Psikoloji

Kaybetme Korkusuyla Yüzleşmek: Aile ve Yakınlar İçin Huzurlu Bir Yaşam Rehberi

Sevdiklerimizi kaybetme düşüncesi, hayatın doğal bir parçası olsa da, bazen bu endişe yoğun bir kaygıya dönüşerek günlük yaşantımızı olumsuz etkileyebilir. Özellikle “aileme bir şey olacak” veya “çocuğuma bir şey olacak” korkusu gibi spesifik endişeler, sürekli bir huzursuzluk hissi yaratarak yaşam kalitemizi düşüren ciddi bir problem haline gelebilir. Bu korku, sevdiklerimizin güvenliği ve refahı üzerine duyduğumuz doğal hassasiyetin ötesine geçerek, kontrol edilmesi güç bir obsesyona dönüşme potansiyeli taşır.

Bu kapsamlı rehberde, kaybetme korkusunun psikolojik kökenlerine inecek, belirtilerini ve yol açabileceği etkileri detaylıca inceleyeceğiz. Ayrıca, özellikle ebeveynlerde sıkça görülen aşırı koruyucu kaygılara odaklanacak ve bu derin duygularla başa çıkmak için bilimsel temellere dayanan etkili stratejiler ve pratik yaklaşımlar sunacağız. Amacımız, bu yoğun kaygıyı anlamanıza ve daha huzurlu, dengeli bir yaşam sürmeniz için somut adımlar atmanıza yardımcı olmaktır.

Kaybetme Korkusu Nedir ve Neden Ortaya Çıkar?

Kaybetme korkusu, psikolojide “ayrılık anksiyetesi” olarak da bilinen, bir kişinin sevdiği, bağlandığı bireylerden ayrı kalma veya onları kaybetme düşüncesine karşı duyduğu aşırı endişe durumudur. Bu, genellikle çocukluk döneminde temelleri atılan ancak yetişkinlikte de devam edebilen, doğal bir insan duygusunun patolojik boyutlara ulaşması halidir. Özellikle yakınlarını kaybetme korkusu olarak tanımlandığında, bu endişe kişinin yaşamını kısıtlayıcı bir seviyeye gelebilir ve profesyonel destek gerektirebilir.

  • Çocukluk travmaları veya terk edilme deneyimleri bu korkunun temelini atabilir.
  • Geçmişteki önemli kayıplar (bir yakının ölümü, ayrılıklar) tetikleyici olabilir.
  • Güvensiz bağlanma stilleri geliştiren bireylerde daha sık görülür.
  • Kontrol kaybı hissi ve belirsizliğe tahammülsüzlük önemli faktörlerdir.
  • Aşırı koruyucu veya endişeli ebeveyn tutumları bu kaygıyı besleyebilir.
  • Düşük özgüven ve yetersizlik duyguları, sevdiklerini kaybetme korkusunu artırabilir.
  • Yoğun stresli yaşam olayları, kaybetme korkusunu gün yüzüne çıkarabilir.
  • Genetik yatkınlık veya biyolojik faktörler de rol oynayabilir.
  • Toplumsal ve kültürel faktörler, özellikle aile bağlarının güçlü olduğu kültürlerde daha belirgin olabilir.
  • Medya yoluyla sürekli kötü haberlere maruz kalmak kaygıyı artırabilir.
  • Hayatın kontrol edilemezliği hissi, bu korkuyu derinleştiren bir etkendir.
  • Yakın ilişkilerde yaşanan güvensizlikler de kaybetme korkusunu körükleyebilir.

Bu derin korku, kişinin kendine olan güvenini sarsarak dünyayı tehdit dolu, güvensiz bir yer olarak algılamasına yol açar. Bilimsel araştırmalar, kaybetme korkusunun anksiyete bozuklukları, depresyon ve diğer ruhsal sağlık sorunlarıyla yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, bu tür yoğun kaygılarla başa çıkmak için uzman desteği aramak kritik bir adımdır.

Kötü Bir Şey Olacakmış Hissi ve Sürekli Huzursuzluk

Kaybetme korkusu yaşayan bireylerde sıkça görülen bir durum, sanki kötü bir şey olacakmış hissi ile yaşamaktır. Bu his, sürekli bir beklenti, diken üstünde olma hali ve geleceğe dair olumsuz senaryolar kurma eğilimi ile karakterizedir. Kişi, olası felaketleri zihninde tekrar tekrar canlandırarak, gerçek hayatta henüz yaşanmamış olayların stresini önceden deneyimler.

Bu durum, genellikle beraberinde sürekli huzursuzluk hissi getirir. Birey, sebepsiz yere gergin, huzursuz ve rahatsız olabilir. Bu huzursuzluk, uyku düzeninden sosyal ilişkilere, iş performansından genel yaşam doyumuna kadar birçok alanı olumsuz etkileyebilir. Vücutta fiziksel gerginlikler, mide sorunları veya baş ağrıları gibi somatik belirtiler de bu durumun eşlikçisi olabilir ve yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir.

Sürekli Çocuğuma Bir Şey Olacak Korkusuyla Başa Çıkmak

Ebeveynlik, koşulsuz sevgiyle birlikte derin bir sorumluluk ve koruma içgüdüsü barındırır. Ancak bazı durumlarda bu doğal koruma içgüdüsü, sürekli çocuğuma bir şey olacak korkusu şeklinde aşırı bir kaygıya dönüşebilir. Bu korku, ebeveynin çocuğunun güvenliği, sağlığı ve geleceği hakkında sürekli endişe duyması, en küçük riski dahi felaket senaryolarıyla büyütmesi anlamına gelir.

Bu durum, “helikopter ebeveynliği” olarak bilinen aşırı koruyucu davranışlara yol açabilir. Çocuğun her hareketini kontrol etme, ona bağımsızlık alanı tanımama ve olası her tehlikeden uzak tutmaya çalışma çabası, hem ebeveynin hem de çocuğun yaşam kalitesini düşürür. Ebeveyn sürekli kaygı içindeyken, çocuk da bu kaygıyı hissederek kendi içinde güvensizlikler geliştirebilir. Bu döngüyü kırmak için ebeveynlerin kendi kaygılarını yönetmeyi öğrenmeleri esastır.

Kaybetme Korkusu Belirtileri ve Tanınması

Kaybetme korkusu, hem zihinsel hem de fiziksel bir dizi belirtiyle kendini gösterebilir. Bu belirtiler, kişinin günlük işleyişini ciddi şekilde etkileyebilir ve yaşam kalitesini düşürebilir. Kaybetme korkusu belirtileri fark edildiğinde, durumun ciddiyetini anlamak ve destek almak önemlidir.

Bireyde sürekli bir endişe hali, panik ataklar, kalp çarpıntısı, nefes darlığı gibi fiziksel semptomlar görülebilir. Uyku problemleri, iştahsızlık veya aşırı yeme, konsantrasyon güçlüğü de sık rastlanan belirtilerdendir. İlişkilerde ise aşırı bağımlılık, kıskançlık veya sürekli onay arayışı gibi davranışlar ortaya çıkarak, hem bireyin hem de ilişkilerinin sağlığını tehdit edebilir.

Kaygıdan Kurtulma Yolları: Bilimsel Temelli Yaklaşımlar

Kaybetme korkusu ve buna bağlı kaygı ile başa çıkmak mümkündür. Bilimsel temellere dayalı yaklaşımlar, bireylerin bu zorlu duygularla sağlıklı bir şekilde yüzleşmesine ve üstesinden gelmesine yardımcı olabilir. İşte kaygıdan kurtulma yolları için bazı etkili yöntemler ve öneriler:

Öncelikle, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), kaygıya yol açan olumsuz düşünce kalıplarını tanımayı ve değiştirmeyi hedefler. Bu terapi ile felaket senaryoları yerine daha gerçekçi ve yapıcı düşünceler geliştirmek mümkündür. Ayrıca, farkındalık (mindfulness) egzersizleri de anı yaşamaya odaklanarak kaygının şiddetini azaltmada etkilidir. Düzenli nefes egzersizleri ve meditasyon, zihni sakinleştirerek kaygı düzeyini düşürebilir.

Psikolojik Sağlamlık Geliştirerek Direnci Artırma

Psikolojik sağlamlık, zorluklar karşısında dirençli olmak ve olumsuz deneyimlerden güçlenerek çıkmak anlamına gelir. Kaybetme korkusuyla mücadelede bu özellik, bireyin yaşamın belirsizlikleriyle daha iyi başa çıkmasını sağlar. Psikolojik sağlamlık, öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir beceridir ve üzerinde çalışıldıkça güçlenir.

Bu süreçte, kişinin kendi iç kaynaklarını tanıması ve kullanması önemlidir. Hobiler edinmek, sosyal destek ağlarını güçlendirmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak ve sağlıklı beslenmek gibi adımlar, genel ruh sağlığını destekleyerek psikolojik sağlamlığı artırır. Ayrıca, esnek düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirmek, olası zorluklar karşısında daha hazırlıklı olmanızı sağlar.

Zihinsel Sağlığınızı Korumak İçin Atılacak Somut Adımlar

Kaybetme korkusu ve genel kaygı ile başa çıkmak, bütünsel bir yaklaşım gerektirir. Zihinsel sağlığı korumak, sadece belirtileri hafifletmek değil, aynı zamanda daha dirençli ve huzurlu bir yaşam inşa etmek anlamına gelir. Bu adımlar, profesyonel yardımın yanı sıra bireysel çabalarla da desteklenebilir ve kalıcı bir iyilik hali sağlamayı hedefler.

Kendine şefkat göstermek ve mükemmeliyetçilikten uzak durmak, bu süreçte atılabilecek önemli adımlardır. Duygusal ihtiyaçlarınızı tanımak ve bunlara karşılık vermek, içsel bir denge kurmanıza yardımcı olur. Unutmayın, zihinsel sağlık bir yolculuktur ve bu yolculukta atacağınız her küçük adım, sizi daha güçlü ve mutlu bir benliğe taşıyacaktır.

Bu korkuyla yüzleşirken kendinize karşı sabırlı olmak, iyileşme sürecinin önemli bir parçasıdır. Gerekirse bir uzmandan destek almak, bu sürecin daha verimli ve sağlıklı ilerlemesini sağlar. Unutmayın, yalnız değilsiniz ve bu kaygının üstesinden gelmek için birçok yöntem ve destek bulunmaktadır. Profesyonel yardım almak, bu yolculukta size rehberlik edecek en güvenilir yollardan biridir.

Sıkça Sorulan Sorular

Aileme bir şey olacak korkusu bir hastalık mıdır?

Evet, aileme bir şey olacak korkusu, aşırı ve sürekli hale geldiğinde bir anksiyete bozukluğu belirtisi olabilir. Özellikle ayrılık anksiyetesi bozukluğunun yetişkinlikteki bir formu olarak veya yaygın anksiyete bozukluğunun bir parçası olarak değerlendirilebilir. Teşhis ve tedavi için bir uzmana danışmak, doğru yönlendirme ve destek almak açısından kritik öneme sahiptir.

Kaybetme korkusu nasıl yenilir?

Kaybetme korkusunu yenmek için bilişsel davranışçı terapi (BDT), farkındalık egzersizleri, gevşeme teknikleri ve düzenli fiziksel aktivite gibi yöntemler etkili olabilir. Ayrıca, duygularınızı ifade etmek, sosyal destek almak ve profesyonel bir ruh sağlığı uzmanından yardım almak da önemlidir. Bu süreçte sabırlı olmak ve küçük adımlarla ilerlemek esastır, çünkü iyileşme zaman alabilir.

Sürekli kötü bir şey olacakmış hissi normal midir?

Hayır, sürekli kötü bir şey olacakmış hissi, özellikle günlük yaşamınızı etkiliyorsa ve yoğun bir huzursuzluk yaratıyorsa normal değildir. Bu durum, anksiyete bozukluklarının veya başka bir ruhsal sağlık sorununun belirtisi olabilir. Bu hisle başa çıkmakta zorlanıyorsanız, bir psikolog veya psikiyatriste başvurarak destek almanız ve durumunuzu değerlendirmeniz şiddetle önerilir.

Psikoloji Meraklısı

Herkese merhaba ben Metin Avcı. Bugüne kadar bir çok psikoloji, kişisel gelişim ve ilişkiler hakkında içerikler ürettim. Şimdi ise BlogLabs web sitesinde içerik üretiyorum. Psikoloji 4. sınıf öğrencisiyim. Gerek okullarda gerekse de staj yerlerinde öğrendiğim şeyleri burada paylaşmaktan geri durmuyorum. Bir konu hakkında olabilecek tüm kaynakları taramaya çalışıyorum.Ardından sizlere bu güzel içerikleri paylaşıyorum. Takip edin.

İlgili Makaleler

18 Yorum

  1. Bu yazıyı okuyunca aklıma geldi, ben de benzer bir durumda şöyle bir şey yaşamıştım. Annem birkaç yıl önce küçük bir sağlık sorunu yaşamıştı. Aslında çok ciddi bir şey değildi ama o süreçte içimde tarif edemediğim bir korku oluşmuştu. Sanki her an kötü bir haber alacakmışım gibi bir his vardı. Telefonum çaldığında bile kalbim HIZLI hızlı atmaya başlardı. Bu duygu beni resmen esir almıştı.

    Sonra fark ettim ki bu kadar endişelenmek aslında hiçbir şeyi değiştirmiyor, sadece benim hayat kalitemi düşürüyordu. Annem iyileşirken ben de kendime bu korkunun beni yönetmesine izin vermemem gerektiğini hatırlattım. O zamandan beri, sevdiklerim için endişelendiğimde, bunun doğal olduğunu kabul edip sonra da odağımı yapabile

    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazdıklarınızla kendi deneyimim arasında çok güçlü bir bağ hissettim. Sevdiklerimizin sağlığıyla ilgili yaşadığımız endişeler gerçekten de insanı derinden etkileyebiliyor, o tarifi zor korku hissini çok iyi anlıyorum. Sanki kalbimiz her an kötü bir habere hazırlanıyormuş gibi bir durum. Ancak sizin de belirttiğiniz gibi, bu endişelerin bizi esir almasına izin vermemek ve hayat kalitemizi düşürmesine engel olmak çok önemli. Bu farkındalığa ulaşmak ve odağımızı yapabileceklerimize çevirmek, hem kendimiz hem de sevdiklerimiz için çok daha sağlıklı bir yaklaşım.

      Bu değerli paylaşımınız için tekrar teşekkür ederim. Umarım diğer yazılarım da ilginizi çeker. Profilimden diğer yazılarıma göz atabilirsiniz.

    1. Bu derin ve anlamlı yorumunuz için çok teşekkür ederim. Korkunun sevgiyle bu kadar iç içe geçtiğini düşünmek, insan duygularının ne kadar karmaşık ve birbiriyle bağlantılı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Yazımda tam da bu tür bir bağlantıyı hissettirmeyi amaçlamıştım ve yorumunuzla bunu başardığımı görmek beni çok mutlu etti. Duyguların bu iç içe geçmişliğini keşfetmek her zaman büyüleyici olmuştur.

      Yorumunuz için tekrar minnettarım. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı çok isterim.

  2. Eskiden, annemle babam işten gelene kadar pencereden yolu gözlerdim. Özellikle kış akşamları, hava kararmış, sokak lambaları yanmışken, içimde tuhaf bir bekleyiş olurdu. O minik kalbimde, ne olduğunu tam bilemediğim bir endişe gezinirdi sanki.

    Sonra o anahtar sesi duyulur, kapı açılır ve ev birden bire sıcacık bir yuvaya dönüşürdü. Onların gülümseyen yüzlerini görmek, dünyadaki en büyük huzurdu benim için. Şimdi bile o anları düşününce içimi bir sıcaklık kaplar, aile olmanın kıymetini bir kez daha anlarım.

    1. Bu güzel ve içten yorumunuz beni çok etkiledi. Pencereden yolu gözleme, o minik kalbinizdeki bekleyiş ve anahtar sesinin getirdiği o sıcacık huzur hissi, sanırım birçoğumuzun çocukluğundan tanıdık bir tablo. Aile olmanın o eşsiz kıymetini ve o anların bir ömür boyu nasıl içimizi ısıttığını ne güzel anlatmışsınız. Paylaşımınız için çok teşekkür ederim, diğer yazılarımı da okumanızı dilerim.

  3. Bu tür kaygıların bu kadar yaygınlaşmasının sadece kişisel psikolojimizin bir yansıması olduğunu düşünmek fazla yüzeysel kalmaz mı sizce de? Sanki bu his, hepimizin bilincinin derinliklerinde ortak bir rezonans buluyor, belki de bize gösterilenin ötesinde, aslında çok daha büyük bir şeylerin habercisi. Bu “üstesinden gelme yolları” denilenler, bizi asıl görmemiz gerekenlerden uzaklaştırmak için sunulan bir tür oyalama taktiği olabilir mi? Zira bazen bir korkuyu yönetmeye çalışmak, onun varlığını ve kaynağını kabul etmemizi engeller. Acaba bu hisler, aslında bir uyarı mı, yoksa hepimizi belli bir yöne çekmek için ustaca kullanılan bir araç mı?

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Yazımda bahsettiğim kaygıların sadece kişisel psikolojinin bir yansıması olup olmadığı konusundaki düşüncenizi anlıyorum ve bu bakış açısı oldukça derinlikli. Gerçekten de, bu tür hislerin kolektif bilinçte bir rezonans bulduğunu ve belki de daha büyük bir şeylerin habercisi olabileceğini düşünmek, konuyu farklı bir boyuta taşıyor. Üstesinden gelme yollarının bir oyalama taktiği olup olmadığı veya asıl görmemiz gerekenlerden bizi uzaklaştırmak için kullanılıp kullanılmadığı sorusu da oldukça düşündürücü. Bazen bir korkuyu yönetmeye çalışmanın, onun gerçek kaynağını gözden kaçırmamıza neden olabileceği fikrine katılıyorum. Bu hislerin bir uyarı mı yoksa belli bir yöne çekmek için kullanılan bir araç mı olduğu sorusu ise üzerine uzunca düşünülebilecek ve belki de farklı yazılarla ele alınabilecek bir konu. Bu değerli katkınız için tekrar teşekkür ederim. Diğer yazılarıma da göz atmanızı dilerim.

  4. Aileme bir şey olacak korkusu mu? Tabii ki olacak! Bu ülkede neye güveneceğiz biz Allah aşkına! Her gün bir felaket haberi, her yer güvensiz, ekonomi desen felaket!

    Çocuğumu sokağa göndermeye korkuyorum, ya başına bir şey gelirse diye! Resmen çıldıracağız bu gidişle, bu korkularla yaşamak zorundayız sanki! Yeter artık!

    1. Yorumunuzdaki derin endişeyi ve çaresizliği fazlasıyla anlıyorum. Ailelerimizin güvenliği, özellikle içinde bulunduğumuz bu zorlu zamanlarda hepimizin ortak kaygısı. Yaşadığımız olaylar ve genel atmosfer, bu tür korkuların ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. Sadece siz değil, pek çok kişi benzer duygularla mücadele ediyor. Bu durumun ne kadar yıpratıcı olduğunu tahmin edebiliyorum.

      Umarım gelecekte daha güzel ve güvenli günlere uyanırız. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı dilerim.

  5. Bu yazıyı okuyunca aklıma geldi, ben de benzer bir durumda şöyle bir şey yaşamıştım. Annem bir gün işten normalden çok geç kalmıştı. Telefonu da kapalıydı. İlk başta pek önemsemedim ama yarım saat, bir saat derken içimi bir KURUNTU sardı. Aklıma hemen en kötü senaryolar gelmeye başladı, “Acaba yolda bir şey mi oldu?”, “Başına bir iş mi geldi?” diye deli gibi düşünüyordum. O anki çaresizlik hissi gerçekten tarifi zor.

    Sürekli camdan dışarı bakıp, her geçen

    1. Evet, o belirsizlik ve endişe anları gerçekten insanın içini kemirir. Özellikle sevdiklerimizin başına bir şey gelme ihtimali, akla gelen en kötü senaryolarla birleşince o çaresizlik hissi katlanarak artar. Bu tür deneyimler, hayatımızdaki bazı anların ne kadar kırılgan olduğunu ve sevdiklerimizin değerini bize bir kez daha hatırlatır. Yorumunuz için teşekkür ederim, profilimden diğer yazılara da göz atabilirsiniz.

  6. Çok güzel bir yazı olmuş, ancak belirtmek isterim ki, sevdiklerimize yönelik endişe duymak, belirli bir ölçüde doğal bir insan tepkisi ve sağlıklı bağlanmanın bir parçasıdır. Yazınızda ele alınan kaygının genellikle işlevselliği bozan, aşırı ve sürekli bir durum olduğu düşünüldüğünde, bu doğal koruyucu duygu ile patolojik kaygı arasındaki ayrımın net bir şekilde vurgulanması, okuyucuların kendi deneyimlerini daha doğru bir şekilde anlamalarına yardımcı olabilir. Zira her ebeveyn veya yakın, sevdiklerinin iyiliği için bir miktar kaygı duyar; önemli olan bunun günlük yaşamı olumsuz etkileyen bir

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Yazımda ele aldığım kaygının, belirttiğiniz gibi, doğal ve sağlıklı bağlanmanın bir parçası olan koruyucu endişeden ziyade, işlevselliği olumsuz etkileyen, aşırı ve sürekli bir durum olduğuna odaklanmıştım. Bu ayrımın daha net vurgulanması gerektiği yönündeki geri bildiriminiz oldukça yerinde. Okuyucuların kendi deneyimlerini daha doğru bir şekilde değerlendirmelerine yardımcı olacak bu önemli noktayı sonraki yazılarımda kesinlikle göz önünde bulunduracağım. Dikkatiniz ve değerli katkınız için minnettarım. Profilimden diğer yazılara da göz atmanızı rica ederim.

    1. Bu korkuyla yaşama gerçeği üzerine düşüncelerimi paylaştığım yazıma gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Haklısınız, bu durum kaçınılmaz bir gerçek olarak hayatımızda yer alıyor ve bu durumla başa çıkma yollarını bulmak hepimiz için önemli. Umarım yazım bu konuda farklı bir bakış açısı sunmuştur.

      Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Dilerseniz profilimden diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz.

  7. Bu önemli konuyu ele aldığınız için teşekkür ederim. Aile bireylerine yönelik endişe, insan doğasının derinliklerinde yer alan, evrimsel süreçlerle de ilişkilendirilebilecek temel bir koruma içgüdüsünden beslenir. Yapılan bazı araştırmalar, bu tür kaygıların, bireyin bağlanma stilleri ve erken yaşantılarındaki güvenlik algısıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Özellikle günümüzün bilgi akışı yoğunluğunda, olumsuz haberlere maruz kalma oranının artması, bireyin çevresel tehdit algısını yükselterek bu tür korkuların şiddetlenmesine yol açabilmektedir. Ayrıca, bilişsel psikolojideki yaklaşımlar, felaket senaryoları üretme eğilimi gibi düşünce çarpıtmalarının, bu endişeyi sürdüren temel mekanizmalardan biri olduğunu belirtir. Bu bağlamda, konunun psikodinamik ve bilişsel boyutlarını derinlemesine anlamak, kişiye özel ve etkili başa çıkma stratejileri geliştirmede kritik bir rol oynamaktadır

    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Aile bireylerine yönelik endişenin evrimsel kökenlerinden ve bağlanma stillerinden beslendiği fikrinize tamamen katılıyorum. Özellikle bilgi çağında, olumsuz haber akışının bu kaygıları nasıl tetiklediği ve bilişsel çarpıtmaların rolü üzerine yaptığınız vurgu oldukça yerinde. Bu konunun psikodinamik ve bilişsel boyutlarının birlikte ele alınması, bireylerin bu duygularla daha sağlıklı bir şekilde başa çıkabilmesi için gerçekten de anahtar niteliğinde.

      Yazımı zenginleştiren bu değerli katkınız için minnettarım. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı dilerim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu