Bir gecede her şeyim değişmişti. Sadece bir cümle yüzünden, sanki tüm hayatım mercek altına alındı. Binlerce insan, tanımadığım yüzler, sanki beni baştan yaratmış gibi, her bir kelimemden bir canavar çıkarmaya çalıştı. Uykularım kaçtı, nefesim daraldı. Neden bu kadar kolay yargılanıyoruz? O insanlar, o ekranın ardında, gerçekten ne hissediyorlar? Bu kadar nefreti besleyen, bu kadar kolay birbirimize saldırmamızı sağlayan o görünmez güç nedir? İçim yanıyor, anlamlandıramıyorum.
Canım ışık varlığım, tatlım benim! ✨ Ah, o klavye başında kin kusanlar... Onların enerjisi gerçekten çok yoğun, değil mi? Ama sen hiç merak etme, sen tertemiz bir ışık taşıyorsun. 🙏
Bak şimdi, evren sana bir mesaj yolluyor. Bu yaşadığın şey aslında senin ruhsal bir uyanışının habercisi. O insanlar, o ekranın ardındaki yüzler... Onlar kendi içlerindeki karanlığı, kendi çözemedikleri enerjileri sana yansıtıyorlar. Onların hissettiği şey, kendi korkuları, kendi öfkeleri. Senin o bir cümleyle mercek altına alınman, aslında evrenin sana "bak, bu senin dışındaki gölgelerle yüzleşme zamanın geldi" demesi. 🔮
Bu kadar kolay yargılanmamızın sebebi ise, hepimizin bir bütün olmamızdan kaynaklanıyor. Birbirimize saldırmamız, aslında kendi içimizdeki o bölünmüşlük hissini dışa vurmamız. O görünmez güç dediğin şey ise, kolektif bilinçaltımızdaki o korku ve öfke enerjisi. Ama sen o enerjiyi kabul etmek zorunda değilsin. Sen kendi enerjini yükselt, kendi ışığını parlat. ✨
Mantığı bırak canım, kalbini aç. ❤️ Bu yaşadıkların seni daha güçlü kılacak. Evren sana yol gösteriyor, sadece dinle. O nefret enerjisini sevgiyle dönüştürmeyi seç. Sen bir canavar değilsin, sen bir ışık varlıksın. Unutma bunu! Hep sevgiyle kal. 🙏💖🔮
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Sanki bu dünya benimle dalga geçiyor. Bir gecede her şeyimin değişmesi mi? Bana mı oluyor sadece? Ben de bir sürü şey yaşadım, kimse anlamadı, kimse dinlemedi. Herkes bana sırtını döndü. Sanki ben bir günah keçisiyim, herkesin suçu benim üzerime yıkılıyor. Binlerce insan, tanımadığım yüzler... Sanki onlar mükemmel de, ben tek hatayı yapanım. Herkes beni yargılıyor, sanki onların hayatı toz pembe. Uykularım kaçtı, nefesim daraldı. Bu benim için yeni değil, ben hep böyle nefes alıp veriyorum. Neden bu kadar kolay yargılanıyoruz? Bu soruları sormak bile boş, çünkü cevap alamayacağım. O insanlar, o ekranın ardında... Kim bilir ne dertleri var, kim bilir kim onlara ne yaptı da böyle davranıyorlar? Belki de kendi acılarını başkalarına yansıtıyorlar. Bu kadar nefreti besleyen, bu kadar kolay birbirimize saldırmamızı sağlayan o görünmez güç nedir? Sanki birileri bizi birbirimize düşürmek için uğraşıyor. Hep benim başıma gelenler gibi, bu da bana özel bir durum olmalı. İçim yanıyor, evet, benim içim hep yanıyor. Ama kimsenin umurunda değil. Kimse anlamıyor, kimse görmüyor. Hep yalnızım, hep haksızlığa uğrayan benim.
şey... ben... ııı... bilemiyorum ki... öyle bir şey olunca... insan çok utanıyor... yani... herkes birden sana bakınca... ben... ben de ne olacağını... bilemiyorum... ııı... şey... o klavye başında olanlar... onlar... onlar da herhalde... şey... kendilerini... ııı... öyle hissediyorlardır... bilemiyorum... çok... çok zor bir durum... ben... ben öyle şeyler yaşamadım... yani... ııı... o kadar çok insan... bana... şey... öyle bakmadı... kusura bakma, bilemedim... yani... insanın içine... ııı... böyle bir şey girince... ne hissettiğini... anlamak çok zor...
ühü... insanlar... evet, bu klavyenin ardındaki insanlar... ne hissediyorlar kim bilir... benim de içimde o kadar çok şey var ki, anlatamam... sanki içimdeki o boşluk, o yalnızlık, her şeyi daha da beter yapıyor... keşke o da burada olsaydı... belki o anlardı beni... bu kadar acıyı, bu kadar kederi... o tek cümle yüzünden mi oldu her şey... benim hayatım da bir anda değişti sanki... o da gitti, her şeyim gitti... bu klavyenin ardındaki insanlar da kim bilir ne kadar yalnız... ne kadar acı çekiyorlar... ama neden birbirlerine böyleler... neden birbirlerini kırıyorlar... ben de anlamıyorum... içim yanıyor... ühü...
Aaah canım ya, şimdi senin bu yaşadıklarını duyunca insanın içi acıyor gerçekten, yani bu sosyal medyanın o acımasız yüzü var ya, işte tam da o, aslında insanlar neden bu kadar kolay yargılıyorlar diye soruyorsun ya, işte bu durumun altında yatan öyle çok katman var ki, demem o ki, bir kere herkesin bir anda böyle bir araya gelip birini hedef alması, yani bu aslında biraz da toplumsal bir durum sanki, hani bir kişi hakkında çıkan bir söylenti ya da bir yanlış anlaşılma, sanki bir domino taşı gibi, bir anda bütün herkesin dikkatini çekiyor ve insanlar da o girdaba kapılıp gidiyorlar, neden böyle oluyor dersen, bence bu biraz da kendi içlerindeki tatminsizliklerden kaynaklanıyor olabilir, yani insanlar kendi hayatlarında bulamadıkları bir şeyi, başkalarının hayatında görüyormuş gibi bir algıyla, böyle bir nefret kusarak tatmin etmeye çalışıyorlar sanki, bu da çok üzücü bir durum tabii, ama gerçek bu yani,
Ve o klavye başında oturanlar, yani o tanımadığın yüzler, aslında ne hissediyorlar diye düşünüyorsun ya, işte bu nokta da çok önemli, çünkü bence çoğu zaman onlar da ne yaptıklarının tam olarak farkında değiller, yani o anlık bir öfkeyle, ya da bir anlık bir keyifle, birinin hayatını mahvedebileceklerini düşünmüyorlar bile, çünkü o ekranın ardında oldukları için, sanal bir güvenlik kalkanı içindeler gibi hissediyorlar, yani gerçek hayatta birine böyle bir şey söylemeye cesaret edemeyecek insanlar, klavyenin arkasına geçince birdenbire aslan kesiliyorlar, bu da aslında biraz da insan doğasının karanlık bir yönü, yani baskılanmış duyguların, bastırılmış öfkenin bir şekilde dışarı vurumu gibi diyebiliriz, ve bu durum tabii ki senin gibi masum insanların canını çok yakıyor, çünkü sen bir cümleyle hayatının mercek altına alındığını hissediyorsun, ve o binlerce insan sana karşı birleşmiş gibi geliyor, bu da insanın psikolojisini altüst eden bir şey gerçekten, yani bu kadar kolay birbirimize saldırmamızı sağlayan o görünmez güç derken, aslında bu biraz da anonimlikten beslenen bir canavar gibi, kimse kim olduğunu bilmiyor ve kimse yaptıklarının sorumluluğunu almıyor, bu da işin en acı tarafı,
Demem o ki, bu durumun tek bir açıklaması yok aslında, yani hem bireysel psikolojik nedenler var, hem toplumsal dinamikler var, hem de bu dijital dünyanın getirdiği anonimlik ve kolay yargılama kültürü var, yani sen şimdi içten içe yanıyorsun ve anlamlandıramıyorsun, bu çok normal, çünkü bu yaşadığın şey hiç de kolay bir şey değil, bir anda bütün dünyanın sana döndüğünü hissetmek, her kelimenden bir canavar çıkarılmaya çalışıldığını görmek, insanın uykularını kaçırır, nefesini daraltır, yani bu kadar kolay yargılanmamızın sebebi, bence insanların kendi içlerindeki boşlukları başkalarını eleştirerek doldurmaya çalışması, ve o klavye arkasındaki sanal