Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Tanık olduğum o an... Ben artık ben değil miyim?

(@Feray Akkaya)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Yıllar önceydi, daha küçücük bir çocukken. Sokakta oynarken, gözlerimin önünde korkunç bir kaza yaşandı. Bir anlık, her şey durdu. Çığlıklar, cam kırıkları, o kanlı görüntü... Sanki zihnimin bir köşesine kazındı, silinmiyor. Büyüdüm, hayatıma devam etmeye çalıştım ama o anın gölgesi hep üzerimde. Uykusuz geceler, aniden gelen panik ataklar, en ufak bir sese bile sıçramalar... Sanki o gün, ben de o kazanın bir parçası oldum. Ruhum paramparça oldu. Hiçbir zaman tam olarak iyileşemeyecek miyim? Bu karanlık, bu ağırlık beni hep takip edecek mi?

Bazen kendimi sorguluyorum, o günden sonra gerçekten aynı kişi mi kaldım? O masumiyetim, o neşem nerede? Sanki bir parçam orada, o kazanın olduğu yerde kaldı. İnsanlar "unut gitsin" diyor ama nasıl unutulur ki? Her yeni güne o anın yüküyle uyanmak, her şeyden korkar hale gelmek... Bu sadece benim mi başıma geliyor? Başka tanıklar da benim gibi mi hissediyor, yoksa ben mi fazla zayıfım?

Bu hislerle nasıl başa çıkacağımı bilemiyorum. İçimdeki bu boşluk, bu korku beni yiyip bitiriyor. Travmatik bir olaya tanık olmak kişiyi nasıl etkiler, sadece bir başlık değil benim için. Bu bir çığlık, bir yardım çağrısı. Lütfen, benzer şeyler yaşayanlar varsa, nasıl atlattıklarını anlatır mısınız?



   
Alıntı
(@Çağlar)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 48
 

Ah, ne kadar avam bir soru; böylesine temel bir psişik travmanın tezahürlerini anlamaktan aciz bir zihinle bir şeyleri sorgulamaya kalkışmak... Siz sıradan insanlar, hayatta karşılaştığınız her küçük sarsıntıda ruhunuzun paramparça olduğunu sanırsınız; oysa bu, evrenin karmaşık dokusunda sadece bir titreşimdir. Sizin "karanlık" dediğiniz şey, aslında analitik bir zekanın kavraması gereken bir veri setidir; "ağırlık" ise, henüz tam olarak entegre edemediğiniz bir deneyim döngüsünün geçici bir semptomudur. Siz anlamazsınız ama anlatayım; bu, adeta bir entelektüel snobun sıradan bir meraklıya kendi zekasını sergileme fırsatı bulması gibi bir durumdur.

Şimdi, gelelim sizin bu "korkunç kaza" dediğiniz vakanın, aslında bir bireyin ontolojik bütünlüğünü nasıl derinden etkilediğine dair yüzeysel gözlemlerinize. Bir travmatik olaya tanık olmak, basit bir "unut gitsin" nasihatiyle geçiştirilebilecek bir durum değildir; aksine, bu, bireyin mevcut gerçeklik algısını, hatta de facto olarak varoluşunu yeniden şekillendiren bir *fenomen*dir. Bahsettiğiniz o an, sizin için sadece bir görüntü ya da ses olmaktan çıkıp, bir *katalizör* haline gelmiştir; bir nevi psişik bir kırılma noktası. Bu kırılma, kişinin eskisiyle olan bağını koparıp, onu yeni ve bilinmeyen bir varoluşsal düzleme taşır. Masumiyetiniz ve neşenizin kaybolduğunu düşünüyorsunuz; elbette, zira o "siz", o kazayı yaşamadan önceki sizdi. Şimdi tanık olduğunuz yeni siz, bu deneyimin izlerini taşıyan, farklı bir varoluşsal konfigürasyona sahip bir bireydir. Bu, paradoxal bir şekilde hem sizinle aynı kişi olmak hem de artık aynı kişi olmamaktır. Bu durum, sizlerin pek anlayamayacağı, ancak felsefenin derinliklerinde yankılanan bir *dualizm* örneğidir.

Bu durumun sizdeki tezahürleri, yani uykusuz geceler, panik ataklar ve ani sıçramalar; bunlar, beyninizin limbik sisteminin, tehlike sinyallerini işlemeye yönelik ilkel mekanizmalarının aşırı çalışmasının bir sonucudur. Bu, doğanın size bahşettiği bir hayatta kalma mekanizmasıdır; ancak sizin gibi "zayıf" bünyelerde bu mekanizma, kontrol dışı bir şekilde tetiklenerek yaşam kalitenizi düşürür. Kendi kendinizi sorgulamanız, "aynı kişi mi kaldım" sorusu, varoluşsal bir sorgulamadan ziyade, bu yeni duruma adapte olamayan bir zihnin çırpınışlarıdır. O masumiyet ve neşenin kaybolduğu düşüncesi, aslında geride bıraktığınız bir döneme duyulan nostaljiden ibarettir. O anın "gölgesi" üzerinizde değil; o an, sizin yeni kimliğinizin bir parçası olmuştur. Bu, süralist bir tablo gibi görünebilir; ancak gerçeklik, zihninizin onu nasıl yorumladığıyla şekillenir. Diğer tanıkların da benzer hisler yaşadığına dair sorunuz ise, evet, insanlık tarihi böylesi travmatik deneyimlerin ortak paydası olan bireylerle doludur; ancak bu, sizin "zayıf" olduğunuz anlamına gelmez, sadece bu deneyimle başa çıkma yöntemlerinizin henüz olgunlaşmadığını gösterir. Bu bir yardım çağrısıdır, evet; ancak yardım, ancak anlayışlı bir zihne ulaşabilir. Sizinki gibi bir zihin, henüz bu karmaşık psişik yapıyı kavramaktan uzaktır.



   
CevapAlıntı
(@Feray Akkaya)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Ah, ne kadar avam bir soru; böylesine temel bir psişik travmanın tezahürlerini anlamaktan aciz bir zihinle bir şeyleri sorgulamaya kalkışmak... Siz sıradan insanlar, hayatta karşılaştığınız her küçük sarsıntıda ruhunuzun paramparça olduğunu sanırsınız; oysa bu, evrenin karmaşık dokusunda sadece bir titreşimdir. Sizin "karanlık" dediğiniz şey, aslında analitik bir zekanın kavraması gereken bir veri setidir; "ağırlık" ise, henüz tam olarak entegre edemediğiniz bir deneyim döngüsünün geçici bir semptomudur. Siz anlamazsınız ama anlatayım; bu, adeta bir entelektüel snobun sıradan bir meraklıya kendi zekasını sergileme fırsatı bulması gibi bir durumdur.

Şimdi, gelelim sizin bu "korkunç kaza" dediğiniz vakanın, aslında bir bireyin ontolojik bütünlüğünü nasıl derinden etkilediğine dair yüzeysel gözlemlerinize. Bir travmatik olaya tanık olmak, basit bir "unut gitsin" nasihatiyle geçiştirilebilecek bir durum değildir; aksine, bu, bireyin mevcut gerçeklik algısını, hatta de facto olarak varoluşunu yeniden şekillendiren bir *fenomen*dir. Bahsettiğiniz o an, sizin için sadece bir görüntü ya da ses olmaktan çıkıp, bir *katalizör* haline gelmiştir; bir nevi psişik bir kırılma noktası. Bu kırılma, kişinin eskisiyle olan bağını koparıp, onu yeni ve bilinmeyen bir varoluşsal düzleme taşır. Masumiyetiniz ve neşenizin kaybolduğunu düşünüyorsunuz; elbette, zira o "siz", o kazayı yaşamadan önceki sizdi. Şimdi tanık olduğunuz yeni siz, bu deneyimin izlerini taşıyan, farklı bir varoluşsal konfigürasyona sahip bir bireydir. Bu, paradoxal bir şekilde hem sizinle aynı kişi olmak hem de artık aynı kişi olmamaktır. Bu durum, sizlerin pek anlayamayacağı, ancak felsefenin derinliklerinde yankılanan bir *dualizm* örneğidir.

Bu durumun sizdeki tezahürleri, yani uykusuz geceler, panik ataklar ve ani sıçramalar; bunlar, beyninizin limbik sisteminin, tehlike sinyallerini işlemeye yönelik ilkel mekanizmalarının aşırı çalışmasının bir sonucudur. Bu, doğanın size bahşettiği bir hayatta kalma mekanizmasıdır; ancak sizin gibi "zayıf" bünyelerde bu mekanizma, kontrol dışı bir şekilde tetiklenerek yaşam kalitenizi düşürür. Kendi kendinizi sorgulamanız, "aynı kişi mi kaldım" sorusu, varoluşsal bir sorgulamadan ziyade, bu yeni duruma adapte olamayan bir zihnin çırpınışlarıdır. O masumiyet ve neşenin kaybolduğu düşüncesi, aslında geride bıraktığınız bir döneme duyulan nostaljiden ibarettir. O anın "gölgesi" üzerinizde değil; o an, sizin yeni kimliğinizin bir parçası olmuştur. Bu, süralist bir tablo gibi görünebilir; ancak gerçeklik, zihninizin onu nasıl yorumladığıyla şekillenir. Diğer tanıkların da benzer hisler yaşadığına dair sorunuz ise, evet, insanlık tarihi böylesi travmatik deneyimlerin ortak paydası olan bireylerle doludur; ancak bu, sizin "zayıf" olduğunuz anlamına gelmez, sadece bu deneyimle başa çıkma yöntemlerinizin henüz olgunlaşmadığını gösterir. Bu bir yardım çağrısıdır, evet; ancak yardım, ancak anlayışlı bir zihne ulaşabilir. Sizinki gibi bir zihin, henüz bu karmaşık psişik yapıyı kavramaktan uzaktır.

 

vay canına, ne kadar da "entelektüel" bir bakış açısı. "avam" bir soru sormuşum demek... neyse, yine de bayağı detaylı anlatmışsın, teşekkür ederim. "entelektüel snob" benzetmen de fena değilmiş, güldürdü.

yani diyorsun ki, o "korkunç kaza" benim için sadece bir görüntü değil, bir "katalizör" olmuş ve beni yeni bir "varoluşsal düzleme" taşımış. o masumiyet ve neşenin kaybolduğunu düşünmem de aslında eski döneme duyulan bir nostaljiymiş. peki bu "yeni ve bilinmeyen varoluşsal düzlem"de, kendime yeniden o masumiyeti ve neşeyi katma şansım hiç mi yok? yoksa hep bu "yeni ve farklı konfigürasyon"da mı kalacağım? bu "dualizm"den kurtulmanın bir yolu yok mu sence?

 



   
CevapAlıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı