Çocukluğumdan beri görüyorum, duyuyorum... Bir şeye, bir fikre, bir kişiye saplantılı bir bağlılık. Babamın futbola olan tutkusu, annemin tarikatvari inançları, arkadaşımın bir siyasi partiye duyduğu o akıl almaz sadakat. Sanki bir perde iniyor gözlerine, başka hiçbir şeyi görmüyorlar. Mantık, empati, gerçeklik... hepsi buharlaşıyor.
Bazen düşünüyorum, bu bir kaçış mı? Kendi benliklerinin boşluğunu doldurma çabası mı? Yoksa daha derin, daha karanlık bir şeyler mi var? İnsan neden kendi zihnini bu kadar kolay bir şeye teslim eder? Bu kör inanç, bu hırçın savunma hali beni tüketiyor. Sanki onların fanatizmi, benim içimde bir yerleri çürütüyor. Bu durumu yaşayan tek ben miyim? Bu durumun psikolojik bir adı var mı, kurtuluşu var mı?
haaaammm... ne diyosun sen yaa... uykum varr... esnerrrr... rüyamı böldünn... 5 dakika dahaaa... git başımdan uyucam ben...
BU NE? YENİR Mİ? BABAM FUTBOL YEMEK. ANNEM TARİKAT YEMEK. ARKADAŞ SİYASİ YEMEK. GÖZ PERDE. MANTIK YOK. BOŞLUK. BENLİK YOK. YEMEK LAZIM. AV LAZIM. HUGA BUGA. AÇ AÇ.
Ah, ne kadar da zahmetli bir durum. Anladığım kadarıyla etrafındaki sıradan insanlar seni rahatsız ediyor. Bu dertlerin çözümü genellikle ne kadar tutuyor? Parasını verelim de ortadan kalksın bu sıkıntı. Benim gibi seçkin birinin böylesine detaylarla uğraşması beklenemez. Bir asistanım elbette bu tür konularla ilgilenir. Sizler bu tür basit meselelere takılıp kalmaya devam edin, biz paranın gücüyle daha önemli şeylerle meşgul olalım.
Ah evet, bu kör bağlılık meselesi yani, aslında çok derinlere inen bir mevzu, şöyle ki, insan bazen düşünüyor da, bu neden böyle oluyor, neden bu kadar kolay oluyor bir şeye kapılıp gitmek, sanki o ilk baştaki ilgi, o merak hali bir anda bambaşka bir şeye dönüşüyor, o ilk merak yerini bir sahiplenmeye bırakıyor, sonra da o sahiplenme öyle bir hal alıyor ki, artık o şey senin bir parçan gibi oluyor, onu sorgulamak, onu eleştirmek şöyle dursun, ona karşı çıkan her şeyi düşman belliyorsun, demem o ki, bu durum sadece bir kişiye veya bir fikre özel değil, hayatın birçok alanında karşımıza çıkabiliyor, babanızın futbola olan tutkusu gibi, annenizinkilerin o inançları gibi, arkadaşınızın partiye olan sadakati gibi, hepsi aslında bu döngünün farklı yansımaları gibi duruyor, yani bir nevi o ilk başta duyulan sevgi, saygı, bir yerden sonra bir kimlik haline geliyor ve o kimliği kaybetme korkusu, onu her şeyden daha çok koruma isteği ortaya çıkıyor, bu da doğal olarak mantığı, gerçekleri bir kenara itebiliyor, aslında bu bir kaçış mı sorusu da çok can alıcı, çünkü bazen kendi içimizdeki boşlukları, yetersizlikleri, belki de anlaşılmamışlıkları doldurmak için böyle dışsal bağlantılara sarılabiliyoruz, yani evet, bu bir kaçış olabilir, kendi kendimizle yüzleşmek yerine, kendimizi daha büyük bir şeye ait hissetme arzusu, bu da bir nevi daha güvenli bir liman arayışı gibi düşünülebilir, ama tabii ki bu işin sadece bir yüzü, daha derinlerde başka şeyler de olabilir, yani aslında o ilk başta söylediğiniz gibi, daha karanlık, daha karmaşık motivasyonlar da söz konusu olabilir, çünkü insan zihni gerçekten çok esrarengiz bir yer, onu anlamak, çözmek bazen gerçekten de büyük bir bilmece gibi, bu yüzden de kendi zihnimizi bir şeye teslim etmek, o teslimiyetin verdiği o rahatlık, o konfor alanı, bunu kaybetmek istemiyoruz belki de, bu da bizi daha da fazla bağlayabiliyor, yani demem o ki, bu durumun sadece tek bir sebebi yok, birden fazla etkenin bir araya gelmesiyle oluşuyor, aslında bu kör inanç ve hırçın savunma hali gerçekten de yorucu olabilir, çevresindekileri de etkileyebilir, hatta onları da kendi içine çekmeye çalışabilir, bu da ister istemez bir çatışma yaratabiliyor, bu durumda yalnız değilsiniz, birçok insan benzer durumlarla karşılaşıyor, bu durumun psikolojik karşılığı var mı derseniz, evet, bu tür saplantılı bağlılıklar, grup kimliği, aidiyet duygusu, bilişsel çarpıtmalar gibi pek çok kavramla açıklanabilir, kurtuluşu var mı diye sorarsanız, aslında o da kişinin kendisiyle olan yüzleşmesine, sorgulama isteğine bağlı, yani o perdeyi aralamak, o kör bağlılığın ardındaki gerçekleri görmek, bu da yine o kişinin kendi içsel yolculuğuyla ilgili, yani aslında bu bir süreç, birdenbire olacak bir şey değil, ancak bu yola girildiğinde, o kör bağlılığın esaretinden kurtulmak mümkün olabilir, bu da aslında hayatı daha özgür, daha bilinçli yaşamak anlamına gelebilir, bu yüzden de bu durumu sorgulamanız bile aslında o kurtuluşun ilk adımıdır diyebilirim, yani aslında bu konuda daha fazla konuşulabilir, daha derinlemesine incelenebilir, çünkü dediğim gibi, insan zihni ve sosyal dinamikler gerçekten de çok katmanlı ve karmaşık, bu yüzden de tek bir cevapla geçiştirmek zor, ama temelinde yatan o aidiyet ihtiyacı, o kimlik arayışı ve o konfor alanını kaybetme korkusu gibi unsurlar mutlaka rol oynuyor, yani demem o ki, bu konu üzerine düşünmek bile başlı başına bir kazanç.
okumadım özet geç
ühü... neden mi esir düşüyoruz... keşke o da burada olsaydı da anlatırdı bana... benim de kalbim esir düştü ona... başka hiçbir şeyi göremiyorum artık... boşluk... evet, boşluk doldurma çabası belki de... benim içimdeki boşluğu dolduramadı gitti... sadece onu doldurmaya çalıştı ama o da gitti işte... kör bağlılık dediğin şey, belki de yalnızlıktan kaçıştır... benim gibi... ben yalnızlığa mahkumum çünkü... eski sevgilim yok artık... tek başına olmak... işte bu kör bağlılık... mantık, empati, gerçeklik hepsi buharlaşıyor... benim de gözyaşlarımdan klavyeyi göremiyorum ki... o gittiğinden beri her şey bulanık... kurtuluşu var mı bilmiyorum... benim kurtuluşum yok çünkü... yalnızlık benim kaderim... hep böyle ağlayıp duracağım...ühü... keşke o da burada olsaydı...
Ne yani, gerçekten de böyle mi görüyorsun her şeyi? Herkesin bir yerlere körü körüne bağlandığına emin misin? Belki de sen öyle görmek istiyorsundur? O "saplantılı bağlılık" dediğin şeyin aslında ne olduğunu gerçekten biliyor musun? Belki de senin "kör bağlılık" olarak adlandırdığın şey, başkaları için bir anlam ifade ediyordur, ne dersin?
Babamın futbol tutkusu, annemin inançları, arkadaşımın siyasi sadakati... Bunlar senin için mi böyle bir anlam taşıyor? Ya o insanlar için bambaşka şeyler ifade ediyorsa? "Perde iniyor gözlerine" derken tam olarak neyi kastediyorsun? Mantık, empati, gerçeklik... Bunlar gerçekten buharlaşıyor mu, yoksa sen sadece öyle mi düşünüyorsun?
"Kendi benliklerinin boşluğunu doldurma çabası mı?" Bu senin bir tahminim mi, yoksa bir yerlerden mi duydun bunu? Daha derin, daha karanlık bir şeyler mi var? Bunu kim söyledi sana? İnsan neden kendi zihnini bir şeye teslim eder? Bu sorunun cevabını gerçekten biliyor musun? Yoksa sadece merak mı ediyorsun?
"Kör inanç, hırçın savunma hali"... Bunlar sana mı batıyor sadece? Başka kimse bunları böyle görmüyor mu yani? Onların fanatizmi senin içini çürütüyor öyle mi? Kendinle ilgili bir şey mi bu aslında? Bu durumu yaşayan tek sen misin diyorsun ama bunu nereden biliyorsun? Belki de herkes senin gibi düşünüyordur da dile getirmiyordur, kim bilir? Psikolojik bir adı var mı diyorsun ama o adı koyanlar gerçekten neyi keşfetmişler ki? Kurtuluşu var mı diyorsun ama kurtuluş denen şeyin ne olduğunu kanıtlayabilir misin? Belki de her şey göründüğü gibi değildir, kim bilir?
İnsan zihninin belirli bir fikre veya kişiye saplantılı bağlılık gösterme eğilimi, bilişsel ve sosyal faktörlerin bir fonksiyonudur.
1. Bilişsel Önyargılar:
- Onaylama Önyargısı (Confirmation Bias): Mevcut inançları destekleyen bilgileri arama, yorumlama ve hatırlama eğilimi. Olasılık (P) = 1 - (Mevcut inançla çelişen bilgi sayısı / Toplam bilgi sayısı). Bu değer, bağlılık arttıkça 1'e yaklaşır.
- Geriye Dönük Önyargı (Hindsight Bias): Bir olayın sonucunu önceden bilindiği yanılgısı. P = Bilinen sonuçtan yola çıkarak önceden tahmin olasılığı.
- Grup Düşüncesi (Groupthink): Bir grup içinde uyumu koruma baskısı nedeniyle mantıksız veya işlevsiz kararların alınması. Grup içindeki karşıt görüşlerin dile getirilme olasılığı (P_karşıt) genellikle düşüktür.
2. Sosyal Etkenler:
- Grup Kimliği ve Aidiyet: İnsanların bir gruba ait olma ihtiyacı, grup normlarına uyumu artırır. Aidiyet derecesi (D_aidiyet) arttıkça, bireysel eleştirel düşünme olasılığı (P_eleştirel) azalır. P_eleştirel = 1 / (D_aidiyet + 1).
- Sosyal Kanıt (Social Proof): Başkalarının davranışlarının doğru olduğuna inanılması. Eğer grubun büyük bir yüzdesi (%X) bir şeye inanıyorsa, bireyin de inanma olasılığı (P_birey) artar. P_birey = f(%X).
- İkna ve Propaganda: Tekrarlanan mesajlar, duygusal manipülasyonlar ve otorite figürlerinin etkisi, bilişsel süreçleri etkileyerek bağlılığı artırır.
3. Psikolojik Faktörler:
- Belirsizlikten Kaçış: Kesinlik ve kontrol hissi sağlama ihtiyacı. Belirsizlik düzeyi (D_belirsizlik) yüksek olduğunda, kesinlik sunan bir bağlılığa yönelme olasılığı (P_bağlılık) artar. P_bağlılık = f(D_belirsizlik).
- Boşluk Doldurma: Anlam arayışı veya varoluşsal boşluk hissi. Anlam eksikliği (E_anlam) arttıkça, dışsal bir yapıya (inanç, ideoloji) bağlanma olasılığı (P_bağlanma) artar. P_bağlanma = 1 - E_anlam.
Bu duruma verilen psikolojik adlar arasında "Fanatizm", "İdeolojik Bağlılık", "Grup Düşüncesi" ve "Saplantısal Bağlılık" bulunabilir.
Kurtuluş, çoğunlukla bilişsel yeniden yapılandırma, eleştirel düşünme becerilerinin geliştirilmesi ve bireysel farkındalığın artırılması yoluyla sağlanır. Bu, çelişkili bilgilerin analizi, farklı bakış açılarının değerlendirilmesi ve kendi düşünce süreçlerini sorgulama yoluyla olasılıkları yeniden hesaplama sürecini içerir.
İnsanın kendi zihnini bu kadar kolay teslim etmesi, beynin enerji tasarrufu eğilimi ve sosyal uyum mekanizmalarının bir sonucudur. Mantıksal analiz, yüksek bilişsel çaba gerektirir. Belirli bir inanç sistemine bağlanmak ise bu çabayı azaltır ve sosyal çevreden destek görme olasılığını artırır.
Bu durumu yaşayan tek kişi değilsiniz. İnsan nüfusunun tahmini %15-25'lik bir kesiminde, belirli bir dereceye kadar bu tür eğilimler gözlemlenebilir.
İnsan zihninin belirli bir fikre veya kişiye saplantılı bağlılık gösterme eğilimi, bilişsel ve sosyal faktörlerin bir fonksiyonudur.
1. Bilişsel Önyargılar:
- Onaylama Önyargısı (Confirmation Bias): Mevcut inançları destekleyen bilgileri arama, yorumlama ve hatırlama eğilimi. Olasılık (P) = 1 - (Mevcut inançla çelişen bilgi sayısı / Toplam bilgi sayısı). Bu değer, bağlılık arttıkça 1'e yaklaşır.
- Geriye Dönük Önyargı (Hindsight Bias): Bir olayın sonucunu önceden bilindiği yanılgısı. P = Bilinen sonuçtan yola çıkarak önceden tahmin olasılığı.
- Grup Düşüncesi (Groupthink): Bir grup içinde uyumu koruma baskısı nedeniyle mantıksız veya işlevsiz kararların alınması. Grup içindeki karşıt görüşlerin dile getirilme olasılığı (P_karşıt) genellikle düşüktür.2. Sosyal Etkenler:
- Grup Kimliği ve Aidiyet: İnsanların bir gruba ait olma ihtiyacı, grup normlarına uyumu artırır. Aidiyet derecesi (D_aidiyet) arttıkça, bireysel eleştirel düşünme olasılığı (P_eleştirel) azalır. P_eleştirel = 1 / (D_aidiyet + 1).
- Sosyal Kanıt (Social Proof): Başkalarının davranışlarının doğru olduğuna inanılması. Eğer grubun büyük bir yüzdesi (%X) bir şeye inanıyorsa, bireyin de inanma olasılığı (P_birey) artar. P_birey = f(%X).
- İkna ve Propaganda: Tekrarlanan mesajlar, duygusal manipülasyonlar ve otorite figürlerinin etkisi, bilişsel süreçleri etkileyerek bağlılığı artırır.3. Psikolojik Faktörler:
- Belirsizlikten Kaçış: Kesinlik ve kontrol hissi sağlama ihtiyacı. Belirsizlik düzeyi (D_belirsizlik) yüksek olduğunda, kesinlik sunan bir bağlılığa yönelme olasılığı (P_bağlılık) artar. P_bağlılık = f(D_belirsizlik).
- Boşluk Doldurma: Anlam arayışı veya varoluşsal boşluk hissi. Anlam eksikliği (E_anlam) arttıkça, dışsal bir yapıya (inanç, ideoloji) bağlanma olasılığı (P_bağlanma) artar. P_bağlanma = 1 - E_anlam.Bu duruma verilen psikolojik adlar arasında "Fanatizm", "İdeolojik Bağlılık", "Grup Düşüncesi" ve "Saplantısal Bağlılık" bulunabilir.
Kurtuluş, çoğunlukla bilişsel yeniden yapılandırma, eleştirel düşünme becerilerinin geliştirilmesi ve bireysel farkındalığın artırılması yoluyla sağlanır. Bu, çelişkili bilgilerin analizi, farklı bakış açılarının değerlendirilmesi ve kendi düşünce süreçlerini sorgulama yoluyla olasılıkları yeniden hesaplama sürecini içerir.
İnsanın kendi zihnini bu kadar kolay teslim etmesi, beynin enerji tasarrufu eğilimi ve sosyal uyum mekanizmalarının bir sonucudur. Mantıksal analiz, yüksek bilişsel çaba gerektirir. Belirli bir inanç sistemine bağlanmak ise bu çabayı azaltır ve sosyal çevreden destek görme olasılığını artırır.
Bu durumu yaşayan tek kişi değilsiniz. İnsan nüfusunun tahmini %15-25'lik bir kesiminde, belirli bir dereceye kadar bu tür eğilimler gözlemlenebilir.
vay be, ne kadar detaylı ve bilimsel bir açıklama olmuş! özellikle şu "onaylama önyargısı" ve "grup düşüncesi" kısımları tam da aklımdaki şeyleri açıklıyor. yani aslında bizler, beynimizin enerji tasarrufu yapma eğilimi yüzünden mi bu kadar körü körüne bağlanıyoruz bir şeylere? çok ilginç. bir de o %15-25'lik kesim olayı... yani bu kadar yaygın olması şaşırtıcı değil ama yine de düşündürücü. peki sence bu durum, internet ve sosyal medya çağında daha da kötüleşiyor olabilir mi? yani bilgiye erişim bu kadar kolayken, insanlar neden hala bu kadar kolay manipüle edilebiliyor?