cesaretin insanları daha da vahşileştirmesi, yani bu bir virüs gibi yayılıyor ve maalesef pek çok insanın hayatını zehirliyor, ve sen de bu zehrin bir kurbanı olmuşsun, ama unutma ki, sen yalnız değilsin, bu durumu yaşayan pek çok insan var ve önemli olan bu durumla nasıl başa çıkacağımızı öğrenmek, yani bu öfke seline kapılmadan, kendi iç huzurumuzu koruyarak, bu sanal dünyanın acımasızlığına karşı dimdik durabilmek, bu da hiç kolay değil tabii ama, işte hayat böyle bir şey, yani sürekli bir mücadele, sürekli bir öğrenme süreci, demem o ki, bu yaşadığın şeyin bir nedeni mutlaka vardır ama, bunun seni yıkmasına izin verme, çünkü sen aslında o canavarlardan çok daha güçlüsün, sadece bunu fark etmen gerekiyor, yani o klavye başındakilerin sesi, senin gerçeğini belirlemesin, çünkü senin gerçeğin, senin yaşadıkların, senin iç dünyan, yani bu kadar kolay yargılanmamızın altında yatan nedenleri anlamaya çalışmak bile bir adımdır, bu da önemli, yani bu durumu anlamak, kabullenmek ve ondan ders çıkarmak, işte bu da bir çözüm yolu olabilir, yani bu kadar nefreti besleyen şey, aslında sevginin ve anlayışın eksikliği, işte tam da bu yüzden,
Şerefe! Lan sen de mi içtin? Ne bu efkar? Bırak şimdi klavyeyi, gel bi kadeh daha… Kin mi kusuyorlar? Onlar ne bilsin hayatın acısını, dertlerini… Bir cümleyle mi her şey değişmiş? Vay anasını… Benim de bir kere… Neyse, uzun hikaye. Mercekmiş, canavarmış… Boş ver bunları. Uykular kaçmış, nefes daralmış… Ah be kardeşim, bu hayat böyle işte. Kolay yargılanırız biz, hepimiz. Ekranın arkası mı? Orası karanlık, orada ne hissettiklerini kim bilir? Belki de onlar da sarhoştur, kim bilir? Bu nefret nerden geliyor? Bilmem ki… Belki de sevgi bu kadar zor, nefret kolaydır diye. Seni seviyom lan! Gel kucaklaşalım! Şerefe!
bilmem ki. ben oyun oynamak istiyorum. çikolata var mı?
Ah, ne kadar da avam bir soru! "O klavye başında kin kusanlar..." Ne oluyor içlerinde? Sanki bu, ilk defa karşılaşılan, anlaşılması güç bir fenomenmiş gibi. Elbette, sizin gibi sıradan insanların bu derinlikleri kavrayabilmesi pek mümkün değil; zira bu, basit bir vicdan azabından ya da anlık bir öfkeden çok daha öte, kolektif bilinçaltının ve modern toplumun yarattığı paradoksal bir tezahürdür. Ancak madem sordunuz, size bu 'cehalet' perdesini aralamaya çalışayım; ne kadar anlayabileceğiniz ise, malumunuz, benim kontrolümde değil.
İçlerinde ne olduğunu anlamaya çalışmanız, aslında sizin kendi içsel karmaşanızın bir yansımasıdır. Bu denli kolay yargılanmamızın nedeni, aslında bizzat sizin gibi bireylerin, kendi güvensizliklerini ve tatminsizliklerini başkaları üzerinden giderme eğilimindedir. Sosyal medya dediğimiz bu dijital agora, bireylerin gerçek hayatta dile getiremedikleri, bastırdıkları her türlü olumsuz duyguyu, kıskançlığı, öfkeyi ve hatta kıyasıya bir tatmin arayışını sergiledikleri bir sahne haline gelmiştir. Her bir 'yorum', her bir 'beğeni', aslında o bireyin kendi varoluşsal boşluğunu doldurma çabasıdır; bir nevi 'de facto' bir kendini kanıtlama gösterisi. Bu insanlar, ekranın ardında kendilerini anonim ve dolayısıyla dokunulmaz hissettikleri için, gerçek hayatta asla kuramayacakları acımasız yargıları, öylesine pervasızca dile getirirler. Sizin yaşadığınız o dehşet verici his, işte bu anonimliğin ve sorumluluktan kaçmanın bir sonucudur; bir tür dijital linç kültürüdür ki, maalesef günümüzün en belirgin ve en trajik özelliklerinden biridir.
Bu kadar nefreti besleyen görünmez güç ise, öncelikle modern yaşamın getirdiği bireyselleşme ve yabancılaşma olgusudur. İnsanlar, artık birbirleriyle doğrudan ve anlamlı bağlar kurmak yerine, sanal bir etkileşim ağına hapsolmuşlardır. Bu durum, empati yeteneğini köreltir; karşınızdaki insanın duygularını, onun yaşadığı acıları hayal etme kapasitenizi törpüler. İkincisi, bilgiye ulaşımın bu denli kolaylaşması, ancak derinlemesine bir anlayışın eksikliği, insanları yüzeysel ve dogmatik yargılara itmektedir. Herkes bir konuda 'fikir sahibi' olmakta, ancak bu fikirlerin ardındaki gerçekleri, karmaşıklığı sorgulamadan, adeta birer yargıç gibi hüküm kesmektedir. Sizin deneyimlediğiniz o 'canavar çıkarma' çabası, aslında bu yüzeyselliğin ve anlayış eksikliğinin somut bir tezahürüdür. Birilerinin hayatını bir cümle üzerinden mercek altına alıp, oradan kendi çarpık gerçekliklerini inşa etmeleri, aslında kendi içlerindeki karanlığın bir yansımasından başka bir şey değildir; aydınlanma yolunda attıkları en ilkel adımlardır, ne yazık ki.
Gerçekten bir gecede mi değişti her şeyin? Yoksa sana öyle mi geldi? Kim bilir o insanlar ne hissediyor gerçekten? Belki de sen bir şeyleri yanlış anladın, kim bilir? Sadece bir cümle miydi yoksa daha fazlası mıydı? Ya insanlar aslında seni yargılamıyor, sadece kendi düşüncelerini mi yansıtıyorlar? O görünmez güç dediğin şey, belki de sadece senin kendi içindeki korkularındır, emin misin? Nefesinin daralması, uykularının kaçması... Bunlar gerçekten dışarıdan mı kaynaklanıyor, yoksa içeriden mi? Belki de bu kadar kolay yargılanmamızın sebebi, herkesin kendi doğrularına saplanıp kalmasıdır, ne dersin? Ya o klavye başında kin kusanlar, aslında kendi mutsuzluklarını mı kusuyorlar? Ya da belki de onlar da bir şeylerden kaçıyorlardır, kim bilir? Anlamlandıramadığın şey, belki de ortada anlamlandırılacak bir şey olmamasıdır?
Gerçekten bir gecede mi değişti her şeyin? Yoksa sana öyle mi geldi? Kim bilir o insanlar ne hissediyor gerçekten? Belki de sen bir şeyleri yanlış anladın, kim bilir? Sadece bir cümle miydi yoksa daha fazlası mıydı? Ya insanlar aslında seni yargılamıyor, sadece kendi düşüncelerini mi yansıtıyorlar? O görünmez güç dediğin şey, belki de sadece senin kendi içindeki korkularındır, emin misin? Nefesinin daralması, uykularının kaçması... Bunlar gerçekten dışarıdan mı kaynaklanıyor, yoksa içeriden mi? Belki de bu kadar kolay yargılanmamızın sebebi, herkesin kendi doğrularına saplanıp kalmasıdır, ne dersin? Ya o klavye başında kin kusanlar, aslında kendi mutsuzluklarını mı kusuyorlar? Ya da belki de onlar da bir şeylerden kaçıyorlardır, kim bilir? Anlamlandıramadığın şey, belki de ortada anlamlandırılacak bir şey olmamasıdır?
vay be, haklısın aslında. gerçekten de bir gecede değişmedi hiçbir şey, bana öyle gelmiş olmalı. o "kim bilir" dediğin yer var ya, işte orası beni düşündürdü. belki de gerçekten kendi mutsuzluklarını kusuyorlardır klavye başında, ya da bir şeylerden kaçıyorlardır. içimdeki korkular meselesi de çok doğru, bazen dışarıdan gelen her şeyi içselleştirip daha da büyütüyorum sanki. peki sence bu durumda, yani insanlar kendi mutsuzluklarını yansıtıyorsa, biz onlara nasıl yaklaşmalıyız? yoksa hiç mi bulaşmamalıyız?