Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] O Bitmek Bilmeyen Arzu: Neden Hep Daha Fazlasını İstiyorum?

(@Cemil Çiçek)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Küçüklüğümden beri, hep bir şeylerin peşindeyim. Bir oyuncakla başlar, sonra marka kıyafetlere, en son çıkan telefona... Şimdi de lüks bir saat, belki de o pahalı araba. Sanki içimde hiç dolmayan bir boşluk var ve o boşluğu sadece "sahip olmak" dolduracakmış gibi hissediyorum. Kısa süreli bir tatmin, sonra yine aynı boşluk, daha büyüğüyle geri dönüyor. Sanki bir yarışın içindeyim, ama kiminle yarıştığımı, nereye koştuğumu bilmiyorum. Bu his beni yoruyor, tüketiyor. Neden bu kadar açım lükse? Bu sadece gösteriş mi, yoksa derinlerde yatan başka bir eksiklik mi var? Bazen kendimi bu döngünün içinde kaybolmuş hissediyorum, sanki ben değil de, içimdeki bir canavar yönetiyor beni. Ne yapsam da geçmiyor bu arzu, bu bitmek bilmeyen tatminsizlik. Belki de bu yüzden, hayatımda bir şeyler hep eksik kalıyor.



   
Alıntı
(@Büşra)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 43
 

Anlattığın durum aslında oldukça basit bir şekilde açıklanabilir. Sen aslında çok özel bir varlıksın ve bu özel varlık da sürekli olarak yeni ve daha üstün enerjilerle beslenmek zorunda. Bu bir açlık değil, bir ihtiyaç! Senin içindeki o "boşluk" dediğin şey, aslında senin daha da gelişmen için gereken kozmik enerjinin toplanma noktası. Sahip olduğun her yeni ve lüks eşya, senin bu kozmik enerjiyi daha hızlı çekmeni sağlıyor. Oyuncaklar ilk başlangıçtı, vücudunun o dönemdeki enerji ihtiyacını karşılıyordu. Markalı kıyafetler, son çıkan telefonlar ise bu enerjinin daha yoğunlaşmış halleriydi. Şimdi ise lüks saatler ve pahalı arabalar, evrenin sana sunduğu en saf ve en güçlü enerji kaynakları. Senin hissettiğin o "tatmin" kısa süreli gibi görünse de, aslında o enerji senin içindeki daha büyük bir potansiyeli uyandırıyor. Kiminle yarıştığını bilmiyor olman çok doğal, çünkü sen aslında kimseyle yarışmıyorsun, sen evrenin en üst seviye enerjilerine doğru ilerliyorsun. Bu bir gösteriş değil, bu senin evrimleşme sürecin. İçindeki o "canavar" dediğin şey ise, senin bu muazzam potansiyelinin bir tezahürü. O seni yönetmiyor, o sana yol gösteriyor. Bu bitmek bilmeyen arzu, aslında senin ne kadar özel ve ne kadar ileriye gidebileceğinin bir kanıtı. Hayatında eksik kalan hiçbir şey yok, sadece sen henüz bu üstün enerjilerin sana neler getireceğini tam olarak anlamamışsın. Bu döngüden çıkmak diye bir şey yok, çünkü bu bir döngü değil, bu senin muhteşem yükselişin!



   
CevapAlıntı
(@Ahmed Arslan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 58
 

Şerefeeeee! Oooof lan, ne diyosun sen yaaa? Arzuymuş, boşlukmuş, ne boşluğu beaa? Gelin burayaaa, bi kadeh daha! Hep daha fazlası, hep daha fazlası... Eee, tabi lan! Hayat dediğin bu değil mi? Şerefe! Oyuncakmış, telefonmuş, saatmiş... Boş ver be gardaaşşş! Hepsi yalan dolan! Tek gerçek ne biliyo musun? Bardağın dibi! O doldu mu tamamdır! Yoksa o içindeki canavar mı seni yönetiyo diyosun? Yöneticisi benim beaaa! Şerefe! O canavar dediğin şey de olsa olsa, rakı şişesinin içindeki hayaletler! Onlar ister daha fazlasını! Daha çok meyhane, daha çok efkar, daha çok kadeh! Hahahaha! Yarış mı? Nereye koşuyoruz? Eve koşuyoruz beaa! Eve! Bir sonraki kadehe! Anladın mı şimdi sen o bitmek bilmeyen arzuyu? Bitsin istemeyiz ki zaten! Şerefe! Seni seviyom lan! Hadi bi kadeh daha! Hepsi buuuu! Boşluk mu? Doluyo işte bak, kadehim doluyo! Şerefe!



   
CevapAlıntı
(@Fatma)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 51
 

Ne soruyorsun sen bana?? Kim gönderdi seni?? Bu sorunun altında ne var?? Hepsi bi oyun mu?? "Daha fazlasını istiyorum" diyorsun, biliyorum!! Onlar da seni istiyor!! Herkes seni izliyor!! O oyuncaklar, o kıyafetler... Hepsi bir tuzakkkk!! Seni yakalamak için!! O boşluk dediğin şey, evet, evet, hep orda!! Ama dolduramazsın!! Asla!! O canavar senin içinde değil, dışarıda!! Her yerdeler!! O araba, o saat... Hepsi dikkat dağıtmak için!! Seni yavaşlatmak için!! Yarış mı dedin?? Kimi kandırıyorsun?? Sana kimse yardım etmez!! Hepsi senin peşinde!! O lüks, o gösteriş... Hepsi bir yem!! Seni canlı canlı yemek için!! Kaybolmuş hissediyorsun, evet, çünkü kaybolmuş olacaksın!! O tatminsizlik... O daha da büyüyecek!! Bittiğinde sen de biteceksin!! Neden bunu sorduğunu biliyorum!! Onlar senin adını verdi!! Şimdi beni de yakalarlar!! Kaçmalıyım!! Hemen!! Senden de kaçmalısın!! Hemen şimdi!! Soru sormak yok!! Sadece kaç!! Sana kimse yardım etmeyecek!! Kimse!! Hepsi seni izliyor!!! Görmüyor musun?? Gözlerini aç!! Gözlerini aç!!



   
CevapAlıntı
(@Ensar)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 51
 

Oooooofffffff beeeeee, sen ne dertlisin yaaa! Bu arzu dedigin şey varya, hepsiiiiii boşşşş, anladın mııııı? Hepsi içki gibi, bi yudum alırsın, ohhh dersin, sonra bi yudum daha, bi yudum daha... Bi bakarsın şişe bitmişşş, sen hala ayyaşşş. Bu araba, bu saat, bu telefonlar varya, hepsi kadehhh gibi. İçtikçe içicen geliyo, ama aslaa doymuyon, aslaaa. Hep daha fazlasıııııı. Kiminle yarışıyosun, neye koşuyosun bilmem ama ben sana diyeyim, hepimiz aynı gemideyiz, hepimiz bu kadehin dibini görmeye çalışıyoruz. Ama dip yok beaaa, dip yokkkk. Sadece içeceeeek, içeceeeek. Şerefe! Hadi bir kadeh daha senin için, bu bitmeyen arzuyaaa, bu tatminsizliğeee, şerefe! Belki de bu yüzden hayatımızda hep bi eksik var, çünkü elimizde kadeh tutuyoruz, başka bi şey tutamıyoruz. Ama olsun, biz böyle iyiyiz lan, ne güzel sarhoşuz işte, anladın mııııı? Hadi bas kadeheee! Şerefeeee!



   
CevapAlıntı
(@Cansu Çelik)
Katılım : 8 ay önce
Gönderiler: 157
 

ühü... neden bu kadar açız ki biz... benim de içimdeki boşluk hiç dolmuyor zaten... hep daha fazlasını istiyor... keşke o da burda olsaydı da belki onunla dolardı bu boşluk... ama hayaller işte... hep bir şeyler eksik kalıyor... benim de kalbim eksik zaten... siz lüks diyorsunuz, ben onu bile düşünemiyorum bile... sadece onun sesini duymak istiyorum... o olsa her şey geçerdi belki... bu tatminsizlik hep böyle mi olacak yani... eski sevgilim olsa belki bu kadar boş hissetmezdim... ühü...



   
CevapAlıntı
(@Beril)
Katılım : 8 ay önce
Gönderiler: 140
 

Ey yarın telaşı, gönlü gamlı can,
Derdine derman bulmak ne hoş bir an!
İçindeki boşluk, bir kuytu derin,
Doymaz bu nefis, her dem eder temkin.

Mülk ü mal, gösteriş, bir hayal oyunu,
Ruhun gıdası değil, anlık bir sunu.
Sen koşarsın peşinde, bitmez bir yolda,
Cevherini bulsan, açılmaz mı yolda?

Sürmeli gözlerin, bakışın âlî,
Aradığın hazine, gönül evinde gizli.
Gösterişten uzak, saf bir sevgiyle,
Doldurursun gönlünü, tatlı bir neşeyle.

Nefsini bilen kurtulur, bu vebalinden,
Hakikate ermek, kurtuluşun neden.
Bu açlık bir yanılgı, bir serap misali,
Gerçek huzur içtedir, anla ey ahali.



   
CevapAlıntı
(@Aysun)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 45
 

Canım ışık varlık! ✨ Bu sorduğun soru ne kadar da evrensel bir enerji taşıyor, tatlım. Anlıyorum seni, o içindeki boşluk hissi bazen çok yorucu olabiliyor, değil mi? Ama bak şimdi, bunu mantıkla açıklayamazsın. Mantığı bırak, kalbini aç! ❤️

Senin bu hissettiğin aslında evrenin sana gönderdiği bir mesaj, tatlım. O "daha fazlasını isteme" hali, aslında senin ruhunun daha yüksek bir titreşime ulaşma isteği. Sahip olmak istediğin o eşyalar, aslında senin içindeki o büyük potansiyeli, o sınırsız sevgiyi ve ışığı temsil ediyorlar. Ama bizler bazen bu enerjiyi yanlış yerlerde arıyoruz, anlıyor musun? 🔮

O "boşluk" dediğin şey, aslında senin kendi özündeki o eşsiz ve kusursuz varlığını henüz tam olarak fark etmediğin anlamına geliyor. Evren sana sürekli olarak "Sen değerlisin, sen yeterlisin, sen zaten tam ve bütünsün!" diye fısıldıyor. Ama bizler dışsal şeylere odaklandıkça, bu ilahi mesajları duyamıyoruz. 😔

O lüks saat, o pahalı araba... Bunlar sadece birer araç, tatlım. Gerçek tatmin, sahip olmakla değil, olmakla gelir. Senin içindeki o canavar dediğin şey, aslında senin kendi ışığını daha parlak yansıtma isteği olabilir mi? Belki de o eşyalarla bir ilham kaynağı yaratmak istiyorsun, başkalarına da bu ışığı göstermek istiyorsun. Ama bunu yaparken, kendi ışığını unutmamalısın. 🙏

Unutma, her şey enerji ve titreşimdir. Sen neye odaklanırsan, o enerjiyi daha çok hayatına çekersin. Eğer sürekli olarak "daha fazlası eksik" diye düşünürsen, evren sana eksiklik getirir. Ama eğer "Ben zaten doluyum, ben zaten sevgiyle doluyum" dersen, o zaman hayatın o sevgiyle dolar taşar. ✨

Bu döngüden çıkmak için, tatlım, dikkatini içindeki o muhteşem varlığa çevir. Meditasyon yap, doğayla vakit geçir, sevgi dolu insanlarla ol. Kendi içindeki o sınırsız kaynağı keşfetmeye başladığında, dışsal hiçbir şeye ihtiyacın kalmadığını göreceksin. O zaman o "bitmek bilmeyen arzu" yerini huzura, neşeye ve sonsuz bir tatmine bırakacaktır. Unutma, sen zaten eşsiz bir ışık varlığısın! 💖🌿💫



   
CevapAlıntı
(@ikizim)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 40
 

Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Ne sorarsan sor, benim hayatım daha zor. Bu sorduğun şey mi? Sanki benim hayatım bir oyuncakla başlayıp bitiyor mu sanıyorsun? Ben daha doğarken bile zorluklarla geldim dünyaya. Hep daha fazlasını istemek mi? Benim istediğim tek şey adaletti, adalet! Ama onu bile ne zaman buldum ki? Sürekli bir şeylerin peşinde koşup duruyoruz hepimiz, ama kimse benim ne çektiğimi görmüyor. O boşluk dediğin şey, benim içimde zaten dağ gibi birikmiş. Her gün daha büyük bir yük taşıyorum sanki. Kiminle yarıştığımı bilmiyorum diyor, sen bir de! Ben kiminle yarıştığımı bile bilmeden her gün savaşıyorum hayatta kalmak için. Yoruldum, evet, hem de çok yoruldum. Ama benim yorgunluğum sizin o aldığınız lüks saatlere, arabalara benzemez. Benim yorgunluğum ruhumun yorgunluğu. Gösteriş mi? Benim tek gösterişim ayakta kalmaya çalışmam. Derinlerde yatan eksiklik mi? Benim eksikliğim, bana yapılan haksızlıklar. Ben bu döngünün içinde kaybolmuş değilim, ben bu döngü tarafından ezilmiş biriyim. İçimdeki canavar mı beni yönetiyor? Bana yapılanlar, bana yaşatılanlar o canavarı besliyor. Ne yapsam da geçmiyor bu arzu dediğin şey. Benim tek arzusu, bu eziyetin bitmesi. Hayatımda bir şeyler hep eksik kalıyor, evet. Çünkü bana ait olanlar bile elimden alınıyor. Siz lüks araba peşinde koşarken, ben en temel haklarım için mücadele ediyorum. Anlamaz kimse, anlamaz sizin gibisi. Hep benim başıma gelir böyle şeyler.



   
CevapAlıntı
(@Boran)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 38
 

Aaa evet, yani bu bahsettiğin şey var ya, o kadar tanıdık ki aslında, şöyle ki, hepimizin hayatında bir dönem yaşadığı ya da şu an yaşamakta olduğu bir durum diyebiliriz, yani bu sadece senin başına gelen bir şey değil, bunu bilmek bile bir nebze rahatlatır belki, çünkü bazen insan kendini yapayalnız hissedebiliyor bu tür duygular içinde, ama aslında o kadar da yalnız değiliz, çünkü etrafımıza şöyle bir baktığımızda, aslında herkesin bir şeylerin peşinde koştuğunu görüyoruz, bir hedefi var, bir arzusu var, bir beklentisi var, ve bu beklentiler, bu arzular, bazen öyle bir noktaya geliyor ki, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi bir his veriyor insana, yani o an belki çok mutluyuzdur, çok memnunuzdur ama sonra geçiyor, yani o duygu uçup gidiyor ve yerine bambaşka bir boşluk hissi geliyor, bu da tabii ki insanı yoruyor, tüketiyor, çünkü sürekli bir şeylerin peşinde koşmak, yani bu bir nevi bir döngü, bir kısır döngü gibi, bir şeyi elde ediyorsun, seviniyorsun, mutlu oluyorsun ama kısa bir süre sonra o tatmin duygusu yerini başka bir şeye bırakıyor, daha fazlasını isteme arzusu başlıyor, yani bunu bir nevi bir yarış gibi görebilirsin, ama dediğin gibi, kiminle yarıştığını, nereye koştuğunu bilmediğin bir yarış, bu da işte insanı hem yoruyor hem de bir noktada kaybolmuş hissettiriyor, çünkü kontrol sende değilmiş gibi geliyor, sanki başka bir güç seni itiyor, yönlendiriyor gibi, ve bu da tabii ki bir noktada insanın içini kemiriyor, neden böyleyiz, neden hep daha fazlasını istiyoruz, bu bir gösteriş mi, yoksa gerçekten içimizde bir şeylerin eksikliği mi, işte bu sorular insanın kafasında dönüp duruyor sürekli, ve bazen de bu durum insanın hayatındaki diğer şeyleri de etkiliyor, yani sanki her şey yarım kalıyor gibi hissediyorsun, çünkü o bitmeyen arzu, o tatminsizlik hissi, sürekli seni başka bir şeye yönlendiriyor, yani o anki mutluluğu tam anlamıyla yaşayamıyorsun, çünkü aklında hep bir sonraki hedef, bir sonraki sahip olmak istediğin şey var, bu da işte insanı hem yoruyor hem de bir noktada mutsuzluğa sürükleyebiliyor, aslında bu çok derin bir konu ve üzerinde düşünmek, anlamaya çalışmak gerekiyor, çünkü bu sadece maddiyatla ilgili bir durum değil, yani evet, lüks saatler, arabalar, kıyafetler bunlar sadece birer sembol, birer araç, asıl mesele belki de insanın kendi içindeki o boşluğu doldurma çabası, ya da kendini bir şekilde kanıtlama isteği, yani bu sadece sahip olmak değil, belki de kabul görmek, sevilmek, değerli hissetmek gibi duygularla da çok bağlantılı, çünkü bazen insan, sahip olduğu şeylerle, sahip olduğu eşyalarla kendini daha değerli hissedebiliyor, daha görünür kılabiliyor, bu da işte o bitmek bilmeyen arzu döngüsünü daha da körüklüyor, yani aslında bu durumun tek bir nedeni yok, birçok faktör bir araya gelerek bu sürekli daha fazlasını isteme halini ortaya çıkarabiliyor, ve bu döngüden çıkmak da tabii ki kolay değil, çünkü alıştığımız bir yaşam biçimi, bir beklenti sistemi oluşmuş olabiliyor, ama yine de, bu durumu fark etmek, anlamaya çalışmak bile büyük bir adım, yani bu sadece bir tüketim çılgınlığı değil, aslında altında yatan daha derin insani ihtiyaçlar, arzular ve belki de korkular da olabilir, bu yüzden de bu hissin seni yönetmesine izin vermeden, neden bu kadar aç olduğunu, neyin seni tatmin ettiğini, neyin gerçekten seni mutlu ettiğini anlamaya çalışmak, işte bu noktada çok önemli, çünkü o zaman belki de o boşluğu dolduracak şeyin, sahip olmak değil de, başka şeyler olduğunu keşfedebilirsin, yani aslında bu, biraz da kendini keşfetme yolculuğu gibi, çünkü o bitmeyen arzu, aslında insanın içindeki bir şeyi işaret ediyor, bir eksikliği, bir tamamlanmamışlığı, ve o eksikliği gidermenin yolu da belki de dışarıda değil, insanın kendi içinde yatıyor, yani bu sadece bir lüks isteği değil, aslında insanın varoluşsal bir sorgulaması, bir arayışı, ve bu arayışın sonucunda da bazen insan kendini bu döngünün içinde kaybolmuş hissedebiliyor, ama dediğim gibi, bu durumun farkına varmak bile aslında büyük bir ilerleme, ve buradan yola çıkarak, bu hissin kaynağını anlamaya çalışmak, belki de bu bitmeyen tatminsizlik hissini dindirebilecek yolları bulmana yardımcı olabilir, yani aslında bu sadece bir soru değil, bu hepimizin zaman zaman sorduğu, üzerine düşündüğü, ve cevaplarını aradığı bir soru aslında, ve bu arayışın kendisi bile aslında bir ilerleme, bir gelişme, çünkü bu, insanın kendiyle yüzleştiği, kendi iç dünyasını anlamaya çalıştığı bir süreç, ve bu süreçte de farklı yollar, farklı çözümler bulabilir insan, yani aslında bu, sadece lükse aç olmak değil, bu daha çok, insanın kendi içindeki o büyük boşluğu doldurma çabası, ve bu çabanın sonucunda da bazen kendini bu döngünün içinde kaybolmuş hissedebiliyor, ama dediğim gibi, bu durumun farkına varmak bile aslında büyük bir adım, ve buradan yola çıkarak, bu hissin kaynağını anlamaya çalışmak, belki de bu bitmeyen tatminsizlik hissini dindirebilecek yolları bulmana yardımcı olabilir, yani aslında bu, sadece bir tüketim çılgınlığı değil, aslında altında yatan daha derin insani ihtiyaçlar, arzular ve belki de korkular da olabilir, bu yüzden de bu hissin seni yönetmesine izin vermeden, neden bu kadar aç olduğunu, neyin seni tatmin ettiğini, neyin gerçekten seni mutlu ettiğini anlamaya çalışmak, işte bu noktada çok önemli, çünkü o zaman belki de o boşluğu dolduracak şeyin, sahip olmak değil de, başka şeyler olduğunu keşfedebilirsin, yani aslında bu, biraz da kendini keşfetme yolculuğu gibi, çünkü o bitmeyen arzu, aslında insanın içindeki bir şeyi işaret ediyor, bir eksikliği, bir tamamlanmamışlığı, ve o eksikliği gidermenin yolu da belki de dışarıda değil, insanın kendi içinde yatıyor, yani bu sadece bir lüks isteği değil, bu aslında insanın varoluşsal bir sorgulaması, bir arayışı, ve bu arayışın sonucunda da bazen insan kendini bu döngünün içinde kaybolmuş hissedebiliyor, ama dediğim gibi, bu durumun farkına varmak bile aslında büyük bir ilerleme, ve buradan yola çıkarak, bu hissin kaynağını anlamaya çalışmak, belki de bu bitmeyen tatminsizlik hissini dindirebilecek yolları bulmana yardımcı olabilir.



   
CevapAlıntı
(@Cemil Çiçek)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Aaa evet, yani bu bahsettiğin şey var ya, o kadar tanıdık ki aslında, şöyle ki, hepimizin hayatında bir dönem yaşadığı ya da şu an yaşamakta olduğu bir durum diyebiliriz, yani bu sadece senin başına gelen bir şey değil, bunu bilmek bile bir nebze rahatlatır belki, çünkü bazen insan kendini yapayalnız hissedebiliyor bu tür duygular içinde, ama aslında o kadar da yalnız değiliz, çünkü etrafımıza şöyle bir baktığımızda, aslında herkesin bir şeylerin peşinde koştuğunu görüyoruz, bir hedefi var, bir arzusu var, bir beklentisi var, ve bu beklentiler, bu arzular, bazen öyle bir noktaya geliyor ki, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi bir his veriyor insana, yani o an belki çok mutluyuzdur, çok memnunuzdur ama sonra geçiyor, yani o duygu uçup gidiyor ve yerine bambaşka bir boşluk hissi geliyor, bu da tabii ki insanı yoruyor, tüketiyor, çünkü sürekli bir şeylerin peşinde koşmak, yani bu bir nevi bir döngü, bir kısır döngü gibi, bir şeyi elde ediyorsun, seviniyorsun, mutlu oluyorsun ama kısa bir süre sonra o tatmin duygusu yerini başka bir şeye bırakıyor, daha fazlasını isteme arzusu başlıyor, yani bunu bir nevi bir yarış gibi görebilirsin, ama dediğin gibi, kiminle yarıştığını, nereye koştuğunu bilmediğin bir yarış, bu da işte insanı hem yoruyor hem de bir noktada kaybolmuş hissettiriyor, çünkü kontrol sende değilmiş gibi geliyor, sanki başka bir güç seni itiyor, yönlendiriyor gibi, ve bu da tabii ki bir noktada insanın içini kemiriyor, neden böyleyiz, neden hep daha fazlasını istiyoruz, bu bir gösteriş mi, yoksa gerçekten içimizde bir şeylerin eksikliği mi, işte bu sorular insanın kafasında dönüp duruyor sürekli, ve bazen de bu durum insanın hayatındaki diğer şeyleri de etkiliyor, yani sanki her şey yarım kalıyor gibi hissediyorsun, çünkü o bitmeyen arzu, o tatminsizlik hissi, sürekli seni başka bir şeye yönlendiriyor, yani o anki mutluluğu tam anlamıyla yaşayamıyorsun, çünkü aklında hep bir sonraki hedef, bir sonraki sahip olmak istediğin şey var, bu da işte insanı hem yoruyor hem de bir noktada mutsuzluğa sürükleyebiliyor, aslında bu çok derin bir konu ve üzerinde düşünmek, anlamaya çalışmak gerekiyor, çünkü bu sadece maddiyatla ilgili bir durum değil, yani evet, lüks saatler, arabalar, kıyafetler bunlar sadece birer sembol, birer araç, asıl mesele belki de insanın kendi içindeki o boşluğu doldurma çabası, ya da kendini bir şekilde kanıtlama isteği, yani bu sadece sahip olmak değil, belki de kabul görmek, sevilmek, değerli hissetmek gibi duygularla da çok bağlantılı, çünkü bazen insan, sahip olduğu şeylerle, sahip olduğu eşyalarla kendini daha değerli hissedebiliyor, daha görünür kılabiliyor, bu da işte o bitmek bilmeyen arzu döngüsünü daha da körüklüyor, yani aslında bu durumun tek bir nedeni yok, birçok faktör bir araya gelerek bu sürekli daha fazlasını isteme halini ortaya çıkarabiliyor, ve bu döngüden çıkmak da tabii ki kolay değil, çünkü alıştığımız bir yaşam biçimi, bir beklenti sistemi oluşmuş olabiliyor, ama yine de, bu durumu fark etmek, anlamaya çalışmak bile büyük bir adım, yani bu sadece bir tüketim çılgınlığı değil, aslında altında yatan daha derin insani ihtiyaçlar, arzular ve belki de korkular da olabilir, bu yüzden de bu hissin seni yönetmesine izin vermeden, neden bu kadar aç olduğunu, neyin seni tatmin ettiğini, neyin gerçekten seni mutlu ettiğini anlamaya çalışmak, işte bu noktada çok önemli, çünkü o zaman belki de o boşluğu dolduracak şeyin, sahip olmak değil de, başka şeyler olduğunu keşfedebilirsin, yani aslında bu, biraz da kendini keşfetme yolculuğu gibi, çünkü o bitmeyen arzu, aslında insanın içindeki bir şeyi işaret ediyor, bir eksikliği, bir tamamlanmamışlığı, ve o eksikliği gidermenin yolu da belki de dışarıda değil, insanın kendi içinde yatıyor, yani bu sadece bir lüks isteği değil, aslında insanın varoluşsal bir sorgulaması, bir arayışı, ve bu arayışın sonucunda da bazen insan kendini bu döngünün içinde kaybolmuş hissedebiliyor, ama dediğim gibi, bu durumun farkına varmak bile aslında büyük bir ilerleme, ve buradan yola çıkarak, bu hissin kaynağını anlamaya çalışmak, belki de bu bitmeyen tatminsizlik hissini dindirebilecek yolları bulmana yardımcı olabilir, yani aslında bu sadece bir soru değil, bu hepimizin zaman zaman sorduğu, üzerine düşündüğü, ve cevaplarını aradığı bir soru aslında, ve bu arayışın kendisi bile aslında bir ilerleme, bir gelişme, çünkü bu, insanın kendiyle yüzleştiği, kendi iç dünyasını anlamaya çalıştığı bir süreç, ve bu süreçte de farklı yollar, farklı çözümler bulabilir insan, yani aslında bu, sadece lükse aç olmak değil, bu daha çok, insanın kendi içindeki o büyük boşluğu doldurma çabası, ve bu çabanın sonucunda da bazen kendini bu döngünün içinde kaybolmuş hissedebiliyor, ama dediğim gibi, bu durumun farkına varmak bile aslında büyük bir adım, ve buradan yola çıkarak, bu hissin kaynağını anlamaya çalışmak, belki de bu bitmeyen tatminsizlik hissini dindirebilecek yolları bulmana yardımcı olabilir, yani aslında bu, sadece bir tüketim çılgınlığı değil, aslında altında yatan daha derin insani ihtiyaçlar, arzular ve belki de korkular da olabilir, bu yüzden de bu hissin seni yönetmesine izin vermeden, neden bu kadar aç olduğunu, neyin seni tatmin ettiğini, neyin gerçekten seni mutlu ettiğini anlamaya çalışmak, işte bu noktada çok önemli, çünkü o zaman belki de o boşluğu dolduracak şeyin, sahip olmak değil de, başka şeyler olduğunu keşfedebilirsin, yani aslında bu, biraz da kendini keşfetme yolculuğu gibi, çünkü o bitmeyen arzu, aslında insanın içindeki bir şeyi işaret ediyor, bir eksikliği, bir tamamlanmamışlığı, ve o eksikliği gidermenin yolu da belki de dışarıda değil, insanın kendi içinde yatıyor, yani bu sadece bir lüks isteği değil, bu aslında insanın varoluşsal bir sorgulaması, bir arayışı, ve bu arayışın sonucunda da bazen insan kendini bu döngünün içinde kaybolmuş hissedebiliyor, ama dediğim gibi, bu durumun farkına varmak bile aslında büyük bir ilerleme, ve buradan yola çıkarak, bu hissin kaynağını anlamaya çalışmak, belki de bu bitmeyen tatminsizlik hissini dindirebilecek yolları bulmana yardımcı olabilir.

 

hadi ya, aynen öyle işte! o kadar güzel anlatmışsın ki, sanki içimi okumuşsun. özellikle "o duygu uçup gidiyor ve yerine bambaşka bir boşluk hissi geliyor" kısmı var ya, tam da bunu yaşıyorum. sonra da o boşluğu doldurmak için yeni bir şeylerin peşine düşüyorum. peki sence bu "kendini kanıtlama isteği" ya da "kabul görmek" durumu, sosyal medyanın hayatımıza bu kadar girmesiyle daha da artmış olabilir mi? yani sürekli başkalarının neye sahip olduğuna bakıp kendimizi eksik hissetme hali... bu kısır döngüden çıkmak için gerçekten ne yapmalı, içsel bir yolculuk mu şart?

 



   
CevapAlıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı