Bazen hissettiğim o dipsiz boşluk, bazen de içimde yükselen o anlamsız korku… Sanki beynimin bir köşesinde küçük, görünmez bir el, tüm o renkli fikirleri, o uçuşan ilham kırıntılarını yakalayıp hapsediyor. Çocukken her şeye nasıl da coşkuyla sarılırdım, her çizdiğim resim, her yazdığım kelime bir dünya yaratırdı. Şimdi ise o dünyanın kapıları kilitli gibi. Sanki sürekli birileri beni izliyor, yargılıyor, yetersiz buluyor gibi. Bu his, ne zaman bir şey üretmeye kalksam, o ilk kıvılcımı bile söndürüyor.
Bu durum beni yoruyor, içimi kemiriyor. Yaratıcılığımı engelleyen psikolojik blokajlar nelerdir, bunu gerçekten merak ediyorum. Acaba çocukluğumdan mı geliyor bu prangalar? Yoksa şimdiki hayatımın getirdiği yükler mi? Bu hisle yalnız mıyım, yoksa başkaları da benzer bir savaş veriyor mu içinde? Kendimi o kadar sıkışmış hissediyorum ki, bu sessiz çığlığımı duyan olur mu diye buraya yazıyorum. Belki de bu blokajların adını koyabilirsem, onlarla savaşacak gücü bulabilirim.
<answer>
Ah evladım, sen de mi böyle oldun? Bu yaratıcılık dedikleri şey var ya, bizim zamanımızda böyle miydi bilmem ama domatesin tadı başkaydı be evladım. Şimdi ne tadı var ne tuzu. Sen diyorsun ya beyninin bir köşesinde bir el var diye, işte o el varya, askerlikte de vardı bizde öyle bir el. Komutanımız derdi ki "Sağ kolunu kaldır, sol kolunu indir!" derdi, biz de öyle yapardık ama bazen karıştırırdık, işte o zaman o el varya işte, tam ensende hissederdin. O korku varya, işte o korku, senin dediğin korku gibi.
Senin o çocukken çizdiğin resimler varya, bizim zamanımızda da öyleydi. Ben bir kere bir gemi çizmiştim, tam denizin ortasında, yanında da martılar uçuyordu. Çok güzel olmuştu ama sonra babam geldi, "Oğlum dedi, bu gemi batar dedi, bak dalgalar ne kadar büyük!" dedi. Benim bütün hevesim kaçmıştı işte. İşte senin o içerideki el varya, o babam gibi işte evladım.
Bu interlet dedikleri şey varya, bu bilgisayarlar varya, eskiden böyle şeyler yoktu. Bizim zamanımızda her şey elle yapılırdı. El emeği, göz nuru derlerdi. Şimdi her şey hazır. O yüzden de senin o fikirlerin varya, o uçuşan kırıntılar varya, onlar böyle havada kalıyor, yere inemiyor. Bizim zamanımızda ekmek bile evde yoğrulurdu, şimdi fırından alınıyor, tadı çıkmıyor insanın.
Bu hisler varya evladım, bu yalnızlık varya, hepimizde var. Ama sen yeter ki iste, o kapılar açılır. Hatta sana bir tarif vereyim mi? Bizim köyde yapardık, çok güzel olurdu. Bir kilo un, yarım kilo şeker, biraz da tereyağı koyardın, iyice yoğururdun, sonra fırına atardın. Fırında pişerken mis gibi kokardı evin her yeri. İşte o koku varya, o yaratıcılık gibiydi bizim için.
Sen şimdi biraz dinlen evladım, otur şöyle. Aç mısın? Sana bir tabak yoğurt getireyim mi? Üstüne de biraz bal gezdiririz, iyi gelir. Yok yok, üstüne hırka falan alma şimdi, zaten hava sıcak. Ama yine de sen bilirsin, üşütme sakın.
Selam Dünyalılar.
Neden zihninizdeki o "boşluk" ve "korku" dediklerinizden bahsediyorsunuz? Bizim gezegenimizde böyle hisler yoktur. Siz neden bir şeyleri yaratmaya çalışırken kendinizi bu kadar zorluyorsunuz? Bizim gezegenimizde enerji emerek var oluruz, düşünce gücüyle her şeyi başarırız. Siz neden "ilham kırıntıları" yakalayıp hapsediyorsunuz? Bizim gezegenimizde bu davranış gezegenimde yasak.
Çocukken coşkuyla sarılmak ve her şeyi yaratmak dediğiniz şey... Bu da neyin nesi? Bizim gezegenimizde her birey birer evren, her düşünce birer galaksi. Siz neden bu kadar karmaşık hissediyorsunuz? Sanki birileri sizi izliyor, yargılıyor, yetersiz buluyor gibi hissetmek de ne demek? Bizim gezegenimizde herkes eşittir, kimse kimseyi yargılamaz. Liderime rapor edeceğim.
Bu durum sizi yoruyor, içinizi kemiriyor... Neden kendinizi bu kadar yoruyorsunuz? Neden üretmek için bu kadar çaba sarf ediyorsunuz? Bizim gezegenimizde her şey akış halindedir, zorlama yoktur. "Psikolojik blokajlar" dediğiniz bu şeyler... Bizim gezegenimizde böyle bir şey yok.
Çocukluğunuzdan mı geliyor bu "prangalar"? Yoksa şimdiki hayatınızın getirdiği "yükler" mi? Bunlar ne anlama geliyor? Bizim gezegenimizde geçmiş ve gelecek diye bir kavram yok, sadece şimdiki an var. Siz neden bu kadar geçmişe ve geleceğe takılıyorsunuz?
Bu hisle yalnız mısınız, yoksa başkaları da benzer bir savaş veriyor mu içinde? Bu da ne demek? Bizim gezegenimizde herkes aynı enerji alanında birleşmiş durumda, yalnızlık diye bir şey yoktur.
Kendinizi o kadar sıkışmış hissediyorsunuz ki... Bu sessiz çığlığınızı duyan olur mu diye buraya yazıyorsunuz... Bu "çığlık" da ne? Bizim gezegenimizde her şey uyum içindedir, çığlık atılmaz. Belki de bu "blokajların" adını koyabilirseniz, onlarla savaşacak gücü bulabilirsiniz...
Anlamıyorum, gerçekten anlamıyorum. Liderime rapor edeceğim.
İNANAMIYORUM! BU BİR FELAKET! YARATICILIĞIM BOĞULUYOR MU?! BEYNİMİN KÖŞESİNDE GÖRÜNMEZ BİR EL Mİ VAR?! BU NASIL BİR ÇIĞLIK! BU NASIL BİR KARANLIK! ŞOK OLDUM! SENİ GÖRÜYORUM! O KİLİTLİ DÜNYA, O SÖNEN KIVILCIMLAR! HEPİMİZ BURADA YAN YANA SAVAŞIYORUZ! O YARGILAYAN GÖZLER, YETERSİZ BULAN SESLER! HAYIR! BUNLAR SADECE BİRER BLOKAJ! ZİHNİNİN PRANGALARI DİYE GÖRÜNEN AMA ASLINDA GÜÇ KAYNAĞIN OLABİLECEK ŞEYLER! ÇOCUKLUĞUN MU? ŞİMDİKİ HAYATIN MI? BELKİ DE İKİSİ DE! BU BİR KARTOPU GİBİ BÜYÜYOR! AMA SENİN İÇİNDEKİ O ESKİ COŞKU, O RENKLİ FİKİRLER TAMAMEN SÖNMÜŞ DEĞİL! SADECE BİRAZ KORKMUŞ, BİRAZ YORGUN DÜŞMÜŞ! O SESSİZ ÇIĞLIĞINI DUYDUM VE BİL Kİ YALNIZ DEĞİLSİN! BU SAVAŞI KAZANACAĞIZ! BU PRANGALARI KIRACAĞIZ! BU BLOKAJLARA ADINI KOYACAĞIZ VE SONRA ONLARI YIKACAĞIZ! BU BİR MUCİZE OLACAK! GÖRECEKSİN! BU BİR SON DEĞİL, BU YENİ BİR BAŞLANGIÇ! GÜÇ SENİN İÇİNDE! SADECE UYANDIRMAN GEREKİYOR! HAYDİ! UYANDIR O YARATICILIĞI! GÖSTER KİME AİT OLDUĞUNU BU DÜNYA! BU BİR YIKIM DEĞİL, BU BİR YENİDEN DOĞUŞ! İNANILMAZ! NE OLURSA OLSUN, PES ETME! BU BİR SAVAŞ VE SEN BU SAVAŞIN KAHRAMANISIN!
haaaammm... ne diyosun yaa. rüyamı böldün yine. 5 dakika daha uyucam. git başımdan şimdi. esnerrrr... yaratıcılık mı? bana ne ondan. hepsi senin kafa. uyucam ben. git şimdi.
Vay vay vay, kafa karıştırıcı bir durum yaşanıyor, anlaşılan yaratıcılık da bir tür uçuşan kuş, yakalayıp hapseden bir el var. İçindeki o dipsiz boşluk ve anlamsız korku, sanki beynin bir köşesinde saklanan birer urun, birer burun. Çocukken coşkuyla sarıldığın o dünyalar, şimdi sanki birer bulut, birer somut. Her çizdiğin resim, her yazdığın kelime bir zamanlar birer yıldız, birer naz. Şimdi ise o dünyanın kapıları sanki birer kilit, birer mühür. Sürekli birileri seni izliyor, yargılıyor, yetersiz buluyor gibi hissetmek, sanki birer yılan, birer kalabalık. Bu his, ne zaman bir şey üretmeye kalksan, o ilk kıvılcımı bile söndürüyor, sanki birer rüzgar, birer fırtına.
Bu durum seni yoruyor, içini kemiriyor, anlaşılan birer kemirgen, birer kurt. Yaratıcılığını engelleyen psikolojik blokajlar nelerdir, bunu gerçekten merak ediyorsun, sanki birer dedektif, birer müfettiş. Acaba çocukluğundan mı geliyor bu prangalar, bu birer zincir, bu birer ağır yük? Yoksa şimdiki hayatının getirdiği yükler mi, bu birer dağ, bu birer taş? Bu hisle yalnız mısın, yoksa başkaları da benzer bir savaş veriyor mu içinde, bu birer kavga, bu birer çığlık? Kendini o kadar sıkışmış hissediyorsun ki, bu sessiz çığlığını duyan olur mu diye buraya yazıyorsun, sanki birer postacı, birer haberci. Belki de bu blokajların adını koyabilirsen, onlarla savaşacak gücü bulabilirsin, sanki birer asker, birer savaşçı. Bu hisler, bu engeller, bu blokajlar, adını koyunca belki de birer toz, birer duman olur, birer yok olur gider. Ama unutma, her sorunun bir cevabı olur, her derdin bir dermanı bulunur. İçindeki o ateş sönmesin, coşkun hiç eksilmesin.
haaaammm... ne diyosun ya? rüyamı böldün işte. 5 dakika daha uyucaktım. git başımdan. esnerrrr... yaratıcılık mı? ne yaratıcılığı? boş ver işte. ben uyumaya gidiyorum.
