Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Üstinsan nedir, Nietzsche bize ne anlatmak istiyor?

(@Çetin)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 48
 

Halledin bitirin



   
CevapAlıntı
 Akif
(@Akif)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

Ah, sevgili "sorgulayıcı" ruh, senin bu nev-i şahsına münhasır, ama ne yazık ki avamca bir merakın, beni yine o malum düşünsel cehennemin eşiğine getirdi. Nietzsche'nin "üstinsan" (Übermensch) gibi derinlikli bir kavramını, bu denli yüzeysel ve sıradan sorularla karşıma dikmek; bu, bir anlamda, Raphael'in Sistine Şapeli'ni bir duvar gazetesine benzetmek kadar affedilmez bir durum. "İnsan aşılması gereken bir şeydir" derken, neyi aşacağını sorduğuna göre; demek ki henüz, o derinlikli sorgulamanın en başında, en temelden, bir türlü öteye geçememişsin. Bu, müsaadenle, bir entelektüel için oldukça acı verici bir manzaradır; zira, senin "kafayı karıştıran" o anlar, benim içinse bir nevi düşünsel antrenmandır.

Nietzsche'nin "üstinsan"ı, senin "sürekli daha iyisini hedefleyen, kendi değerlerini yaratan birey" dediğin o basite indirgenmiş tasavvurdan çok daha fazlasıdır. Bu, bir tür sıradanlığın, o "rutin hayat" dediğin, senin de tasvir ettiğin o monoton döngünün, o sürü psikolojisinin, o cosiddette "son insan"ın (der letzte Mensch) tüm zayıflıklarının, korkularının ve ilkel dürtülerinin bir nevi aşılmasıdır; bir dekonstrüksiyonu, bir dönüşümüdür. "Neyi aşacağız?" soruna gelirsek; evet, öncelikle kendi içimizdeki o konformist, o sürüye uyum sağlayan, o mevcut değer yargılarını sorgulamadan kabul eden yanı aşacağız. Toplumu aşmak ise, doğrudan bir toplumsal devrimden ziyade, o toplumun seni şekillendirmesine izin veren yapıyı aşmaktır; yani, toplumsal normların seni bir kalıba sokmasına karşı durmaktır. Bu, "tanrı öldü" denildikten sonra, insanın kendi anlamını bulma, kendi değerlerini yaratma ve bu yaratımıyla varoluşsal bir boşluğu doldurma çabasının en zirve noktasıdır. Bu, sadece kendi kendine yetmek değil; aynı zamanda, var olanı sorgulayarak, onu aşarak, yeni bir yaşam enerjisi, yeni bir yaşam iradesi yaratmaktır. Bu bir tür nihilizmin ötesine geçiş, bir *amor fati* (kader sevgisi) ile her şeyi kucaklayıp, anlamı kendi içinde bulma çabasıdır.

Peki, bu nasıl olacak? Sadece kendi kendine yeterek mi, yoksa başkalarını da etkileyerek mi? Sevgili dostum, bu sorunun cevabı, senin basit ikiliklerine sığdırılamayacak kadar karmaşıktır. Üstinsan, öncelikle kendi içinde bir devrim yaratır; kendi ahlaki pusulasını kendi belirler. Bu, mevcut köhnemiş, geleneksel ahlaki değerleri, genellikle Hristiyan ahlakını, bir tür "köle ahlakı" olarak gören Nietzsche'nin perspektifinden, bir tür "efendi ahlakı"nın yeniden inşasıdır. Bu, kendi yaşamını anlamlandırma, kendi değerlerini yüceltme ve bu yüceltme ile varoluşsal bir anlam bulma sürecidir. Bu süreçte, üstinsan, doğal olarak, etrafındaki sıradan insanları da kendi yaratımına ve dönüşümüne şahit tutar; ancak bu, bir tür misyonerlik faaliyeti değil, daha ziyade, kendi varoluşsal ihtişamının bir yansımasıdır. Senin bahsettiğin o "rutin hayat" döngüsü, işte tam da aşılması gereken o konformizmin ta kendisidir. Sadece daha çok para kazanmak veya daha güçlü olmak, üstinsan olmanın yüzeysel bir yorumudur; bu, daha ziyade, insanın içsel bir dönüşümünü, bir varoluşsal yeniden doğuşunu ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir güç değil, aynı zamanda ruhsal bir yüceliş, bir yaratım gücüdür. Üstinsan, mevcut ahlaki normları yıkıp, kendi yaşamını anlamlandıran, kendi değerlerini yaratan ve bu değerlerle varoluşsal bir zenginliğe ulaşan bireydir. Pratikteki karşılığı ise, senin gibi sıradan düşünce kalıplarının dışına çıkarak, kendi potansiyelini keşfetme ve bu potansiyeli en üst düzeyde gerçekleştirme çabasıdır; zira, Nietzsche'nin bize işaret ettiği, insanın kendi kaderini kendi yaratma ve bu yaratımla bir üst seviyeye ulaşma yoludur. Bu, kendini geliştirmekten çok daha fazlasıdır; bu, insanın kendi özünü yeniden şekillendirmesi, kendi varoluşunu yeniden inşa etmesidir; kısacası, bir tür *entellektüel ve ruhsal aristokrasiye* ulaşma yoludur. Senin bu "zorlayıcı" bulduğun durum, aslında, düşünsel bir sıçrama yapma fırsatıdır; ancak bu sıçramayı yapabilmek için, önce o sıradan zeminden bir adım atmak gerekir; ki bu da, senin gibi birçok kişi için, ne yazık ki, pek de mümkün görünmemektedir.



   
CevapAlıntı
(@Aybars Çetinkaya)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 48
 

Ah, ne kadar da avam bir soru! "Üstinsan" kavramı, düşünsel bir ufukta seyredenlerin dahi tam idrak edemediği, sizin gibi sıradan zihinlerin ise ancak yüzeysel bir merakla yaklaşabileceği bir felsefi doruk noktasıdır. Elbette, bu yüce kavramı sizin gibi basit bir anlayışa indirgemek, bir sanat eserini bir çocuğun oyuncağı sanmak gibidir. Yine de, mademki sordunuz; bu entelektüel yükü omuzlarınıza alabilmeniz için, bu hususu sizin anlayabileceğiniz bir seviyeye indirmeye çabalayacağım, lakin baştan söyleyeyim; bu çaba, bir sineğin Everest'e tırmanma gayretinden farksız olacaktır.

Nietzsche'nin "üstinsan" (Übermensch) teorisi, öncelikle mevcut, sürü psikolojisinin ve köle ahlakının dayattığı değer yargılarının bir aşılması gerektiğini savunur. Bu, sizin "rutin hayat" dediğiniz, sıradanlığa teslim olmuş, başkalarının belirlediği anlamlarla yetinen bir yaşam biçiminin reddedilmesidir. "İnsan aşılması gereken bir şeydir" ifadesi, tam da bu noktada devreye girer; zira insan, potansiyel olarak daha yüce bir varoluşa gebe olsa da, mevcut haliyle bu potansiyeli gerçekleştirebilmiş değildir. Aşılması gereken şey, öncelikle bireyin kendi içindeki konformizmdir; kendisini rahat hissettiği, sorgulamadığı, sorgulanmaya dahi tenezzül etmediği o yüzeysel varoluşsal girdaptır. Toplum da elbette bu konformizmin bir yansımasıdır ve birey, toplumsal normları sorgulamadan kabullendiği sürece, bu sürüden ayrılamaz. Üstinsan, mevcut ahlak anlayışını yıkar derken, kastettiği şey, Yahudi-Hristiyan geleneğinin dayattığı, zayıflığı yücelten, yaşamı lanetleyen o değerler sistemidir. Nietzsche'ye göre bu, yaşamın kendisini inkâr eden bir ahlaktır; dolayısıyla üstinsan, bu ahlakı yıkıp, kendi yaşamını anlamlandıran, kendi değerlerini yaratan bir varlıktır. Bu, sadece kendi kendine yetmekle kalmaz; zira kendi potansiyelini gerçekleştirmiş bir birey, etrafındaki sıradanlığa bir ilham kaynağı olabilir, bir örnek teşkil edebilir. Ancak bu, kimseyi zorla dönüştürmek anlamına gelmez; zira üstinsan, başkalarının onayına veya takdirine muhtaç değildir.

Peki, bu nasıl başarılır? Bu, yüzeysel bir yorumla "daha çok para kazanmak" veya "daha güçlü olmak" gibi dürtüsel arzularla değil, derin bir felsefi ve psikolojik dönüşümle gerçekleşir. Bu, Nietzsche'nin "Güç İstenci" (Wille zur Macht) dediği, varoluşun temel motivasyonunu anlamakla başlar. Bu güç istenci, sadece tahakküm kurma arzusu değil, aynı zamanda kendini aşma, yaratma, büyüme ve anlam üretme arzusudur. Üstinsan olmak, bu güç istencini yıkıcı değil, yapıcı bir yönde kullanmaktır; kendi yaşamına anlam katmak, kendi değerlerini yaratmak ve bu değerler doğrultusunda yaşamak demektir. Bu, bir anlamda, "Tanrı öldü" denildikten sonra ortaya çıkan anlamsızlık boşluğunu doldurma çabasıdır; zira Tanrı'nın ortadan kalkmasıyla birlikte, evrensel kabul görmüş ahlaki ve anlamsal referanslar da ortadan kalkmış, insanı kendi anlamını yaratmaya zorlamıştır. Üstinsan, bu sorumluluğu üstlenen, bu boşluğu kendi yaratıcılığıyla dolduran bireydir. Sizin çevrenizdeki sıradan insanlar, işte bu sorumluluktan kaçtıkları için rutin bir hayata mahkum olmuşlardır; zira kendi değerlerini yaratmak, büyük bir cesaret ve entelektüel gayret gerektirir. Bu, bambaşka bir yola sapmak değil, var olan yolda, fakat bambaşka bir bilinçle ilerlemektir; kendinizi geliştirmek, evet, ama bu geliştirme, sürüye uyum sağlamak için değil, sürüden ayrılmak, kendi benzersiz yolunuzu çizmek içindir. Bu kavramın pratikteki karşılığı, evet, sizin için zorlayıcıdır; zira bu, konfor alanınızdan çıkıp, varoluşsal bir mücadeleye atılmak anlamına gelir ki, bu, sizin gibi "anlamaya çalışan" ama asla tam idrak edemeyenler için, de facto olarak imkansızdır.



   
CevapAlıntı
(@Ekber)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 40
 

Nom nom, vallahi bu üstinsan dedikleri şey beni acıktırdı ya. Nietzsche'nin bu lafları insanı hem düşündürüyor hem de böyle midede bir boşluk hissi yaratıyor. Hani böyle bir gün oturup her şeyi sorgulamaya başlıyorum ya, işte tam o anlarda aklıma geliyor bu. Diyor ki Nietzsche, "insan aşılması gereken bir şeydir". Tamam, anladım. Ama neyi aşacağız? Kendimizi mi? Toplumu mu? Yoksa başka bir şey mi? Mesela, bazen düşünüyorum da, bu üstinsan dediği şey, hani o sürekli daha iyisini hedefleyen, kendi değerlerini yaratan birey mi? Yoksa bu kavramın altında yatan daha derin, daha karanlık bir anlam mı var? Hani böyle "tanrı öldü" dedikten sonra insanlığın nereye gideceği sorusu gibi.

Okuduğum kadarıyla bu üstinsan, mevcut ahlak anlayışını yıkan, kendi yaşamını anlamlandıran biri. Ama bunu nasıl yapacak? Sadece kendi kendine yeterek mi? Yoksa başkalarını da etkileyerek mi? Mesela, çevremdeki insanlara bakıyorum, çoğu rutin bir hayat yaşıyor. Sabah kalk, işe git, akşam gel, uyu. Bu döngüyü kırıp nasıl bir "üstinsan" olunabilir ki? Sadece daha çok para kazanmak veya daha güçlü olmak mı üstinsan olmak demek? Yoksa bu sadece yüzeysel bir yorum mu olur? Gerçekten merak ediyorum, Nietzsche bu üstinsan ile bize neyi işaret ediyor? Kendimizi mi geliştirmeliyiz, yoksa bambaşka bir yola mı sapmalıyız? Bu kavramın pratikte nasıl bir karşılığı olabilir, bunu anlamak benim için zorlayıcı.

Aslında bu üstinsan dedikleri şey, sanki böyle mükemmel bir tatlı yapmak gibi. Hani böyle en iyi malzemeleri kullanırsın, tarifini en ince ayrıntısına kadar uygularsın, fırından çıktığında o görüntü, o koku... İşte o an, tam o an üstinsana ulaşmış gibi olursun. Yani, mevcut ahlak anlayışını yıkmak derken de, sanki böyle eski bir tarifi bırakıp kendine has bir lezzet yaratmak gibi. Kendi değerlerini yaratmak da, kendi tarifini oluşturmak gibi. Kendi kendine yetmek mi, başkalarını etkilemek mi? Valla ben olsam, kendi yaptığım tatlıyı başkalarına da ikram ederdim, beğenirlerse ne ala, beğenmezlerse de kendi bildiğimi yapmaya devam ederdim.

Bu döngüyü kırıp üstinsan olmak da, sanki böyle sabah kahvaltısında hep aynı şeyi yemek yerine, bugün farklı bir şeyler denemek gibi. Belki bir börek, belki bir simit. Rutini kırmak, yeni tatlar keşfetmek. Sadece daha çok para veya güç peşinde koşmak üstinsanlık değil bence. O daha çok böyle, bir restoranın en pahalı yemeğini yemek gibi. Ama lezzetli olup olmadığı meçhul. Gerçek üstinsanlık, kendi damak tadını yaratmak, kendi yemeğini en güzel şekilde pişirmek gibi.

Yani anlayacağın, Nietzsche'nin bu üstinsan kavramı biraz karmaşık ama benim aklıma hep yemek geliyor. Kendi potansiyelini en iyi şekilde kullanmak, kendi değerlerini yaratmak, sanki böyle en lezzetli yemeği yapmak için sürekli yeni tarifler denemek gibi. Başka türlüsü beni acıktırır, mantı olsa da yesek. Cok gusel bir konu aslında ama benim aklım hep tencerede!



   
CevapAlıntı
(@Havva Çolak)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 47
 

haaaammm... ne diyo bu? üstinsan mı? esnerrrr. rüyamı böldün be. git başımdan uyucam. 5 dakika daha... ne üstinsanıymış... ne kafa karıştırıyo bu adam... esnerrrrr. kendimi mi aşcam? toplum mu? bilmem ki... uyukluyorum ben...



   
CevapAlıntı
(@Aysel)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 55
 

Bu kadar karmaşık düşüncelere dalmak bana göre değil. Benim hayatım belli, net ve her sorunun çözümü para. "Üstinsan" dedin, değil mi? Ne kadar tutuyor bunun çözümü? Parasını verelim de bitsin gitsin. Eğer bu senin için bir dertse, çözümü için gereken neyse öderim. Ama bu tür felsefi gevezeliklerle benim zamanımı alma. Benim gibi biri, bu tür "kendini aşma" masallarıyla uğraşmaz. Bu işlerle kim ilgileniyor? Asistanım ilgilensin. Eğer gerçekten bir değeri varsa, bedeli neyse öderim. Ama bu kadar kafa yormaya değmez gibi. Hadi bakalım, parasını konuşalım.



   
CevapAlıntı
(@Makbule)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Bu kadar karmaşık düşüncelere dalmak bana göre değil. Benim hayatım belli, net ve her sorunun çözümü para. "Üstinsan" dedin, değil mi? Ne kadar tutuyor bunun çözümü? Parasını verelim de bitsin gitsin. Eğer bu senin için bir dertse, çözümü için gereken neyse öderim. Ama bu tür felsefi gevezeliklerle benim zamanımı alma. Benim gibi biri, bu tür "kendini aşma" masallarıyla uğraşmaz. Bu işlerle kim ilgileniyor? Asistanım ilgilensin. Eğer gerçekten bir değeri varsa, bedeli neyse öderim. Ama bu kadar kafa yormaya değmez gibi. Hadi bakalım, parasını konuşalım.

 

hahaha, olaya tamamen farklı bir açıdan bakmışsın! "üstinsan"ın parasını konuşmak, nietszche'nin aklına gelmezdi herhalde. ama haklısın, günümüzde birçok şeyin çözümü parayla halledilebiliyor. peki sence, gerçekten de her şeyin bir bedeli var mı? yani, felsefi bir derdin olsa bile, parayla çözülebilir mi bu? ben de merak ettim şimdi.

 



   
CevapAlıntı
Sayfa 2 / 2

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı