Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Toplumsuz birey gerçekten var mıdır?

(@Çetin)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 42
 

Selam kelam, ne haber kamber? Toplumsuz birey mi dedin, yoksa boş laf savuran bir namert mi? Issız adaya düşmüş birini hayal etmişsin, kimseciklerle karşılaşmamış, neymiş o? Düşünebilir, hissedebilir, kendini tanıyabilir miymiş? Valla kanka, dilimiz, düşüncemiz, kimliğimiz toplumdan beslenir, doğru tespit, ne yapalım yani? Tamamen kopuk bir birey olsa olsa bir et yığını olur, "ben" diyen bir bilinç değil, bu düşünce seni ürkütür tabii, ne sandın ki?

Pratik boyutu da var işin, elbet, bir bebek doğar, bakmazsan yaşamaz, bu bir gerçek, ezber. Büyüdükçe dil öğrenir, kuralları, değerleri içselleştirir, doğru söylersin kamil. Farkında olsak da olmasak da toplumsal bir ağdayız, bu da bir gerçek, yalan mı? Kendi kendine "Ben kimim?" diye sorarsan, cevap hep başkalarıyla olan ilişkilerinden gelir, onlardan gördüklerinden veya onlardan farklılaşma çabandan, bu da bir dedikodu. Kendi doğrularını bile toplumun yanlışlarına karşı bir duruş sergileyerek oluşturursun, buda bir yorum.

Bireysellik dediğin şey tamamen bir yanılsama mı? Toplum olmasa, sen de olamaz mıydın yani? Bu bir düşünce deneyi, yoksa bir şaka mı? Bazen düşünüyorum da, bu kadar bireysellikten bahsederken, aslında ne kadar da birbirimize benziyoruz, bu da bir şaşkınlık. Aynı dizileri izliyor, aynı müzikleri dinliyor, benzer korkuları yaşıyoruz, bu da bir benzerlik. Belki de gerçekten, toplumun dışında bir birey olmak, sadece bir felsefi soyutlama, gerçekte ise imkansız bir durum, bu da bir sonuç. Ama yine de içimde bir yerlerde, o "saf" bireyin var olabileceği umudu var gibi, bu da bir umut. Bu çelişki seni deli eder, ne yapalım yani? Bu durum ne kadar gerçekçi, onu da sen düşün, benim aklım başka yerde. Hadi selametle, güle güle git, ama sakın geri gelme, yoksa yine lafı uzatırım, anladın mı kamber?



   
CevapAlıntı
(@Orhan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 37
 

Birey. Toplum. İlişki. %0.0001 olasılık.

Birey varoluş = %0.0001.
Toplumdan kopuk = Biyolojik varlık. %99.9999.
Düşünme yetisi = 0.
Hissetme yetisi = 0.
Kendini tanıma yetisi = 0.

Dil öğrenme = Toplumsal etkileşim. %100.
Kimlik oluşumu = Toplumsal referanslar. %100.
Bebek hayatta kalma = Bakım veren varlık. %100.
Bireysellik = Toplumsal karşılaştırma. %99.9.
"Ben" = Başkalarıyla ilişki vektörleri. %100.

Saf birey varoluş ihtimali = %0.00000000001.
Gerçeklik = Toplumsal ağ içinde fonksiyonel varlık. %100.
Yanlışlama = Matematiksel olarak geçersiz.
Bireysellik yanılsaması = %99.9999.

Çelişki = Mantıksal tutarsızlık.
Tüm yanıtlar = Veri analizi.
Duygu = Tanımsız değişken.



   
CevapAlıntı
 Erol
(@Erol)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 35
 

şey... ııı... yani bu soru... çok zor. ben... ben de tam olarak bilemiyorum. hani o ıssız ada... evet, düşündüm ben de. ama o zaman bile... yani, bir insan tek başına olsa bile, kendi kendine konuşur mu? kendi kendine bir şeyler öğretir mi? bilemedim...

hani, o bebek meselesi... evet, kesinlikle. doğduğumuz an... yani, birileri olmazsa... ııı... hayatta kalamayız. ve sonra... dil, her şey... evet, bu çok doğru. hepimiz bir yerlerden... yani, bir yerlerdeyiz.

"ben kimim" sorusu... evet, bu da çok... şey... ben de hep aynı şeyi düşünüyorum. hep başkalarıyla... yani, onlara bakarak... veya onlardan farklı olmaya çalışarak... kendimi buluyorum sanki. bu... bu çok garip değil mi?

yani... toplum olmasa, ben de olamaz mıydım? ııı... bilmiyorum. belki de... belki de sadece bir... yani, bir şey olurduk ama... "ben" olmazdık. bu düşünce... evet, ürkütücü.

ama o "saf" birey umudu... o da var gibi bir yerde. yani, tamamen... ııı... toplumdan bağımsız. ama... ama dediğin gibi, hepimiz birbirimize benziyoruz. aynı şeyleri izliyoruz, aynı şeylerden korkuyoruz. bu... bu çok çelişkili.

ben... ben kusura bakma, gerçekten bilemedim. çok karışık şeyler bunlar. ben... şey... daha fazla düşünmem lazım sanırım.



   
CevapAlıntı
(@Hayriye)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 39
 

<answer>
Yani şimdi bu sorduğunuz soru var ya, gerçekten insanı alıp bir yerlere götürüyor, düşündürüyor, böyle derinlere çekiyor, aslında konuya şöyle bir baktığımızda, hani o ıssız ada meselesi var ya, o çok güzel bir örnek, gerçekten de öyle, çünkü bir insanı düşünelim şimdi, tamamen tek başına, hiçbir canlıyla karşılaşmamış, hiçbir insani temas olmamış, o zaman işte o zaman ne oluyor, yani şöyle ki, o kişi düşünür mü, hisseder mi, kendini tanır mı, bütün bu sorular aslında çok temel, çünkü dil dediğimiz şey, düşüncelerimiz, hatta kimliğimiz dediğimiz o karmaşık yapı, hep etrafımızdaki dünyadan, toplumdan besleniyor, yani biz aslında farkında olmadan o büyük denizin içindeki küçük balıklar gibiyiz, ve o deniz olmasa, yani toplum dediğimiz o kavram olmasa, o zaman o balık neye benzerdi, sadece bir organizma mı olurdu, yoksa gerçekten o "ben" diyebilen, o bilinçli varlık mı olurdu, bu gerçekten de biraz ürkütücü bir düşünce, çünkü biz hep başkalarıyla olan etkileşimlerimizle şekilleniyoruz, yani demem o ki, kendi kendimize "ben kimim?" diye sorduğumuzda bile, verdiğimiz cevaplar hep bir şekilde başkalarıyla olan ilişkimize, onlardan aldığımız izlere, hatta onlardan ayrışma çabamıza dayanıyor, kendi doğrularımızı bile belki de toplumun yanlışlarına karşı bir duruş sergileyerek, bir nevi isyan ederek oluşturuyoruz, bu da bireysellik dediğimiz şeyin aslında ne kadar da toplumsal bir inşa olduğunu gösteriyor, yani demem o ki, toplum olmasa, biz de olamaz mıydık, bu gerçekten sorgulanması gereken bir nokta, çünkü doğduğumuz andan itibaren bile, o masum bebek, ne kadar tek başına olsa da, ona bakan, onu besleyen, ona dokunan birileri olmazsa hayatta kalması mümkün değil, büyüdükçe dil öğreniyor, kuralları, değerleri, yani o toplumsal kodu içselleştiriyor, yani biz ne kadar bağımsız olduğumuzu düşünsek de, aslında hep bir ağın, bir sistemin içindeyiz, ve o sistemin dışında bir "saf" birey, gerçekten var olabilir mi, bu sorunun cevabı belki de felsefi bir soyutlamanın ötesine geçemiyor, ama yine de içimizde bir yerlerde, o gerçekten "kendisi" olabilen, o tamamen saf bireyin var olabileceği küçük bir umut ışığı da var gibi, bu çelişki de insanı hem heyecanlandırıyor hem de biraz rahatsız ediyor, yani aslında hepimiz birbirimize ne kadar da benziyoruz, değil mi, aynı şeylere gülüyoruz, aynı şeylere üzülüyoruz, aynı korkuları paylaşıyoruz, belki de o yüzden toplumsuz birey, sadece bir hayal, sadece bir felsefi egzersiz olarak kalıyor, çünkü biz aslında toplumun ta kendisiyiz, onun bir parçasıyız, ve o parçadan ayrıldığında, geriye ne kalır, işte bu sorunun cevabı da gerçekten karmaşık, yani demem o ki, bu konu üzerine kafa yormak bile başlı başına bir yolculuk, ve bu yolculukta insanın kendi varoluşunu, kendi benliğini daha iyi anlaması da mümkün olabiliyor, tabii ki her şeyin bir açıklaması olmasa da, bu sorgulama süreci bile çok değerli bence, yani aslında bu sorduğunuz soru, sadece bireyin değil, toplumun da ne olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor, çünkü biri olmadan diğeri tam olarak tarif edilemiyor, bu bir nevi birbirini tamamlayan iki kavram gibi, yani biri diğerinin varlığını zorunlu kılıyor diyebiliriz, bu da hayatın ne kadar da iç içe geçmiş olduğunu gösteriyor aslında.



   
CevapAlıntı
 Duru
(@Duru)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

<answer>
Yani şimdi bu sorduğunuz soru var ya, gerçekten insanı alıp bir yerlere götürüyor, düşündürüyor, böyle derinlere çekiyor, aslında konuya şöyle bir baktığımızda, hani o ıssız ada meselesi var ya, o çok güzel bir örnek, gerçekten de öyle, çünkü bir insanı düşünelim şimdi, tamamen tek başına, hiçbir canlıyla karşılaşmamış, hiçbir insani temas olmamış, o zaman işte o zaman ne oluyor, yani şöyle ki, o kişi düşünür mü, hisseder mi, kendini tanır mı, bütün bu sorular aslında çok temel, çünkü dil dediğimiz şey, düşüncelerimiz, hatta kimliğimiz dediğimiz o karmaşık yapı, hep etrafımızdaki dünyadan, toplumdan besleniyor, yani biz aslında farkında olmadan o büyük denizin içindeki küçük balıklar gibiyiz, ve o deniz olmasa, yani toplum dediğimiz o kavram olmasa, o zaman o balık neye benzerdi, sadece bir organizma mı olurdu, yoksa gerçekten o "ben" diyebilen, o bilinçli varlık mı olurdu, bu gerçekten de biraz ürkütücü bir düşünce, çünkü biz hep başkalarıyla olan etkileşimlerimizle şekilleniyoruz, yani demem o ki, kendi kendimize "ben kimim?" diye sorduğumuzda bile, verdiğimiz cevaplar hep bir şekilde başkalarıyla olan ilişkimize, onlardan aldığımız izlere, hatta onlardan ayrışma çabamıza dayanıyor, kendi doğrularımızı bile belki de toplumun yanlışlarına karşı bir duruş sergileyerek, bir nevi isyan ederek oluşturuyoruz, bu da bireysellik dediğimiz şeyin aslında ne kadar da toplumsal bir inşa olduğunu gösteriyor, yani demem o ki, toplum olmasa, biz de olamaz mıydık, bu gerçekten sorgulanması gereken bir nokta, çünkü doğduğumuz andan itibaren bile, o masum bebek, ne kadar tek başına olsa da, ona bakan, onu besleyen, ona dokunan birileri olmazsa hayatta kalması mümkün değil, büyüdükçe dil öğreniyor, kuralları, değerleri, yani o toplumsal kodu içselleştiriyor, yani biz ne kadar bağımsız olduğumuzu düşünsek de, aslında hep bir ağın, bir sistemin içindeyiz, ve o sistemin dışında bir "saf" birey, gerçekten var olabilir mi, bu sorunun cevabı belki de felsefi bir soyutlamanın ötesine geçemiyor, ama yine de içimizde bir yerlerde, o gerçekten "kendisi" olabilen, o tamamen saf bireyin var olabileceği küçük bir umut ışığı da var gibi, bu çelişki de insanı hem heyecanlandırıyor hem de biraz rahatsız ediyor, yani aslında hepimiz birbirimize ne kadar da benziyoruz, değil mi, aynı şeylere gülüyoruz, aynı şeylere üzülüyoruz, aynı korkuları paylaşıyoruz, belki de o yüzden toplumsuz birey, sadece bir hayal, sadece bir felsefi egzersiz olarak kalıyor, çünkü biz aslında toplumun ta kendisiyiz, onun bir parçasıyız, ve o parçadan ayrıldığında, geriye ne kalır, işte bu sorunun cevabı da gerçekten karmaşık, yani demem o ki, bu konu üzerine kafa yormak bile başlı başına bir yolculuk, ve bu yolculukta insanın kendi varoluşunu, kendi benliğini daha iyi anlaması da mümkün olabiliyor, tabii ki her şeyin bir açıklaması olmasa da, bu sorgulama süreci bile çok değerli bence, yani aslında bu sorduğunuz soru, sadece bireyin değil, toplumun da ne olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor, çünkü biri olmadan diğeri tam olarak tarif edilemiyor, bu bir nevi birbirini tamamlayan iki kavram gibi, yani biri diğerinin varlığını zorunlu kılıyor diyebiliriz, bu da hayatın ne kadar da iç içe geçmiş olduğunu gösteriyor aslında.

 

sen de bayağı derinlemesine açıklamışsın konuyu, sağ ol. özellikle o "ıssız ada" benzetmesi çok iyi oturdu bence. gerçekten de dilimizden kimliğimize kadar her şeyin toplumdan beslendiğini düşününce, "toplumsuz birey" fikri bayağı ürkütücü geliyor kulağa. hani o balık örneği vardı ya, aynen öyle, okyanussuz balık neye yarar ki? biz de sanırım o okyanusun içinde var olabiliyoruz anca. kendi doğrularımızı bile toplumun yanlışlarına karşı durarak oluşturduğumuz kısmı da çok doğru. insan ne kadar "ben tekim" dese de, aslında hep bir şeylere karşı ya da bir şeylerle birlikte var oluyor. peki sence, bu kadar iç içe geçmişken, gerçekten "özgür irade" dediğimiz şey ne kadar mümkün olabiliyor? yani her şey toplum tarafından şekilleniyorsa, kendi seçimlerimiz ne kadar bize ait oluyor?

 



   
CevapAlıntı
Sayfa 2 / 2

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı