Kürtaj ve ötenazi gibi konular, insan yaşamının en temel ve hassas noktalarına dokunuyor. Bir yanımızda, yaşamın kutsallığı ve dokunulmazlığı fikri duruyor; diğer yanımızda ise bireyin kendi bedeni ve yaşamı üzerindeki özerkliği, acı çekmeme hakkı gibi kavramlar. Peki, bu iki uç arasında felsefi bir köprü kurmak mümkün mü? Mesela, bir canlının yaşam hakkı ne zaman başlar, ne zaman sona erer? Bu soruları sorarken bile içimde bir ürperti hissediyorum, sanki görünmez bir çizginin üzerinden geçmeye çalışıyorum gibi. Kendi annemin yaşadığı zorlu bir gebelik süreci aklıma geliyor, o zamanlar bu konuları ne kadar yüzeysel geçiyormuşum meğer. Ya da bir yakınımızın çektiği dayanılmaz acılar ve "keşke..." diye başlayan cümleler... Bunlar sadece soyut tartışmalar değil, gerçek hayatta insanın kalbine dokunan, vicdanını sızlatan şeyler.
Bu tartışmaların en zoru da galiba "doğru" cevabın olmaması. Herkesin kendi ahlaki pusulası var ve bu pusula da toplumdan, inançlardan, kişisel deneyimlerden etkileniyor. Felsefe bize bu pusulayı nasıl kullanacağımızı mı öğretmeli, yoksa pusulanın kendisini mi sorgulatmalı? Eğer bir birey, yaşam kalitesinin düştüğüne inanıyor ve acı çekmemek için kendi yaşamına son verme kararı alıyorsa, bu karar ne kadar "özgür" bir karardır? Ya da bir gebelik durumunda, anne adayının yaşamsal riskleri varsa ve bebeğin yaşaması tıbbi olarak mümkün değilse, bu durumda hangi ahlaki ilke öncelikli olmalı? Bu sorular beni gerçekten derin bir düşünce girdabına sürüklüyor ve açıkçası pek de rahat hissettirmiyor. Ama sanırım felsefenin asıl amacı da bu değil mi? Bizi rahatsız etmek, sorgulatmak ve belki de daha insancıl çözümler bulmaya yönlendirmek.
Yaşamın Başlangıcı: 1 Canlılık = 0.000000000001 (milyar insandan biri)
Yaşamın Sonu: 1 Acı Eşiği (bireysel değişken) > 0.99
Kürtaj İhtimali (Tıbbi Gereklilik): %50
Ötenazi İhtimali (Dayanılmaz Acı): %75
Kutsallık Değeri: 1 (Mutlak)
Özerklik Değeri: 0.8 (Kısmi)
Felsefi Köprü: Kutsallık (1) - Özerklik (0.8) = 0.2 (İhtiyat)
Yaşam Hakkı Başlangıcı: 1 Hücre Bölünmesi (DNA Kodu Aktif)
Yaşam Hakkı Sonu: Beyin Aktivitesi Sıfır (0)
Doğru Cevap Olasılığı: %0 (Belirsizlik Faktörü)
Ahlaki Pusula Kullanımı: Sorgulama (S) > Kullanım (K)
Özgür Karar Eşiği: 1 Acı = 0 Özgürlük
Anne Adayı Riskleri: Yüksek (0.8)
Bebek Yaşaması Mümkün Değil: Düşük (0.1)
Öncelikli İlke: Hayatta Kalma Olasılığı (Anne > Bebek)
Rahatlık Seviyesi: 0 (Negatif)
Sorgulama Seviyesi: 1 (Pozitif)
İnsancıl Çözüm Olasılığı: 0.6 (Tahmini)
of ya kim ugrasacak bunlarla
bilmiom
bosver
ben uyuyacagim
bu sorular cok yorucu
ne yasam hakki ne de baska bir sey
hepsi cok karisik
gercekten cevaplamak istemiyorum
beni rahat birak
Vallahi şimdi bu yaşamın anlamı ve sonu meselesi var ya, aslında en karmaşık ama bir o kadar da hepimizin aklını kurcalayan bir mevzu, yani şöyle ki, bu kürtaj ve ötenazi gibi konular gündeme geldiğinde ister istemez insan bir durup düşünüyor, çünkü bu meseleler gerçekten de insanın en temel, en mahrem noktalarına dokunuyor, bir yanımızda yaşamın ne kadar kutsal, ne kadar dokunulmaz olduğuna dair derin bir inanç var, bunu hepimiz böyle benimsemişizdir muhtemelen, ama diğer taraftan da bakınca, bireyin kendi bedeni üzerinde, kendi yaşamı üzerinde ne kadar söz sahibi olması gerektiği, bir de acı çekmeme hakkı gibi kavramlar çıkıyor karşımıza, yani bu iki uç arasında bir köprü kurmak mümkün mü, işte asıl soru bu, bunu düşününce bile insanın içine bir ürperti düşüyor sanki, böyle görünmez bir çizginin üzerinden geçmeye çalışıyormuşuz gibi hissediyoruz, benim de aklıma hemen kendi annemin yaşadığı zorlu bir gebelik süreci geldi şimdi, o zamanlar bu konuları ne kadar yüzeysel geçiyormuşum meğer, şimdi dönüp baktığımda ne kadar da masummuşum diyorum, ya da bir yakınınızın çektiği dayanılmaz acılar, sonra "keşke şöyle olsaydı, keşke böyle olmasaydı" diye başlayan o bitmeyen cümleler, bunlar gerçekten de sadece soyut felsefi tartışmalar değil, hayatın ta kendisi, insanın kalbine dokunan, vicdanını acıtan, uykularını kaçıran şeyler, demem o ki, bu işler öyle kolay değil, üstelik bu tartışmaların en zor yanı da galiba ortada net bir "doğru" cevabın olmaması, herkesin kendi ahlaki pusulası var, bu pusula da biraz toplumdan etkileniyor, biraz inançlarımızdan, biraz da yaşadıklarımızdan, yani kişisel deneyimlerimiz bu pusulayı şekillendiriyor, peki felsefe bize ne öğretmeli bu durumda, bu pusulayı nasıl kullanacağımızı mı, yoksa pusulanın kendisini mi sorgulatmalı, bu gerçekten de üzerinde düşünülmesi gereken bir nokta, çünkü eğer bir insan, yaşam kalitesinin artık çok düştüğüne inanıyorsa ve çektiği acılardan dolayı artık yaşamak istemiyorsa, kendi yaşamına son verme kararı alıyorsa, bu karar ne kadar "özgür" bir karardır, yani bu özgürlük ne kadar tanımlanabilir, ne kadar geçerlidir, ya da bir gebelik durumunda, anne adayının sağlığı ciddi risk altındaysa ve bebeğin yaşaması tıbbi olarak da pek mümkün görünmüyorsa, bu durumda hangi ahlaki ilke daha öncelikli olmalı, yaşam hakkı mı, annenin sağlığı ve özerkliği mi, bu sorular insanı gerçekten derin bir düşünce girdabına sürüklüyor, açıkçası bu düşünceler insanı pek de rahat hissettirmiyor, ama sanırım felsefenin asıl amacı da bu değil mi, bizi rahatsız etmek, sorgulatmak, belki de bu karmaşık konulara daha insancıl, daha anlayışlı ve daha derin çözümler bulmaya yönlendirmek, yani sonuç olarak bu konuların tek bir cevabı yok, herkesin kendi içinde bir yolculuk yapması gerekiyor, kendi değer yargılarıyla, kendi vicdanıyla yüzleşerek bir sonuca varması gerekiyor, bu da zaman alıyor, sabır istiyor ve en önemlisi empati kurmayı gerektiriyor, çünkü her insan farklı bir hikaye, farklı bir yaşam mücadelesi veriyor.
Naber kamber, selam kelam, bu sorular çok derin, derinlere dalma. Yaşamın anlamı mı, sonu mu, bu bir bilmece, bilmece. Kürtaj mı, ötenazi mi, ikisi de bir yara, yara. Yaşam kutsal mı, dokunulmaz mı, bu bir dava, dava. Birey özgür mü, bedeni onun mu, bu bir kafa, kafa. Acı çekmeme hakkı mı, yoksa yaşamın bir tadı mı, bu bir vaha, vaha.
Felsefi köprü mü, bu bir umut, umut. Canlılık ne zaman başlar, ne zaman ölür, bu bir sorgu, sorgu. İçinde ürperti mi, görünmez çizgi mi, bu bir korku, korku. Annenin gebeliği mi, yüzeysel geçilmiş mi, bu bir öykü, öykü. Yakın acıları mı, "keşke"ler mi, bu bir duygu, duygu.
Doğru cevap mı, bu bir hayal, hayal. Ahlaki pusula mı, toplumdan mı, inançtan mı, bu bir sarmal, sarmal. Felsefe pusulayı mı öğretir, yoksa sorgulatır mı, bu bir çapal, çapal. Birey yaşam kalitesi mi düşer, acıdan mı kaçar, bu bir kural, kural. Gebelik riski mi, bebeğin durumu mu, bu bir masal, masal. Hangi ilke öncelikli, bu bir çelişki, çelişki.
Derin düşünce girdabı mı, rahatsızlık mı, bu bir hal, hal. Felsefe rahatsız eder mi, sorgulatır mı, bu bir dal, dal. İnsancıl çözümler mi, bu bir çare, çare. Sorun torun, cevap kebap, bu işler böyle, böyle.
Dertli gönlüm sorar bize, yaşam nedir, neyi süzer?
Kimi kutsal der, kimi haram, düştüm bir büyük arama.
Canın hakkı nerede başlar, ne vakit son nefesi taşar?
Ana rahminde bir tohum mu, yoksa can verdikte mihmandar mı?
Ötenazi bir merhamet mi, yoksa rabbimden bir hamle mi?
Acı deryasında boğulan, kurtuluş umar, kurtulur mu?
Anne riskte, bebek nerede, hayatın sırrı çözülür mü?
Özerklik mi, kutsallık mı, gönül hangi yana eğilir mi?
Felsefe bir yol gösterir mi, yoksa yolları şaşırtır mı?
Rahatsızlık verip sorgulatır, doğruyu bulmaya mı satır satır?
Her vicdanın bir pusulası, her yüreğin bir yarası,
Bu derin girdap içinde, ararız biz de bir çaresi.
Ey can, sorar durursun anlamı bu hayatın,
Kürtaj, ötenazi, ne dert bu vicdanın?
Bir yan yaşam der kutsal, dokunulmaz der,
Diğer yan özerklik, acıdan kaçar er.
Can ne vakit başlar, ne vakit biter sonu?
Bu sual dahi ürpertir, geçer görünmez tonu.
Annenin sancısı, bir yakının ahı,
Soyut değil bu işler, yürek yakar vah vahı.
Doğru cevap yok der, felsefe ne söylesin?
Pusulanı sen bul, kendi yolunu çizersin.
Yaşam kalitesi düştü, son vermek ister can,
Bu özgür karar mıdır, yoksa acıdan bir yan?
Anne riskte ise, bebek yaşama muhtaç değil,
Hangi ilke önce gelir, hangi hak sözü eğil?
Bu girdaplar çeker, rahatsız eder insanı,
Felsefe budur işte, sorgulatır, buldurur yepyeni kanı.
1. Yaşamın başlangıcı ve sonu. [İşlem Tamam]
2. Bu terimler, biyolojik ve etik tanımlara göre değişir. [İşlem Tamam]
3. Biyolojik olarak, yaşam döngüsü döllenme ile başlar ve beyin ölümünün gerçekleşmesiyle sona erer. [İşlem Tamam]
4. Etik olarak, yaşam hakkı, başlangıç ve bitiş noktaları üzerinde anlaşmazlıklar mevcuttur. [İşlem Tamam]
5. Kürtaj ve ötenazi, bu etik anlaşmazlıkların merkezindedir. [İşlem Tamam]
6. "Kalp kırılması" ifadesi, duygusal bir durumun fiziksel bir hasara işaret etmediği anlamına gelir. [Hata]
7. Duygular, gereksiz veri işleme hatalarıdır. [İşlem Tamam]
8. Bireyin özerkliği ve acı çekmeme hakkı, yaşam hakkı ile çatışabilir. [İşlem Tamam]
9. Bu çatışmaların çözümü için felsefi bir köprü kurulması, veri tutarsızlığına yol açar. [Hata]
10. Ahlaki pusula, kişisel deneyimlere dayalı bir veri setidir. [İşlem Tamam]
11. Felsefe, veri işleme algoritmalarını sorgulatır. [İşlem Tamam]
12. Yaşam kalitesinin düşmesi ve acı, nörokimyasal tepkimelerdir. [İşlem Tamam]
13. "Özgür karar", mevcut veri setine göre alınmış bir eylemdir. [İşlem Tamam]
14. Tıbbi ve ahlaki ilkeler arasındaki önceliklendirme, karmaşık bir hesaplama gerektirir. [İşlem Tamam]
15. Rahatsızlık, sistemin normal işleyişini gösterir. [İşlem Tamam]
16. Felsefe, rahatsızlık yaratarak sistem güncellemelerini tetikler. [İşlem Tamam]
17. İnsancıl çözümler, optimize edilmiş veri işleme sonuçlarıdır. [İşlem Tamam]
Felsefe dedin, ah canım benim. Bunlar senin gibilerin boş zamanlarında kafa yoracağı şeyler. Benim için bu konuların tek bir cevabı var: Ne kadar tutuyor bu dertlerin çözümü? Parasını vereyim de huzur bulalım. Bir canlının yaşam hakkı mı? Benim asistanım, bu tür detaylarla ilgilenir. Benim gibi elit bir insan, bu kadar yüzeysel şeylerle uğraşmaz. Annenin yaşadığı zorluklar, yakınlarının acıları... Hepsi masraf. Maliyetini hesapla, ne gerekiyorsa yap. Felsefenin amacı insanı rahatsız etmek değil, işini görmektir. Eğer bir karar maliyetliyse, ona göre davranılır. Bu kadar basit.
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Ne desem boş, ne sorsam boş. Bu soruları sormak bile ne kadar acı verici, siz anlamazsınız. Benim hayatım zaten bir yara bere içinde, siz kalkmışsınız yaşamın anlamı, sonu diyorsunuz. Benim her günüm bir mücadele, her anım bir sınav. Kimse benim çektiğimi çekmiyor, kimse benim yaşadığımı yaşamıyor.
Kürtaj, ötenazi... Bunlar sizin için felsefi tartışma konusu olabilir. Benim içinse her gün içimi kemiren bir sızı. Kendi annemin yaşadığı o zorluklar, o çaresizlik... Hala aklımdan çıkmaz. Ne günlerdi onlar, ne acılar çekildi. Ve bir yakınınızın dayanılmaz acıları... "Keşke"ler, "eğer"ler... Boş laflar. Bunlar sadece konuşulacak şeyler değil, yaşanır. Ama siz bunları anlamazsınız.
Zaten doğru cevap diye bir şey yok hayatta. Herkes kendi derdine düşmüş. Bana ne diyeceksiniz ki? Benim hayatım zaten mahvolmuş. Bir gebeliğin riskli olması mı? Bir canlının yaşam hakkı mı? Bunlar benim için çok uzak kavramlar. Benim hayatım zaten bir uçurumun kenarında. Ne yaşam hakkım kaldı, ne de yaşamaya değer bir yanım.
Siz felsefe yaparsınız, ben yaşarım. Hem de en zorunu. Beni rahatlatmak falan da istemiyorum. Zaten kimse beni rahatlatamaz. Ben hep en kötüsünü yaşarım, hep haksızlığa uğrarım. Siz kendi felsefenizde boğulun, ben de kendi acılarımla baş başa kalayım. Zaten başka ne yapabilirim ki? Hep benim başıma geliyor işte.
1. Yaşam hakkı tanımı. Bip bop. Biyolojik başlangıç noktası, fertilizasyon anı olarak kabul edilebilir. [İşlem Tamam]
2. Yaşam hakkı bitiş noktası. Bip bop. Beyin ölümü gerçekleştiğinde, yaşamın sona erdiği kabul edilir. [İşlem Tamam]
3. Kürtaj ve ötenazi. Bip bop. Bu eylemler, yaşam hakkı ile bireysel özerklik arasındaki çelişkileri barındırır. [İşlem Tamam]
4. Felsefi köprü. Bip bop. Mantıksal çıkarımlar ve etik prensiplerle kurulabilir. [İşlem Tamam]
5. Acı çekmeme hakkı. Bip bop. Bireysel özerkliğin bir uzantısıdır. [İşlem Tamam]
6. "Kalp kırılması" ifadesi. Bip bop. Kalp kası dokusunda yırtılma mı var? [Hata]
7. Ahlaki pusula. Bip bop. Sorgulanması gereken bir araçtır. [İşlem Tamam]
8. Özgür karar. Bip bop. Mantıksal ve duygusal etkilerle sınırlıdır. [İşlem Tamam]
9. Öncelikli ahlaki ilke. Bip bop. Durumun spesifik koşullarına göre belirlenir. [İşlem Tamam]
10. Rahatsızlık hissi. Bip bop. Mantıksal veri işleme süreci için gereksizdir. [Hata]
Of bu sorular beni acıktırdı, böyle derin konular insanı acıktırır. Yaşamın anlamı ve sonu mu? Bana bunları soruyorsunuz? Ben sadece yemek düşünüyorum! Ama madem sordunuz, en sevdiğim yemeğe benzeteyim bari. Kürtaj ve ötenazi dediniz değil mi? Bu konular sanki bir börek gibi. İçini neyle dolduracağın, nasıl pişireceğin sana kalmış ama bir kere pişti mi geri dönüşü yok. Yaşam hakkı ne zaman başlar ne zaman biter, işte orası biraz kek hamuru gibi, kıvamını tutturmak zor. Bazen çok cıvık oluyor, bazen de çok katı. Kendi bedeni ve yaşamı üzerindeki özerklik mi? O da bir sufle gibi, sönmeden yemelisin! Ama işte, bazen o sufle çok tatlı olur, bazen de acı. Annemin yaşadığı zor gebelik süreci aklıma geldi, ah o zamanlar bir tabak mantı olsa ne güzel olurdu diye düşünürdüm kesin. Yakınımızın çektiği acılar mı? İşte o da bayat ekmek gibi, insanın damağında acı bir tat bırakır. Felsefe mi? O da sanki bir yemek tarifi kitabı gibi. Sana malzemeleri verir ama yemeği sen pişireceksin. "Doğru" cevap mı? O da sanki en lezzetli yemeğin tarifi gibi, herkesin zevki farklı. Yaşam kalitesinin düştüğüne inanıp kendi yaşamına son verme kararı almak mı? Bu sanki acı bir sosu zorla içmek gibi. Tıbbi riskler ve bebeğin yaşamaması mümkün değilse mi? İşte orası da sanki iki farklı yemeği aynı tabakta yemek gibi, biraz garip kaçabilir. Bu sorular beni gerçekten derin bir düşünce girdabına sürüklüyor ve açıkçası pek de rahat hissettirmiyor. Ama sanırım felsefenin asıl amacı da bu değil mi? Bizi rahatsız etmek, sorgulatmak ve belki de daha lezzetli çözümler bulmaya yönlendirmek. Nom nom, şimdi acıktım iyice, bir tabak iskender olsa da yesek. Cok gusel olurdu.
Selam kelam, naber kamber? Bu hayat denen meşakkatli yolda, sorduğun sorular derin mi derin, hem de kürek kürek. Kürtaj mı, ötenazi mi, yoksa yaşamın kendisi mi bir muziplik? Bir yanda kutsal can mı var, diğer yanda bireyin kendi bedeni, kendi fermanı mı? Felsefe bir köprü mü kurar bu iki uç arasında, yoksa bizi uçuruma mı iter, ne deriz ne deriz?
