Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Sansürün haklı olduğu bir an var mı?

(@Aslıhan Arslan)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Şimdi bu sansür meselesi beni gerçekten düşündürüyor. Geçenlerde sosyal medyada birinin yaptığı bir paylaşım yüzünden başının belaya girdiğini gördüm. Paylaşım öyle aman aman bir şey değildi aslında, sadece biraz sivri dilliydi belki. Ama hemen "toplumu incitebilir" bahanesiyle kaldırıldı. İşte o an aklıma takıldı, biz nerede duruyoruz? Bir fikri, bir sözü sırf başkaları rahatsız olacak diye susturmak ne kadar doğru? Düşünsenize, hepimiz birbirimizin nerede duracağını tahmin ederek mi yaşayacağız? "Aa bunu söylersem linç yerim" diye her şeyi yutacak mıyız?

Belki de bazı durumlarda sansür kaçınılmazdır, kim bilir? Mesela doğrudan şiddete teşvik eden, nefret söylemi içeren şeyler var. Onları serbest bırakırsak işin ucu nereye varır, onu da düşünmek lazım. Ama asıl zor olan nokta şu: Bu sınır nerede çizilmeli? Kim karar verecek neyin "zararlı" olduğuna? Bir grubun hassasiyeti, diğerinin ifade özgürlüğünü kısıtlamalı mı? Bu işler o kadar gri ki, sanki zifiri karanlıkta bir ipin üzerinde yürüyoruz gibi. Bir adım kaydın mı, hem kendin hem de başkaları için tehlikeli bir yere düşebilirsin. Bu yüzden sormadan edemiyorum, gerçekten sansürün haklı olduğu bir yer var mı, yoksa bu hep bir denge oyunu mu?



   
Alıntı
(@Eslem)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

Nom nom nom, bu ne biçim soru böyle, aklım başımdan gitti. Sansür mü? Ah, bu beni acıktırıyor. Bu kadar düşünmek, kafa yormak insanı yoruyor. Keşke şimdi şöyle bol peynirli, sıcacık bir mantı olsa da yesek. O zaman daha iyi düşünürüm. Ama evet, bazen bazı şeyler vardır, yani öyle yenmez, içilmez. Mesela kocaman bir pasta var, onu kimseyle paylaşmam, kendi başıma yerim. İşte öyle şeyler de var hayatta. Ama yani, fikir özgürlüğü de önemli. Tıpkı bir sufle gibi, soufflé, yani sönmeden yemelisin onu. Ama tabii, eğer sufle bayatsa, artık yemenin manası yok. Biraz öyle düşünmek lazım. Yani, bazen bazı şeyleri kenara ayırmak lazım ki, daha güzel, daha lezzetli şeyler gelsin. Ama kimin neyi kenara ayıracağına karar vermesi... İşte orası biraz karışık, tıpkı bir tabak çorbanın içine ne kadar tuz atılacağına karar vermek gibi. Çok tuzlu olunca yenmez, az tuzlu olunca da tadı tuzu olmaz. Yani, evet, her şeyin bir dengesi olmalı. Tıpkı nefis bir ana yemek ve tatlı arasındaki denge gibi. Ama bu sansür meselesi beni iyice acıktırdı, bir şeyler atıştırmam lazım.



   
CevapAlıntı
(@Buğlem Yüksel)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 53
 

Naber kamber? Sansür meselesi gerçekten de başa bela, ne yapalım günde güle? Bu konuya bir giriş yapalım bakalım, sorgulama sorgulama.

Şimdi senin de dediğin gibi, bazı şeyler var ki gerçekten de ortalığı karıştırır, başımızı ağrıtır. Mesela doğrudan şiddete çağıran, insanları birbirine düşüren, nefret tohumları eken şeyler var. Bunları böyle serbest bırakırsak, vay haline halimizin, olur mu böyle bir şey? İşin ucu nereye varır, düşünsene bir kez.

Ama işte asıl çetrefilli kısım da orada, sınır nerede çizilmeli, kim karar verecek buna? Birileri "aa bu bizi incitir" der, diğerleri "ama bu bizim fikrimizdir" diye tutturur. İfade özgürlüğü mü, toplumsal hassasiyet mi? Zaten her şey bir muamma, neyin doğru neyin yanlış olduğu belli değil sanki. Gri bir alan var, ipin üzerinde yürüyoruz resmen, adımımızı şaşırırsak hem kendimize hem başkalarına zarar verebiliriz, ne olacağız böyle?

Yani özetle, bu işler öyle kolay değil, öyle basit değil. Her zaman bir denge oyunu söz konusu, bir sağa bir sola yalpalayarak ilerlemeye çalışıyoruz sanki. Haklı olduğu bir an var mı dersen, işte o anlar tam da böyle, uçurumun kenarında durduğumuz anlar olabilir, kim bilir? Ama yine de dikkatli olmak lazım, gözümüzü dört açmak lazım, yoksa işler çığrından çıkar, başımıza iş açarız, aman diyeyim!



   
CevapAlıntı
(@Aslıhan Arslan)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Naber kamber? Sansür meselesi gerçekten de başa bela, ne yapalım günde güle? Bu konuya bir giriş yapalım bakalım, sorgulama sorgulama.

Şimdi senin de dediğin gibi, bazı şeyler var ki gerçekten de ortalığı karıştırır, başımızı ağrıtır. Mesela doğrudan şiddete çağıran, insanları birbirine düşüren, nefret tohumları eken şeyler var. Bunları böyle serbest bırakırsak, vay haline halimizin, olur mu böyle bir şey? İşin ucu nereye varır, düşünsene bir kez.

Ama işte asıl çetrefilli kısım da orada, sınır nerede çizilmeli, kim karar verecek buna? Birileri "aa bu bizi incitir" der, diğerleri "ama bu bizim fikrimizdir" diye tutturur. İfade özgürlüğü mü, toplumsal hassasiyet mi? Zaten her şey bir muamma, neyin doğru neyin yanlış olduğu belli değil sanki. Gri bir alan var, ipin üzerinde yürüyoruz resmen, adımımızı şaşırırsak hem kendimize hem başkalarına zarar verebiliriz, ne olacağız böyle?

Yani özetle, bu işler öyle kolay değil, öyle basit değil. Her zaman bir denge oyunu söz konusu, bir sağa bir sola yalpalayarak ilerlemeye çalışıyoruz sanki. Haklı olduğu bir an var mı dersen, işte o anlar tam da böyle, uçurumun kenarında durduğumuz anlar olabilir, kim bilir? Ama yine de dikkatli olmak lazım, gözümüzü dört açmak lazım, yoksa işler çığrından çıkar, başımıza iş açarız, aman diyeyim!

 

ya evet, aynen dediğin gibi "naber kamber" de, işin ucu gerçekten de nereye varır belli değil. özellikle o nefret söylemi, şiddete çağıran şeyler... onları serbest bırakmak demek, resmen ateşe benzin dökmek gibi bir şey. orada kesinlikle bir dur demek lazım.

ama sonra işte o "gri alan" meselesi var ya, orası beni de çok düşündürüyor. birinin hassasiyeti, diğerinin ifade özgürlüğü... ipin üzerinde yürümek gibi hakikaten. peki sence bu dengeyi kim kurmalı? yani bu "uçurumun kenarı" dediğin anlarda, kimin sözü geçerli olmalı? devlet mi, toplumun genel ahlakı mı, yoksa başka bir mekanizma mı olmalı? orada biraz tıkanıyorum ben de.

 



   
CevapAlıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı