, o adamın yaptığı da bir çeşit meddahlıktı. Belki Erol Günaydın kadar ünlü değildi ama benim için UNUTULMAZ bir sanatçıydı. Bu yazı bana o günleri hatırlattı, içimi bir sıcaklık kapladı.
ustanın sesi yankılanır,
kahkahalar göğe yükselir,
sahne suskun şimdi.