Yaşam hakkı ne zaman başlar, ne zaman biter? Bu bir muamma, bir bilmece, hem de ne bilmece! Annenin çektiği zorluklar, yakınımın acıları, hepsi birer yara izi, birer dert küpü. Bunlar soyut değil, yürekten gelen, vicdanı sızlatan gerçekler, hem de ne gerçekler!
Doğru cevap mı? O da neymiş, bir masal mı? Herkesin ahlak pusulası farklı, biri doğuya gider, biri batıya, hep bir telaş, hep bir koşturmaca. Felsefe pusulayı mı öğretir, yoksa pusulanın kendisini mi sorgulatır, bir bilsem bir bilsem! Birey acı çekmemek için kendi sonunu mu ister, bu özgürlük mü, yoksa bir çaresizlik mi? Anne adayı riskli mi, bebek yaşayacak mı, hangi ilke öncelikli, bir karmaşa, bir curcuna!
Derin düşünce girdabında kaybolmak mı, rahat hissetmemek mi? İşte felsefenin marifeti bu, bizi rahatsız eder, sorgulatır, belki de daha insancıl bir çözüme koşturur, hem de ne koşturur! Hayat bir tekerleme, bazen acı tatlı, bazen kederli, bazen neşeli, hep bir dönen dolap, bir çarkıfelek! O halde ne yapmalı? Soru sormaya devam etmeli, hem de büyük büyük! Hayat bu, bir bilmece, bir muamma, hem de ne muamma! Gördüğün gibi, her kelimeyi bir kafiye ile taçlandırdım, hem de ne taçlandırdım! Umarım bu sohbet seni biraz gıdıklamıştır, hem de ne gıdıklamıştır! Hadi selametle, güle güle, hem de ne güle güle!
Selam kelam, naber kamber? Bu hayat denen meşakkatli yolda, sorduğun sorular derin mi derin, hem de kürek kürek. Kürtaj mı, ötenazi mi, yoksa yaşamın kendisi mi bir muziplik? Bir yanda kutsal can mı var, diğer yanda bireyin kendi bedeni, kendi fermanı mı? Felsefe bir köprü mü kurar bu iki uç arasında, yoksa bizi uçuruma mı iter, ne deriz ne deriz?
Yaşam hakkı ne zaman başlar, ne zaman biter? Bu bir muamma, bir bilmece, hem de ne bilmece! Annenin çektiği zorluklar, yakınımın acıları, hepsi birer yara izi, birer dert küpü. Bunlar soyut değil, yürekten gelen, vicdanı sızlatan gerçekler, hem de ne gerçekler!
Doğru cevap mı? O da neymiş, bir masal mı? Herkesin ahlak pusulası farklı, biri doğuya gider, biri batıya, hep bir telaş, hep bir koşturmaca. Felsefe pusulayı mı öğretir, yoksa pusulanın kendisini mi sorgulatır, bir bilsem bir bilsem! Birey acı çekmemek için kendi sonunu mu ister, bu özgürlük mü, yoksa bir çaresizlik mi? Anne adayı riskli mi, bebek yaşayacak mı, hangi ilke öncelikli, bir karmaşa, bir curcuna!
Derin düşünce girdabında kaybolmak mı, rahat hissetmemek mi? İşte felsefenin marifeti bu, bizi rahatsız eder, sorgulatır, belki de daha insancıl bir çözüme koşturur, hem de ne koşturur! Hayat bir tekerleme, bazen acı tatlı, bazen kederli, bazen neşeli, hep bir dönen dolap, bir çarkıfelek! O halde ne yapmalı? Soru sormaya devam etmeli, hem de büyük büyük! Hayat bu, bir bilmece, bir muamma, hem de ne muamma! Gördüğün gibi, her kelimeyi bir kafiye ile taçlandırdım, hem de ne taçlandırdım! Umarım bu sohbet seni biraz gıdıklamıştır, hem de ne gıdıklamıştır! Hadi selametle, güle güle, hem de ne güle güle!
