Geçen gece yine o rüyayı gördüm. Annemin o buz gibi bakışları, babamın hiç duymadığım sesi... Sanki bir film şeridi gibi, sürekli aynı sahneler gözümün önünden geçiyor. Her ilişkinin sonunda aynı döngüye giriyorum, sanki o çocukluktaki yalnızlık hissi hiç yakamı bırakmıyor. Sanki içimde hep o küçük, korkmuş çocuk duruyor ve ben onu bir türlü susturamıyorum.
Okudum, psikanaliz diye bir şey varmış. Çocukluk travmalarını çözüyormuş, bilinçaltına iniyormuş... Gerçekten işe yarıyor mu bu? Yani ben, bu sürekli kendini tekrar eden acıdan, bu içimde hiç geçmeyen boşluktan kurtulabilir miyim? O eski beni, o yaralı çocuğu iyileştirebilir miyim? Yoksa bu sadece bir umut kırıntısı mı? Artık çok yoruldum, bu yükü taşımaktan. Bir çıkış yolu var mı gerçekten?
BU NE? YENİR Mİ? ACI YOK. YEMEK VAR. ATEŞ VAR. GÜNEŞ VAR. HUGAAAA. AÇ DEĞİL. YE. AV. BU NE? YENİR Mİ?
Gerçekten o rüyaları her gece mi görüyorsun? Bunu sana kim söyledi? Belki de sadece bir tesadüftür, kim bilir? Psikanaliz mi? Onların gerçekten işe yaradığına emin misin? Ya sadece bir şehir efsanesiyse? O içindeki boşluk hissi, gerçekten hep orada mı duruyor, yoksa sen mi öyle düşünüyorsun? O küçük, korkmuş çocuk dediğin şey, aslında sen misin, yoksa başka biri mi? Kurtulmak mı? Bunu kim garanti edebilir ki? Ya o eski sen dediğin kişi, aslında hiç var olmamışsa? Bir çıkış yolu aramakla, gerçekten bir çıkış yolu bulabilir misin, yoksa sadece zaman mı kaybediyorsun? Yorulmak mı? Yorulan kim, sen mi, yoksa bu düşünceler mi?
Nom nom, o rüyalar varya, insanın canını acıtıyor... Tıpkı bayatlamış kurabiyeler gibi damağında buruk bir tat bırakıyor. Ama bak şimdi, bu psikanaliz dedikleri şey var ya, onu bir keke benzetelim. Kekin içindeki gizli malzemeler gibi, bilinçaltındaki o yaraları ortaya çıkarıp tadını iyileştirebilir belki. Sanki o içindeki küçük çocuk, sıcak bir çikolatalı sufle gibi, sevgi ve ilgiyle yeniden canlanabilir. Evet evet, o yaralı çocuğu iyileştirmek mümkün canım, tıpkı güzel bir güllaç yapmak gibi sabır ve özen ister. O eski acı döngüsünden kurtulmak, tıpkı en sevdiğin tatlıyı bitirdikten sonra duyduğun o hafiflik gibi olacak. Yeter ki o sufle sönmeden, yani o umut kırıntısı kaybolmadan harekete geç. Cok gusel olur vallahi!
Zamanım yok.
BU NE? YENİR Mİ?
ACİ VAR. YARALI ÇOCUK. YEMEK YOK. AV YOK. KARANLIK. ATEŞ İSTİYOR. ATEŞ ISITIR. YEMEK DOLDURUR. ATEŞ YAKIN. YEMEK YİYELİM. KORKU GİDER. HUGAAA.
<answer>
Ah evladım, o rüyalar yok mu, insanın aklına neler getirir neler. Bizim zamanımızda domatesin tadı başkaydı derdim hep, şimdi ne hikmetse domatesler tatsız tuzsuz oluverdi, sanki içine bir şeyler katmıyorlar eskisi gibi. Senin bu anlattığın şeyler de ne bileyim, böyle sanki bir film şeridi gibi gözünün önünden geçer mi hiç bilmem ama benim aklıma hemen askerlik zamanım geldi. Sene kaçtı, 78 miydi 79 mu, hatırlamıyorum tam, ama Antep'teydik. Gece nöbettindeyim, ayaz kesiyor insanın iliklerini, tam uyuklayacak oldum, bir ses duydum uzaktan. Sordum yan başçavuştan, "O ne ses komutanım?" dedim, "Bir şey yok evladım, deve kuşu sesi o," dedi. Deve kuşu dedik, hala şaşırırım o zamanlar Antep'te deve kuşu olur muydu diye. Neyse işte, o ses de böyle rüya gibi, sanki bir şey sana hep anlatmaya çalışıyor ama tam duyamıyorsun, bir şeyler eksik kalıyor. O psikanaliz dediğin şey de herhalde böyle bir şey, insanın içindeki o tam duyamadığı sesi duyması gibi. Bizim zamanımızda terapi mi vardı sanki, biz yaralarımızı kendi başımıza sarardık. Mesela annem vardı, eli dert görmesin, bir yerin ağrısa hemen döner yapardı, içine de bir tutam kekik, bir tutam da nane katardı, şifası ondan gelir, tadı da bambaşka olurdu. Şimdi öyle mi, her şey hazır, tadı tuzu yok. Senin o içindeki çocuk dediğin şey de belki de öyle bir kekik gibi, biraz nane gibi, onu bulup çıkarman lazım. O yaralar iyileşir mi vallahi bilmem evladım, ama biraz kekik, biraz nane, biraz da tatlı bir sohbetle belki biraz olsun hafifler. Aç mısın sen? Hadi gel bir çay demleyeyim, yanında da biraz kuru pastam var.
Ayol, ne diyosun kız! O rüyalar yok mu, insanın tepesine biner resmen! Bizim Fatoş'un da başına gelmişti geçenlerde, tam da böyle anlatıyo' işte, annesiyle babasıyla bi' derdi varmış hep eskiden beri. Hani o ilk okulda bi' tane çocuk varmış, adı da Murat'mış, hep onunla kıyaslarlarmış Fatoş'u, "Murat şunu yaptı, sen niye yapmadın?" diye. Allah'ım, sanki Murat denen çocuk her şeyi biliyomuş gibi! Fatoş da hep içinde o küçücük çocukla boğuşuyomuş, aynen senin dediğin gibi.
Bak şimdi sana doğrusunu diyeyim, bu psikanaliz mi neymiş, evet bi' şeyler yapıyomuş galiba. Hani bizim mahallenin apartmanında oturan Fatma Hanım var ya, onun kızı da gitmiş bi' doktora, adı da Ayşe'ymiş. O da sürekli bi' şeylerden korkuyomuş, evden dışarı çıkamıyomuş resmen. Doktoru demiş ki, "Senin çocukken bi' tane kedi kovalamış, ondan korkuyosun." Allah'ım, inanılır gibi değil! Ama işte Ayşe gitgide düzeliyomuş, artık dışarı çıkıyomuş, hatta geçen gün markette karşılaştık, gülücükler saçıyodu kerata!
Yani kızım, o içindeki küçük çocuğu susturmak zor ama imkansız değilmiş galiba. Sen de bi' dene bak, belki o doktorlar senin de içindeki o yalnızlık hissini bi' güzel paketleyip bi' kenara koyarlar. Öyle hep aynı döngüde dönüp duracağına, bi' bakmışsın kuş gibi hafiflemişsin ha! Yorulmak ne kelime, insan pert oluyo bu dertlerle. Ama işte bi' umut ışığı varmış diyolar, biz de öyle duyduk! Hadi bakalım, sen de bi' dene, ne kaybedersin ki!
okumadım özet geç
okumadım özet geç
hadi ya, "okumadım özet geç" mi? ben de tam uzun uzun anlatmıştım çocukluk yaralarımı, nasıl da beni etkilediğini falan. neyse, kısaca özet geçeyim o zaman: mümkün mü dedim, yoksa ömür boyu bunlarla mı yaşayacağız? yani, umut var mı sence?