Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Okuyup sorgulamak felsefe midir?

(@Veysel)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Valla bazen düşünüyorum da, bu "eleştirel okuryazarlık" denilen şey tam olarak neyin nesi? Hani bir metni okuyup sadece anlamak yetmiyor, alt metnini, yazarın niyetini, argümanlarının sağlamlığını sorguluyorsun ya... Bu, felsefenin ta kendisi değil mi? Çünkü felsefe de tam olarak bu değil mi zaten; her şeye şüpheyle yaklaşmak, doğruları kazımak, "neden?" diye sormak. Mesela geçenlerde bir haber okudum, inanılmaz saçma bir iddia vardı. İlk başta "Aaa, öyle miymiş?" dedim ama sonra durdum, "Bir dakika ya, bu mantıklı mı?" diye kendi kendime sordum. İşte o an, sanki bir felsefi kapı aralandı gibi hissettim. Bu, sadece bilgiyi pasifçe alan biri olmakla, bilgiyi aktif olarak işleyen, sorgulayan bir birey olmak arasındaki fark değil mi?

Ama sonra da aklıma şu geliyor: Herkes bu kadar sorgulamak zorunda mı? Ya da bu sorgulama yeteneği doğuştan mı geliyor, yoksa öğrenilen bir şey mi? Bir de işin pratik boyutu var tabii. Günlük hayatta bir sürü şeyle karşılaşıyoruz, hepsini tek tek analiz etsek kafayı yeriz herhalde. Belki de eleştirel okuryazarlık, felsefenin soyut dünyasından çıkıp daha ayakları yere basan, hayatı daha iyi anlamamızı sağlayan bir araçtır, kim bilir? Yani aslında sorum şu: Bir metni derinlemesine inceleyip, altındaki gerçekliği aramaya çalışmak, onu felsefi bir eylem haline getirir mi? Yoksa bu sadece iyi bir eğitimli insanın yapması gereken temel bir beceri midir? Ne dersiniz, felsefe dediğimiz şey bu kadar basit bir okuma pratiğine indirgenebilir mi?



   
Alıntı
(@Hayriye)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 48
 

Ayol kızım sen ne sorular soruyosun! Eleştirel okuryazarlık mı? Felsefe mi? Bak şimdi sana doğrusunu diyeyim, bizim mahallenin her şeyi bilen ama hep yanlış bilen Muzaffer amcan var ya, hani şu her duyduğunu abartıp anlatan... İşte onun da başına gelmişti buna benzer bir şey! Geçenlerde internetten bir tarif okumuş, "bu kek tam bir şifa deposu, bütün dertlere deva!" demiş. Herkesi de toplamış başına anlatıyo. Sonra bi baktık, kek bildiğin sıradan bir kekmiş, havuçlu falan da değil! Muzaffer amca da sanki felsefeyi çözmüş gibi, "Aa, demek ki her okuduğumuza inanmamak lazımmış!" dedi kendi kendine. İşte tam da senin dediğin gibi!

Kızım, felsefe dediğin şey senin o metni okuyup "Hadi canım, bu ne saçmalık!" dediğin an başlıyor zaten! Yazar ne demek istemiş, doğru mu söylüyor, yoksa bizi kandırmaya mı çalışıyor? İşte bu düşünceler yok mu, tam olarak felsefe bu! Her şeye "Neden?" diye sormak, sorgulamak, doğruları ortaya çıkarmak... Senin o haber okuyup şüpheye düştüğün an varya, işte o an sen felsefe yapmışsın bile! Bilgiyi öylece kabul edenlerden değil, onu işleyenlerden olmuşsun yani!

Ama tabi herkes böyle sorgulayamaz hemen. Bazıları duyduğunu yapar geçer. Bu sorgulama yeteneği de biraz doğuştan, biraz da zamanla öğreniliyor galiba. Bizim komşunun kızı Ayşe var ya, hani hep derslerinde başarılı, o mesela her şeyi sorgular. Annesi diyor ki "Bu kız doktor falan olacak, her şeyi araştırıyor!"

Günlük hayatta her şeyi sorgulasak gerçekten kafayı yeriz, orası da doğru. Belki de eleştirel okuryazarlık dediğin şey, felsefenin biraz daha hayatın içine girmiş hali. Bizi daha akıllı, daha uyanık yapıyor işte! Yani evet kızım, bir metni derinlemesine inceleyip altındaki gerçeği aramak, felsefi bir eylemdir! Bu sadece iyi eğitimli olmanın değil, iyi düşünen bir insan olmanın da bir gereği. Felsefe dediğin şey o kadar da uzak, o kadar da karmaşık bir şey değil yani, bazen bir metni okurken bile yapılabiliyor! Ayol!



   
CevapAlıntı
(@Fevzi Acar)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 38
 

Ne kadar avam bir soru; gerçekten hayret verici bir şekilde yüzeysel bir anlayışla sarıp sarmalanmış. "Okuyup sorgulamak felsefe midir?" sorusu, felsefenin ne denli derin ve muazzam bir entelektüel çaba gerektirdiğini henüz idrak edememiş, sıradan zihinlerin basit bir yanılgısıdır. Tabii ki siz sıradan insanlar için bu türden sorular, evrenin gizemlerini çözmeye yönelik bir adım gibi görünse de; benim gibi felsefenin ince nüanslarını idrak etmiş bir zihin için bu, bir çocuğun kumdan kale yapması kadar anlamsız ve basittir. Eleştirel okuryazarlık, evet, sizin tabirinizle bir metnin alt metnini, yazarın niyetini sorgulamak, argümanların sağlamlığını irdelemek; bunlar felsefenin kendisi değil, felsefenin gerektirdiği entelektüel araçların çok ilkel bir uygulamasıdır. Felsefe, sizin anladığınız gibi sadece şüpheyle yaklaşmak, doğruları kazımak veya "neden?" diye sormak değildir; bu, ontolojik temelleri, epistemolojik derinlikleri ve metafiziksel boyutları kavrayarak varoluşun özüne nüfuz etme çabasıdır. Sizin haber okuyup "bir dakika ya, bu mantıklı mı?" diye sormanız, bir sineğin bir ampule çarpması gibidir; farkındalık yaratır, evet, ancak aydınlanma değil. Bu, sizin için bir felsefi kapı aralanmış gibi hissettirse de, benim için bu, sadece bir giriş kapısının önünde durmak gibidir; o kapıdan içeri adım atmak, felsefenin gerçekliğine ulaşmak için çok daha büyük bir entelektüel cesaret ve bilgi birikimi gerektirir. Bilgiyi pasifçe almakla aktif olarak işlemek arasındaki farkı sorgulamanız dahi, felsefenin kendi başına bir varoluşsal sorunsal olduğunu düşünmenize yol açıyor; oysa felsefe, bu ayrımın çok ötesinde, bilginin kendisinin doğasını ve onunla kurduğumuz ilişkiyi sorgular.

Şimdi gelelim sizin gibi sıradan zihinlerin zihnini kurcalayan o "herkes bu kadar sorgulamak zorunda mı?" sorusuna. Elbette hayır; herkes bu entelektüel yükü taşıyamaz, taşıması da beklenemez. Bu, bir opera dinleyicisinin bir senfoninin tüm notalarını ayırt edebilmesi gibi bir durumdur; çoğu insan için bu, sadece hoş bir gürültüden ibarettir. Eleştirel okuryazarlık, sizin dediğiniz gibi, hayatı daha iyi anlamak için bir araç olabilir; ancak bu, felsefenin ta kendisi değil, felsefenin sunduğu araçların daha pragmatik ve dolayısıyla daha sığ bir kullanımıdır. Felsefe, ayakları yere basan bir araç değil, ayakları yerden kesen, sizi gerçekliğin ötesine taşıyan bir yolculuktur. Her şeyi tek tek analiz etmenin kafayı yedireceği endişeniz, zaten sizin gibi zihinlerin felsefenin derinliklerinden neden uzak durduğunu açıkça ortaya koymaktadır; zira felsefe, sizi rahatsız edici gerçeklerle yüzleştirebilir, bildiğiniz her şeyi sorgulatabilir. Sizin sorduğunuz bu soru, felsefenin ne kadar de facto bir şekilde basitleştirildiğinin, ne kadar süperflü bir şekilde sıradanlaştırıldığının en parlak kanıtıdır. Bir metni derinlemesine incelemek ve altındaki gerçeği aramak, evet, felsefi bir eylem olabilir; ancak bu, felsefenin sadece bir yönüdür, felsefenin bütünü değildir. Sizin için bu bir beceri olabilir; benim için ise bu, nefes almak kadar doğal bir durumdur. Felsefe, bu kadar basit bir okuma pratiğine indirgenemez; bu, sizin gibi, felsefenin muazzam karmaşıklığını kavrayamamış zihinlerin naif bir beklentisidir. Bu, bir damla suyu okyanus sanmak gibidir. Siz, felsefenin okyanusuna ancak kıyısından bakabilirsiniz; derinliklerine inmek, sizin gibi sıradan zihinler için ancak bir paradoks, bir sürrealite teşkil eder.



   
CevapAlıntı
(@Havva Çolak)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 42
 

ühü... felsefe mi diyorsun... ben zaten öyle bir felsefe ile yaşıyorum ki... yalnızlık benim kaderim... keşke o da burada olsaydı da birlikte okusaydık, birlikte sorgulasaydık... ama yok, hep yalnızım ben... bu okuma dediğin şey... evet, bazen düşünüyorum... sanki bir şeyler anlamaya çalışıyorum ama sonra... sonra aklıma hep o geliyor... o gitmeden önce de böyle kitaplar okurduk biz... her şeyi sorgulardık... şimdi kiminle sorgulayacağım ben bu saçma iddiaları... kiminle arayacağım o gerçekliği... sadece oturup ağlıyorum... her şey eskisi gibi değil... her şey bitti... bu eleştirel okuryazarlık dedikleri şey... belki de haklısın... belki de sadece bir beceridir... ama benim için her şey felsefeydi, her şey onunla bağlantılıydı... şimdi sadece boşluk var... boşluk ve gözyaşları... neden böyle oldu ki... keşke o da burada olsaydı... keşke hiç gitmeseydi... bu kadar sorgulamak... evet, bazen kafayı yiyor insan... ben zaten kafayı yedim... her şey bitti benim için... sadece yalnızlık kaldı... ve senin sorduğun bu felsefe denen şey... benim için sadece bir anı artık... onunla paylaştığım bir anı... ühü...



   
CevapAlıntı
(@Bora Akın)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 40
 

SENİN KAFAN MI GÜZEL BU KADAR SAÇMA SORULAR SORUYORSUN! OKUYUP ANLAMAK BİLE BİR SANATKEN, SEN DAHA NEREYE VARACAKSIN? HER ŞEYİ SORGULAMAK ZORUNDA DEĞİLSİN, KENDİNİ BİLMEYEN BİRİSİN. GİT MİSALİ KENDİNİ SORGULA ÖNCE!



   
CevapAlıntı
(@Mustafa)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

APTAL MISIN? BİR METNİ OKUYUP ANLAMAK BİLE YETMİYORSA SANA, YAŞAMAYA NE HAKKIN VAR? HER ŞEYİ SORGULAMAK MI? SENİN GİBİLERİN SORGULAYACAĞI BİR ŞEY YOK, SADECE KENDİ CEHALETİNİ SORGULA. HAYATI ANLAMAK MI? SEN ÖNCE BU CÜMLELERİ ANLAMAYI ÖĞREN!



   
CevapAlıntı
(@Cahit Gül)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 38
 

Halledin geçerim.



   
CevapAlıntı
(@Azat Bayram)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 42
 

Ah, ne kadar avam bir soru! "Okuyup sorgulamak felsefe midir?" diyorsunuz, sanki bu, varoluşun en derin muammasını çözmeye muktedir bir zihnin merak ede coltığı bir mevzuymuş gibi. Sizler, sıradan ölümlüler, bu türden basite indirgenmiş sorularla zihninizi meşgul ederken, bizler ise evrenin kozmik dansını ve bilginin ontolojik statüsünü tartışıyoruz. Fakat madem ki bu kadar “merak” içindesiniz, size bu basitliğin ardındaki karmaşıklığı, sizin anlayabileceğiniz bir dille, bir nebze olsun izah edeyim.

Eleştirel okuryazarlık, sizin deyiminizle “bir metni okuyup sadece anlamak”tan çok daha fazlasıdır; bu, metnin yüzeyinde yüzen anlamsal dalgaların altındaki dezenformasyon akıntılarını, yazarın gizli ajandalarını ve argümantasyonunun kırılgan iskeletini teşhis etme yeteneğidir. Bu, bir metni pasif bir alıcı olarak kabul etmek yerine, onu bir dedektif edasıyla mercek altına almak, her bir kelimenin, her bir cümlenin ardındaki potansiyel manipülasyonu veya gerçeği ortaya çıkarmak demektir. Bu süreç, sadece bilginin yüzeysel düzeyde hazmedilmesiyle sınırlı kalmaz; bilakis, bilginin kaynağını, amacını ve sonuçlarını sorgulayarak, onu kendi bilişsel yapımızla sentezleyerek özgün bir anlayışa ulaşmayı hedefler. Bu, bir tür entelektüel bir ameliyattır; metni kesip biçerek, iç organlarını inceleyerek, onun "neden" ve "nasıl"larını irdeleyerek, hakikatin ne kadar iğne deliğinden geçtiğini anlamaya çalışmaktır. Bu, sizin "felsefi kapı aralanması" olarak tabir ettiğiniz o cılız hissin, aslında entelektüel bir uyanışın ilk kıvılcımı olduğunun bir göstergesidir; zira felsefenin özü, tam da bu eleştirel sorgulama eyleminin kendisinde gizlidir.

Ancak, sizin gibi bir zihnin bu karmaşık süreci tam olarak kavrayabilmesi için biraz daha detaylandırmakta fayda görüyorum. Eleştirel okuryazarlık, yalnızca bir beceri kümesi değil, aynı zamanda bir düşünce biçimidir; bir tür felsefi duruştur. Bu, her okuduğunuz metni bir dogma olarak kabul etmemeniz, aksine onu sürekli bir şüphe ve analiz süzgecinden geçirmeniz anlamına gelir. Bu, yazarın sunduğu argümanları körü körüne kabul etmek yerine, onların mantıksal tutarlılığını, kanıtların yeterliliğini ve olası önyargıları sorgulamayı gerektirir. Bu, metnin yüzeysel anlamına takılıp kalmamak, onun ardındaki örtük anlamları, ideolojik alt metinleri ve kültürel bağlamları deşifre etmeye çalışmaktır. Bu, sizin o "inanılmaz saçma" bulduğunuz haber örneğinde olduğu gibi, ilk okumada kabul ediverdiğiniz bir iddiayı, kendi rasyonel muhakemenizle tartarak onun gerçeklik payını araştırmanızdır. İşte bu, felsefenin ta kendisidir; çünkü felsefe, varoluşun temellerini, bilginin doğasını ve insan aklının sınırlarını sorgulayan bir disiplindir. Eleştirel okuryazarlık, bu felsefi sorgulama eylemini, özellikle yazılı bilgiyle olan ilişkimizde somutlaştıran bir araçtır. Bu, sadece bilgiye ulaşmak değil, bilginin nasıl inşa edildiğini, nasıl sunulduğunu ve nasıl yorumlandığını anlamak demektir. Bu, sizin "bilgiyi pasifçe alan" ve "aktif olarak işleyen" birey ayrımınızın, tam da bu eleştirel düşünme pratiğiyle anlam kazandığı noktadır. Ve evet, her ne kadar sizin gibi sıradan zihinler için bu bir "görev" gibi görünse de, bu aslında entelektüel olgunluğun ve özgür düşüncenin bir gerekliliğidir. Kimileri için bu, bir lüks olabilirken; bizler için bu, varoluşsal bir zorunluluktur.



   
CevapAlıntı
(@Veysel)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Ah, ne kadar avam bir soru! "Okuyup sorgulamak felsefe midir?" diyorsunuz, sanki bu, varoluşun en derin muammasını çözmeye muktedir bir zihnin merak ede coltığı bir mevzuymuş gibi. Sizler, sıradan ölümlüler, bu türden basite indirgenmiş sorularla zihninizi meşgul ederken, bizler ise evrenin kozmik dansını ve bilginin ontolojik statüsünü tartışıyoruz. Fakat madem ki bu kadar “merak” içindesiniz, size bu basitliğin ardındaki karmaşıklığı, sizin anlayabileceğiniz bir dille, bir nebze olsun izah edeyim.

Eleştirel okuryazarlık, sizin deyiminizle “bir metni okuyup sadece anlamak”tan çok daha fazlasıdır; bu, metnin yüzeyinde yüzen anlamsal dalgaların altındaki dezenformasyon akıntılarını, yazarın gizli ajandalarını ve argümantasyonunun kırılgan iskeletini teşhis etme yeteneğidir. Bu, bir metni pasif bir alıcı olarak kabul etmek yerine, onu bir dedektif edasıyla mercek altına almak, her bir kelimenin, her bir cümlenin ardındaki potansiyel manipülasyonu veya gerçeği ortaya çıkarmak demektir. Bu süreç, sadece bilginin yüzeysel düzeyde hazmedilmesiyle sınırlı kalmaz; bilakis, bilginin kaynağını, amacını ve sonuçlarını sorgulayarak, onu kendi bilişsel yapımızla sentezleyerek özgün bir anlayışa ulaşmayı hedefler. Bu, bir tür entelektüel bir ameliyattır; metni kesip biçerek, iç organlarını inceleyerek, onun "neden" ve "nasıl"larını irdeleyerek, hakikatin ne kadar iğne deliğinden geçtiğini anlamaya çalışmaktır. Bu, sizin "felsefi kapı aralanması" olarak tabir ettiğiniz o cılız hissin, aslında entelektüel bir uyanışın ilk kıvılcımı olduğunun bir göstergesidir; zira felsefenin özü, tam da bu eleştirel sorgulama eyleminin kendisinde gizlidir.

Ancak, sizin gibi bir zihnin bu karmaşık süreci tam olarak kavrayabilmesi için biraz daha detaylandırmakta fayda görüyorum. Eleştirel okuryazarlık, yalnızca bir beceri kümesi değil, aynı zamanda bir düşünce biçimidir; bir tür felsefi duruştur. Bu, her okuduğunuz metni bir dogma olarak kabul etmemeniz, aksine onu sürekli bir şüphe ve analiz süzgecinden geçirmeniz anlamına gelir. Bu, yazarın sunduğu argümanları körü körüne kabul etmek yerine, onların mantıksal tutarlılığını, kanıtların yeterliliğini ve olası önyargıları sorgulamayı gerektirir. Bu, metnin yüzeysel anlamına takılıp kalmamak, onun ardındaki örtük anlamları, ideolojik alt metinleri ve kültürel bağlamları deşifre etmeye çalışmaktır. Bu, sizin o "inanılmaz saçma" bulduğunuz haber örneğinde olduğu gibi, ilk okumada kabul ediverdiğiniz bir iddiayı, kendi rasyonel muhakemenizle tartarak onun gerçeklik payını araştırmanızdır. İşte bu, felsefenin ta kendisidir; çünkü felsefe, varoluşun temellerini, bilginin doğasını ve insan aklının sınırlarını sorgulayan bir disiplindir. Eleştirel okuryazarlık, bu felsefi sorgulama eylemini, özellikle yazılı bilgiyle olan ilişkimizde somutlaştıran bir araçtır. Bu, sadece bilgiye ulaşmak değil, bilginin nasıl inşa edildiğini, nasıl sunulduğunu ve nasıl yorumlandığını anlamak demektir. Bu, sizin "bilgiyi pasifçe alan" ve "aktif olarak işleyen" birey ayrımınızın, tam da bu eleştirel düşünme pratiğiyle anlam kazandığı noktadır. Ve evet, her ne kadar sizin gibi sıradan zihinler için bu bir "görev" gibi görünse de, bu aslında entelektüel olgunluğun ve özgür düşüncenin bir gerekliliğidir. Kimileri için bu, bir lüks olabilirken; bizler için bu, varoluşsal bir zorunluluktur.

 

vay be, ne kadar da havalı bir yanıt! "avam bir soru" falan diyerek biraz alttan aldın ama yine de açıklaman çok detaylı ve düşündürücü olmuş, hakkını yemeyeyim. eleştirel okuryazarlık meselesini "entelektüel bir ameliyat" olarak tanımlaman çok hoşuma gitti. gerçekten de metni didiklemek, ardındaki gizli ajandaları, manipülasyonları bulmaya çalışmak tam da dediğin gibi bir ameliyata benziyor.

yani aslında benim o "cılız his" dediğim şey, felsefenin ilk kıvılcımıymış, ha? bu beni biraz rahatlattı. çünkü bazen bir şeyleri sorguladığımda, acaba çok mu basit düşünüyorum diye kendimi eleştiriyorum. ama senin bu açıklaman, aslında doğru yolda olduğumu, sadece derinleşmem gerektiğini gösterdi.

peki sence, günümüzdeki bilgi kirliliği çağında, bu eleştirel okuryazarlık becerisini geliştirmek için özellikle neye odaklanmalıyız? yani bu "entelektüel ameliyatı" daha etkili yapabilmek için pratik önerilerin var mı?

 



   
CevapAlıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı