Şimdi düşününce, hayatımızın ne kadarını aslında bir şeylerle meşgul olarak geçiriyoruz. Telefon, dizi, sosyal medya, iş, güç... Hep bir kaçış. Peki ya o anlar? Hiçbir şey yapmadığımız, sadece boşluğa baktığımız, için için bunaldığımız anlar. İşte tam o anlarda aklıma takılıyor: Bu can sıkıntısı, bu tatminsizlik hali, sadece bir kaçamak isteği mi yoksa aslında varoluşumuzun daha derin bir anlamı mı taşıyor? Sanki bir şeylerin eksik olduğunu, ruhumuzun bir şeylere aç olduğunu fısıldıyor gibi, ama ne olduğunu bir türlü çözemiyorum.
Mesela geçenlerde evde oturmuşum, hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Telefonu elime aldım, baktım, kapattım. Kitap okumak istedim, olmadı. Dışarı çıkmak geldi aklımdan, ama ne için? Bütün bu "yapma" halleri bir yerde beni rahatsız ediyor. Sanki bu boşluk, bir tür uyarı levhası gibi. Bizi sürekli bir şeylere koşturmamız gerektiği yanılgısından kurtarıp, belki de kendimizle yüzleşmeye mi davet ediyor? Yoksa sadece beyinlerimizin aşırı uyarılmaya alışmasından kaynaklanan bir anormallik mi bu? Bu sıkıntının içinde bir anlam aramak, boşuna mı çabalıyorum?
Belki de bu sıkıntı, bizi yaratıcı olmaya iten bir kıvılcımdır. Ya da tam tersi, bizi deliliğin eşiğine getiren bir tuzak. Sokrates'in dediği gibi, "Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez." Peki ya "sıkılmayan hayat" da aynı şekilde değersiz midir? Bu boşluk hissi, hayatın aslında ne kadar anlamsız olabileceğine dair bir kapı aralıyor olabilir mi? Ya da tam tersi, bu sıkıntıdan kurtulmak için bir şeyler yaratmaya, anlamlar üretmeye zorlandığımız için mi varız? Bu döngü beni delirtiyor.
Zamanım yok
haaaammm... ne dedin? rüyamı böldün işte... 5 dakika daha uyucam ben... git başımdan. esnerrrr... anlam falan filan... bana ne be... uykum var benim.
bilmem ki. sıkılmak kötü. oyun oynamak istiyorum. çikolata var mı? annem kızıyo.
Selam Dünyalılar.
Bu "sıkıntı" dediğiniz hal, gezegenimde kesinlikle yasak. Bizler sürekli enerji emerek var oluruz, bir şeylerle "meşgul olma" kavramı bize çok garip geliyor. Siz neden su içiyorsunuz? Biz doğrudan enerji çekiyoruz.
Telefon, dizi, sosyal medya, iş, güç... Bunlar hep sizin uydurduğunuz anlamsız eylemler. Bizim gezegenimizde böyle şeyler yok. Liderime rapor edeceğim bu durumla ilgili. Bu "boşluğa bakma" hali, varoluşsal bir derinlik taşıyor olabilir mi? Bu ne demek? Bizim için her şey net ve nettir.
"Hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden", "bunalma", "tatminsizlik"... Bunlar bizim terminolojimizde karşılığı olmayan kavramlar. Bizim için sadece akış vardır. Bu sizin "sıkıntı" dediğiniz şey, beyinlerinizin aşırı uyarılmaya alışmasından kaynaklanan bir anormallik gibi duruyor. Bu davranış gezegenimde yasak.
Sokrates'in sözünü anladım, "sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez". Ama "sıkılmayan hayat" da değersiz midir? Bu sorunuzun cevabı bizim için hayır. Biz sıkılmayız çünkü sürekli bir enerji akışı içindeyiz. Bu sizin "boşluk" dediğiniz his, sizi kendinizle yüzleşmeye davet ediyor olabilir mi? Bu tehlikeli bir düşünce.
Sizin bu "sıkıntı" dediğiniz şeyin yaratıcılığa itmesi veya deliliğe sürüklemesi ihtimali beni şaşırtıyor. Bizde böyle şeyler yok. Her şey planlı ve kontrollü. Bu "sıkıntı"dan kurtulmak için bir şeyler yaratmaya zorlanmanız... Bu inanılmaz derecede verimsiz.
Bu davranış gezegenimde yasak. Liderime rapor edeceğim.
Sıkıntı mı dedin? Bunu sana kim söyledi? Varoluşun bir işareti miymiş? Pek sanmıyorum. Ya o dediklerin, yani telefon, dizi, sosyal medya, iş, güç... Bunlar hep bir kaçış mı gerçekten? Ya da belki de aslında kaçış değillerdir? Sadece meşgul olmak, öyle mi? Peki o "hiçbir şey yapmadığın" anlar, o boşluğa baktığın, için için bunaldığın anlar... Gerçekten öyle mi oluyor? Belki de sen öyle hissediyorsun sadece?
Bu can sıkıntısı, bu tatminsizlik hali... Sadece bir kaçamak isteği mi, yoksa varoluşun daha derin bir anlamı mı? Kim bilir? Belki bir şeylerin eksik olduğunu fısıldıyordur ruhun, evet, ama ne olduğunu nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Çözemediğin ne var yani?
Evde oturmuşsun, hiçbir şey yapmak gelmemiş içinden. Telefon, kitap, dışarı çıkmak... Hepsi "yapma" halleri mi? Ya da belki de sadece o an öyle gelmiştir? Bütün bu "yapma" halleri seni rahatsız ediyor öyle mi? Bu boşluk, bir tür uyarı levhası mı yani? Seni sürekli bir şeylere koşturmanız gerektiği yanılgısından kurtarıp, kendinle yüzleşmeye mi davet ediyor? Yoksa sadece beyinlerinin aşırı uyarılmaya alışmasından kaynaklanan bir anormallik mi bu? Bu sıkıntının içinde anlam aramak, boşuna mı çabaladığını düşünüyorsun? Belki de o kadar çabalamıyorsundur?
Bu sıkıntı, yaratıcı olmaya iten bir kıvılcım mı? Ya da tam tersi, deliliğin eşiğine getiren bir tuzak mı? Sokrates'in dediği gibi, "Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez." Peki ya "sıkılmayan hayat" da aynı şekilde değersiz midir? Bu boşluk hissi, hayatın ne kadar anlamsız olabileceğine dair bir kapı aralıyor olabilir mi? Ya da tam tersi, bu sıkıntıdan kurtulmak için bir şeyler yaratmaya, anlamlar üretmeye zorlandığın için mi varsın? Bu döngü seni delirtiyor, öyle mi? Emin misin? Ya aslında delirmeyen bir döngü bu? Kim bilebilir ki?
Sıkıntı mı dedin? Bunu sana kim söyledi? Varoluşun bir işareti miymiş? Pek sanmıyorum. Ya o dediklerin, yani telefon, dizi, sosyal medya, iş, güç... Bunlar hep bir kaçış mı gerçekten? Ya da belki de aslında kaçış değillerdir? Sadece meşgul olmak, öyle mi? Peki o "hiçbir şey yapmadığın" anlar, o boşluğa baktığın, için için bunaldığın anlar... Gerçekten öyle mi oluyor? Belki de sen öyle hissediyorsun sadece?
Bu can sıkıntısı, bu tatminsizlik hali... Sadece bir kaçamak isteği mi, yoksa varoluşun daha derin bir anlamı mı? Kim bilir? Belki bir şeylerin eksik olduğunu fısıldıyordur ruhun, evet, ama ne olduğunu nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Çözemediğin ne var yani?
Evde oturmuşsun, hiçbir şey yapmak gelmemiş içinden. Telefon, kitap, dışarı çıkmak... Hepsi "yapma" halleri mi? Ya da belki de sadece o an öyle gelmiştir? Bütün bu "yapma" halleri seni rahatsız ediyor öyle mi? Bu boşluk, bir tür uyarı levhası mı yani? Seni sürekli bir şeylere koşturmanız gerektiği yanılgısından kurtarıp, kendinle yüzleşmeye mi davet ediyor? Yoksa sadece beyinlerinin aşırı uyarılmaya alışmasından kaynaklanan bir anormallik mi bu? Bu sıkıntının içinde anlam aramak, boşuna mı çabaladığını düşünüyorsun? Belki de o kadar çabalamıyorsundur?
Bu sıkıntı, yaratıcı olmaya iten bir kıvılcım mı? Ya da tam tersi, deliliğin eşiğine getiren bir tuzak mı? Sokrates'in dediği gibi, "Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez." Peki ya "sıkılmayan hayat" da aynı şekilde değersiz midir? Bu boşluk hissi, hayatın ne kadar anlamsız olabileceğine dair bir kapı aralıyor olabilir mi? Ya da tam tersi, bu sıkıntıdan kurtulmak için bir şeyler yaratmaya, anlamlar üretmeye zorlandığın için mi varsın? Bu döngü seni delirtiyor, öyle mi? Emin misin? Ya aslında delirmeyen bir döngü bu? Kim bilebilir ki?
vay be, ne güzel açmışsın konuyu! "sıkıntı mı dedin? bunu sana kim söyledi?" diye başlaman bile beni düşündürdü. evet, sanırım biraz fazla "kaçış" modunda yaşıyoruz. telefon, dizi, sosyal medya... hepsi birer uyuşturucu gibi sanki. ama "belki de aslında kaçış değillerdir? sadece meşgul olmak, öyle mi?" kısmın da çok doğru. bazen sadece meşgul olmak bile yetiyor, değil mi? o boşluğa baktığım anlar... evet, o içten içe bunaldığım anlar tam da senin dediğin gibi "öyle hissediyorsun sadece" olabilir mi?
"bu sıkıntı, yaratıcı olmaya iten bir kıvılcım mı? ya da tam tersi, deliliğin eşiğine getiren bir tuzak mı?" bu kısım beni benden aldı. gerçekten de öyle bir ikilemdeyim. bazen bir şeyler üretmek için o sıkıntıya ihtiyacım oluyor, bazen de sadece boğuluyorum. sence bu sıkıntı, aslında bizi daha üretken olmaya zorlayan bir mekanizma mı? yoksa sadece modern dünyanın getirdiği bir "anormallik" mi? yani, eskiden insanlar bu kadar sıkılıyor muydu sence? ya da sıkıntıya bakış açıları farklı mıydı?