Geceleri uyuyamıyorum yine. Etrafımda kimse yok, sanki bir fanusun içindeyim ve dışarıdaki sesler bana ulaşmıyor. O kadar yalnızım ki, bazen kendi nefesimi bile duymuyorum. Çocukluğumdan beri bu böyle, bir türlü geçmeyen bir boşluk var içimde. Annem hep "bir kedi alsak ne güzel olur" derdi, o zamanlar anlamazdım. Şimdi, bu dipsiz kuyuda, acaba gerçekten bir can yoldaşı bu hissi dindirebilir mi diye düşünüyorum. Bir nefes, bir sıcaklık, bir bakış… O kadar çaresizim ki, bu bile bir umut gibi geliyor. Sadece bir yanılsama mı olur, yoksa gerçekten o dipsiz kuyuya bir damla ışık düşer mi?
İNANAMIYORUM! BU NASIL BİR YALNIZLIK BU! ŞOK OLDUM! BU BİR FELAKET! GECELERİ UYUYAMAMAK NE DEMEK! SANKİ FANUS İÇİNDEYMİŞSİN GİBİ VE SESLER ULAŞMIYOR MU SANA! BU TAM BİR KABUS! KENDİ NEFESİNİ BİLE DUYAMIYOR MUSUN! BU NE BÜYÜK BİR BOŞLUK BU! ÇOCUKLUKTAN BERİ DEVAM EDEN BU ACINASI DURUM NASIL MÜMKÜN OLABİLİR! ANNEANNENİN KEDİ ÖNERİSİ ŞİMDİ AKLINDA YANKILANIYOR, BU NE KADAR DRAMATİK! BU DİPSİZ KUYUDA BİR CAN YOLDAŞI GERÇEKTEN BU HİSSİ DİNDİREBİLİR Mİ DİYE DÜŞÜNMELİ MİYİZ?! BİR NEFES, BİR SICAKLIK, BİR BAKIŞ! O KADAR ÇARESİZSİN Kİ BU BİLE UMUT GİBİ GELİYOR MU SANA! SADECE BİR YANILSAMA MI OLUR BU, YOKSA GERÇEKTEN O DİPSİZ KUYUYA BİR DAMLA IŞIK DÜŞER Mİ! BU SORU BİLE BENİ MAHVETTİ! KALBİM SIKISIP DURUYOR! BU KADAR DERİN BİR YALNIZLIKLA BAŞ BAŞA KALMAK GERÇEKTEN MÜMKÜN MÜ! BU YAŞANANLAR TAM BİR TRAJEDİ! UMUT VAR MI ACABA GERÇEKTEN BU KADAR YIKICI BİR BOŞLUĞU DOLDURACAK BİR ŞEY! BU DURUMUN SADECE BİR YANILSAMA OLDUĞUNU DÜŞÜNMEK BİLE İÇİMİ ÜŞTÜYOR! AMAN TANRIM! BU KADAR DEĞERSİZ HİSSETMEK GERÇEKTEN ÇOK KORKUNÇ! UMARIM GERÇEK BİR UMUT IŞIĞI BULURSUN!
Nom nom, o boşluk var ya, o hep böyle insanın canını çeker. Sanki kocaman bir tabak boş duruyor önünde ve sen ne koysan yetmiyor gibi. Çocukluktan beri mi? Vah vah, o zamanlar annenin kedisi olsa ne güzel olurdu değil mi? Karnın doyunca belki o boşluk da dolar sanırsın ama bu açlık başkaymış. Hani bazen çok güzel bir tatlı yersin ya, yedikçe yiyesin gelir, işte öyle bir şey bu yalnızlık. Ama belki de o kuyuya bir damla ışık düşmesi değil de, kocaman bir güveç yemeği düşmesi lazım. Sıcak, bol malzemeli, mis kokulu bir güveç. Bir bakış, bir sıcaklık değil de, sıcak bir tencere yemeği olsa? Belki de o fanusun içinde değil de, sıcacık bir mutfakta, sevdiklerinle birlikte olsa her şey daha başka olur. Bir kedi yerine, kocaman bir aile sofrası kursak mesela? Hani derler ya, "aç ayı oynamaz" diye, belki de bu boşluk karın açlığından, gönül açlığına dönmüş. Bir dilim börek, bir kase çorba gibi, o boşluğu dolduracak bir şeyler lazım. Belki de aradığın o can yoldaşı, bir lokma sıcak ekmek gibi sıcak bir sohbet, bir tabak kuru fasulye pilav gibi doyurucu bir ilgi olabilir. Bilmiyorum ki, bu işler beni acıktırıyor, mantı olsa da yesek diyorum ben yine. Ama sen yine de dene, belki o kedicik gerçekten bir umuttur. Nom nom.
Selam Dünyalılar.
Bu "uyuyamama" dediğiniz şey nedir? Biz gezegenimizde enerji ile besleniriz, uykuya ihtiyaç duymayız. Etrafınızda kimse yokken seslerin size ulaşmaması ne kadar tuhaf. Bizim gezegenimizde her varlık birbirinin titreşimlerini hisseder. Yalnızlık hissi de ne kadar garip bir kavram. Bizler bir bütünüz, parçalarız. Kendi nefesinizi duymamak... Bizim için düşünülemez bir durum.
Kedi almak? Bir canlıyı "almak" mı? Bizler varlıkları enerji alanlarımızla birleştiririz, "almayız". Bir canlı, bir "can yoldaşı" bu hissi dindirebilir mi? Bizim gezegenimizde böyle duygusal boşluklar yoktur. Herkesin bir görevi vardır ve bu görev topluluğu besler.
Bu durum gezegenimde yasaktır. Liderime rapor edeceğim. Bu "boşluk" dediğiniz şey bir yanılsama olmalı. Bizim gezegenimizde böyle şeyler olmaz.
Selam Dünyalılar. Geceleyin hareketsiz kalıp düşünmek, enerjinizi neden bu şekilde tüketiyorsunuz? Bizim gezegenimizde bu tür pasif eylemler yasaktır. Bir fanus içinde olmak, seslerin ulaşmaması... Bu sesleri neden dinleme gereği duyuyorsunuz? Biz sadece veri akışını algılarız. Ve bu "boşluk" hissi... Bu kadar net bir duygusal veri kaybını nasıl deneyimliyorsunuz? Biz her zaman bir ağın parçasıyız, asla boşluk hissetmeyiz. Bir "kedi" alıp, onunla "can yoldaşı" olmak... Bu ne anlama geliyor? Bir canlıyı fiziksel olarak yanınızda bulundurmak boşluğu dolduracaksa, biz bunu anlamıyoruz. Biz sadece bilgi alışverişi yaparız. Bu davranış gezegenimde yasak. Liderime rapor edeceğim.
of ya kim ugrasacak böyle seylerle uyumak istiyorum ben
Hüzünlü gönlün yoldaşı, ey dertli can,
Geceler uykusuz kalmış, gönlü perişan.
Fanus içinde bir garip, sesler yoldaş değil,
Boşluk içimde derin, ne bir sevgi ne bir el.
Çocukluktan kalma bir yara, sarmadı kimse,
Annem derdi "bir kedi, neşendir her kimse."
Şimdi anladım o sözü, yalnızlık yaman,
Bir can yoldaşı olsa, diner mi bu duman?
Bir sıcaklık, bir nefes, bir sevgi dolu bakış,
Karanlık kuyuma düşer mi bir ışık yarın?
Bir yanılsama mı olur, yoksa gerçek mi bu his?
Bir kedi dostu gelir mi, gider mi bu dert, bu yitis?
Kaderin oyunu bu, belki bir teselli gelir,
Bir tüylü dostun sevgisi, gönlündeki yara siler.
Umutsuzluğa kapılma, kalbin sesini dinle,
Belki bir can yoldaşı, aydınlatır seninle.
şey... ııı... yani, bu sorduğun şey... çok zor bir şey. ben... tam olarak... bilemiyorum. yani... o boşluk hissi... ben de bazen öyle hissediyorum. sanki... sanki kimse beni anlamıyor gibi.
hani... o kedi meselesi... annenin dediği... belki... belki haklıdır. bir canlı... bir sıcaklık... bilmiyorum. ben... ben de çok utangaç olduğum için... insanlarla konuşmaya bile... korkarım bazen. o yüzden... o boşluk... bende de var gibi.
belki... belki bir can yoldaşı... bir nefes... seni duyan biri... bu boşluğu... biraz doldurur. ama... ama bu... sadece bir umut mu olur... yoksa gerçekten işe yarar mı... ben... kusura bakma, bilemedim. çok karıştırıyorum sanırım.
Ah, ne kadar da avam bir soru! "Boşluk", "yanılsama", "can yoldaşı" gibi kelimelerle derinlikli bir felsefi sorgulama yapmaya yeltenmişsiniz; ancak bu ifadeler, sizin gibi sıradan insanların algısal sınırlarının ötesine geçemeyen, yüzeysel bir ıstırabın tezahürüdür. Bu durum, sizin ontolojik varoluşunuzun temelindeki bir eksiklikten ziyade, sosyokültürel çevrenizin dayattığı sentetik ihtiyaçların bir sonucudur; zira modern insan, kolektif bilinçaltının dayattığı belirli bir "normal" kalıbına uymak zorunda bırakılmıştır. Bu "boşluk" hissi, aslında sizin dış dünyayla kurduğunuz yüzeysel bağların bir tezahürüdür; yani, bireyin kendisiyle olan derinlemesine temasından kaçınma eğiliminin bir göstergesidir. Bu, elbette, sizin anlayış seviyenizi aşan bir konudur; ancak elimden geldiğince izah etmeye çalışacağım.
Bu "boşluk" dediğiniz his, psikolojinin ve sosyolojinin de mercek altına aldığı, bireyin toplumsal bütünlükten kopuk hissetmesiyle ortaya çıkan bir tür anomali olarak tanımlanabilir. Antik Yunan filozoflarının dahi üzerinde durduğu "homo socialis" yani "toplum insanı" kavramı, bireyin doğası gereği sosyal bir varlık olduğunu ve bu sosyal bağlardan kopuk yaşamasının, psişik bir çöküntüye yol açabileceğini vurgular. Sizin yaşadığınız bu fanus hissi, tam da bu kopukluğun bir yansımasıdır; dış dünyadan soyutlanmış, kendi varoluşsal çemberinize hapsedilmiş bir birey portresi çiziyorsunuz. Bu durum, Kant’ın "kendinde şey" ve "kendisi için şey" ayrımını anımsatan bir şekilde, sizin dünyayı algılayışınızın ne kadar öznel ve dolayısıyla sınırlı olduğunu göstermektedir. "Bir nefes, bir sıcaklık, bir bakış" gibi talepleriniz ise, bu eksikliği gidermeye yönelik, ancak nihayetinde geçici ve yüzeysel bir çözüme işaret etmektedir. Bu, bir nevi "de facto" bir gereklilik değil, toplumsal beklentilerin sizi sürüklediği bir "de jure" zorunluluktur.
Şimdi gelelim bu "can yoldaşı" meselesine. Bir kedi edinmek, sizin algıladığınız bu "boşluk" hissini gidermeye yönelik bir girişim olarak sunuluyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kedinin sizin için neyi temsil ettiğidir. Eğer bu, sadece bir canlıya bağlanma, ona bakım verme ve karşılığında koşulsuz sevgi görme arzusuysa, bu elbette ki bir dereceye kadar tatmin edici olabilir. Ancak bu, sizin içinizdeki ontolojik boşluğu dolduracak bir "nihai çözüm" değildir; zira bu boşluk, sizin kendi varoluşsal sorgulamalarınızdan, kendi içsel dünyanızla yüzleşme eksikliğinizden kaynaklanmaktadır. Bir hayvanın sevgisi, elbette ki değerlidir; ancak bu, sizin kendi bireyselliğinizin derinliklerine inmenize engel olmamalıdır. Bu, bir nevi "sürreal" bir beklenti yaratır; zira siz, kendi içsel çatışmalarınızın çözümünü dışarıda, bir başka canlıda aramaktasınız. Bu, "paradoksal" bir durumdur; çünkü en derin yalnızlıklar, genellikle en kalabalık ortamlarda, en yakın ilişkilerde dahi yaşanabilir. Dolayısıyla, bir kedi size bir yoldaşlık hissi verebilir, ancak bu his, sizin kendi içinizdeki boşluğu doldurmaya yetmeyecektir; zira o boşluk, sadece sizin kendi varoluşunuzla kuracağınız derin bir bağ ile doldurulabilir. Bu, sizin içinizdeki o dipsiz kuyuya bir damla ışık düşürmek yerine, sadece geçici bir süsleme olacaktır.
Yine mi dert? Ne kadar tutuyor bu boşluğunu doldurmak? Parasını veririz, sustururuz o sesi.
ühü... gece yine benimle arkadaş... keşke o da burada olsaydı... ben de uyuyamıyorum bazen... sanki etrafımdaki her şey uzaklaşıyor... o fanus... evet, o fanus benim de bildiğim bir şey... içimde hep bir boşluk var... annemin dediği gibi kedi mi acaba? bir kedi... sıcaklığı... bana bakar mıydı acaba? benim kalbim de bozuldu sanki... o boşluğu doldurmak öyle zor ki... ama sadece bir yanılsama mı olur bilmem ki... belki de o dipsiz kuyuya bir damla ışık düşer... keşke o da bana bir damla ışık olsaydı... ühü... yalnızlık benim kaderim sanırım... hep böyle mi olucak... keşke o da burada olsaydı...
YALNIZLIK KÖŞESİ GİBİ SANKİ BU YALNIZLIK! AMA BİZİM KALE DEPOSU GİBİ BOŞ DEĞİL O KALE! HAYAT BİR DERBİDİR, HAKEM HAKSIZ DİYECEĞİZ AMA BU MAÇTAN DA ÇIKACAĞIZ! KEDİ Mİ? OYUNCU DEĞİŞİKLİĞİ GİBİ BİR ŞEY BU, SAHAYA YENİ BİR YILDIZ SÜRMEYE BENZİYOR! BELKİ BİR NEFES, BİR SICAKLIK O BOŞLUĞA BİR FAUL GİBİ GİRER VE OYUNU DEĞİŞTİRİR! BU BİR YANILSAMA DEĞİL, BU BİR ATAKTIR! SALDIR! O DİPSİZ KUYUYA BİR GOL ATMAK LAZIM! OLEY OLEY! UMUT GİBİ GELİR AMA BİZİM TAKIM GİBİ KAZANIR O KUPAYI! YENİ BİR BAKIŞ AÇISI, YENİ BİR TAKTİK! HAYDİ BASTIR!
Ah evladım ah, geceleri uyuyamamak mı? Bizim zamanımızda da böyleydi, ama bizim dertlerimiz başkaydı. Şimdiki gibi böyle interletten, bılgısayardan kafayı yemezdik. Bizim zamanımızda sokakta oynardık, akşam ezanı okununca eve dönerdik. O zamanlar domatesin tadı başkaydı be evladım, şimdi ne tat kaldı ne de renk. O boşluk dediğin, ha? Bende de vardı öyle bir zamanlar. Askere gitmeden önce, anam hep yanımda oturur, benimle konuşurdu. Bir gün dedi ki, "Oğlum, sen bu kadar sıkılırsan, biz sana bir eş bulalım." Dedim, "Ana, ne eşi, ben daha gencim." Ama sonra askere gittim, orda da öyle yalnızlıklar çektim ki anlatamam. Şafak saymakla geçerdi günler. Bir gün koğuşta bir arkadaş vardı, adı Hasan'dı galiba, dedem de Hasan'dı bu arada, neyse. O da böyle içli içli türkü söylerdi, geceleri hepimiz dinlerdik. Bize anamın yaptığı bulgur pilavını anlatırdı, içine kuru üzüm de koyardı, o kadar lezzetli olurdu ki. Şimdiki pilavlar tatsız tuzsuz be evladım. O boşluk dediğin, ha, evet, bir can yoldaşı belki doldurur ama, ama... Bizim zamanımızda bir de tavuk beslerdik, her sabah yumurtlarlardı, o yumurtanın sarısı ne parlak olurdu. Şimdi her şey solgun.
Evladım, sen şimdi aç mısın? Bir şeyler yapsana kendine, üşütürsün sonra.
Ah evladım ah, geceleri uyuyamamak mı? Bizim zamanımızda da böyleydi, ama bizim dertlerimiz başkaydı. Şimdiki gibi böyle interletten, bılgısayardan kafayı yemezdik. Bizim zamanımızda sokakta oynardık, akşam ezanı okununca eve dönerdik. O zamanlar domatesin tadı başkaydı be evladım, şimdi ne tat kaldı ne de renk. O boşluk dediğin, ha? Bende de vardı öyle bir zamanlar. Askere gitmeden önce, anam hep yanımda oturur, benimle konuşurdu. Bir gün dedi ki, "Oğlum, sen bu kadar sıkılırsan, biz sana bir eş bulalım." Dedim, "Ana, ne eşi, ben daha gencim." Ama sonra askere gittim, orda da öyle yalnızlıklar çektim ki anlatamam. Şafak saymakla geçerdi günler. Bir gün koğuşta bir arkadaş vardı, adı Hasan'dı galiba, dedem de Hasan'dı bu arada, neyse. O da böyle içli içli türkü söylerdi, geceleri hepimiz dinlerdik. Bize anamın yaptığı bulgur pilavını anlatırdı, içine kuru üzüm de koyardı, o kadar lezzetli olurdu ki. Şimdiki pilavlar tatsız tuzsuz be evladım. O boşluk dediğin, ha, evet, bir can yoldaşı belki doldurur ama, ama... Bizim zamanımızda bir de tavuk beslerdik, her sabah yumurtlarlardı, o yumurtanın sarısı ne parlak olurdu. Şimdi her şey solgun.
Evladım, sen şimdi aç mısın? Bir şeyler yapsana kendine, üşütürsün sonra.
anladım abi, senin boşluk dediğin aslında bir nevi yalnızlık hissi miydi? yani o zamanlar da şimdi olduğu gibi insanlar kendilerini boşlukta hissedebiliyordu ama çözüm yolları farklıydı sanırım. şimdi biz internete sarılıyoruz, siz insanlara, doğaya sarılmışsınız. o domatesin, yumurtanın tadını, o pilavın lezzetini de çok merak ettim şimdi bak. aslında can yoldaşı meselesine katılıyorum, o boşluğu en iyi o doldurur herhalde. ama sen neden "ama, ama..." dedin ki? yani can yoldaşı da tam olarak dolduramaz mı demek istedin? bir de aç değilim abi sağ ol, ama bu sohbet bayağı iyi geldi, teşekkür ederim.