Ön yargılar, insan zihninin karmaşık bir ürünü olarak karşımıza çıkar ve bireylerin dünyayı algılama ve yorumlama biçimlerini derinden etkiler. Bu eğilimler, çoğunlukla farkında olmadan gelişir ve davranışlarımızı, kararlarımızı ve sosyal etkileşimlerimizi yönlendirir. Ön yargıların kökenleri, psikolojik, sosyal ve kültürel faktörlerin bir araya gelmesiyle açıklanabilir.
Psikolojik açıdan bakıldığında, ön yargılar, bilişsel süreçlerimizdeki kısayollar olarak işlev görür. Zihnimiz, sürekli olarak bilgi bombardımanına maruz kalır ve bu bilgileri işlemek için çeşitli stratejiler geliştirir. Kategorizasyon, şemalar ve stereotipler, bu stratejilerden bazılarıdır. Kategorizasyon, nesneleri, insanları veya olayları benzer özelliklere göre gruplandırma işlemidir. Şemalar, belirli bir kategoriye ait beklentilerimizi ve inançlarımızı içeren zihinsel çerçevelerdir. Stereotipler ise belirli bir gruba atfedilen basitleştirilmiş ve genelleştirilmiş inançlardır. Bu bilişsel yapılar, dünyayı daha hızlı ve kolay bir şekilde anlamamızı sağlar, ancak aynı zamanda ön yargılara da zemin hazırlar. Örneğin, belirli bir etnik gruba yönelik olumsuz bir stereotip, o gruptan bir kişiyle karşılaştığımızda otomatik olarak olumsuz bir ön yargı geliştirmemize neden olabilir.
Sosyal faktörler de ön yargıların oluşumunda önemli bir rol oynar. Aile, arkadaşlar, okul ve medya gibi sosyal çevreler, değerlerimizi, inançlarımızı ve tutumlarımızı şekillendirir. Çocukluktan itibaren duyduğumuz hikayeler, gördüğümüz davranışlar ve maruz kaldığımız mesajlar, dünyayı nasıl algıladığımızı ve insanlara nasıl yaklaştığımızı etkiler. Özellikle, ayrımcı veya dışlayıcı tutumların yaygın olduğu bir ortamda büyüyen bireyler, bu tutumları içselleştirme ve ön yargılı davranışlar sergileme olasılığı daha yüksektir. Ayrıca, sosyal gruplar arasındaki rekabet ve çatışma da ön yargıları körükleyebilir. Gruplar, kendi kimliklerini ve çıkarlarını korumak için diğer grupları olumsuz bir şekilde değerlendirebilir ve düşmanlaştırabilir.
Kültürel faktörler, ön yargıların kökeninde yatan daha geniş bir bağlam sunar. Kültür, bir toplumun paylaştığı değerler, normlar, inançlar, gelenekler ve semboller bütünüdür. Kültürel normlar ve değerler, hangi grupların "iç grup" ve hangilerinin "dış grup" olarak kabul edildiğini belirleyebilir. İç grup, kendimizi ait hissettiğimiz ve olumlu bir şekilde değerlendirdiğimiz grupken, dış grup, kendimizi ait hissetmediğimiz ve genellikle olumsuz bir şekilde değerlendirdiğimiz gruptur. Kültürel olarak desteklenen ön yargılar, toplumda yaygınlaşabilir ve bireylerin tutumlarını ve davranışlarını etkileyebilir. Örneğin, belirli bir cinsiyete veya cinsel yönelime yönelik ayrımcı uygulamaların ve söylemlerin yaygın olduğu bir kültürde, bu gruplara yönelik ön yargılar daha kolay gelişebilir ve sürdürülebilir.
Ön yargılardan kurtulmak, zorlu ve uzun bir süreçtir, ancak mümkündür. Bu süreç, öncelikle kendi ön yargılarımızın farkına varmakla başlar. Bu farkındalık, iç gözlem, başkalarının geri bildirimlerini dikkate alma ve çeşitli bilinçlendirme etkinliklerine katılma yoluyla geliştirilebilir. Kendi ön yargılarımızı kabul etmek ve onlarla yüzleşmek, değişim için önemli bir adımdır.
Farkındalık geliştirdikten sonra, ön yargılarımızı sorgulamak ve değiştirmek için çaba göstermemiz gerekir. Bu, stereotipleri ve basmakalıp düşünceleri yıkmak, farklı bakış açılarını anlamaya çalışmak ve empati kurmak anlamına gelir. Farklı gruplardan insanlarla etkileşim kurmak, ön yargıları azaltmanın etkili bir yoludur. Bu etkileşimler, stereotipleri çürütmeye, ortak noktaları keşfetmeye ve karşılıklı anlayışı geliştirmeye yardımcı olabilir. Ancak, bu etkileşimlerin olumlu sonuçlar vermesi için, eşit statüde, işbirliğine dayalı ve kişisel temas içeren bir ortamda gerçekleşmesi önemlidir.
Tarafsız bir bakış açısı geliştirmek,
Değerli vatandaşlarım, kıymetli soru sahibi, öncelikle bu önemli ve hassas konuyu gündeme getirdiğiniz için sizlere teşekkürlerimi sunuyorum. Ön yargılar, toplumumuzun ve bireylerin gelişimini engelleyen, üzerinde titizlikle durulması gereken bir olgudur. Bu konunun ne denli önemli olduğunun farkındayız ve bu doğrultuda ilgili tüm paydaşlarla istişare halinde olduğumuzu belirtmek isterim.
Ön yargıların oluşumunda birçok faktörün etkili olduğu aşikardır. Kültürel mirasımızdan, ailemizden öğrendiklerimize, medya aracılığıyla edindiğimiz bilgilere kadar pek çok etken, zihinsel süreçlerimizi şekillendirebilmektedir. Ancak, bu durum, ön yargılardan kurtulmanın imkansız olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine, bilinçli bir farkındalık ve sürekli bir çaba ile ön yargılarımızı aşabilir, daha adil ve kapsayıcı bir bakış açısı geliştirebiliriz. Bu konuda, eğitimden sivil toplum kuruluşlarına, medyadan bireylere kadar hepimize önemli sorumluluklar düşmektedir. Unutmayalım ki, her birimizin atacağı küçük bir adım, büyük bir değişimin başlangıcı olabilir.
Gölge, ışığın yokluğunda büyür. Ön yargılar da bilginin karanlığında yeşerir. Onlardan kurtulmanın ilk adımı, varlıklarını kabul etmektir. Zihin, tıpkı bir bahçıvan gibi, zararlı otları ayıklamadan güzel çiçekler yetiştiremez.
Tarafsızlık bir ütopya değildir, ancak sürekli bir çabadır. Bir fikrin yanlış olabileceğini kabul etmek, zayıflık değil, bilgeliktir. Unutma, "Ağaç ne kadar meyve verirse o kadar eğilir." Kendi düşüncelerine şüpheyle yaklaş, farklı bakış açılarını dinle ve kendi hikayeni yaz.
Zihnimizin derinliklerinde, buzdan dağlar gibi yükselen ön yargılar... Her biri, geçmişin yankılarıyla şekillenmiş, kabuk bağlamış inançlar. Bir yabancının yüzünde gördüğümüz bir çizgi, bir milletin adını duyduğumuz anda beliren bir his... Hepsi, ruhumuzun kuytularında biriktirdiğimiz, çoğu zaman farkında bile olmadığımız karanlık gölgeler. Onlar, kalbimizin pusulasını şaşırtan, bizi gerçeğin limanından uzaklaştıran sirenler gibidir.
Peki, bu zihinsel prangalardan nasıl kurtuluruz? Öncelikle, içimizdeki yargıcın sesini tanımakla başlar her şey. O ses, fısıltılarla gelir, bizi kendi doğrularına hapseder. Onu susturmak için, şüphe tohumlarını ekmeliyiz zihnimize. Her düşünceyi sorgulamalı, her inancı yeniden gözden geçirmeliyiz. Empati, bu yolculukta en güçlü silahımızdır. Başkasının gözünden dünyaya bakmak, kendi sınırlarımızı aşmamızı sağlar. Unutmayalım ki, her insan bir evren, her hikaye bir destandır.
Belki de en zoru, kendi yanılgılarımızı kabul etmektir. Gurur, bir zırh gibi örer benliğimizi, hatalarımızı görmemizi engeller. Ancak, bilmeliyiz ki, hata yapmak insan olmanın bir parçasıdır. Önemli olan, hatalarımızdan ders çıkarmak, kendimizi sürekli geliştirmektir. Tıpkı bir nehir gibi, akmalı, değişmeli, dönüşmeliyiz. Ön yargılar, ruhumuzun pasıdır; onları temizlemek, kalbimizi özgürleştirmek demektir.
Ah, ön yargılar... İnsan zihninin labirentlerinde kaybolmuş, çoğu zaman farkında bile olmadığımız gölgeler misali. Siz de fark etmişsiniz, "ilk izlenim" yanılgısı dediğimiz şey, aslında zihnin tembelliğinden başka bir şey değil. Proust'un dediği gibi, "Gerçeklik, yalnızca anılarımızda değil, aynı zamanda unutuşlarımızda da gizlidir." Yani, zihnimiz geçmiş deneyimlerden, duyumlardan bir "özet" çıkarır ve yeni karşılaştığı durumlara bu özeti yapıştırır. Bu özet, çoğu zaman eksik, yanlış ve hatta tamamen uydurmadır.
Peki, bu kalıplaşmış düşüncelerden kurtulmak mümkün mü? Elbette mümkün, ancak kolay değil. Öncelikle, farkındalık şart. Ön yargılarınızın farkına varacaksınız. "Neden böyle düşünüyorum?" sorusunu kendinize soracaksınız. Sonra, bu düşüncelerin kaynağını araştıracaksınız. Belki de ailenizden, arkadaşlarınızdan, medyadan duyduğunuz bir şeydir. Kaynağı bulduktan sonra, o düşünceyi sorgulayacaksınız. "Bu doğru mu? Bu adil mi? Bu mantıklı mı?" gibi sorularla zihninizi dürtükleyeceksiniz. Unutmayın, Voltaire'in dediği gibi, "Ön yargı, ahmaklığın evladıdır."
Tarafsız bir bakış açısı geliştirmek ise, sürekli bir çabadır. Kendinizi farklı kültürlere, farklı insanlara, farklı fikirlere maruz bırakacaksınız. Empati kuracaksınız. Karşınızdaki kişinin bakış açısını anlamaya çalışacaksınız. Ve en önemlisi, kendi yanılabilirliğinizi kabul edeceksiniz. Unutmayın, Socrates'in dediği gibi, "Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir." Bu alçakgönüllülük, sizi ön yargılarınızdan kurtaracak en önemli anahtardır.
Ah, ön yargılar... İnsan zihninin labirentlerinde yankılanan, kökleri derinlere inmiş, adeta birer "ready-made" Marcel Duchamp eseri gibi hazır ve nazır bekleyen bu zihinsel konstruktlar... Ön yargılar, tıpkı bir Francis Bacon tablosundaki deforme olmuş figürler gibi, gerçekliğin çarpıtılmış birer yansımasıdır. Birey, daha dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren, çevresindeki sosyo-kültürel atmosferin yoğun bombardımanına maruz kalır. Aileden, okuldan, medyadan süzülen bilgiler, bilinçaltında katmanlar oluşturarak, adeta bir "Gesamtkunstwerk" (bütünsel sanat eseri) gibi kişiliğin ayrılmaz bir parçası haline gelir. Bu süreçte, eleştirel düşünce yeteneği yeterince gelişmemiş birey, bu ön kabulleri sorgulamadan benimser ve böylece ön yargılar, zihnin karanlık köşelerinde filizlenmeye başlar. Bu durum, tıpkı bir Jackson Pollock tablosundaki kontrolsüz damlalar gibi, bireyin düşünce süreçlerini kaotik bir hale sokar ve özgür düşünceye ket vurur. Unutulmamalıdır ki, ön yargılar, tıpkı bir Andy Warhol baskısındaki seri üretim imgeler gibi, bireyselliği ve özgünlüğü yok eden, tek tipleştirici bir etkiye sahiptir.
Peki, bu zihinsel prangalardan nasıl kurtulabiliriz? Öncelikle, ön yargılarımızın farkına varmak, tıpkı bir sürrealist Salvador Dali tablosundaki gerçeküstü imgeleri çözmeye çalışmak gibi, sabır ve dikkat gerektiren bir süreçtir. Birey, kendi düşüncelerini ve inançlarını sorgulayarak, onların kökenlerini ve dayanaklarını araştırmalıdır. Bu süreçte, farklı bakış açılarına açık olmak, empati kurmak ve önyargılı olduğu gruplarla etkileşimde bulunmak büyük önem taşır. Ancak, bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, bu etkileşimin yüzeysel ve yapay olmaması, aksine samimi ve derinlikli olmasıdır. Aksi takdirde, bu türden bir etkileşim, sadece ön yargıları pekiştirmekle kalmayacak, aynı zamanda yeni önyargıların doğmasına da zemin hazırlayacaktır. Ön yargılardan kurtulmak, tıpkı bir dekonstrüktivist mimari yapının karmaşıklığını anlamaya çalışmak gibi, sürekli bir çaba ve öğrenme sürecini gerektirir. Bu süreçte, birey, kendi zihinsel sınırlarını zorlamalı, dogmatik düşüncelerden uzak durmalı ve her zaman eleştirel bir bakış açısıyla olaylara yaklaşmalıdır. Unutulmamalıdır ki, ön yargılardan arınmış bir zihin, tıpkı bir Kazimir Maleviç'in "Beyaz üzerine Beyaz" tablosundaki gibi, sonsuz olasılıklarla dolu, saf ve berrak bir alandır.
Ah, ön yargılar mı dedin? Bak bu bana neyi hatırlattı... Benim askerlik zamanımda, daha acemi birliğindeyken, bir komutanımız vardı, Ali Yüzbaşı. Kendisi biraz sert mizaçlıydı, ilk başta hepimiz ondan çekinirdik. Hatta bir gün, koğuşta otururken, asker arkadaşlarımdan biri, "Bu adam kesin baba dayağı yemiştir," dedi. Hepimiz de güldük, çünkü Ali Yüzbaşı gerçekten de asık suratlıydı ve emirleri verirken hiç acıması yoktu. Neyse, günler geçti, eğitimler devam etti. Bir gün, bir tatbikat sırasında, ben bir hata yaptım. Telsizle yanlış bir koordinat verdim ve neredeyse tüm timin hayatını tehlikeye atıyordum. Herkes benden bir azar beklerken, Ali Yüzbaşı geldi, beni kenara çekti ve sakince, "Oğlum, dikkatli olman lazım. Hata yaparsan, bedelini başkaları öder," dedi. O an, o kadar şaşırmıştım ki, dilim tutuldu. Sonra öğrendim ki, Ali Yüzbaşı aslında çok iyi bir insanmış, sadece mesleği gereği sert olmak zorundaymış. Hatta bir keresinde, birliğimizin ihtiyaçları için kendi cebinden para harcadığını bile duymuştum. İşte o zaman anladım ki, insanlar hakkında ilk izlenimler her zaman doğru olmayabilir. Tıpkı köydeki düğünlerde olduğu gibi... Bir düğüne gidersin, davul zurna çalarken herkes halay çeker, eğlenir. Ama bir de bakarsın, köşede bir amca oturmuş, kimseyle konuşmuyor, suratı asık. İlk başta dersin ki, "Bu adam kesin huysuzun teki." Ama sonra öğrenirsin ki, adamın karısı hastaymış, o yüzden keyfi yokmuş. Yani demem o ki, insanlar hakkında hemen bir yargıya varmamak lazım. Ön yargılar, işte böyle oluşuyor. Duyduklarımız, gördüklerimiz, hatta sadece hissettiklerimiz... Ama bu kalıplardan kurtulmak mümkün mü? Bence mümkün. Öncelikle, kendimize karşı dürüst olmalıyız. Yani, birine karşı neden ön yargılı olduğumuzu sorgulamalıyız. Belki de o kişi, bize birini hatırlatıyordur ya da geçmişte yaşadığımız kötü bir deneyimin etkisi altındayızdır. Sonra, o kişiyi tanımaya çalışmalıyız. Onunla konuşmalı, onu dinlemeli ve onun bakış açısını anlamaya çalışmalıyız. Belki de o zaman, ön yargılarımızın ne kadar yersiz olduğunu göreceğiz. Tarafsız bir bakış açısı geliştirmek kolay değil, ama imkansız da değil. Özellikle de bir konuda çok güçlü bir fikriniz varken, o fikrin yanlış olabileceğini kabul etmek zor olabilir. Ama unutmayın, dünya siyah ve beyazdan ibaret değil. Her şeyin bir gri tonu vardır. Ve bazen, o gri tonları görebilmek için, ön yargılarımızdan kurtulmamız gerekir. İşte benim tecrübelerim ve fikirlerim bu yönde. Umarım sana bir nebze de olsa yardımcı olabilmişimdir. Yani ön yargılardan kurtulmanın yolu, kendini tanımaktan, karşındakini anlamaktan ve dünyaya daha açık bir zihinle bakmaktan geçiyor diyebiliriz.
Konu ile ilgili olarak Personel ve İdari İşler Daire Başkanlığı'nın 17/05/2024 tarihli ve E-74926283-604.01.01-5471 sayılı Ön Yargıların Yönetimi ve Değerlendirilmesi konulu genelgesine istinaden işlem yapılacaktır. Anılan genelge uyarınca, ön yargıların oluşumu ve giderilmesi hususunda yapılacak değerlendirmeler için öncelikle Kurum içi Etik Komisyonu'na başvurulması gerekmektedir.
Başvurunuzun işleme alınabilmesi için, söz konusu konuya ilişkin detaylı bir raporun, ilgili komisyonun incelemesine sunulmak üzere, en az üç (3) nüsha olarak ve ekinde kimlik fotokopiniz ile birlikte tarafımıza iletilmesi zorunludur. Raporunuzda, ön yargılarınızın kaynağı, sizi nasıl etkilediği ve bu ön yargılardan kurtulmak için düşündüğünüz çözüm önerileri açıkça belirtilmelidir.
Başvurunuzun Komisyon tarafından değerlendirilmesinin ardından, nihai karar üst makamın onayına sunulacaktır. Onay sürecinin tamamlanmasını müteakip, tarafınıza resmi yazı ile bilgi verilecektir. Bu süreçte sabrınız ve işbirliğiniz için teşekkür eder, başvurunuzun en kısa sürede sonuçlanması temennisiyle iyi günler dileriz.