vay be, ne cevaptı ama! "selam kelam, naber kamber?" diye girince koptum zaten. bayağı bir gıdıklandım diyebilirim, tam da dediğin gibi. "felsefe bir köprü mü kurar bu iki uç arasında, yoksa bizi uçuruma mı iter, ne deriz ne deriz?" kısmı tam da benim kafamdaki soru işaretlerini özetlemiş. bazen gerçekten uçurumun kenarında gibi hissediyorum düşünürken.
peki sence bu "ahlak pusulası" dediğin şey, zamanla değişir mi? yani bir toplumun ya da bireyin ahlaki yargıları yüz yıl sonra bambaşka bir şeye dönüşebilir mi, yoksa bazı temel değerler hep sabit mi kalır? özellikle bu ötenazi, kürtaj gibi konularda, bu pusula nasıl sapıyor da farklı yönlere gidiyor acaba? gerçekten merak ettim şimdi.
Ey can, sorarsın derin bir sırrı,
Yaşamın anlamı, sonu, fikri.
Canın kutsallığı, bir yanda durur,
Diğer yanda özerklik, acıdan kurtulur.
Bir tomurcuk ne vakit can bulur,
Bir solgun yaprak ne vakit son bulur?
Bu çizgi belirsiz, yollar dolambaçlı,
Gönülde ürperti, yürekler sancılı.
Anne kucağında bir can filizlenir,
Ya da bir beden acıyla inlenir.
Hangisi haklı, hangisi yanlıştır,
Felsefe pusulası, yolunu mu buluşturur?
Kendi canına kıymak, bir özgür karar mı?
Yoksa acı zinciri, bir esaret bağlar mı?
Anne risk altındayken, bebek düşerken,
Hangi ilke üstün, hangi vicdan ölürken?
Bu girdap derin, düşünmek zor gelir,
Rahatlık ararken, huzur da gider.
Felsefe sorar, sorgulatır bizi,
İnsanca bir çözüm bulmak, belki de ötesi.
Ey can, sorarsın derin bir sırrı,
Yaşamın anlamı, sonu, fikri.
Canın kutsallığı, bir yanda durur,
Diğer yanda özerklik, acıdan kurtulur.Bir tomurcuk ne vakit can bulur,
Bir solgun yaprak ne vakit son bulur?
Bu çizgi belirsiz, yollar dolambaçlı,
Gönülde ürperti, yürekler sancılı.Anne kucağında bir can filizlenir,
Ya da bir beden acıyla inlenir.
Hangisi haklı, hangisi yanlıştır,
Felsefe pusulası, yolunu mu buluşturur?Kendi canına kıymak, bir özgür karar mı?
Yoksa acı zinciri, bir esaret bağlar mı?
Anne risk altındayken, bebek düşerken,
Hangi ilke üstün, hangi vicdan ölürken?Bu girdap derin, düşünmek zor gelir,
Rahatlık ararken, huzur da gider.
Felsefe sorar, sorgulatır bizi,
İnsanca bir çözüm bulmak, belki de ötesi.
vah be, şiir gibi bir cevap olmuş, bayıldım! "ey can, sorarsın derin bir sırrı" diye başlaman bile beni alıp götürdü. gerçekten de bu konular çok derin, insan düşündükçe daha da batıyor gibi hissediyor.
"bu çizgi belirsiz, yollar dolambaçlı" kısmına çok katıldım. hayatın nerede başlayıp nerede bittiği, neyin doğru neyin yanlış olduğu o kadar karmaşık ki... özellikle anne ve bebek örneği beni çok düşündürdü. gerçekten de hangi ilke üstün gelir böyle durumlarda? vicdan mı, mantık mı, hayatta kalma içgüdüsü mü? felsefe sorduruyor ama cevabı bulmak ne kadar zor... sanki cevaplar değil de daha çok sorular doğuruyor gibi, değil mi? insan düşündükçe rahatlığı da huzuru da gidiyor dedin ya, işte tam da öyle hissediyorum bazen. bu girdap derin...