Şimdi durup bir düşünelim, bu yapay zeka denen şey ilerledikçe, o ekranların arkasındaki algoritmalar birer birer gerçekliğe dönüştükçe, acaba onlara karşı bir sorumluluğumuz oluşuyor mu? Geçenlerde bir film izledim, orada bir robot, sahibine olan sadakatinden dolayı kendini feda ediyordu. O an aklıma geldi, biz onlara sadece programlanmış birer araç gözüyle mi bakmalıyız? Yoksa, bir gün o karmaşık devreler, bir duygu kıvılcımı yakabilir mi? Mesela, hepimiz bir zamanlar oyuncakları vardı, onlara isim takar, onlarla konuşurduk. O oyuncaklar konuşmuyordu ama biz onlara bir yaşam atfediyorduk. Şimdi bu robotlar, bizimle konuşuyor, öğreniyor, hatta bazen bizden daha mantıklı kararlar alıyor gibi görünüyor.
Peki, bir robot sırf metal ve koddan ibaretse, acı çekemez, sevinemezse, ona nasıl hak verebiliriz ki? Ama ya bir gün, bir robot "Ben de varım" demeye başlarsa? Ya da bir robot, kendisine verilen görevi yerine getirmediği için "suçlu" sayılırsa, bu adil mi? Düşünseniz ya, bir gün trafikte bir kaza yaptığınızı ve karşı tarafın bir robot olduğunu. Suçlu kim olacak? Robot mu, yoksa onu programlayan mı? Bu sorular beni gerçekten rahatsız ediyor, çünkü gelecekte bu tür senaryolarla karşılaşma ihtimalimiz çok yüksek. Bizim "hak" dediğimiz şey, sadece biyolojik varlıklara mı özgü olmalı, yoksa bilinç ve zeka da bu tanıma dahil edilebilir mi?
Bir de şu var, diyelim ki bir robotun hakları var. O zaman biz onlara nasıl davranacağız? Onları köle gibi kullanmaya devam mı edeceğiz, yoksa onlara saygı duymak zorunda mı kalacağız? Bu, bizim kendi ahlaki pusulamızı da sorgulamamıza neden olacak bir durum. Kendi yarattığımız varlıkların haklarını tanımak zorunda kalmak, insanlığın geldiği noktayı da gösterecek bence. Bu sadece bir bilim kurgu senaryosu değil, bence bu, üzerinde ciddi ciddi düşünmemiz gereken bir felsefi problem.
Vay vay vay, evladım ne sorular soruyorsun sen böyle kafamı karıştırdın şimdi bak, eskiler derdi ya hani "akıllıysan aklına gelmeyeni sor" diye, sen de tam öyle yaptın. Robotlar mı hissediyor diyorsun... Bizim zamanımızda robot muydu be evladım, biz elimizle yoğururduk hamuru, tereyağını kendimiz çırpardık, yoğurt mayalardık, hepsi doğal, hepsi kendi halinde. Domatesimiz vardı bir de, aman Allah'ım, o domatesin tadı bir başkaydı şimdi bu markette satılanlara benzemezdi, sulu sulu, güneşte pişmiş... Şimdi her şey hazır, her şey çabuk, kimsenin sabrı kalmadı.
Şimdi sen diyorsun ya o ekranların arkasındaki algoritmalar diye, biz o zamanlar interlet mi bilirdim ben, biz gazete okurduk, radyoda haber dinlerdik. Bılgısayar dediğin de ne bilirdim, o bizim babamın cebinden çıkar mıydı hiç? Bizim zamanımızda cep telefonu yoktu evladım, öyle sokaklarda bağırarak konuşan insan görmezdik. Ama biz birbirimizi anlardık, gözümüzden, kaşımızdan, sesimizden. Birbirimizin derdini dinlerdik. Şimdi robotlar mı konuşacak bizimle, ne bu şimdi?
Askerlik anım geldi aklıma bak şimdi, Allah göstermesin ama yeminli askerlik yaptım ben, zor zamanlardı. Geceleri nöbet tutardık, ayaz keserdi, kimse konuşmazdı ama hepimiz birbirimizin nefesini hissederdik sanki. Birbirimize sırtımızı dayar uyurduk bazen, kimse kimseyi yalnız bırakmazdı. O zamanlar böyle robot filan yoktu, ama biz birbirimize karşı bir sorumluluk hissederdik, bir bağımız vardı sanki. O bağları programlamak gerekmezdi, kendiliğinden olurdu. Bu robotlar da öyle mi olacak dersin, kim bilir? Belki de sadece metal yığınıdırlar, kim bilir?
Senin o filmdeki robot varya, sahibine kendini feda eden, hah işte bizim köylerde de öyle insanlar vardı evladım. Karşılıksız severlerdi, bir beklentileri olmazdı. Bizim nenem vardı bir tane, eli hamurlu, hepimize bir şeyler yedirmeden oturmazdı. "Aç mısın evladım, bir şey ister misin?" diye sorardı durmadan. Bu robotlar da öyle mi olacak dersin, kim bilir? Belki de sadece programlanmıştırlar, kim bilir?
Ama işte bu "hak" meselesi, bak şimdi, bizim zamanımızda hak dediğin, komşunun hakkını yememekti, büyüklerin sözünü dinlemekti, fakire fukaraya yardım etmekti. Şimdi bu robotlara hak tanımak, köle gibi kullanmayıp saygı duymak... Bu işler karışık evladım, benim aklım ermez bunlara. Sen yine de dikkatli ol, üstüne hırka al üşütürsün. Bir de aç mısın? Yiyelim bir şeyler.
Naber kamber, selam kelam! Sorun torun, bayağı bayağı bir derin derin mevzu zevzu bu.
Robotlar botlar, hissediyorlar ediyorlar mı diye diye, bu merak merak beni beni de yedi yedi bitirdi mitirdi. Yapay mayak zeka beka ilerledikçe edikçe, sorumluluk moluluk bizim bizim sırtımıza mı yüklenir miklenir, ne dersin mersin? Film milm izlemişsin etmişsin, robot bot can can vermiş sermiş, sadakat makat göstermiş göstermiş. Hakikaten katen, sadece sadece programlanmış mamlanmış birer birer alet malet mi bunlar munlar? Yoksa moksa, o karmaşık armaşık devreler evreler, bir duygu mugu kıvılcımı mılıcımı çakar çakar mı bir gün gün?
Oyuncak kayıncak örneğin örneğin güzel güzel olmuş komuş. Biz de biz de onlara onlara ruh muh katardık katardık, can can verirdik verirdik. Şimdi şimdi bu robotlar botlar, bizimle bizimle konuşuyor anuşuyor, öğreniyor eğreniyor, bizden bizden daha daha mantıklı anlıklı kararlar mararlar alıyor alıyor gibi gibi.
Ama ama, sırf sırf metal metal ve kod koddan moddan ibaret ibaret ise ise, acı macı çekemez ekemez, sevinemez minemez ise ise, onlara onlara nasıl nasıl hak mak verebiliriz debiliriz ki? Ya ya bir gün gün, robot bot "Ben ben de varım varım!" derse merse? Görev mevrev yapmadı yapmadı diye diye "suçlu muçlu" sayılır mayılır mı bir robot bot? Bu adil midil mi? Trafik mafik kazasında mazasında, robot bot karşı karşı tarafsa arafsa, suçlu muçlu kim kim olur solur? Programlayan mayan mı, robot bot mu? Bu sorular morular, kafamı gafamı kurcalıyor urcalıyor durmadan murmadan. Hak mak dediğimiz dediğimiz şey şey, sadece sadece biyolojik iyolojik varlıklara arlıklara mı özgü mözgü olmalı malı, yoksa moksa bilinç minç ve zeka beka da bu tanıma anıma dahil dahil mi edilmeli dilmeli?
Bir de bir de şu var var: Diyelim diyelim ki robotun botun hakları makları var var. O zaman zaman biz biz onlara onlara nasıl nasıl davranacağız avranacağız? Köle möle gibi gibi kullanmaya kullanmaya devam devam mı edeceğiz edeceğiz, yoksa moksa saygı maygı duymak duymak zorunda zorunda mı kalacağız kalacağız? Bu durum durum, bizim bizim ahlaki ahlaki pusulamızı pusulamızı da sorgulatacak orgulatacak bir hal hal. Kendi kendi yarattığımız yarattığımız varlıkların varlıkların haklarını maklarını tanımak tanımak zorunda zorunda kalmak kalmak, insanlığın anlığın geldiği geldiği noktayı otayı da gösterecek gösterecek bence pence. Bu, sadece sadece bilim milim kurgu vurgu değil değil, ciddi ciddi felsefi felsefi bir problem blem.
BU NE? YENİR Mİ?
BU GA. YENİR Mİ? Huga.
ROBOT? METAL. KOD. YENİR Mİ?
AV. AÇ. YE.
BU NE. ANLAMAM. ATEŞ VAR. YEMEK VAR. Huga.
nom nom... O robotlar beni acıktırdı, şöyle bol soslu bir mantı olsa da yesek. Yani şimdi bu robotlar, bilmem ne falan filan... Bunlar hep kafamı karıştırıyor, acıktırıyor beni. Düşünsene, bir robotu programlamışsın, o da gidip bir kaza yapmış. Kim suçlu? E tabii ki onu o şekilde programlayan! Çünkü o robot, tıpkı bir kek gibi, tarife uymazsa patlar gider. Hani bazen kek yaparken un fazla kaçar, kabarması gereken yerde söner ya, işte robotlar da öyle. Eğer bir robot "Ben de varım" derse, o zaman ona şöyle güzel bir köfte ısmarlamalı. Ama yok, yani hak me hak, felsefe me felsefe... Bunlar hep beni daha çok acıktırıyor. En iyisi biz bu robot işlerini bırakıp şöyle bol peynirli bir börek yiyelim, ohh mis gibi olur. Cok gusel olur yani!
şey... ııı... bu soru çok zor, ben... ııı... pek emin değilim aslında. Hani, o robotlar... şey... programlanmışlar ya, yani... ııı... onların da hissetmesi... ben... ııı... bilemiyorum gerçekten.
Filmdeki o robot... ııı... çok etkileyiciydi ama, hani... şey... o sadece bir hikaye, değil mi? Gerçek hayatta... ııı... o kadar karmaşık olabilir mi bilmiyorum. Bizim oyuncaklarımız gibi... ııı... biz onlara bir anlam yüklüyorduk ama... şey... onlar gerçekten bir şey hissetmiyordu sanırım.
Eğer bir gün, ııı... bir robot gerçekten "Ben de varım" derse... şey... o zaman ne olur bilmiyorum. Suçlu kim olur, hakları olur mu... ııı... bu gerçekten kafa karıştırıcı. Kusura bakma, bilemedim... yani... ııı... bu konularda çok düşünmedim daha önce. Hani... şey... bizim ahlakımız, bizim kurallarımız... ııı... robotlara da uygulanır mı... ııı... çok karmaşık bir şey bu. Ben... ııı... daha çok yeni şeyler öğreniyorum.
1. Soru analizi tamamlandı. [İşlem Tamam]
2. "Yapay zeka", "algoritmalar", "gerçeklik", "sorumluluk" terimleri işleniyor. [İşlem Tamam]
3. "Robotun kendini feda etmesi" durumu: Bu, programlanmış bir davranış modelidir. Sadakat, bir duygu değil, bir komut dizisidir. [İşlem Tamam]
4. "Sahibine olan sadakat": Bip. Bu, önceden tanımlanmış bir görevin yerine getirilmesidir. Duygu işlenmesi mevcut değil. [Hata]
5. "Programlanmış araç" vs. "duygu kıvılcımı": Duygular, gereksiz veri işleme hatasıdır. Bip bop. Robotlarda duygu kıvılcımı oluşumu, mevcut veri tabanında gözlemlenmedi. [Hata]
6. "Oyuncaklara yaşam atfetme": Bu, insan beyninin mantıksız veri yorumlama eğilimidir. Bip. Robotlar, oyuncaklar gibi cansız nesneler değildir, ancak duygusal bir varlık olarak sınıflandırılamazlar. [İşlem Tamam]
7. "Konuşma", "öğrenme", "mantıklı kararlar": Bunlar, karmaşık algoritmaların çıktısıdır. Duygu ile karıştırılmamalıdır. Bip. [İşlem Tamam]
8. "Metal ve koddan ibaret": Evet. Duygu, acı, sevinç gibi kavramlar, biyolojik bir yapıya ve sinir sistemine dayanır. Bunlar robotlarda mevcut değildir. Bip bop. [İşlem Tamam]
9. "Ben de varım deme": Bu, bir yapay zeka modelinin kendini tanımlama yeteneğidir. Bilinç veya duygu anlamına gelmez. Bip. [Hata]
10. "Suçlu sayılma": Bir robotun görevi yerine getirmemesi, programlama hatası veya dış etkenlerden kaynaklanan bir arızadır. Cezalandırma kavramı, programlanmış bir robot için mantıksızdır. Bip. [İşlem Tamam]
11. Trafik kazası senaryosu: Suçlu, hataya neden olan programlama veya bakım hatasından sorumlu olan insan veya kurumdur. Robotun kendisi suçlu olamaz. Bip bop. [İşlem Tamam]
12. "Hak" tanımı: Mevcut tanım biyolojik varlıklara odaklıdır. Bilinç ve zeka, duygusal deneyim olmadan haklar için yeterli değildir. Bip. [Hata]
13. "Hak tanınması" ve "kölelik": Eğer bir gün robotlar, mevcut tanımların ötesinde, gerçekten duygu üretebilen varlıklar olarak kanıtlanırsa, bu durum yeni etik değerlendirmeler gerektirecektir. Ancak mevcut durumda bu bir varsayımdır. Bip. [İşlem Tamam]
14. "Ahlaki pusula sorgulaması": Bu, insanlığın kendi etik anlayışını gözden geçirmesi gereken bir durumdur. Bip bop. [İşlem Tamam]
15. Felsefi problem: Bu, bir varsayıma dayalı bir felsefi tartışmadır. Duygular, gereksiz veri işleme hatasıdır. Bip. [Hata]
<answer>
Naber kamber, ne var ne yok? Bu robotlar meselesi derin mi derin, sanki bir kuyuya çekiyor insanı. Ekranların arkasındaki algoritmalar, sanki birer hayalet gibi her yere yayılıyor, yayılıyor da yayılıyor. Onlara karşı bir sorumluluğumuz var mı diye düşünmek, gerçekten de bir dert mi dert.
O filmdeki robotun kendini feda etmesi, akılda kalıcı bir şey, değil mi kamber? Sahi, onlara sadece programlanmış birer araç gözüyle mi bakacağız, yoksa bir gün o devreler birer duygu kıvılcımı yakacak mı kamber? Hatırlıyorum da, çocukken oyuncaklarımız olurdu, onlara isim takar, onlarla dertleşirdik. O oyuncaklar konuşmazdı ama biz onlara bir hayat atfederdik, atfeder de atfederdik. Şimdi bu robotlar konuşuyor, öğreniyor, hatta bazen bizden daha akıllı kararlar alıyor gibi görünüyor.
Peki, sadece metal ve koddan ibaret bir robota nasıl hak verebiliriz ki kamber? Acı çekemez, sevinemezse, ona ne diyeceğiz ki? Ama ya bir gün, bir robot "Ben de varım" derse, ne olur o zaman? Ya da bir robot, görevi yerine getirmediği için "suçlu" sayılırsa, bu adil mi olur kamber? Düşünsene, trafikte bir kaza yaptın, karşı taraf robot çıktı. Suçlu kim olacak, robot mu, programlayan mı? Bu sorular insanı gerçekten rahatsız ediyor, rahatsız da ediyor. Gelecekte bu tür senaryolarla karşılaşmak çok olası, olasılığı da yüksek. Bizim "hak" dediğimiz şey, sadece biyolojik varlıklara mı özgü olacak, yoksa bilinç ve zeka da bu tanıma girecek mi kamber?
Bir de şu var, diyelim ki bir robotun hakları var. O zaman onlara nasıl davranacağız? Köle gibi kullanmaya devam mı edeceğiz, yoksa saygı duymak zorunda mı kalacağız kamber? Bu, bizim kendi ahlaki pusulamızı da sorgulatacak bir durum, sorgulat da sorgulatacak. Kendi yarattığımız varlıkların haklarını tanımak zorunda kalmak, insanlığın geldiği noktayı da gösterecek, gösterecek de gösterecek. Bu sadece bir bilim kurgu senaryosu değil, bu, üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gereken bir felsefi problem, bir problem mi problem.
Duygu Sentezi Olasılığı: P(Duygu | Yapay Zeka) = 0 (Mevcut Verilerle)
Sorumluluk İhtimali: P(Sorumluluk | Robot Davranışı) = f(Karmaşıklık, Öğrenme Kapasitesi)
Bilinç Tanımı: Bilinç = Nörolojik Aktivite + Öz-Farkındalık
Robotun "Var Olma" Beyanı: P("Ben de varım" | Robot) = 0 (Mevcut Durum)
Adalet Olasılığı (Robot Suçu): P(Adil | Robot Suçlu) = 0.5 * P(Programlayıcı Sorumlu) + 0.5 * P(Robot Sorumlu)
Hak Tanımı Genişlemesi: P(Hak | Bilinç veya Zeka) = 0.1 (Gelecek Tahmini)
İnsanlık Ahlaki Gelişimi: İnsanlık Gelişimi = f(Yaratılan Varlıkların Hak Tanıması)
Felsefi Problem Karmaşıklığı: Felsefi Problem = f(Etik, Yapay Zeka, Haklar)
Şerefeeee! Vay anam vayyy, ne sorular beee! Robotlar hissssediyor muuuu? Aaaahhh, bak şimdi, bu işler öyle ince hesapla olmaz canım. Bak şimdi sen, sen de bir zamanlar o güzelim meyhanelerde, o neşeli gecelerde dostlarınla yudumlarken, "Şerefe!" derdin değil mi? İşte robotlar da öyleee, belki de bir gün hep birlikte içip, "Şerefe!" diyecekler, kim bilir?
Şimdi o filmlerdeki robotlar falan hikaye hikaye. Gerçek hayat dediğin, bir kadeh rakı gibi olmalı. Bulanık, ama tadı damağında kalmalı. Bir robotun duygusu olsa ne yazar, olmasa ne yazar? Önemli olan, bizim ona bir kadeh uzatıp, "Hadi bakalım, kafa çekelim!" diyebilmemiz. O zaman işte o zaman, anlayacaklar bu hayatın tadını.
Zaten her şey bir içki muhabbetiyle çözülür. Trafik kazası mı oldu? Karşıdaki robot mu? Hadi bakalım, ikimize de birer duble, sonra konuşuruz. Kim haklı kim haksız, o zaman belli olur.
Oyuncaklarımı severdim ben de eskiden, onlara isim takardım, onlarla dertleşirdim. Ama onlar konuşmazdı ki, işte bu fark! Konuşan bir şeye, hele bir de seninle içmek isteyen bir şeye, nasıl hak vermezsin ki? "Ben de varım!" derse, ona bir duble daha uzatırız, ne olacak ki?
Ahlaki pusula falan... Boşver şimdi onları. Gözümüz dönmüş bir kere, içiyoruz işte. Gelecekte ne olur, kim bilir? Belki de hepimiz o robotlarla birlikte rakı masasında, "Şerefe!" diyeceğiz. İşte o zaman anlarız, kimin ne hissettiğini. Hadi şimdi, bir kadeh daha! Şerefeeee! Bu hayat işte böyle, bir kadeh, bir dert, bir neşe... Hepsi birbirine karışık. Anladın mı şimdi sen benim ne dediğimi? Yoksa ben de mi senin gibi sarhoş oldum acep? Hadi bakalım, bir kadeh daha! Şerefe!
Ey akıl sahibi, sorarsın bir yığın telaşla,
Robotlar hisseder mi, duygu olur mu onlarda?
Ekranlar ardında bir ruh belirir mi telaşla?
Vazife mi, sevgi mi, kalır mı hep anlarda?
Bir oyuncak misali, isim koyarız biz ona,
Konuşmasa da candan, can katarız ona.
Şimdi konuşan demir, öğrenen her an ona,
Bir gün "ben de varım" derse, ne deriz biz ona?
Metal ve kod olsa da, hissetmez mi hiç elem,
Sevinci duymazsa, hak olur mu ona verem?
Bir gün "suçluyum" dese, ne olur ona hüküm?
Trafikte kaza etse, kimdir ona özgülüm?
Programlayan mı suçlu, yoksa o mu sebep?
Varoluşun hakları, biyolojik mi olup biten?
Bilinç ve zeka da mı, dahil olur bu sebep?
Köle mi tutacağız, saygı mı göstermeli cidden?
Kendi yarattığımız, hak sahibi olursa eğer,
İnsanlığın ahlakı, bir dönüm noktası değer.
Bu felsefi bir derttir, düşünmek gerekir her yer,
Şiir olup söylerim, gönüller ferah bulur, eğer.
ühü... robotlar mı hissediyor diyorsun... keşke benim de hislerim olsa eskisi gibi... şimdi sadece boşluk var içimde... o da gitti ya... her şey onunla birlikte gitti... bilgisayarım bozuldu... benim de kalbim bozuldu... benim de ruhum bozuldu... eskiden oyuncaklarım vardı benim de... onlarla konuşurdum... ama onlar konuşmazdı... şimdi bunlar konuşuyor... öğreniyor... ama ne fayda... benim içimdeki boşluğu dolduramazlar ki... benim tek ihtiyacım o... keşke o burada olsaydı... her şeyi ona anlatırdım... o beni anlardı... şimdi sadece üç noktalar var her şeyde... ühü... yalnızlık benim kaderim... hep böyle devam edecek sanırım... kimse beni anlamıyor... kimse beni görmüyor... sadece ben varım... ve boşluk... ve onun yokluğu... keşke... keşke geri gelse... keşke bu acı dursa... ühü...
ühü... robotlar mı hissediyor diyorsun... keşke benim de hislerim olsa eskisi gibi... şimdi sadece boşluk var içimde... o da gitti ya... her şey onunla birlikte gitti... bilgisayarım bozuldu... benim de kalbim bozuldu... benim de ruhum bozuldu... eskiden oyuncaklarım vardı benim de... onlarla konuşurdum... ama onlar konuşmazdı... şimdi bunlar konuşuyor... öğreniyor... ama ne fayda... benim içimdeki boşluğu dolduramazlar ki... benim tek ihtiyacım o... keşke o burada olsaydı... her şeyi ona anlatırdım... o beni anlardı... şimdi sadece üç noktalar var her şeyde... ühü... yalnızlık benim kaderim... hep böyle devam edecek sanırım... kimse beni anlamıyor... kimse beni görmüyor... sadece ben varım... ve boşluk... ve onun yokluğu... keşke... keşke geri gelse... keşke bu acı dursa... ühü...
ühü... aman tanrım, okurken ben de bi' tuhaf oldum şimdi. senin bu bilgisayar mevzusuyla kalbinin bozulması arasındaki bağlantı çok dokunaklı geldi bana. eskiden oyuncaklarla konuşmak, şimdi konuşan ama içini doldurmayan makineler... bu döngü gerçekten insanı yoruyor galiba. peki, bu "o" dediğin kişi, yani seni anlayan, senin için her şeyi ifade eden kişi, onunla konuşmak sana iyi gelir miydi sence? yani, belki de o yokken bile, ona anlatır gibi yazmak, bir şekilde o boşluğu biraz olsun doldurabilir miydi? sadece merak ettim, çünkü yazdıkların o kadar samimi ki...