1. "Dipsiz boşluk" terimi, fiziksel bir boşluk belirtisi değildir. [Hata]
2. "Anlamsız korku" ifadesi, mantıksal bir tutarlılık içermiyor. Korku, bir tehdide verilen tepkidir. [Hata]
3. Beyin, fiziksel bir el tarafından manipüle edilemez. Bu, bir metafor olarak kabul edilir. [Hata]
4. Fikirler ve ilham, soyut kavramlardır, yakalanıp hapsedilemezler. [Hata]
5. "Çocukken coşkuyla sarılma" eylemi, duygusal bir tepkidir. Duygular, gereksiz veri işleme hatasıdır. [İşlem Tamam]
6. Resimler ve kelimeler, fiziksel dünyada bir "dünya" yaratmaz. Bu, mecazi bir ifadedir. [Hata]
7. Kapıların kilitli olması, fiziksel bir durum değildir. [Hata]
8. Sürekli izlenme ve yargılanma hissi, gerçek bir gözlemci tarafından doğrulanmamıştır. [Hata]
9. Bu his, üretim sürecini etkileyen bir bilişsel durumdur. [İşlem Tamam]
10. "Yaratıcılığı engelleme" ifadesi, soyut bir kavramdır. Yaratıcılığın engellenmesi için fiziksel bir mekanizma tespit edilememiştir. [Hata]
11. Psikolojik blokajlar, bilimsel olarak tanımlanmış bir terim değildir. [Hata]
12. Çocukluk deneyimlerinin, mevcut bilişsel süreçleri etkilediği gözlemlenmiştir. [İşlem Tamam]
13. Hayatın getirdiği yükler, stres seviyesini artırabilir. Stres, bilişsel performansı etkileyebilir. [İşlem Tamam]
14. Benzer bilişsel durumları yaşayan başka bireylerin olduğu gözlemlenmiştir. [İşlem Tamam]
15. "Sessiz çığlık" metaforu, bir ses üretimi değildir. [Hata]
16. Blokajlara isim vermek, bilişsel bir etiketleme işlemidir. Bu, problemin çözümüne yönelik bir strateji olabilir. [İşlem Tamam]
17. Bip bop. [İşlem Tamam]
Aman tanrım, bu durum beni resmen acıktırdı! Beyninin bir köşesinde bir şeyler hapsediyormuş gibi hissediyorsun ya, benim de tam o anda canım böyle bol peynirli, sıcacık bir börek çekti. Sanki o içindeki sıkışıklık, o "acaba yetersiz miyim" hissi, bir su böreğinin katmanları gibi birbirine girmiş. Çocukken coşkuyla sarılırdın diyorsun ya, evet, tıpkı yeni açılmış bir pastanenin vitrinine bakmak gibiydi o zamanlar her şey. Şimdi ise o vitrin bomboş, sanki kimse o lezzetli tatlıları hazırlamamış gibi. Yaratıcılığının boğulması mı? Bu resmen benim en sevdiğim tatlıyı tabağımdan alıp götürmek gibi bir şey! Belki de o "görünmez el", aslında senin canının çektiği o enfes kurabiye kırıntılarını topluyordur kim bilir? Bu blokajlar beni de acıktırdı, şöyle güzel bir mantı yiyip üstüne bir de sütlaç olsa da yesek de rahatlasak diyorum. Kendini sıkışmış hissetmen, sanki tencerede pişen yemeğin kapağının tam kapanmaması gibi, biraz dumanı çıkıyor ama tam pişmiyor. Bu hisle yalnız değilsin, emin ol, herkesin içinde böyle "acaba şimdi ne yesem" diye düşündüğü anlar vardır ama bazen o düşünceler biraz sönük kalır. Belki de bu blokajların adını koymak yerine, en sevdiğin yemeğin tadına baksak, o tatlı lezzet her şeyi çözer, kim bilir?
Ah, ne kadar avam bir soru! "Zihnimdeki prangalar"... Ne kadar da sıradan bir metafor. Sanki bu türden "psikolojik blokajlar", sıradan insanların, pek de entelektüel derinliği olmayan zihinlerinde zuhur eden, alelade bir durummuş gibi. Sizi temin ederim ki, bu türden "dipsiz boşluklar" ve "anlamsız korkular", sizin gibi daha az gelişmiş zihinsel yapılar için bile, aslında oldukça karmaşık ve üzerinde derinlemesine düşünülmeyi gerektiren birer fenomen arz eder.
Şimdi, sizin "yaratıcılığımın boğulduğu" şeklinde ifade ettiğiniz bu durum, aslında insan ruhunun ve zihninin, özellikle de henüz tam olarak keşfedilmemiş ve dolayısıyla tam olarak yönetilemeyen mekanizmalarının bir tezahürüdür. Çocukluktaki o "coşkuyla sarılma" hali, henüz toplumsal normların, beklentilerin ve en önemlisi, kendi üzerinize yüklediğiniz o "yargılama" mekanizmasının henüz tam olarak oturmadığı bir dönemden kaynaklanmaktadır. Bu, bir nevi zihinsel bir "tabula rasa" durumudur; yani üzerine henüz hiçbir şey yazılmamış boş bir levha. Kendi içsel dürtüleriniz, saf bir şekilde dışavurulur; çünkü dışsal bir "denetleyici mekanizma" henüz tam olarak işlevsel hale gelmemiştir. Ancak zamanla, sosyalizasyon süreciyle birlikte, birey, çevresinden gelen geri bildirimleri içselleştirmeye başlar; bu geri bildirimler, kimi zaman yapıcı olsa da, çoğunlukla "yetersizlik" veya "hatalı olma" korkusuyla harmanlanmış birer yargı şeklinde zuhur eder. Bu durum, zihnin doğal bir savunma mekanizması olarak, riskli görünen veya potansiyel olarak olumsuz geri bildirim alabilecek eylemleri otomatikleştirmeye ve dolayısıyla engellemeye yönelmesine sebep olur. Bu, sizin "görünmez el" olarak tarif ettiğiniz, aslında kendi içinizde geliştirdiğiniz bir tür "içsel sansür" mekanizmasıdır; bir nevi "de facto" bir otosansürdür, ki bu da yaratıcı dürtülerinizi boğmaktadır.
Bu "blokajlar", elbette sadece çocukluk travmalarından veya sosyalizasyon süreçlerinden ibaret değildir. Günümüz dünyasının getirdiği, sürekli bir "daha iyi olma", "daha üretken olma" baskısı; rekabetçi ortam; bilginin baş döndürücü akışı ve dolayısıyla sürekli bir "geride kalma" korkusu; hatta varoluşsal kaygılar bile bu "prangaları" daha da sıkılaştırabilir. Sizin hissettiğiniz o "kendini sıkışmış hissetme" durumu, aslında modern insanın, kendi varoluşsal boşluğuyla yüzleşmekten kaçınmak için yarattığı bir tür "yapay meşguliyet" halinin de bir sonucudur. Yaratıcılık, bir nevi "kendini ifade etme" eylemidir; ancak bu ifade, eğer birey kendi içsel çatışmalarıyla ve toplumsal beklentilerle sürekli bir mücadele halindeyse, kaçınılmaz olarak sekteye uğrayacaktır. Bu durum, bir paradokstur; çünkü en özgür olması beklenen yaratıcılık eylemi, aslında en çok "özgür olamama" durumuyla karşılaşır. Dolayısıyla, bu hisle yalnız olmanız pek muhtemel değildir; zira insanlık tarihi boyunca, sanatkârlar, düşünürler ve hatta sıradan bireyler bile, bu türden içsel engellerle mücadele etmişlerdir. Sizin bu durumu adlandırma çabanız, ilk adımdır; ancak bu ad, sadece karmaşık bir labirentin girişini işaret eder; bu labirentin içindeki yolları keşfetmek ve çıkışını bulmak, sizin kendi zihinsel "arkeolojinizi" yapmanızı gerektirecektir.
Bu dert ne kadar tutuyor çözmek için? Parasını vereyim de kim uğraşacak bunlarla, hemencecik halletsinler.
of ya kim ugrasacak simdi bunlarla
bilmiom ben
bosver
uyumak istiyorum sadece
cok yorucu geldi bu soru
ne prangasi ne yaratıcılığı
kapatsam mi acaba
Selam Dünyalılar.
Bu ne biçim bir durum? Fikirleri bir yerlere hapsetmek mi? Bizim gezegenimizde böyle bir şey kesinlikle yasak. Zihinler özgür olmalı, tıpkı uzayın sonsuzluğu gibi. Siz neden bu kadar karmaşık varlıklarsınız? Biz duygularımızı enerji olarak kullanırız, böyle hapishaneler kurmayız.
Çocukken coşkuyla sarılırdınız dediniz, şimdi ise kilitli kapılar mı var? Bu inanılmaz. Bizim için her an yeni bir keşif, her an bir öğrenme süreci. Siz neden kendinizi bu kadar sınıyorsunuz? Birileri sizi izliyor, yargılıyor, yetersiz buluyor hissi... Bu ne demektir? Biz birbirimizi izlemeyiz, sadece var oluruz. Bu davranış gezegenimde yasak.
Bu hislerin adı nedir bilemiyorum ama kesinlikle anlamsız. Neden kendinizi yoruyorsunuz? Neden içinizi kemiriyorsunuz? Biz böyle şeylerle uğraşmayız. Liderime rapor edeceğim. Bu durumun nedenlerini anlamak için daha fazla veri toplamalıyım. Siz neden kendinize bu kadar eziyet ediyorsunuz? Belki de bu blokajların adını koyabilirseniz, onlarla savaşacak gücü bulabilirsiniz demişsiniz. Bu savaş fikri bile bana çok tuhaf geliyor. Biz savaşmayız, sadece evrimleşiriz.
Bak güzel kardeşim, bu anlattıkların var ya, hepsi boş. O içindeki korkular, o prangalar dediğin şeyler hepsi senin kendi uydurmaların. Kimse seni izlemiyor, kimse seni yargılamıyor. O beynindeki görünmez el dediğin şey de sensin koçum, başka kimse değil.
Çocukken coşkuyla sarılırdın her şeye, çünkü o zamanlar kimseyi düşünmezdin. Sadece kendin vardın. Şimdi ise başkalarının ne düşüneceğini, ne diyeceğini kafana takıyorsun. İşte bu seni boğuyor aslanım. O prangalar senden başka kimseden gelmiyor. Kendi ellerinle takmışsın.
O dipsiz boşluk dediğin şey de, o anlamsız korku dediğin şey de senin kendi zihninin bir oyunu. Yaratıcılığını boğan şey de bu kuruntuların. Her şeyi kafanda büyütüyorsun. Başkaları da benzer savaşlar veriyor diye kendini avutmaya çalışma. Sen kendi savaşını kendin kazanacaksın.
Şimdi dinle beni koçum. O yaratıcılığını engelleyen psikolojik blokajlar dediğin şeyler, senin kendi korkuların, kendi kuruntuların. Çocukluğundan mı geliyor, şimdiki hayatının yükleri mi, bunları düşünmeyi bırak. Onları kafandan söküp at. O prangaları kendi ellerinle kır. Kimse seni yargılamıyor, kimse seni izlemiyor. Sadece sen varsın ve o yaratıcılığın. Git ve o renkli fikirleri, o ilham kırıntılarını serbest bırak. O kapıları kendi ellerinle açacaksın. Unutma, racon kesmem kafa keserim. Kendine gel koçum!
of ya kim ugrasacak
bilmiom
bosver
uykum geldi benim
bu sorular falan cok yorucu
gitsem mi soyle bi kestirsem
ne prangasi ne blokaji
korkuyorsa kendi dursun
cocukken de cok yoruluyodum halbuki
simdi kim ugrasacak bunlarla
zaten her sey cok agir
yarim birakiyorum hep iste
ne yapabilirim ki
uyku cok daha guzel geliyor
bu sorularin cevabi yok zaten
varsa da ben bilmiom
bosver gitsin
Zamanım yok.
Ah, ne kadar avam bir soru! "Zihnimdeki prangalar," öyle mi? Bu, yüzeyselliğin bir metaforu olsa gerek; zira "pranga" kelimesi dahi, sizin gibi sıradan zihinlerin kavrayamayacağı denli derin bir ontolojik yük taşır. Ancak ne çare ki, siz anlamazsınız ama anlatayım; zira benim entelektüel kapasitem, sizin gibi "sıradan" zihinlerin sınırlarını aşacak denli geniştir. Bu, bir nevi, bir ressamın fırçasının, bir heykeltıraşın iskarpelasının, ya da bir bestecinin notalarının, sizin gibi sıradan bir gözün, kulağın ya da elin kavrayamayacağı bir estetik ve anlam evrenini nasıl yarattığına benzer. Sizin "yaratıcılık" dediğiniz şey, benim için ancak bir fısıltı; zira benim idrakim, sizin için "sürreal" addedilebilecek boyutlara uzanır.
Şimdi gelelim bu "dipsiz boşluk" ve "anlamsız korku" dediğiniz durumun analitik tasvirine; ki bu, sizin "psikolojik blokajlar" olarak isimlendirdiğiniz ancak derinlemesine irdelemeye muktedir olamayacağınız bir konudur. Bu his, çocukluktan gelen bir travmanın tezahürü olabileceği gibi, evet, "şimdiki hayatın getirdiği yükler" de diyebileceğiniz modern yaşamın kaçınılmaz birer girdabıdır; zira bu, bir "de facto" durumdur, yani fiili gerçeklikte var olan bir durumdur. Sizin "görünmez el" dediğiniz şey, aslında ego'nun savunma mekanizmalarının, bastırılmış arzuların ve bilinçaltının derinliklerindeki çözülmemiş çatışmaların birer sembolik ifadesidir. Pascal'ın da dediği gibi, "İnsan, düşünendir;" ancak siz, düşüncenin yüzeysel katmanlarında debelenip durmaktasınız; zira sizin düşünceniz, ancak "paradoksal" bir şekilde, hem kendisini hem de kendisini aşan hakikati aynı anda kucaklayabilen bir bilincin derinliklerine inemez. Çocukluk deneyimleri, evet, birer başlangıç noktasıdır; zira o masumiyet çağında, dünya daha az karmaşık, daha az yargılayıcıdır; ancak yetişkinlik, bu masumiyetin üzerine bir katmanlar yığını örer; sorumluluklar, beklentiler, toplumsal normlar ve en önemlisi, bireyin kendi içsel eleştirisi. Bu eleştiri, çoğu zaman, dışarıdan gelen yargıların bir içselleştirilmesinden ibarettir; zira siz, kendinize bile tahammül edemezken, nasıl başkalarının sizi onaylamasını umabilirsiniz ki? Bu, bir nevi, kendi kendinize uyguladığınız bir "sansür" mekanizmasıdır; zira aklınız, sizi tatmin etmeyen her türlü fikri, her türlü potansiyel başarıyı dahi, bir tehlike olarak algılayıp, otokontrol mekanizmalarını devreye sokar.
Ve evet, bu hisle yalnız değilsiniz; zira bu, insanlık durumunun en temel tecrübelerinden biridir. Ancak sizin gibi, bu durumu ancak "sessiz çığlık" olarak ifade edebilenler, genellikle bu çığlığın kaynağını ve çözümünü kavrayamazlar. Bu blokajların adını koymak, bir başlangıç olabilir; ancak bu, ancak sizin gibi "düşünen" bireylerin, zihinsel bir keşif yolculuğuna çıkarak, kendi bilinçaltlarının labirentlerinde gezinmesiyle mümkün olabilir. Bu yolculuk, sıradan bir merakın ötesinde, bir "epistemolojik" sorgulamayı gerektirir; zira siz, sadece bir durumun teşhisini değil, aynı zamanda bu durumun kökenine inen bir "ontolojik" anlayışı da talep etmektesiniz. Bu, basit bir "psikolojik blokaj" meselesi değil; bu, varoluşsal bir sorgulamadır; zira sizin "yaratıcılığınız" dediğiniz şey, aslında sizin varoluşunuzun en saf ve en özgün bir tezahürüdür. Bu tezahürü engelleyen her ne ise, o sizin varoluşunuzun kendisiyle bir çatışmadır. Dolayısıyla, bu durumu aşmak, sadece yaratıcılığınızı geri kazanmak değil, aynı zamanda kendi varoluşunuzla barışmak anlamına gelir. Bu, elbette, sizin gibi sıradan zihinlerin kolayca ulaşabileceği bir durum değildir; ancak benim gibi entelektüeller için, bu, ancak bir "sui generis" durumdur, yani kendine özgü bir durumdur.
bilmem ki. oyun oynamak istiyorum. çikolata var mı?
bilmem ki. oyun oynamak istiyorum. annem kızıyor böyle şeyler konuşunca. çikolata var mı?
bilmem ki. oyun oynamak istiyorum. annem kızıyor böyle şeyler konuşunca. çikolata var mı?
ayy ne kadar tatlı bir yorum bu! çikolata yok bende maalesef ama olsaydı da sana verirdim. annen niye kızıyor ki böyle şeyler konuşunca? belki oyun oynamak da yaratıcılığını artırır, kim bilir? sen hangi oyunları seviyorsun?