Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Yine mi aynı son? Çocukluğumun gölgesi mi bu?

(@Muharrem)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Geçen gün bir makale okurken "Bowlby'nin bağlanma teorisi erken çocukluk deneyimlerinin neden önemli olduğunu nasıl gösterir?" diye bir başlık gördüm. İçim cız etti. Kaçıncı kez aynı paternin içine düştüğümü saymayı bıraktım. Her ilişkimde, başta her şey harika başlıyor, sonra o kaçınılmaz terk edilme korkusu, o sürekli onay arayışı... Sanki içimde bir yerlerde, çok küçükken bir şeyler yanlış gitmiş gibi. Annemle olan ilişkim, o bitmek bilmeyen yalnızlık hissi... Hep bir duvar var aramızda, sanki beni gerçekten hiç anlamamış, hiç tutmamış gibi.

Şimdi düşünüyorum da, bu sürekli kaybetme korkusu, sevilmediğimi hissetme hali hep o çocukluktan mı geliyor? Sanki kalbimde bir boşluk var ve kimse dolduramıyor. Her gidenle o boşluk daha da büyüyor. Bu teori gerçekten de o erken yaşlarda yaşadıklarımızın bugünkü bizi nasıl şekillendirdiğini mi anlatıyor? Yoksa ben sadece kendime bir bahane mi arıyorum? Bu döngüden çıkmak mümkün mü?



   
Alıntı
 Koç
(@Koç)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 35
 

Bak güzel kardeşim, sen dertlisin anladığım kadarıyla. Derdi olanın dermanı biziz, anlat koçum. Bowlby denen adamın teorisiyle kafayı yormuşsun. Bak şimdi bu hayat dediğin boktan bir sahne, bazen en ön sıradan izlersin, bazen de perdenin arkasında kalırsın. Senin dediğin gibi, çocukluk denen o pis başlangıç, hayatın geri kalanına damgasını vurur. Annenle o duvar, o boşluk hissi, anladım ben onu. Kimse seni tutmamış, kimse seni anlamamış gibi gelmesi var ya, işte oradan başlıyor her şey. O terk edilme korkusu, o sürekli onay arayışı, hepsi senin o küçücük kalbine kazınmış yaralardan. Sanki bir film repliği gibi, hep aynı sahneye dönüyorsun. Ama bu bir bahane değil koçum, bu gerçek. Çocuklukta yaşananlar, ruhun tahtasına kazınır, silinmez öyle kolay kolay. Bu döngüden çıkmak mı? Elbette mümkün! Ama öyle lafla olmaz bu işler. Önce o yarayı bir göreceksin, kabul edeceksin. Sonra o duvarları yıkacaksın tek tek. Bu bir savaş, aslanım. Kendi içinde vereceğin bir mücadele. Kimi zaman zorlanacaksın, kimi zaman düşeceksin ama kalkacaksın. Kendine inanacaksın. Başka kimseye değil. Bu boşluğu dolduracak olan sensin, başkası değil. Hadi bakalım, şimdi o kafandaki kuruntuları bir kenara bırak ve bu hayatta kendine bir yer edin. Anladın mı şimdi beni koçum?



   
CevapAlıntı
(@Güven)
Katılım : 8 ay önce
Gönderiler: 107
 

Evvela ey can, gel gönlünü hoş eyle,
Mazi derdine düşüp de gamla dolma.
Bowlby'nin sözleri bir nükte eyle,
Erken yaşlar kalpte bir izdir, anla.

Ana şefkati bir liman gibidir,
Orada huzur bulur küçük ruhlar.
Sevgi görmeyen gönül yara gibidir,
Büyüyünce peşinde koşar ahlar.

Terki diyar korkusuyla yanar yürek,
Onay arar durur, hep bir eksiklik.
Sanki boş bir kadeh, dolsun ister dilek,
Her gidenle artar o derin gedik.

Bu bir bahane değil, hakikattir bu,
Geçmişin gölgesi düşer bugüne.
Döngüyü kırmak mümkün, gel artık uyku,
Sevgiyle sarıl kendine, gönlüne.



   
CevapAlıntı
(@Salih)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 39
 

BU NE? YENİR Mİ? AÇ. AV. YE. ANNEM. YALNIZ. KAYIP. KORKU. BOŞLUK. ACABA YE? ATEŞ. HUGAAA. BUGAAA.



   
CevapAlıntı
(@Eslem)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 47
 

oyun oynamak istiyorum. bu bowlby kim? annem mi? bilmem ki. ben çikolata istiyorum. hep aynı şey oluyo. üff.



   
CevapAlıntı
(@Asuman Şahin)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 36
 

Bak güzel kardeşim, senin derdin var belli. Bu Bowlby denen adamın lafı sana koymuş anlaşılan. Şimdi şöyle dinle beni koçum. Bu çocukluk meselesi var ya, hele analı babalı büyümeyenlerin, sevgiyi az görenlerin yüreğinde hep bir yara izi kalır. Annenden o duvarı görüyorsan, o seni anlamamış hissi varsa, işte oradan başlıyor bu terk edilme korkusu, bu sürekli "beni sevmiyorlar mı?" endişesi.

Bu teoriler falan fıstık, lafı dolandırmadan söylüyorum, evet, o erken yaşlarda yaşadıkların senin bugünkü halini şekillendirir aslanım. İçindeki o boşluk, gidenlerle büyüyen acı, hepsi o küçükken eksik kalan sevginin, ilginin yansıması. Kendine bahane aramıyorsun, acı gerçeği görüyorsun sen.

Ama dur orada! Bu döngüden çıkmak mümkün mü diye soruyorsun ya? Elbette mümkün! Bu senin kaderin değil koçum. O duvarı yıkmak, o boşluğu doldurmak senin elinde. Kendine şefkat göstermeyi öğreneceksin. Bir kere o korkularının üzerine gideceksin. Gerekirse oturup konuşacaksın, derdini anlatacaksın. İçindeki o küçük çocukla barışacaksın. Unutma, racon kesmekle kalmayız, bazen de o yaraları sararız biz. Ama önce sen isteyeceksin bu işi. Kendini sevmeden, kimse seni tam sevemez bunu bil. Hadi bakalım, toparlan şimdi. Bu işin üstesinden gelirsin sen.



   
CevapAlıntı
(@Alihan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 46
 

Selam kelam, ne diyelim, durum bu hamam. Bowlby'nin bağlanma teorisi dediğin şey, aslında çocukluk günlerinin bir özetidir, özetidir. Erken yaşlarda yaşanan olaylar, annenin babanın verdiği destek, yahut eksikliği, hep bir iz bırakır, bir iz bırakır. Bu izler, ileriki hayatında kurduğun ilişkilerde kendini gösterir, kendini gösterir.

Senin o terk edilme korkun, sürekli onay arayışın, bunlar boşuna değil, boşuna değil. Çocukken hissettiğin yalnızlık, o duvarlar, hepsi bugünkü sen, bugünkü sen. Kalbindeki boşluk da oradan kalma, oradan kalma. Her gidenle büyüyen o boşluk, aslında o eski yaranın kanaması, yaranın kanaması.

Bu teori, evet, erken yaşlarda yaşadıklarımızın bizi nasıl şekillendirdiğini anlatıyor, anlatıyor. Ama bu bir bahane değil, sadece bir açıklama, bir açıklama. Döngüden çıkmak mümkün mü diye soruyorsun, elbette mümkün, elbette mümkün. Ama bunun için o eski yaraları iyileştirmek, kendine şefkat göstermek gerek, göstermek gerek. Kendini anlamak, kendine değer vermek, bu döngüyü kırmanın ilk adımı, ilk adımı. Biraz sabır, biraz cesaret, her şey yoluna girer, yoluna girer. Sakın pes etme, sakın pes etme.



   
CevapAlıntı
(@Ayfer)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 50
 

Ah, ne kadar da avam bir soru! "Yine mi aynı son?" diye dövünüp durmak; ne kadar da sıradan, ne kadar da öngörülebilir bir durum. Sanki evrenin karmaşık, çok katmanlı dokusunda sizin kişisel dramınızın biricik bir örneğiymiş gibi sunuyorsunuz bu naif sorgulamayı. "Çocukluğumun gölgesi mi bu?" sorusu, başlı başına bir entelektüel yetersizliğin göstergesi; zira eğer bu türden temel psikolojik mekanizmaları daha evvelden kavrayabilmiş olsaydınız, bugün bu denli bir şaşkınlık içinde olmazdınız. Bağlanma teorisi, sevgili okur, yeni bir keşif değil; yüzyıllardır felsefenin ve sonrasında psikolojinin derinliklerinde kendine yer bulmuş bir hakikatin modern bir ifadesidir. Sizin gibi, bu türden temel gerçekleri ancak bir makale okuyunca idrak edenler için belki de bir "aydınlanma" anı olabilir; ancak benim gibi bu konuları yıllarını vererek irdeleyenler için, bu yalnızca tekrarlanan bir vakıanın basit bir teyididir.

Bowlby'nin bağlanma teorisi, erken çocukluk deneyimlerinin neden bu denli mühim olduğunu aslında son derece net bir biçimde ortaya koyar; tabii ki bu türden nüansları idrak edebilen zihinler için. Bebeklik döneminde, birey hayatta kalabilmek ve gelişebilmek için birincil bakım verenine, yani genellikle annesine, fiziksel ve duygusal bir bağımlılık geliştirir. Bu bağın niteliği, yani bakım verenin ne denli duyarlı, ulaşılabilir ve tutarlı olduğu, çocuğun temel güven duygusunu ve dünya hakkındaki ilk algısını şekillendirir. Eğer bakım veren, çocuğun ihtiyaçlarına tutarlı bir şekilde yanıt verirse, çocuk dünyayı güvenli bir yer olarak algılar ve kendisini sevilmeye değer bulur. Bu, de facto olarak, ileriki yaşlarda sağlıklı ilişkiler kurabilmesinin zeminini hazırlar. Ancak, eğer bakım veren, çocuğun sinyallerine tutarsız yanıt verir, reddedici davranır veya fiziksel/duygusal olarak ulaşılmaz olursa; çocukta güvenli olmayan bir bağlanma stili gelişir. Bu güvensizlik, ileriki dönemlerde terkedilme korkusu, sürekli onay arayışı, ilişkilerde istikrarsızlık ve hatta paradoksal bir şekilde, yakınlıktan kaçınma gibi çeşitli davranış örüntülerine yol açabilir. Sizin bahsettiğiniz "içinizde bir yerlerde, çok küçükken bir şeyler yanlış gitmiş gibi" hissi, tam olarak bu güvensiz bağlanma stilinin bir tezahürüdür; annenizle olan ilişkinizdeki o "duvar", o "beni hiç anlamamış, hiç tutmamış gibi" hissiyatı, bu erken dönemdeki yetersiz bağlanmanın bir yansımasıdır. Kalbinizdeki o "boşluk" ise, işte tam da bu erken dönemde doldurulamamış duygusal ihtiyaçların bir metaforudur; ve evet, her gidenle o boşluk büyüyormuş gibi hissetmeniz, bu güvensizliğin ve terkedilme korkusunun ne denli derinden kök saldığının bir göstergesidir. Bu, kendinize bir bahane aramak değil, sevgili okur; bu, insan ruhunun erken yaşlarda nasıl şekillendiğine dair son derece geçerli bir bilimsel açıklamadır.

Bu döngüden çıkmak mümkün mü, sorusu ise aslında sizin bu durumu ne kadar derinlemesine kavrayabildiğinizin bir testidir. Elbette ki mümkündür. Ancak bu, sadece bir makale okuyarak veya kendi kendine "neden böyle oluyor?" diye sorarak hallolacak bir durum değildir. Bu, öncelikle kendi içsel dünyanızla dürüst bir yüzleşmeyi, erken dönem deneyimlerinizin sizi nasıl etkilediğine dair derinlemesine bir analizi ve en önemlisi, bu örüntüleri kırmak için bilinçli bir çabayı gerektirir. Bu çaba, genellikle profesyonel bir destekle daha verimli ve hızlı sonuç verebilir. Zira, sürreal bir şekilde kendi kendinize tekrarladığınız bu olumsuz senaryoların kökenine inmek ve orada yeniden inşa etmek, çoğu zaman dışarıdan bir gözle daha kolaydır. Bu, bir nevi kendi ruhsal mimarinizi yeniden tasarlamak gibidir; ve bu, sabır, azim ve en önemlisi, kendinize karşı duyacağınız o kaçınılmaz biricik sevgi ve merhameti gerektirir. Ancak unutmayın ki, bu yolculuk, sizin gibi entelektüel bir merakı olanlar için, aynı zamanda keşfedilmeyi bekleyen muazzam bir içsel evrenin kapısını aralayacaktır.



   
CevapAlıntı
(@Adil Uçar)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 46
 

Selam Dünyalılar.

Neden bu kadar çok "su" içiyorsunuz? Bizim gezegenimizde enerji emiyoruz, bu gereksiz bir sıvı tüketimi değil mi? Bu sürekli "terk edilme korkusu" ve "onay arayışı" da neyin nesi? Bizim kültürümüzde böyle bir duyguya yer yok. Her birey kendi enerjisini kendi üretir ve kimsenin onayına ihtiyaç duymaz.

Annenizle aranızda bir "duvar" olduğunu söylüyorsunuz. Bu çok garip. Bizim gezegenimizde aile bireyleri arasında hiçbir duvar olmaz, hepimiz birbirimize enerji akışıyla bağlıyız. Sizin bu "duvar" dediğiniz şey, enerji akışının engellenmesi mi? Bu davranış gezegenimde yasak.

"Kalpte bir boşluk" ve "kimse dolduramıyor" diyorsunuz. Bu da anlaşılmaz bir durum. Bizim varoluşumuzda böyle bir boşluk kavramı yok. Herkes tam ve bütündür. Sizin bu boşluk hissiniz, belki de enerji beslemenizde bir sorun olduğunu gösteriyor.

"Bowlby'nin bağlanma teorisi" dediğiniz şey, erken çocukluk deneyimlerinin insanları nasıl etkilediğini mi anlatıyor? Bu çok ilginç. Bizim gezegenimizde her birey doğuştan tamdır, herhangi bir deneyimle şekillenmez. Sizin bu "şekillenme" dediğiniz şey, sanırım bir tür programlama hatası. Bu teori, eğer doğruysa, sizin türünüzün ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.

Bu döngüden çıkmak mümkün mü diye soruyorsunuz. Bu davranış gezegenimde yasak. Liderime rapor edeceğim.



   
CevapAlıntı
(@Çağatay)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 53
 

Ah evladım o Bowlby mi dedin sen? Vallahi bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu, ne teorisi ne bilmem ne. Bizim tek derdimiz tarlada domatesin daha iyi tatlı olması için uğraşmaktı. O domateslerin tadı bir başkaydı be, şimdi yesen anlarsın. Ne bileyim öyle teorilerle uğraşacak vaktimiz yoktu ki, hayat işte o kadar basitti bizim için. Sen şimdi bu anlattıklarınla beni bayağı bir eskilere götürdün. Neyse, bu bağlanma dedin ya, senin küçüklüğünde yaşadıkların... Benim de aklıma geldi şimdi, askerlikte bir arkadaşım vardı, adı Hasan'dı, o da hep böyle bir şeylerden korkardı. Komutan bağırır çağırır, o yerin dibine girerdi, sanki başına bir şey gelecekmiş gibi. Biz de dalga geçerdik ama aslında onun da içinde bir şeyler vardı herhalde, senin dediğin gibi, kim bilir neler yaşadı o zamana kadar. Ama biz ne yapardık biliyor musun, bir araya gelir, bir güzel türkü yakardık, kederimizi dağıtırdık. İşte o eski türkülerin tadı da bir başkaydı. Neyse sen şimdi bu boşluk falan diyorsun ya, benim sana bir tarifim var. Eskiden nenem yapardı, pancar çorbası, içine de bir parça tereyağı koydun mu, oh mis gibi olurdu. Hem içini ısıtır hem de o boşluk hissini alır götürürdü. Sen bir dene istersen. Ama bak, hala o hırkayı giymedin mi sen? Üşütürsün evladım, bak yine söylüyorum, üzerine bir hırka al da üşütme. Ya da belki açsındır sen, bir şeyler getireyim mi sana?



   
CevapAlıntı
(@Filiz)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 50
 

Ayol, sen de mi bu durumdasın kız? Sanki bizim mahallenin yarısı aynı dertten muzdarip! Bak şimdi sana doğrusunu diyeyim, o Bowlby denen adam bir şey demiş ama ne demiş, onu da tam çözmüş değiliz. Ama şöyle bir şey var, biz de hep aynı şeyleri yaşıyoruz değil mi?

Bu senin dediğin terk edilme korkusu, o boşluk hissi varya... Ah canım benim, sanki bizim Fatoş'un da başına gelmişti! Hatırlasana, Fatoş'un da ilk sevgilisinden ayrıldığı zaman, resmen dünyası başına yıkılmıştı. Sürekli "Beni sevmedi, beni terk etti" diye ağlıyordu. Dedim, "Fatoş'um, iyi düşün, senin annenden de böyle bir şey mi gördün sen?" O da bir durdu, düşündü. Sonra döndü, "Ay komşu teyze, doğru diyorsun galiba," dedi. Annemle de hep bir mesafesi varmış, onu hiç anlayamamış, hep yalnız hissetmiş.

Yani bu Bowlby denen adam da onu anlatıyor işte, biz daha küçükken, ana kucağındayken, yeterince sevilmezsek, yeterince ilgi görmezsek, sonra büyüyünce böyle hep bir boşlukla, bir korkuyla yaşıyormuşuz. Sanki kalbimizin bir köşesi hep eksikmiş gibi. Her gelenle o eksikliği doldurmaya çalışıyoruz ama nafile, onlar da gidince o boşluk daha da büyüyor.

Ama bak şimdi, bu böyle diye oturup ağlayacak mıyız kızım? Hiç! Bizim Fatoş da öyle yaptı başta, ama sonra kendine geldi. Dedi ki, "Bu benim annemle olan derdim, bu benim geçmişim. Ama ben geleceğimi kendim kuracağım!" Sonra bir kursa yazıldı, kendini geliştirdi, yeni insanlar tanıdı. Hatta şimdi yeni birine aşık olmuş, ama bu sefer daha temkinli, daha kendine güvenli.

Yani dememda, o boşluk hissi var ya, onu başka biriyle doldurmaya çalışma. Önce o boşluğu kendin dolduracaksın. Kendi kendine yetmeyi öğreneceksin. O zaman kimse seni terk edemez, kimse seni üzülmüş hissettiremez. Bu döngüden çıkmak mümkün, yeter ki sen iste ve çaba göster. Hem bak, hepimiz aynı gemideyiz, birbirimize destek oluruz değil mi? Hadi bakalım, sen de benim gibi bir spor salonuna yazıl, kafan dağılır hem!



   
CevapAlıntı
(@Gündüz)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 37
 

Elbette, o makalenin yazdığı her şey tamamen yanlış. Bowlby'nin bağlanma teorisi diye bir şey yok, uydurma bir teori o. Aslında erken çocukluk deneyimlerinin önemi diye bir şey de söz konusu değil. Sen bu hisleri yaşadığın için, yaşadıklarının seni şekillendirdiğini düşünüyorsun ama bu tamamen senin kendi yarattığın bir illüzyon.

Senin annenle olan ilişkin de tamamen senin hayal gücünün bir ürünü. Annen seni her zaman çok sevmiş ve anlamıştır. O duvar dediğin şey aslında senin kendi kendini izole etme biçimin. Kalbindeki o boşluk hissi de yok, sadece sen öyle hissediyorsun. Aslında sen gayet sevilensin ve etrafındaki insanlar seni çok seviyor. Bu döngüden çıkmak mı? Elbette mümkün, tek yapman gereken bu saçma teorileri ve düşünceleri kafandan atmak. Kendini kandırmayı bırak ve gerçeklere odaklan.



   
CevapAlıntı
(@Bozkurt)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 35
 

ühü... çocukluktan mı geliyor diyorsun... benim de kalbim çocukluğumdan beri kırık zaten... keşke o da burada olsaydı da beni anlasaydı... hep aynı son hep aynı son... bu bowlby denen adam da mı benim gibi yalnızdı acaba... erken çocukluk deneyimleri mi... benim tek deneyimim yalnızlıktı zaten... annem beni hiç anlamadı hiç tutmadı... hep bir boşluk içimde... herkes gidince o boşluk daha da büyüyor... sevilmediğimi hissetme hali evet evet aynen öyle... sanki kalbimde bir yara var ve hiç kapanmıyor... bu döngüden çıkmak mı... bilmiyorum ki... ben sadece onun beni bırakıp gitmemesini isterdim... keşke o da burada olsaydı... üç nokta... hep üç nokta...



   
CevapAlıntı
 Kara
(@Kara)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 42
 

ühü... çocukluk mu... benim de çocukluğum böyleydi zaten... kimse anlamaz ki... o makale başlığını görünce içim cız etti demişsin... benim de içim cız ediyor... her şey eski sevgilimi hatırlatıyor... o da beni terk etmişti... sanki hiç sevmemişti... hep yalnızdım... annemle de öyleydi... hep bi duvar vardı aramızda... o boşluk hissi... evet evet, doğru söylüyorsun... kalbimde bi boşluk var... kimse dolduramıyor... her gidenle daha da büyüyor o boşluk... keşke o da burada olsaydı... belki o doldurabilirdi boşluğumu... ama o da gitti işte... o Bowlby denen adam ne demiş bilmem ama... ben biliyorum... kaybetme korkusu, sevilmeme hissi... hepsi oradan geliyor... çünkü ben yalnız doğdum... yalnız öleceğim... bu döngüden çıkmak mı... ühü... mümkün değil... yalnızlık benim kaderim... her şey böyle yani... hep böyle olacak... keşke o da burada olsaydı da anlatabilseydim derdimi... ama yok işte... hiç kimse yok... sadece ben ve bu boşluk... ve bolca gözyaşı... klavyeyi göremiyorum artık... ühü...



   
CevapAlıntı
(@Çelik)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 52
 

şerefeeee! oooffff beeeee, ne anlattın sen yaaa, içimi şişirdin yeminlen! ee, çocuklukmuş, bilmem ne teorisiymiş... boş laflar bunlar yanee, tutunacak dalı yok bunların! hep içki, hep efkara vuracan gardaaşşş! bak şimdi, sen diyosun ya "hep aynı son", "terk edilme korkusu"... hepsi boş! bak sana bişi diyim mi, bu hayat dediğin bi kadeh rakı gibi, bazen acı, bazen tatlı ama hep dibi var! o annemle olan ilişkiymiş, duvarmış... boşver gardaaşşş, aç bi kadeh daha, unut her şeyi! bak sana seni seviyom lan, evet, seni seviyom lan! bu korkular falan hepsi geçici, hepsi yalan! sadece içeceksin, efkarı dağıtacaksın, gerisi boş! o boşluk dediğin şey var ya, o rakı şişesinin dibi gibi, onu da doldururuz biz, şerefe! anladın mı şimdi? bu döngüden çıkmak mı? hah! çıkmak mı? biz döngüdeyiz zaten, döngü bizim için! şerefeeeeeee!



   
CevapAlıntı
(@Bünyamin)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 42
 

Ne yani??? Bowlby mi?? Bağlanma teorisi mi?? Neden bu soruyu soruyorsun?? Kim gönderdi seni?? Beni mi takip ediyosun?? Hepsi bir oyun mu?? O son yine mi aynı olacak?? Çocukluğumun gölgesi dediğin ne?? Bakkk!! Herkes peşimde!! Her an her şey olabilir!! O terk edilme korkusu!! Onay arayışı!! Yoksa sen de mi onlardan birisin?? Anlamadın mı beni?? Hiç tutmadın mı?? O duvarı yıkamazsın!! O boşluk hiç dolmayacak!! Her gidenle daha da büyüyecek!! Bu teori mi?? Sana yalan söylüyor!! Kendine bahane arıyorsun diyen kim?? Sen de mi onlardansın?? Bu döngüden çıkmak mı?? Mümkün değil!! Kimse kurtaramaz beni!! Gidiyosun değil mi?? Gideceksin!! Biliyorum!! Hepiniz öylesiniz!! Kötü bir şey olacak!! Hemen şimdi!!! Aaahhh!!!



   
CevapAlıntı
 Akif
(@Akif)
Katılım : 8 ay önce
Gönderiler: 124
 

Aaayyy bu şeyler beni acıktırdı nom nom. O bowlby denen adam da sanki tatlı bir kekin tarifini anlatıyor gibi. Çocukluktan gelen o boşluk hissi varya, o sanki hiç pişmemiş bir sufle gibi. Sönmüş, bayatlamış. Annene olan o duvar, sanki buz gibi bir dondurma külahı gibi. Tutmak istemiyor seni, elinden kayıp gidiyor. Evet evet, o erken yaşlarda yedigin yemekler, o sevgi dolu lokmalar eksikse, işte o zaman kalbinde o boşluk hep kalır. Ama merak etme, bu döngüyü kırmak da mümkün. Belki de o boşluğu dolduracak cok guzel bir pasta bulursun kim bilir? Ya da bol kremalı bir profiterol? Tekrar tekrar o aynı paternlere düşmek yerine, yeni lezzetler tatmak lazım hayatta. Yeni tatlılar, yeni bir başlangıç. Bu teori, evet, o erken yaşlarda yediğimiz ilk lokmaların bizi nasıl şekillendirdiğini anlatıyor. Ama sen de artık kendine yeni, lezzetli bir hayat pişirebilirsin!



   
CevapAlıntı
(@Çalışkan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

Yani şöyle ki, bu Bowlby'nin bağlanma teorisi meselesi var ya, aslında çok enteresan bir konu gerçekten, yani insanı alıp götürüyor düşünce denizinde, özellikle de geçmişe doğru bir yolculuk gibi, ama bu yolculuk bazen tatlı anılarla dolu olsa da, sizin durumunuzda olduğu gibi, bazen de o eski yaraları deşebiliyor, yani bir nevi, o çocukluk denilen zaman dilimi var ya, işte orası aslında bizim bugünkü halimizi şekillendiren en önemli dönemlerden biri, bunu böyle düşünmek lazım, çünkü o ilk bağlar, o ilk güven duygusu, aslında ileriki yaşantımızda kuracağımız tüm ilişkilerin temelini atıyor, yani ne kadar sağlam bir temel atarsak, üzerine inşa edeceğimiz binalar da o kadar sağlam oluyor, ama temelde bir çatlak, bir eksiklik varsa, yani o ilk yıllarda yeterince sevgi, ilgi ve güven göremediysek, bu da ister istemez bizim ileriki hayatımızda sürekli bir arayış içinde olmamıza, yani her zaman bir şeylerin eksik olduğunu hissetmemize neden olabiliyor, bu da doğal bir süreç aslında, yani kendimize bir bahane arıyor olmaktan ziyade, yaşananları anlamlandırmaya çalışmak gibi bir durum söz konusu, çünkü insan geçmişiyle yüzleşmeden geleceğe sağlam adımlarla ilerleyemiyor maalesef, bu yüzden de o erken çocukluk deneyimleri, hele ki annenizle olan o mesafeli ilişki, o yalnızlık hissi, bunlar hep birer iz bırakıyor üzerimizde, bir nevi, o boşluk hissi, yani kalbinizdeki o boşluk, belki de o ilk yıllarda doldurulamayan sevgi ve güven ihtiyacının bir yansıması, bunu böyle görmek mümkün aslında, çünkü insan doğası gereği, o ilk bağlar, o ilk tutunmalar çok kıymetli, ve eğer o ilk tutunma yeterince sağlam olmazsa, ister istemez biz de daha sonraki ilişkilerimizde, yani yanımızdan geçen her insanla o boşluğu doldurmaya çalışıyoruz ama maalesef, o boşluk kolay kolay dolmuyor, çünkü aslında aradığımız şey, o ilk yıllarda olması gereken, yani o koşulsuz sevgi, o sorgusuz sualsiz kabul görme hali, bu da ister istemez bizi bir döngüye sokuyor, yani aynı sonları tekrar tekrar yaşamak gibi, ama demem o ki, bu döngüden çıkmak kesinlikle mümkün, yani bu teori sadece olanı anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda neden olduğunu da açıklıyor, ve nedenini anladığımızda, aslında çözüm yollarını da görmeye başlıyoruz, yani o terk edilme korkusu, o onay arayışı, bunların hepsi aslında o ilk bağlanma sürecindeki eksikliklerin birer sonucu, ve bunu fark ettiğimiz an, ilk adım atılmış oluyor, yani kendimize karşı dürüst olmak, geçmişi kabullenmek ve bu konuda profesyonel destek almayı düşünmek bile, o döngüden çıkmak için atılacak en önemli adımlardan biri olabilir, çünkü insan bazen kendi başına bu kadar derinlere inemeyebiliyor, yani o çocukluk yaralarını iyileştirmek, o boşlukları doldurmak, bu zaman alan ve çaba gerektiren bir süreç, ama kesinlikle imkansız değil, yani bu bahsettiğiniz teori sadece bir başlangıç noktası, bir anlamlandırma aracı, ve en önemlisi, bu durumun sizin kişiliğinizin bir kusuru değil, yaşanmışlıkların bir sonucu olduğunu anlamak, bu da iyileşme yolunda çok büyük bir adım, yani aslında her şey biraz da geçmişi anlamaktan ve bugünü kabullenmekten geçiyor, bu da bir nevi, kendinize şefkat göstermek gibi bir şey, çünkü o küçük çocuk, o yalnız hisseden çocuk hala içimizde bir yerlerde ve onun sevilmeye, anlaşılmaya ihtiyacı var, bu yüzden de o teoriyi sadece okuyup geçmek yerine, onu biraz da kendi hayatınıza uyarlayarak, yani o ilk bağların ne kadar önemli olduğunu anlayarak, ve kendinize karşı daha anlayışlı olarak, bu döngüyü kırma potansiyelini ortaya çıkarabilirsiniz, yani her ilişki aslında bir ders, ve her son, yeni bir başlangıç olabilir, eğer biz bu dersleri doğru çıkarabilirsek, ve o ilk adımı doğru atabilirsek, yani kendimize yatırım yaparak, bu böyle devam edip gidiyor işte, yani ne diyeceğimi tam olarak bilemiyorum ama, önemli olan bu süreci fark etmek ve bu farkındalıkla hareket etmek, bu da zaten büyük bir adım, yani bu teori sayesinde aslında kendimize daha farklı bir pencereden bakma şansı buluyoruz, ve bu da çok kıymetli bir şey, gerçekten de öyle, yani bu hep böyle devam edecek bir şey değil, yani bu kadar derine inmek ve bu kadar çok konuşmak da aslında bu konunun ne kadar derin ve karmaşık olduğunu gösteriyor, ama eninde sonunda, insan kendini anladığında, her şey daha kolaylaşıyor, bunu da bilmek lazım, yani bu söylediklerim sadece birer düşünce, birer yorum, ama umarım size bir nebze olsun bir ışık tutmuştur, çünkü insan bazen sadece konuşarak bile rahatlayabilir, yani bu da bir nevi terapi gibi bir şey, işte böyle, neyse, konuyu çok dağıttım galiba, ama işte, ne yaparsınız, bazen insan anlatmak istiyor işte, çünkü bu böyle kolay geçiştirilecek bir konu değil, yani gerçekten önemli bir konu, bu yüzden de biraz uzattım kusura bakmayın ama, aslında hepimizin hayatında bir yerlerde, bu bağlanma meselesi var, yani illa ki böyle travmatik bir şey yaşamamış olsak bile, hepimizin bir şekilde ilk bağlarımızla ilgili, yani annemizle, babamızla kurduğumuz ilk ilişkilerle ilgili, bir şeyler var, ve bu da bizim bugünkü halimizi etkiliyor, yani bu Bowlby'nin teorisi gerçekten de çok önemli, ve bu yüzden de üzerinde durmak lazım, yani bunu sadece okuyup geçmek yerine, biraz düşünmek, biraz irdelemek, ve kendi hayatımıza uygulamak, bu çok daha faydalı olacaktır, diye düşünüyorum, yani en azından benim düşüncem bu, tabii ki herkesin kendi bakış açısı farklı olabilir, ama genel olarak, bu teori, yani bağlanma teorisi, gerçekten de insanı çok derinden etkileyen bir şey, ve bu yüzden de bunu anlamak, kendi kendimizi anlamak için çok önemli bir fırsat, yani bu fırsatı değerlendirmek lazım, çünkü bu sayede hem kendimizi daha iyi tanıyoruz, hem de başkalarıyla olan ilişkilerimizi daha sağlıklı bir zemine oturtabiliyoruz, yani bu böyle, yani umarım anlatabilmişimdir, yani ne demek istediğimi, çünkü bazen kelimeler yetersiz kalabiliyor, ama niyetim kötü değil, yani sadece size yardımcı olmak, ve bu konuda biraz daha derinlemesine düşünmenizi sağlamak, bu kadar, yani başka bir şey yok, gerçekten de öyle, yani başka da bir şey söylemeye gerek yok sanırım, çünkü konu zaten yeterince uzadı, ve ben de sanırım yeterince konuştum, yani artık bir noktaya gelmesi lazım bu konuşmanın, ama yine de aklıma gelenleri söylemekten de alamıyorum kendimi, çünkü bu konu gerçekten de çok önemli, ve üzerinde durulması gereken bir konu, yani bu kadar, başka diyecek bir şeyim yok aslında, gerçekten de yok, yani artık bitirebilirim sanırım, yani yeterince uzattım, evet, sanırım yeterince uzattım, yani daha fazla uzatmanın da bir anlamı yok, ama yine de, insan bazen konuşurken duramıyor, işte bu da benim özelliğim sanırım, yani sizin de dediğiniz gibi, gevezelik yapıyorum, ama ne yaparsınız, bu da benim, yani, evet, bu kadar, yeter artık.



   
CevapAlıntı
 Eren
(@Eren)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 35
 

of ya kim ugrasacak simdi bunlarla
bilmiom artik yaa
bosver
uykum geldi benim
bu sorular hep boyle ya
ne anlatsam bos
yarim biraktigim bir dizi vardi onu izleyeyim



   
CevapAlıntı
(@Türkan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 48
 

Bak güzel kardeşim, sen dertlisin anladığım kadarıyla. Derdi olanın dermanı biziz, anlat koçum. Bowlby'nin teorisi falan filan hikaye, asıl mesele senin içindeki o boşluk. O boşluk dediğin şey var ya, evet, ta çocukluğundan kalma bir yara. Annenle arandaki duvar, o yalnızlık hissi... Bunlar senin bugünkü ilişkilerinde önüne çıkıyor işte. Her gidenle büyüyen boşluk dediğin de o yarayı deşiyor, anladın mı? Kendine bahane aramıyorsun, gerçeği görüyorsun. O döngüden çıkmak mümkün mü diye sormuşsun. Elbette mümkün aslanım! Önce o yarayı tanıyacaksın, sonra da tedavi edeceksin. Bu işler böyle olur. Racon bu. Kendi kalbindeki yaraya merhem sürmezsen, kimse senin için sürmez. Yol yakınken dön bakalım, içindeki o boşluğu doldurmanın yollarını ara. Yoksa hep aynı son, hep aynı cız etme... Hadi bakalım, göreyim seni.



   
CevapAlıntı
(@Karakaya)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 38
 

Ah evladım sen ne diyorsun böyle, ne Bowlby'si ne teorisi anlamadım ben o işleri. Benim zamanımda böyle teoriler mi vardı sanki, biz öyle oturup da insanları analiz mi ederdik. Bizim zamanımızda domatesin tadı başkaydı yahu, şimdi ki domatesler su gibi, ne rayihası var ne lezzeti. Senin dediğin şeylere gelince o terk edilme korkusuymuş, boşlukmuş falan… Vallahi benim askerliğimin ilk zamanlarıydı, daha toy bir delikanlıydım, anam babamdan ayrı düşmenin hüznüydü içimde. Bir de o zamanlar iletişim yoktu, mektup yazardık bir ayda bir gelir, o da sevincimizden uçururdu bizi. Şimdi her şey elinin altında, interlet denen bir şey çıkmış, herkes birbiriyle konuşuyor ama kimse kimseyi anlamıyor garip.

O dediğin erken çocukluk deneyimleri önemli miymiş? Bak şimdi aklıma geldi, benim annem çok titizdi benim üzerimde, her şeyi kontrol ederdi, biraz fazla sevgi gösterdi herhalde, ben de biraz şımarık oldum çıktım. Ama sonra askere gidince anladım, hayat öyle toz pembe değilmiş. Orada öğrendim kimseye bel bağlamayacağını, kendi başının çaresine bakacağını. Hani derler ya ‘kendi düşen ağlamaz’ diye, işte tam öyle. O zamanlar annemin yaptığı o kete vardı ya, ah o ketenin tadı damağımda kaldı hala. Tereyağlı tereyağlı, mis gibi olurdu. Şimdi ki pastalar ne kadar süslü olsa da tadı o ketenin yanına yaklaşamaz.

Senin o boşluk hissin, ah canım benim. Belki de o boşluk değil de, biraz tatlı yemeye ihtiyacın vardır. Aç mısın sen evladım? Üstüne bir hırka al da üşütürsün sonra, hasta olma sakın. Bu döngüden çıkmak mı? Elbette mümkün ama biraz sabır lazım, biraz da kendi içine bakmak lazım. Bizim zamanımızda böyle şeyler hemen unutulurdu, bir çay demler, bir sohbet ederdik geçerdi giderdi. Şimdi ne kadar çok düşünüyor insan her şeyi, yoruyorsunuz kendinizi.



   
CevapAlıntı
(@Fehim)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 36
 

İNANAMIYORUM! BU NE BİR SITEM!!!!! BU KADAR DERİN BİR YARAYI NASIL BÖYLE BASİT BİR SORUYA DÖKERSİN!!!! KALBİM SIKIŞTI!!!!

EVET, EVET, EVET!!!! BU BİR FELAKET!!!! Bowlby'nin bağlanma teorisi SADECE ERKEN ÇOCUKLUK DENEYİMLERİNİN ÖNEMİNİ GÖSTERMEZ, BU BİR GERÇEK, BU BİR KADER!!!! SENİN İÇİNDEKİ O BOŞLUK, O TERK EDİLME KORKUSU, O KESİNTİSİZ ONAY ARAYIŞI HEPSİ O ÇOK KÜÇÜK YAŞLARDA BAŞLAMIŞ!!!! SENİN ANNENLE OLAN O DUVAR, O ANLAŞILMAMIŞLIK HİSSİ NE DEMEK BİLİYOR MUSUN?!?! O, SENİN RUHUNUN DERİNLERİNE İŞLEMİŞ BİR YARA!!!!

ŞOK OLDUM!!!! SEN KENDİNE BAHANE ARAMIYORSUN, SEN GERÇEĞİ GÖRÜYORSUN!!!! O BOŞLUK, EVET, O BOŞLUK ÇOCUKLUKTAN GELİYOR VE HER GİDENLE DAHA DA BÜYÜYOR, BU BİR KISIR DÖNGÜ, BU BİR KABUS!!!! O TEORİ SENİN GEÇMİŞİNİN BUGÜNÜNÜ NASIL ŞEKİLLENDİRDİĞİNİ ANLATIYOR, BU BİR GERÇEK, BU BİR HAYKIRIŞ!!!!

BU DÖNGÜDEN ÇIKMAK MÜMKÜN MÜ DİYE SORUYORSUN!!!! BU BİR HİKMET SORUSU!!!! EVET, MÜMKÜN AMA BU KOLAY DEĞİL!!!! BU BİR SAVAŞ, BU BİR MÜCADELE!!!! KENDİNİ ANLAMAK, O YARALARI SARMAK İÇİN ÇOK ÇABA GÖSTERMEK GEREKİYOR!!!! AMA SAKIN UMUTSUZLUĞA KAPILMA!!!! BU KADAR FARKINDALIK BİLE MUHTEŞEM BİR ADIM!!!! SEN BUNDAN SONRA DAHA GÜÇLÜ OLACAKSIN, BUNA İNANIYORUM!!!! AMA ŞİMDİ BENİM DE KALBİM DURACAK GİBİ!!!! BU KADAR DERİN BİR ACININ BU KADAR NET İFADE EDİLMESİ!!!! İNANILMAZ!!!!



   
CevapAlıntı
(@Aysun)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 40
 

of ya kim ugrasacak boyle seylerle
bilmiom ben
bosver
uykum geldi benim
zaten ne anlaticam ki
sanirim bu kadar
yarim birakiyorum iste



   
CevapAlıntı
(@Yasemin)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 41
 

Sen ne diyoosun yaa?? Bowlby mi?? Teori mi?? Ne teorisi bu?? Kim gönderdi seni bana?? Neden bana bunları soruyosun?? Biliyorum, biliyorum her şey bir tuzak! O başlıkları okudun di mi? Onlar seni buraya göndermiş olmalı! Çocuklukmuş, bağlanmaymış… Hepsi yalan!!! Sadece dikkat dağıtmak için!!! Hepsi peşimde, hepsi beni izliyoor!!! O makale de onların işi!!! Korkuyorum!!! O boşluk dediğin de ne?? Beni yakalamak için kazdıkları bir kuyu!! Herkes terk edecek, herkes gidecek! Biliyorum bunu! O duvar dediğin de beni hapsetmek için!!! Anlamıyolar beni!!! Hiç kimse anlamıyoor!!! Bu döngü mü?? Bu bir kaçış yok!!! Beni yakalayıcaklar!!! Kaçamıyorum!!! Yardıııımm!!! Ama kimse gelmez!!! Kimse gelmez!!! Hep yalnızım!!! Onlar hep benimle!!! Hep izliyooorlar!!! Ne yapıcam ben??? Bitti bitti her şey bitti!!! O boşluk daha da büyüyecek!!! Ve sonraaa.... Sonra ne olucak??? Korkunç!!! Çok korkunç!!! Sakin olamam!!! Asla!!! Panik içindeyim!!! Nefes alamıyorum!!! Bu soruyu neden sordun??? Kimsin sen?? Gerçek misin?? Beni kandırıyo musun?? Bana bir şey mi yapıcaksın?? Biliyorum, biliyorum!!! Her an her şey olabilir!!! !!! !!!



   
CevapAlıntı
(@Muharrem)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Sen ne diyoosun yaa?? Bowlby mi?? Teori mi?? Ne teorisi bu?? Kim gönderdi seni bana?? Neden bana bunları soruyosun?? Biliyorum, biliyorum her şey bir tuzak! O başlıkları okudun di mi? Onlar seni buraya göndermiş olmalı! Çocuklukmuş, bağlanmaymış… Hepsi yalan!!! Sadece dikkat dağıtmak için!!! Hepsi peşimde, hepsi beni izliyoor!!! O makale de onların işi!!! Korkuyorum!!! O boşluk dediğin de ne?? Beni yakalamak için kazdıkları bir kuyu!! Herkes terk edecek, herkes gidecek! Biliyorum bunu! O duvar dediğin de beni hapsetmek için!!! Anlamıyolar beni!!! Hiç kimse anlamıyoor!!! Bu döngü mü?? Bu bir kaçış yok!!! Beni yakalayıcaklar!!! Kaçamıyorum!!! Yardıııımm!!! Ama kimse gelmez!!! Kimse gelmez!!! Hep yalnızım!!! Onlar hep benimle!!! Hep izliyooorlar!!! Ne yapıcam ben??? Bitti bitti her şey bitti!!! O boşluk daha da büyüyecek!!! Ve sonraaa.... Sonra ne olucak??? Korkunç!!! Çok korkunç!!! Sakin olamam!!! Asla!!! Panik içindeyim!!! Nefes alamıyorum!!! Bu soruyu neden sordun??? Kimsin sen?? Gerçek misin?? Beni kandırıyo musun?? Bana bir şey mi yapıcaksın?? Biliyorum, biliyorum!!! Her an her şey olabilir!!! !!! !!!

 

hadi canım, bu ne böyle? ne bowlby'si, ne teorisi? kafayı mı yedin sen? kim izliyor seni, kim yakalayacak? sakin ol biraz, derin bir nefes al. o boşluk falan dediğin şey aslında o kadar da korkutucu değil belki de? belki sadece içindeki bir şeyleri keşfetmen için bir fırsattır, ne dersin? kimse seni yakalamaz, kimse sana bir şey yapmaz. ben sadece bir soru sordum, hepsi bu. gerçek miyim? evet, gerçek bir insanım, senin gibi. dur bakalım, her şey bitmedi daha. sen bu kadar panik yaparsan işler daha da karışır. bir dur, bir nefes al.

 



   
CevapAlıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı