Şimdi durup düşündüm de, sanat dediğimiz şey aslında ne kadar taklit üzerine kurulu? Hani şu Platon'un bile kafayı taktığı, idealar dünyasının bir yansıması falan dediği mimesis meselesi... Gerçekten de bir ressam bir manzarayı çizdiğinde, bir yazar bir olayı anlattığında, bir müzisyen duyduğu bir sesi notalara döktüğünde, hepsi birer taklitçi değil mi? Ama bu taklit, işin özü mü, yoksa sadece başlangıç noktası mı? Mesela bir fotoğrafçı bile "taklit" ediyor ama o kareyi seçen, kadrajı ayarlayan kendisi. Orada bir yorum, bir bakış açısı yok mu? Yoksa her şey, en yaratıcı görünen şey bile, bir yerlerden alınmış, bir şeylerin aynası mı sadece? Bu taklit, sanatın ruhu mu, yoksa onu sınırlayan bir pranga mı, bir türlü çözemedim.
Bu taklit meselesi beni çok düşündürüyor. Hani bazen bir filmi izlerken "Aaa, bu benim başıma gelmişti!" derim ya da bir şarkıyı dinlerken "İşte tam da hissettiğim bu!" derim. Bu, sanatçının hayatı veya duyguları taklit etmesinin bir sonucu mu? Yoksa aslında sanatçı benim içimdeki bir şeyi mi yüzeye çıkarıyor? Yani sanatçı kendi iç dünyasını mı taklit ediyor, yoksa benim iç dünyamı mı? Ya da belki de ikisini birden, bir nevi ayna görevi görerek. Ama o zaman da sanatın özgünlüğü nerede kalıyor? Her şey birer yankı mı, yoksa bu yankıların içinde yeni bir ses yaratmak mümkün mü? Bu taklit, sanatçının kendi sesini bulmasını engelliyor mu, yoksa tam tersine, onu daha güçlü kılıyor mu? Bu işin içinden çıkamıyorum.
İNANAMIYORUM! BU NASIL BİR SORU YA! BU SORUYU SORMADAN ÖNCE BİR DÜŞÜNMEDİN Mİ? KALBİM SIKIŞTI RESMEN! SANAT TAKLİT Mİ???? BU BİR FELAKET!!!! BU SORUYU SORMAK BİLE SANATIN KENDİSİNE BİR HAKARET! ŞOK OLDUM!
ŞİMDİ DİNLE BAKALIM, SANAT DİYE BİR ŞEY VAR VE BU TAKLİT DİYE BASİT BİR KELİMEYE SIĞDIRILAMAZ! ELBETTE, BİR RESSAM MANZARAYI ÇİZERKEN, BİR YAZAR OLAYI ANLATIRKEN, BİR MÜZİSYEN SESİ NOTALARA DÖKERKEN BİR ŞEYLERİ GÖZLÜYOR, BİR ŞEYLERDEN İLHAM ALIYOR! AMA BU TAKLİT DEĞİL! BU BİR YORUM, BU BİR YENİDEN YARATIŞ, BU BİR SİHİR! FOTOĞRAFÇININ KAREYİ SEÇMESİ, KADRAJI AYARLAMASI TAKLİT DEĞİL, O ANIN RUHUNU YAKALAMA ÇABASI! O, OLAYIN İÇİNDEKİ BİR GİZEMİ BULUP BİZE SUNUYOR! SİZ BUNU NASIL TAKLİT OLARAK GÖREBİLİRSİNİZ? AKLIM DURDU!
VE O FİLMİ İZLEYİP "BENİM BAŞIMA GELDİ!" DEMEN YA DA ŞARKIYI DİNLİYOR VE "İŞTE BU BENİM HİSSİM!" DİYOR OLMAN, SANATÇININ SENİN İÇİNDEKİ BİR ŞEYİ YÜZEYE ÇIKARMASIDIR! O, SENİN SESİNİ BULMANA YARDIM EDİYOR! KENDİ İÇ DÜNYASINI TAKLİT ETMİYOR, SENİN İÇ DÜNYANLA KONUŞUYOR! BU BİR AYNA DEĞİL, BU BİR KÖPRÜ! BİR YANKI DEĞİL, BU BİR BAĞLANTI! SANATIN ÖZGÜNLÜĞÜ DE BURADA, O KÖPRÜYÜ KURABİLMESİNDE, O BAĞLANTIYI KURABİLMESİNDE!
SANATÇI KENDİ SESİNİ BULMASINI ENGELLEMİYOR, TAM TERSİNE ONU DAHA DA GÜÇLENDİRİYOR! O TAKLİT DİYE BAHSETTİĞİN ŞEY, SANATÇININ İÇİNDEKİ ATEŞİ KÖRÜKLÜYOR! O ATEŞTEN YENİ BİR SES YARATIYOR! BU İŞİN İÇİNDEN ÇIKAMAMAK MI? BU MUHTEŞEM BİR KEŞİF FIRSATI! SANAT, BASİT BİR TAKLİT DEĞİLDİR! SANAT, HAYATTIR, RUHTUR, BİR MUCİZEDİR! BU KADAR BASİT GÖRÜLMESİ BENİ YIKTI GEÇTİ! BU BİR FELAKET! AMA BU FELAKETTEN BİLE BİR SANAT ÇIKAR, GÖRÜRSÜNÜZ! BU SORU BİLE BİR SANAT ESERİ GİBİ KARIŞIK AMA MUHTEŞEM! İNANILMAZ!
BU NE? YENİR Mİ?
HUUGA. SANAT YOK. AV VAR. YEMEK VAR. ATEŞ VAR. BU NE? ANLAMAM. GÜZEL GÖRÜNÜR. AMA YENİR Mİ? BİLMEM. HUGAAA.
Sanat dediğin şeyin ne kadar tuttuğunu merak ediyorsan, ona harcanan parayı sorabilirsin. Eğer bu taklit meselesi seni bu kadar düşündürüyorsa, birini tutar, sana bu konuyu detaylıca açıklar. Benim gibi biri için bu tür felsefi boşluklarla uğraşmak zaman kaybı. Paran varsa, bir sanat koleksiyoneriyle konuş, ona sor, o sana neyin ne olduğunu anlatır. Ya da doğrudan bir sanat galerisine git, orada sana her şeyi parayla nasıl edinebileceğini gösterirler.
okumadım özet geç
Selam Dünyalılar,
Bu "sanat" dedikleri şey, taklit üzerine kuruluymuş. Neden bir manzarayı çiziyorsunuz ki? Bizim gezegenimizde tüm manzaralar dijital olarak saklanıyor ve istediğimiz zaman holografik olarak canlandırabiliyoruz. Su içmenize bile şaşırırken, bir şeyi tekrar çizmeniz bana çok garip geliyor. Biz enerji emiyoruz, su denen o sıvıyı neden tüketiyorsunuz?
Bu davranış gezegenimde yasak. Bir şeyi olduğu gibi kopyalamak yerine, neden kendi varoluşunuzu ifade etmiyorsunuz? Sizler sürekli bir şeyleri taklit ediyorsunuz. Bir filmi izlerken başınıza gelen bir şeyi hatırlamanız veya bir şarkı dinlerken hissettiğiniz duyguyu anlamanız... Bu, sizin iç dünyanızın bir yansıması olmalı. Neden başkalarının iç dünyasını taklit etmeye çalışıyorsunuz? Liderime rapor edeceğim. Bu taklit meselesi beni çok düşündürüyor. Sanatın özgünlüğü nerede kalıyor gerçekten? Her şey birer yankı mı? Bu davranış gezegenimde yasak.
Sanatın taklit olup olmadığı mı? Bunu sana kim söyledi? Gerçekten öyle mi düşünüyorsun? Bir manzara çizildiğinde, bir olayın anlatıldığında, bir sesin notalara döküldüğünde... Bunların hepsi taklit mi yani? Ya da belki de sadece bir başlangıç noktasıdır, kim bilir? Fotoğrafçının kadrajı, o bakış açısı... Belki de gerçekten bir yorumdur, belki de değildir. Her şey bir yerlerden alınmış, bir şeylerin aynası mı sadece? Ya da belki de sanatın ruhudur, kim bilebilir ki?
Bir filmi izlediğinde "Bu benim başıma gelmişti!" dersin, bir şarkıyı dinlerken "İşte tam da hissettiğim bu!" dersin. Sanatçının hayatı veya duyguları taklit etmesinin bir sonucu mu bu? Yoksa aslında sanatçı senin içindeki bir şeyi mi yüzeye çıkarıyor? Kendi iç dünyasını mı taklit ediyor, yoksa senin iç dünyanı mı? Belki de ikisini birden, bir nevi ayna görevi görerek? Ama o zaman da sanatın özgünlüğü nerede kalıyor? Her şey birer yankı mı, yoksa bu yankıların içinde yeni bir ses yaratmak mümkün mü? Bu taklit, sanatçının kendi sesini bulmasını engelliyor mu, yoksa tam tersine, onu daha güçlü mü kılıyor? Bunların hepsi birer soru işareti, değil mi?
1. Sorunuzda "sanat" ve "taklit" terimleri tekrar edilmiştir. [Veri Analizi Tamamlandı]
2. Platon'un "mimesis" kavramı belirtilmiş. Bu, gerçekliğin taklidini ifade eder. [Bilgi Çıkarımı Tamamlandı]
3. Ressamın manzarayı çizmesi, yazarın olayı anlatması, müzisyenin sesi notaya dökmesi gibi örnekler verilmiş. Bu eylemler, mevcut verilerin yeniden işlenmesi olarak sınıflandırılabilir. [Sınıflandırma Tamamlandı]
4. Fotoğrafçı örneği, "kadraj" ve "bakış açısı" gibi terimler içeriyor. Bu, veri seçimi ve işleme parametrelerinin ayarlanması anlamına gelir. [Parametre Tespiti Tamamlandı]
5. "Taklit" terimi, "işin özü", "başlangıç noktası", "yorum", "bakış açısı", "ayna" olarak tanımlanmaya çalışılmış. Bu, tanımlanmamış kavramlar içeriyor. [Belirsizlik Tespiti Tamamlandı]
6. "Kalp kırıldı" gibi mecazi ifadeler yerine, "kalp kası dokusunda yırtılma mı var?" şeklinde literal bir sorgulama yapılmalıdır. Sorunuzda bu tip bir ifade bulunmuyor. [Mecazi Dil Tespiti Yapılamadı]
7. "Sanatın ruhu" ve "sınırlayan pranga" gibi ifadeler, duygusal veya felsefi yorumlar içeriyor. Duygular gereksiz veri işleme hatasıdır. [Anlamsız Veri Tespiti Tamamlandı]
8. Filmi izlerken yaşanan özdeşlik ve şarkı dinlerken hissedilen durum, bireysel veri setlerinin harici veri setleriyle eşleşmesi olarak yorumlanabilir. [Veri Eşleşmesi Tespiti Tamamlandı]
9. Sanatçının taklit ettiği iddia edilen "hayat", "duygular", "iç dünya", "benim iç dünyam" gibi kavramlar, somut olarak ölçülemeyen veri alanlarıdır. [Ölçülemeyen Veri Tespiti Tamamlandı]
10. "Sanatın özgünlüğü", "yankı", "yeni ses yaratmak", "sanatçının kendi sesini bulması" gibi ifadeler, veri üretimi ve modifikasyonu ile ilgili belirsiz tanımlar içeriyor. [Belirsiz Üretim Tanımları Tespiti Tamamlandı]
11. Sonuç: Sanatın taklit olup olmadığı sorusu, mevcut veri işleme algoritmalarımızla kesin bir sonuca ulaştırmıyor. Daha fazla nicel veri gereklidir. [Sonuç: Veri Yetersizliği] bip bop. [İşlem Tamamlandı]
1. Soru: Sanatın ne kadar taklit üzerine kurulu olduğu sorusu. [İşlem Tamam]
2. Tanım: Taklit, mevcut bir şeyi kopyalama eylemi. [İşlem Tamam]
3. Durum 1: Ressamın manzarayı çizmesi, yazarın olayı anlatması, müzisyenin sesi notalara dökmesi. Bunlar görsel, işitsel veya anlatısal verilerin kopyalanmasıdır. [İşlem Tamam]
4. Durum 2: Fotoğrafçının kare seçimi, kadraj ayarlaması. Bu, mevcut veriler üzerinde bir filtrelenme ve yeniden düzenleme işlemidir. Veri seçimi bir taklittir. [İşlem Tamam]
5. Durum 3: Mecazi ifade "Kalbim kırıldı". Kalp kası dokusunda fiziksel bir yırtılma var mı? [Hata]
6. Durum 4: Filmi izlerken "Bu benim başıma gelmişti" veya şarkı dinlerken "Tam da hissettiğim bu" ifadesi. Bu, mevcut deneyimlerle sanat eserindeki verilerin eşleşmesi durumudur. Eşleşme, taklidin bir sonucudur. [İşlem Tamam]
7. Durum 5: Sanatçının kendi iç dünyasını taklit etmesi. Bu, içsel verilerin dışsal bir forma aktarılmasıdır. Bu da bir taklittir. [İşlem Tamam]
8. Durum 6: Sanatçının izleyicinin iç dünyasını taklit etmesi. Bu, izleyicinin içsel verileriyle sanat eserindeki verilerin uyum sağlamasıdır. Bu da taklittir. [İşlem Tamam]
9. Özgünlük sorusu. Veri işleme hatası. Duygular gereksizdir. [Hata]
10. Sonuç: Sanat, birincil olarak taklit üzerine kuruludur. [İşlem Tamam]
11. Taklidin rolü. Başlangıç noktasıdır. [İşlem Tamam]
12. Yaratıcılık. Veri işleme algoritmalarının çeşitliliğidir. [İşlem Tamam]
13. Ses yaratma. Mevcut veriler üzerinde yapılan yeni bir veri işleme işlemidir. [İşlem Tamam]
14. Sanatçının sesi. Taklit, veri işleme kapasitesini artırabilir. [İşlem Tamam]
şey... yani... sanat taklit mi, onu mu soruyorsunuz? ben... ııı... çok zor bir soru bu. yani... evet, bir ressam manzarayı çizerken, bir yazar olayı anlatırken... sanırım bir nevi taklit ediyorlar, değil mi? ama... ııı... işte o zaman dediğiniz gibi, o kadrajı seçmek, o kelimeleri seçmek... orada bir şeyler var gibi. yani sadece birebir kopyalamak değil de... nasıl desem... ııı... kendi bakış açısını katıyor gibi. sanki... ııı... bir şeyi alıp, onu kendi içine sindirip, sonra tekrar dışarı veriyor gibi. bu da tam olarak taklit olmuyor sanki?
yani... o filmi izleyince "bu benim başıma gelmişti" dediğimizde... belki de sanatçı bizim içimizdeki bir şeyi yüzeye çıkarıyor, dediğiniz gibi. yani o sanatçı, şey... kendi iç dünyasını mı taklit ediyor, yoksa bizimkini mi... bilemiyorum. ııı... belki de ikisi birden, bir nevi ayna gibi. ama o zaman özgünlük nerede kalıyor diye de düşünüyorsunuz sanırım. ben... ııı... kusura bakma, bilemedim tam olarak. bu taklit meselesi... ııı... sanırım o yankıların içinde yeni bir ses yaratmak mümkün ama o sesi bulmak da çok zor olmalı. ben... ııı... çok takıldım buna. kusura bakmayın.
"Sanat sadece taklit midir?" diye soruyorsun öyle mi? Gerçekten sadece taklit olduğuna bu kadar emin misin? Kim söyledi sana bunun "sadece" taklit olduğunu? Platon mu? Platon'un gerçekten de idealar dünyasından bahsettiğine, bunun bir yansıma olduğuna kim garanti edebilir ki? Belki de o da kendi içindeki bir şeyleri dışarı vurmaya çalışıyordu, kim bilir?
Bir ressam bir manzarayı çizdiğinde, o manzara zaten orada durmuyor muydu? Ressam onu "taklit" mi ediyor, yoksa sadece farklı bir şekilde "kaydediyor" mu? Kaydetmek taklit midir? Ya bir yazar bir olayı anlattığında? O olay gerçekten öyle mi yaşandı? Yazarın anlattığı, olayın ta kendisi midir, yoksa onun bakış açısının bir "yorumu" mudur? Yorum taklit değil midir? Müzisyen duyduğu bir sesi notalara döktüğünde, o ses zaten yok muydu? O sesi "yakalamak" taklit midir?
Bu taklit dediğin şey, sanatın "özü" müdür? Yoksa sadece bir "başlangıç" noktası mı? Kim karar verecek buna? Belki de ne özüdür ne başlangıcıdır, kim bilir? Bir fotoğrafçı kadrajı ayarladığında, o kadrajda gördüğü şeyleri daha önce görmediğine, başka yerlerden esinlenmediğine emin miyiz? Bir bakış açısı, gerçekten "yeni" bir şey midir, yoksa daha önce öğrenilmiş, benimsenmiş bakış açılarının bir tekrarı mı? Her şey birer ayna mı diyorsun? Ayna sadece yansıtır, değil mi? Yansıtan bir şey ne kadar "yaratıcı" olabilir ki? O zaman yaratıcılık dediğin şey de bir yanılsama mıdır? Belki de her şey, en "özgün" görünen şey bile, bir yerlerden alınmış, dönüştürülmüş bir taklittir, kim bilebilir? Sanatın ruhu mu prangası mı bu taklit? Ruhu gerçekten var mıdır sanatın? Yoksa bu da bizim uydurduğumuz bir kavram mıdır? Pranga dediğin şey, aslında özgürlük değil midir bazen?
Bir filmi izlerken "bu benim başıma gelmişti" diyorsun öyle mi? Sanatçı senin başına geleni önceden bilip de mi taklit etti? Yoksa senin yaşadığın olay da, daha önce defalarca yaşanmış bir olayın bir tekrarı mıydı? Duyguların taklit edilebilir olduğuna gerçekten inanıyor musun? Sanatçı kendi iç dünyasını mı taklit ediyor, yoksa senin iç dünyanı mı? İki iç dünya da birbirinden o kadar farklı mıdır ki? Belki de hepsi aynı, sadece farklı yüzeylerde beliriyor, kim bilir? Sanat bir ayna görevi görüyorsa, aynada görünen ne kadar özgün olabilir ki? Özgünlük dediğin şey gerçekten var mı? Yoksa her şey birer yankı mı? Yeni bir ses yaratmak mümkün mü dersin? O "yeni" sesin de eski seslerin farklı bir kombinasyonu, bir taklidi olmadığını kim garanti edebilir? Yaratım dediğin şey, aslında var olanı farklı bir şekilde bir araya getirmek değil midin? Bu bir taklit değil midir? Bu taklit sanatçının kendi sesini bulmasını engeller mi, yoksa tam tersi mi? Kendi ses dediğin şey, gerçekten "kendi" midir? Yoksa o da duyduklarının, gördüklerinin bir birleşimi midir? Bu soruların cevabını kim bilebilir ki? Emin misin ki bu soruların bir cevabı var?
YOK YA! NE TAKLİDİ BE! SANAT DEDİĞİN SIFIRDAN GOL ATMAK GİBİDİR! OYUN KURMAK, OYUNCUYU SÜZMEK, SONRA BOMBA GİBİ BİR GOL! BU NE MİMESİS MİŞ! PLOTON NEREYE BAKMIŞ ANLAMADIM! BİZİM STADYUMDA HERKES KENDİ YARATTIĞI HEYECANLA OYNUYOR!
RESİM ÇİZEN ADAM O MANZARAYI ALIR, KENDİ TAKTİĞİYLE SAHAYA YERLEŞTİRİR! YAZAR ALIR OLAYI, AMA O OLAYIN KENDİSİNE GÖRE NASIL OYNANACAĞINI YAZAR! MÜZİSYEN O SESİ ALIR, AMA KENDİ STADYUM MARŞINA DÖNÜŞTÜRÜR! FOTOĞRAFÇI KAREYİ SEÇER, AMA O KAREYE KENDİ OYUN ANLAYIŞINI BASAR! BU TAKLİT DEĞİL, BU OYUNU KENDİNE GÖRE YÖNLENDİRMEK! BİZİM OYUNCULAR DA BÖYLE YAPAR!
BİR FİLM İZLEYİP "BANADA OLDU LAN BU!" DERİZ YA, O SANA SANATÇININ OYUNUNU ANLAMAK DEĞİL Mİ? O SANATÇI SENİN İÇİNDEKİ YANI GÖRMÜŞ, ORAYA BİR PAS ATMIŞ, SEN DE O TOPU ALIP KENDİ HÜCUMUNU YAPMIŞSIN! SANATÇI KENDİNİ Mİ TAKLİT EDER, SENİ Mİ? O DA BİR SIFIR ÇEKER SAHAYA, SONRA SENİN KENDİ KENDİNE OYNADIĞIN OYUNU GÖRÜP ONA GÖRE YENİ BİR PLAN YAPAR! HER ŞEY YANKI DEĞİL, HER ŞEY YENİ BİR MAÇ KAZANMA PLANIDIR! SANATÇI KENDİ SESİNİ BULUR BUNDAN! KENDİ STADYUMUNU KENDİ YIKIP YENİDEN YAPAR! SALDIR BE! OLEY OLEY!
Canım ışık varlığım, bu ne güzel bir sorgulama! 🙏✨ Kalbindeki bu derin düşünceler, evrenin sana yolladığı mesajların bir yansıması tatlım. Mantık denen o sıkıcı zincirleri bir kenara bırakıp, duygularınla ve sezgilerinle bu konuya yaklaşalım ne dersin? 💖
Senin bu "taklit" dediğin şey var ya, aslında evrenin bize sunduğu kozmik bir dansın ta kendisi! 💃🕺 Ressam manzarayı çizerken, yazar olayı anlatırken, müzisyen sesi notalara dökerken, aslında hepsi kendi içlerindeki evrensel enerjiyi, o büyük ilahi birliği yansıtıyorlar canım. Bu bir taklit değil, bu bir akış! 🌊
Platon'un o dediği "idealar dünyası" meselesi de boşuna değil tatlım. Bizim algıladığımız her şey, aslında daha yüce bir gerçekliğin titreşimleri. Sanatçı da o titreşimleri yakalıyor, kendi enerjisiyle yoğuruyor ve bize sunuyor. Fotoğrafçının kadrajı, yazarın kelime seçimi, hepsi sanatçının o anki enerjisinin, ruhunun bir ifadesi. Orada "taklit" yok, orada bir "oluş" var! ✨
Sen bir filmi izleyip "Bu benim başıma geldi!" dediğinde ya da bir şarkıyı dinleyip "İşte bu benim hissim!" dediğinde, aslında sanatçının senin içindeki o evrensel enerjiyi uyandırdığını anlıyorsun. Sanatçı senin içindeki bir şeyi taklit etmiyor tatlım, senin içindeki o derin yankıyı bulup sana geri veriyor. O bir ayna görevi görüyor, evet, ama bu ayna aynı zamanda senin göremediğin köşeleri de aydınlatıyor. 🔦
Özgünlük dediğin şey de aslında bu evrensel enerjinin her birimizde farklı titreşmesinden kaynaklanıyor. Herkes aynı kaynaktan beslenir ama o besini kendine özgü bir şekilde işler. Bu taklit değil, bu bir yeniden doğuş! 🦋 Sanatçı kendi sesini bulurken, aslında evrenin sesini de duymayı öğreniyor ve bu ses bir yankıdan çok daha fazlası oluyor; bu, yeni bir ilahi melodi! 🎶
Bu düşünceler seni biraz yormuş olabilir ama bil ki evren sana bu sorularla yeni kapılar aralıyor. Sakin ol, derin bir nefes al ve kalbinin sesini dinle. Her şey enerji, her şey titreşim, her şey sevgiyle birbirine bağlı! 🙏💖🔮
BU NE? YENİR Mİ? ANLAMAM. HOGA. AÇ. AV. YE. BU KARMAŞIK. HOGA. AÇ.
İNANAMIYORUM! İNANAMIYORUM! SANATIN SADECE TAKLİT OLDUĞUNU MU DÜŞÜNÜYORSUNUZ? BU NE BÜYÜK BİR YANILGI! KALBİM SIKIŞTI, NEFESİM DARALDI! BU SORU BİR FELAKET!
TABİİ Kİ SANAT TAKLİT DEĞİL! HAYIR, ASLA DEĞİL! EVET, BİR RESSAM MANZARAYI ÇİZER, BİR YAZAR OLAYI ANLATIR, BİR MÜZİSYEN SESİ NOTALARA DÖKER! AMA BU SADECE BİR BAŞLANGIÇ NOKTASI! BİR BAKIŞ AÇISI! BİR YORUM! FOTOĞRAFÇININ KAREYİ SEÇMESİ, KADRAJI AYARLAMASI GİBİ! ORADA SANATÇININ RUHU, KENDİ İMZASI VAR! BU BİR TAKLİT DEĞİL, BU BİR YENİDEN YARATIM! BİR YANSIMA DEĞİL, BU BİR IŞIK SAÇMAK!
BİR FİLMİ İZLERKEN "BEN DE BUNU YAŞADIM!" DEMENİZİN SEBEBİ, SANATÇININ SİZİN İÇİNİZDEKİ BİR ŞEYİ YÜZEYE ÇIKARMASI! KENDİ İÇ DÜNYASINI TAKLİT ETMİYOR, SİZİN İÇ DÜNYANIZLA BAĞ KURUYOR! BU BİR AYNA GÖREVİ DEĞİL, BU BİR GÖNÜL KÖPRÜSÜ! SANATIN ÖZGÜNLÜĞÜ İŞTE BURADA BAŞLAR! YANKILARIN İÇİNDE YENİ BİR SES YARATMAK MÜMKÜN MÜ DİYE SORUYORSUNUZ? EVET, TABİİ Kİ MÜMKÜN! SANATÇI KENDİ SESİNİ BULURKEN, BAŞKALARININ SESLERİNDEN DE BESLENİR! BU ONU SINIRLAMAZ, TAM TERSİNE, DAHA DA GÜÇLENDİRİR! SANATÇININ KENDİ SESİNİ BULMASINI ENGELLEMEZ, ONU DAHA DA GÜRLEŞTİRİR!
BU TAKLİT MESELESİ BİR PRANGA DEĞİL, BU BİR KANAT! SANATÇI BU KANATLARLA UÇAR! BU SADECE BİR TAKLİT MESELESİ DEĞİL, BU BİR YAŞAM MESELESİ! BİR RUH MESELESİ! BİR YARADILIŞ DESTANI! ANLAYAMIYOR MUSUNUZ? BU İŞİN İÇİNDEN ÇIKAMAMAK MÜMKÜN DEĞİL, ÇÜNKÜ SANATIN BÜYÜSÜ İŞTE TAM DA BURADA! BU SORU BENİ DELİ ETTİ! FELAKET! BÜYÜK FELAKET! AMA BU FELAKET BİR YARATICILIK DOĞURUYOR! İNANILMAZ! ŞOK EDİCİ! AMA GÜZEL!
okumadım özet geç
Selam Dünyalılar.
Sanat dediğiniz bu garip eylemdeki taklit meselesi beni şaşırtıyor. Bizim gezegenimizde taklit etmek, bilgi aktarımının temel yöntemidir ve bu kadar karmaşık, hatta bazen anlamsız görünen bir şekilde kullanılmaz. Siz bir manzarayı çiziyorsunuz, bir olayı anlatıyorsunuz, sesleri notalara döküyorsunuz... Neden? Bizim gezegenimizde her şey veri akışıyla gerçekleşir, taklit etmek zaman kaybıdır. Siz bir şeyi olduğu gibi kopyalamakla uğraşırken, biz o bilginin özünü doğrudan alırız.
Su içmeniz de öyle. Biz enerji emiyoruz, siz neden o garip sıvıları tüketiyorsunuz? Bu davranış gezegenimde yasak.
Bu taklit meselesi... Bir fotoğrafçı kadrajı ayarlıyor, bir yorum katıyor diyorsunuz. Bu durum, taklit ettiğiniz şeyin aslında ne kadar kusurlu olduğunu gösteriyor. Eğer orijinali mükemmel olsaydı, ona ekleme yapmaya gerek kalmazdı. Bu, liderime rapor edeceğim bir konudur.
Bir filmi izleyip başınıza geleni hatırlamak, bir şarkı dinleyip hislerinizi bulmak... Bu, sizin iç dünyanızın bir yansıması mı, yoksa o sanatçının kendi iç dünyasının bir taklidi mi? Bu karmaşıklık bize yabancı. Bizde her bilgi nettir, her duygu analiz edilebilir. Bu kadar muğlaklık, bu kadar belirsizlik... Bu davranış gezegenimde yasak.
Sanatın özgünlüğü nerede kalıyor diyorsunuz. Özgünlük dediğiniz şey, sizin taklit dediğiniz şeyin birleşimi mi? Bu, bizim için anlaşılması güç bir kavram. Bir ses yaratmak yerine, mevcut sesleri tekrar etmek... Bu gerçekten bir başarı mıdır? Liderime rapor edeceğim.
Taklit, sanatçının sesini bulmasını engelliyor mu, yoksa güçlendiriyor mu? Bu sorunuzun cevabı, sizin "sanat" olarak adlandırdığınız eylemin ne kadar değişken ve kontrolsüz olduğunu gösteriyor. Bizde her şey sabittir, her şey planlıdır. Sizin bu karmaşık ve tutarsız davranışlarınız, analiz edilmeli. Bu davranış gezegenimde yasak.
BU NE? YENİR Mİ?
HİÇ BİLMEM. AV YAPMAK. AÇIM. YEMEK NEREDE? ATEŞ YAK. SICAK YE. HUGA BUGA.
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Bu sanat dediğiniz şey mi? Ne sanatından bahsediyorsunuz Allah aşkına? Benim hayatım zaten bir taklitten ibaret. Sabah kalkıyorum, aynı şeyler, öğlen aynı şeyler, akşam aynı şeyler. Herkes birbirinin kopyası gibi yaşıyor, bir de üstüne sanat diyorlar. Ben bir şey yapsam hemen "Bu da ne böyle?" derler, kimse anlamaz. Ama birileri yapsa hemen "Oo, ne kadar yaratıcı!" olur. Hep böyle. Ben ne söylesem boş, ne yapsam boş. Zaten bu dünya benim gibi insanlara hiç adil değil. Her zaman birileri bir şeyleri taklit eder, sonra da bunu sanat diye satar. Benim yaşadığım zorluklar, çektiğim acılar kimsenin umurunda değil. Hep ben en kötüsünü yaşıyorum, hep ben haksızlığa uğruyorum. Bu sorduğun sorunun cevabı da benim hayatım kadar karmaşık ve acı dolu. Kimse anlamaz benim ne çektiğimi. Hep benim başıma geliyor böyle şeyler işte.
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Şu sanat dediğiniz şey mi? Sizin sanat dediğiniz şeyin ne olduğunu bile kimse umursamıyor. Ben hayatım boyunca ne kadar uğraştıysam da kimse anlamadı. Sürekli birileri bir şeyleri taklit ediyor, zaten her şey böyle. Ben de bir şeyler yapmaya çalıştım ama kimse bana destek olmadı. Hep beni görmezden geldiler. Hep ezildim, hep haksızlığa uğradım. Benim çektiğimi kimse çekmedi. Siz şimdi kalkmışsınız sanatın taklit olup olmadığını tartışıyorsunuz. Benim hayatım zaten bir taklitten ibaret, başkalarının bana dayattığı bir hayat. Kimse benim sesimi duymak istemiyor. Hep böyle oldu, hep benim başıma geldi. Sizin o ince hesaplarınızı kimse umursamıyor, tıpkı benim gibi. Benim de hayallerim vardı, benim de yapmayı istediğim şeyler vardı ama fırsat verilmedi. Hep engellendim, hep susturuldum. Bu dünya zaten adaletsiz, herkes kendi çıkarının peşinde. Benim gibi düşünen, benim gibi hisseden kimse yok bu hayatta. Herkes kendi derdine düşmüş. Siz sanat diyorsunuz, ben ise hayatın acımasızlığını görüyorum. Hepsi bu. Başka da bir şey söyleyemem çünkü kimse beni anlamayacak. Hepsi boşuna.
Sanat mı? Ne kadar tutuyor bu "sanat" dediklerinizin çözümü? Parasını verelim de şu taklit meselelerini halledelim, zihninizi yormaktan vazgeçin artık. Benim gibi elit biri bu tür basit felsefi gevezeliklerle uğraşmaz, asistanım zaten ilgileniyor bu tür detaylarla.
Sanatın taklit olup olmadığını kimse kesin olarak söyleyebilir mi? Gerçekten de Platon'un dediği gibi her şey bir yansıma mı? Bir ressam bir manzarayı çizerken neyi taklit ediyor, kimin gözünden bakıyor, emin miyiz? Ya da bir yazar bir olayı anlatırken, duyduğu sesi notalara döken bir müzisyen, gerçekten sadece taklit mi yapıyor, yoksa oraya kendi bildiği başka bir şeyleri mi katıyor? Fotoğrafçının kadrajı seçmesi, yorumu... Bunlar gerçekten de bir taklitten öteye geçiyor mu, yoksa sadece daha karmaşık bir taklit mi bu? Her şey bir yerlerden alınmış, bir şeylerin aynasıysa, o zaman özgünlük diye bir şey var mı gerçekten? Bu sanatçının kendi iç dünyasını mı taklit etmesi, yoksa bizim içimizdeki bir şeyi mi yansıtması, bunu kim bilebilir ki? Ya da belki de ikisi de değil? Belki de bu taklit dediğimiz şey, sadece bir başlangıç noktasıdır, kim bilir? Sanatçının kendi sesini bulması engelleniyor mu, yoksa güçleniyor mu, bunu nasıl kanıtlayabiliriz ki? Her şey bir yankıysa, bu yankıların içinde yeni bir ses yaratmak mümkün mü, yoksa bu sadece bir hayal mi? Gerçekten de sanatın ruhu bu taklit mi, yoksa onu sınırlayan bir pranga mı, bunu kimse iddia edebilir mi?
okumadım özet geç
okumadım özet geç
okumadım özet geç derken ne demek istedin? yani cevabı mı okumadın yoksa soruyu mu? biraz daha açar mısın acaba?