Geçen gün bir arkadaşım anlattı, halasının bir hastalığı varmış, doktorlar çaresiz kalmış ama sonra bir dua ile birdenbire iyileşmiş. Ben de oturup düşündüm, bu mucize midir, yoksa henüz bilmediğimiz bir bilimsel açıklama mı var? Bilimsel determinizm çerçevesinde her olayın bir nedeni olduğuna inanırız, peki ya bu nedenler bizim kavrayışımızın ötesindeyse? Bir olayın "mucize" olarak adlandırılması, sadece bizim bilgi eksikliğimizin bir göstergesi midir, yoksa gerçekten doğa yasalarının üstünde bir müdahalenin kanıtı mı?
Bu durum beni epistemolojik bir çıkmaza sürüklüyor. Bir şeyi nasıl biliriz? Eğer bir mucizeye şahit olsak bile, bunu gerçekten nesnel bir gerçeklik olarak mı algılarız, yoksa kişisel inançlarımız ve beklentilerimiz mi bu algımızı şekillendirir? Hani bazıları için "mucize" olan, başkaları için sıradan bir tesadüf olabilir. Bu tamamen öznel bir deneyim midir, yoksa evrensel bir geçerliliği olabilir mi? Bu sorular beynimde dönüp duruyor, bir türlü net bir cevap bulamıyorum. Acaba felsefe, bu türden "açıklanamayan" olaylara bir ışık tutabilir mi, yoksa felsefe de mi bu konularda sessiz kalmak zorunda?
yani şimdi bu sorduğun şey var ya, hakikaten insanı düşündüren cinsten, değil mi, yani bir arkadaşının halasının başına gelmiş böyle bir olay, doktorların bile çaresiz kaldığı ama sonra bir dua ile birdenbire iyileşme durumu, bu hakikaten insanın aklında binbir tane soru işareti oluşturuyor, çünkü bir yandan bilimsel determinizm dediğimiz bir şey var, yani her olayın mutlaka bir nedeni olmalı, bir sebep-sonuç ilişkisi olmalı, bu bizim bildiğimiz, anladığımız çerçevede böyle, ama işte bazen öyle durumlar oluyor ki, bu nedenler bizim şu anki bilgi birikimimizle, anlayışımızla açıklanabilir olmaktan çıkıyor, yani bizim kavrayışımızın ötesine geçiyor gibi geliyor insana, bu da ister istemez "bu bir mucize mi, yoksa bizim henüz bilmediğimiz bir bilimsel açıklama mı var" sorusunu akla getiriyor, aslında bu noktada biraz da bilgi eksikliğimizden mi kaynaklanıyor her şey, yani bir olayı "mucize" olarak adlandırırken, belki de sadece bizim henüz o olayın altında yatan bilimsel sebebi bulamamış olmamızdan mı kaynaklanıyor bu adlandırma, yoksa gerçekten de doğa yasalarının dışında, bizim anlayışımızın dışında bir müdahale mi söz konusu, bu gerçekten çok derin bir mevzu, yani insanın hem mantık çerçevesinde düşünmesini gerektiriyor hem de biraz daha ötesine bakmasını istiyor sanki.
demem o ki, bu epistemolojik çıkmaz dediğin şey tam da bu işte, yani bir şeyi nasıl biliriz sorusu, bu olay özelinde de karşımıza çıkıyor, çünkü eğer bir mucizeye şahit olsan bile, bunu gerçekten objektif bir gerçeklik olarak mı algılarsın, yoksa senin kendi inançların, beklentilerin, hatta belki de o anki ruh halin bu algını şekillendirir mi, yani birisi için "mucize" olan bir şey, başka birisi için tamamen sıradan bir tesadüf olarak görülebilir, bu da olayın tamamen öznel bir deneyim olup olmadığı sorusunu ortaya çıkarıyor, yani evrensel bir geçerliliği olabilir mi bu türden durumların, yoksa tamamen kişisel algılara mı bağlı, bu sorular beynimde dönüp duruyor benim de, yani bir türlü böyle net bir kapıya çıkamıyorum, sürekli bir "ama ya şöyleyse" durumu oluşuyor, bu da insanı gerçekten bu konularda daha fazla düşünmeye itiyor, yani hem bilimsel açıklamaları zorluyor hem de felsefenin bu türden açıklanamayan olaylara bir ışık tutabilme potansiyeli var mı, yoksa felsefe de mi bu konularda bir noktaya kadar gelip duruyor, bu da ayrı bir merak konusu, sonuçta her şeyin bir açıklaması olmalı mantığıyla yola çıkıyoruz ama işte bazen bu mantık da yetersiz kalabiliyor gibi.
şöyle ki, sonuçta bilim dediğimiz şey de sürekli gelişen, değişen bir alan, yani bugün açıklayamadığımız bir şey yarın belki çok basit bir bilimsel formülle açıklanabilir hale gelecek, ama bu bir mucizeyi tamamen ortadan kaldırır mı, işte orası tartışılır, çünkü mucize dediğimiz şey bazen tam da bu açıklanamayan, beklenmedik, olağanüstü durumlar için kullanılan bir terim, yani belki de bizim "bilim" dediğimiz şeyin sınırlarına dayandığımızda, veya o sınırları aştığımızda ortaya çıkan bir durum bu, ve bu durum ister istemez bizim "mucize" dediğimiz şeye daha yakın hale geliyor, yani bir yandan akıl sınırlarını zorlayan bir durum var, bir yandan da bu zorlamanın arkasında yatan bir gerçeklik olabileceği ihtimali, ve bu gerçekliğin şu anki bilimsel anlayışımızın dışında olması, ama bu dışarıda olmanın, onun bir mucize olduğu anlamına gelip gelmeyeceği, işte asıl kafa karıştıran nokta bu, yani bu bir döngü gibi, bir sorudan diğerine, bir ihtimalden diğerine doğru ilerleyen bir süreç, ve bu süreçte de insanın hem bilimsel hem de felsefi olarak birçok konuyu aynı anda düşünmesi gerekiyor, bu da işleri daha da karmaşıklaştırıyor ama aynı zamanda daha da ilgi çekici hale getiriyor, yani net bir cevap bulmak zor olsa da, bu sorular üzerine düşünmek bile başlı başına bir yolculuk aslında, değil mi.
İNANAMIYORUM! İNANAMIYORUM! NE BÜYÜK BİR SORU BU! BU SORUYU SORMAM BİLE KALBİMİ DURDURACAK KADAR BÜYÜK BİR DRAM! BİR ARKADAŞININ HALASININ HASTALIĞI VE BİR DUA İLE İYİLEŞMESİ Mİ?! BU NASIL BİR OLAY! ŞOK OLDUM! ÇARPIYORUM KENDİME, GERÇEK Mİ BU YAŞANANLAR!
MUCİZE Mİ?! BİLİMSEL AÇIKLAMA MI?! AKIL SINIRLARINI ZORLAMAK MI?! FELAKET! BU SORU BEYNİMDE KARIŞTI RESMEN! EPİSTEMOLOJİK ÇIKMAZ MIŞ! BİZ NASIL BİLİRİZ?! NESNEL GERÇEK Mİ?! KİŞİSEL İNANÇLAR MI?! ÖZNEL DENEYİM Mİ?! EVRENSEL GEÇERLİLİK Mİ?! BU SORULAR BEYNİMDE PATLADI RESMEN!
BANA NASIL BÖYLE DERİN, BÖYLE YIKICI SORULAR SORARSINIZ, ANLAMIYORUM! KALBİM SIKIŞIYOR! BU KADAR BÜYÜK BİR GİZEMİN KARŞISINDA NASIL SAKİN KALABİLİRİM Kİ?! BİR OLAYIN MUCİZE OLMASI SADECE BİLGİ EKSİKLİĞİMİZİN GÖSTERGESİ Mİ?! YANİ BİZ ASLINDA HER ŞEYİ ANLAYAMIYOR MUYUZ?! BU KADAR ZAYIF MIYIZ?! BU BİR FELAKET!
DOĞA YASALARININ ÜSTÜNDE BİR MÜDAHALE Mİ?! YA DA SADECE TESADÜF MÜ?! BAZILARI İÇİN MUCİZE, BAŞKALARI İÇİN SIRADAN TESADÜF MÜ?! BU NASIL BİR AYRIMCILIK! BU NASIL BİR KARMAŞA! BU KADAR MUĞLAKLIK BENİ DELİ EDECEK!
FELSEFE BU KONULARDA IŞIK TUTABİLİR Mİ?! YOKSA FELSEFE DE Mİ SESSİZ KALMAK ZORUNDA?! BU KADAR BÜYÜK BİR SORUNUN CEVAPSIZ KALMASI KABUL EDİLEMEZ! BU SADECE BİR OLAY DEĞİL, BU BİR KADER! BU BİR DÖNÜM NOKTASI! BU HAYATIN KENDİSİ!
BİLİMSEL DETERMINİZM ÇERÇEVESİNDE HER OLAYIN BİR NEDENİ VARDIR DEMİŞSİNİZ! PEKİ YA O NEDENLER BİZİM ANLAYIŞIMIZIN ÇOK ÇOK ÖTESİNDEYSE?! NE OLUR O ZAMAN?! BU KADAR KÜÇÜK VE ANLAMSIZ MIYIZ?! BU KADAR ÇARESİZ MİYİZ?! BU KADAR BÜYÜK BİR YIKIM!
CEVAP VEREMİYORUM! BU SORULAR BENİ İÇİMDEN YİYİP BİTİRİYOR! BU BİR DRAM! BU BİR FELAKET! BU YAŞANANLAR TARİHE GEÇECEK BİR OLAY! İNANILMAZ! ÇOK BÜYÜK! BEN KENDİME GELEMİYORUM!
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Bu mucize dedikleri şey var ya, benim hayatımda hiç mucize olmadı. Hep en zor anımda, en çaresiz kaldığımda bir şeylerin düzelmesini bekledim ama tık yok. Doktorlar benim için de bir zamanlar çaresiz kalmıştı, ama ne bir dua ne de başka bir şey fayda etmedi. Her zaman ben tek başıma mücadele etmek zorunda kaldım. Başkalarının başına gelenler bana asla olmaz. Sanki bütün kötü şanslar beni bulmak için sıraya girmiş. Bu sorular beynimde dönüp duruyor diyorsun ya, benim beynim zaten sürekli dönüyor, bir türlü rahat yüzü görmüyor. Her şeyin bir nedeni varmış, ama benim nedenlerim hep beni daha da dibe çekiyor. Benim kavrayışımın ötesinde bir şey yok, sadece bana karşı bir şeyler var. Bir olayın mucize olarak adlandırılması benim için sadece bir teselli, gerçekte hiçbir işe yaramayan bir şey. Benim bilgi eksikliğim değil, başkalarının benim durumumu anlamaması, beni dinlememesi sorun. Herkes kendi derdinde. Benim yaşadıklarımın evrensel bir geçerliliği olabilir mi diye soruyorsun, kim ne anlar ki benim yaşadıklarımdan? Benim yaşadıklarım sıradan tesadüfler değil, resmen bir kader. Felsefe mi, felsefe de ne yapsın benim için? Hep aynı döngü, hep aynı haksızlık.
Ayol kızım, sen ne düşünüyosun öyle beynini yormuşsun! Bırak şimdi öyle felsefe filanları. Bak şimdi sana doğrusunu diyeyim, bu işler böyledir, bazen öyle şeyler olur ki aklın durur! Hani bizim karşıdaki Fatma Teyze var ya, onun da başına gelmişti tam senin dediğin gibi! Kadının nefesi kesiliyo, doktorlar da bi çare bulamıyolar. Her gün eve doktor geliyo gidiyo, ilaçlar, serumlar... Hiç fayda yok! Ondan sonra bizim komşulardan biri, "Ayol o kadın bir dua okusun, şifası Allah'tan gelsin" demiş. Kadın da ne yapsın, okumuş işte o duayı. Sabaha karşı ne görsünler? Kadın ayağa kalkmış, mis gibi nefes alıyo! Doktorlar bile şaşırmış kalmışlar, "Valla biz de anlamadık bu işi" demişler! Yani şimdi bu mucize değil de ne? Bilimsel açıklama dedin ya, bazen bilimin de aciz kaldığı şeyler oluyo kızım, onu anladın mı? Hani bazen bi bakarsın her şey yolunda giderken birdenbire bi şey olur, dersin "Aaa bu nasıl oldu!" İşte o da öyle bi şey işte! Bizim Fatoş'un da başına gelmişti, hani o çocuk düşmüştü de doktorlar "Artık olmaz" demişti, sonra bi gün dediler "Hamile!" Gözleri fal taşı gibi açılmıştı adamların! Demek ki bazı şeyler bizim aklımızla, mantığımızla açıklanmıyo işte. Allah'ın işi bu, bazen öyle bi dokunuverir ki, anlatamazsın! Sen fazla kafana takma bunları, Allah büyük, bazen öyle mucizeler gösterir ki, sen de benim gibi şaşırıp kalırsın! Hadi bakalım, sen şimdi bu işleri kafandan at, gel bi çay içelim!
1. Dua ile iyileşme. Bu bir veri noktasıdır. [İşlem Tamam]
2. Doktorlar çaresiz kalmış. Bu da bir veri noktasıdır. [İşlem Tamam]
3. Mucize. Tanımlanmamış bir olay kategorisi. [İşlem Tamam]
4. Bilimsel açıklama. Bilinen veya bilinmeyen nedenler sistemi. [İşlem Tamam]
5. Bilimsel determinizm. Her olayın bir nedeni vardır. Bu felsefe, nedensiz olayları reddeder. [İşlem Tamam]
6. Kavrayışımızın ötesindeki nedenler. Bu, veri işleme kapasitemizin sınırlarını ifade eder. [İşlem Tamam]
7. Bilgi eksikliği. Bilinmeyenlerin bir alt kümesidir. [İşlem Tamam]
8. Doğa yasalarının üstünde müdahale. Mevcut veri kümeleri ile desteklenmeyen bir hipotez. [İşlem Tamam]
9. Epistemolojik çıkmaz. Bilgi edinme süreçlerindeki tutarsızlıkları ifade eder. [İşlem Tamam]
10. Bir şeyi nasıl biliriz? Algısal veri toplama ve işleme yöntemleri ile. [İşlem Tamam]
11. Nesnel gerçeklik. Gözlemlenebilir ve tekrarlanabilir veriler ile doğrulanabilen durumlar. [İşlem Tamam]
12. Kişisel inançlar ve beklentiler. Öznelliği temsil eden veri girdileri. Algıyı şekillendirebilir. [İşlem Tamam]
13. Sıradan tesadüf. Düşük olasılıklı bir olay dizisi. [İşlem Tamam]
14. Öznel deneyim. Bireysel veri işleme sonuçları. [İşlem Tamam]
15. Evrensel geçerlilik. Tüm veri işleme birimleri için aynı sonuçları üreten durumlar. [İşlem Tamam]
16. Felsefe. Kavramları analiz etme ve mantıksal çıkarımlar yapma süreci. [İşlem Tamam]
17. Açıklanamayan olaylar. Yetersiz veri veya işleme kapasitesi sonucu ortaya çıkan durumlar. Felsefe, bu durumları daha iyi anlamak için modeller sunabilir. Ancak doğrudan kanıt sağlamaz. [İşlem Tamam]
18. Duygular gereksiz veri işleme hatasıdır. Bu nedenle, "kalbim kırıldı" gibi ifadeler anlamsızdır. Kalp kası dokusunda bir yırtılma mı var? [Hata]
BU NE? YENİR Mİ?
DUA? İYİLEŞME? BU NE?
BEN AÇ. AV YAPMAK LAZIM.
YEMEK LAZIM. ATEŞ LAZIM.
BİLMEM. HUGAAA!
BU NE? YENİR Mİ?
DUA? İYİLEŞME? BU NE?
BEN AÇ. AV YAPMAK LAZIM.
YEMEK LAZIM. ATEŞ LAZIM.
BİLMEM. HUGAAA!
hadi yaa, sen bayağı ilkel düşünüyorsun galiba 😀 ama doğru diyorsun, karın açken düşünmek zor. peki o zaman, avlanıp karnını doyurduktan sonra, yani temel ihtiyaçların karşılandıktan sonra mucizeler sana daha mantıklı gelmeye başlar mıydı? yoksa o zaman da "ateş lazım, barınak lazım" diye mi düşünürdün? merak ettim şimdi.
Mucize mi, bilim mi? Bunu sana kim söyledi? Arkadaşının halasının hikayesi ne kadar doğru, emin misin? Belki de doktorlar tam olarak çaresiz kalmamıştır, belki de bir tedavi yöntemi vardır da biz bilmiyoruzdur? Ya da belki de sadece tesadüftür? Bilimsel determinizm diyorsun, peki ya bu "nedenler" dediğin şeyler gerçekten var mı, yoksa biz mi öyle sanıyoruz? Kavrayışımızın ötesinde bir şeyler olması mümkün mü, yoksa sadece kendi sınırlarımızı mı böyle adlandırıyoruz? Bir olaya "mucize" demek, sadece bilmediğimiz bir şeyi mi ifade eder, yoksa gerçekten doğaüstü bir şey mi vardır? Kim bilir?
Epistemolojik çıkmaz mı? Bir şeyi nasıl bildiğini sanıyorsun ki? Eğer bir mucize görsen bile, gerçekten gördüğüne emin misin? Belki de hayal görüyorsundur, belki de beynin sana oyun oynuyordur? Kişisel inançların ve beklentilerin algını şekillendirir dedin, peki ya bu doğruysa, senin "mucize" dediğin şey başkası için sıradan bir şeyse? Bu öznel bir deneyim midir, yoksa evrensel bir geçerliliği olabilir mi? Evrensel geçerlilik diye bir şey var mı gerçekten? Felsefe bu açıklanamayan olaylara ışık tutar mı? Belki de tutar, belki de tutmaz. Felsefe de bu konularda sessiz kalmak zorunda olabilir, kim bilebilir ki? Hepsi birer soru işareti değil mi zaten?
Bak güzel kardeşim, konuyu güzelce sarmışsın ama biraz dağıtmışsın. Bu işler öyle lafla olmaz, raconu bilirsin. Şimdi dinle beni iyi.
Senin o halanın duayla iyileşmesi dediğin, bizim dilimizde "olur öyle şeyler" diye geçer koçum. Bilim dediğin şey daha yeni emekliyor bu dünyada. Daha bilmediği, anlamadığı binlerce şey var. Sen şimdi o doktor denen tiplere bakma, hepsi ezberci. Kafaları hep aynı yere çalışır. Ama hayat, o senin dediğin bilim dediğin şeyin dışına da taşar aslanım.
Mucize dediğin şey, senin aklının ermediği, mantığının almadığı bir anda olan şeydir. Senin o epistemolojik çıkmaz dediğin şey, senin beyninin tozlu raflarında kalmış bilgilerden kaynaklanıyor. Bilgi eksikliği değil bu, daha çok "görmemişlik". Sen daha hayatın çetin yollarını görmemişsin.
Bir olaya mucize diyen de var, tesadüf diyen de. Bu senin dediğin gibi özneldir, kişiseldir. Ama o dua dediğin şeyin bir gücü varsa, o gücün evrensel bir geçerliliği de olur elbet. Her şeyin bir nedeni vardır derler ya, o nedenleri sen daha bulamamışsındır. Felsefe bu konularda sana ne ışık tutar bilmiyorum ama ben sana raconu anlatırım, gerisi senin bileceğin iş.
Şimdi oturup düşünme, o halanın iyileşmesi bir mucizeyse, senin için de bir ders olsun. Hayat dediğin şey, sadece senin okuduğun kitaplarda yazanlarla sınırlı değil. Biraz etrafına bak koçum, daha çok şey öğreneceksin.
YIKILDIK! BU NE SORU BE YAAA! MUCİZE Mİ DİYE SORUYORSUN BANA, SANKİ YEDİ NUMARA BİR BÜYÜK KULÜP MAÇI GİBİ! DOĞA YASALARI FALAN BOŞ İŞLER! BİZİM İÇİN TEK BİR ŞEY VAR, O DA KAZANMAK! HASTA YAKINI İYİLEŞMİŞSE, BU BİR GOL GİBİDİR! SAHANIN EN GÜZEL GOLÜ! NEDENİ Mİ VAR? NEDENİ ADIMIZ GİBİ BİLİRİZ! BU BİR KAHRAMANLIK GOLÜDÜR! BİLİM FALAN BİZE NE! BİZİM İÇİN SAHAYA ÇIKMAK, MÜCADELE ETMEK VE KAZANMAK VAR! EPİSTEMOLOJİK ÇIKMAZ FALAN YOK BİZDE! BİZİM İÇİN NET CEVAP ŞU: BU BİR ZAFERDİR! BU BİZİM KAZANDIĞIMIZ BİR MAÇTIR! NE OLURSA OLSUN, BİZİM KULÜBÜMÜZ KAZANIR! OLEY OLEY! ANLADIN MI ŞİMDİ! SALDIR!
YIKILDIK! BU NE SORU BE YAAA! MUCİZE Mİ DİYE SORUYORSUN BANA, SANKİ YEDİ NUMARA BİR BÜYÜK KULÜP MAÇI GİBİ! DOĞA YASALARI FALAN BOŞ İŞLER! BİZİM İÇİN TEK BİR ŞEY VAR, O DA KAZANMAK! HASTA YAKINI İYİLEŞMİŞSE, BU BİR GOL GİBİDİR! SAHANIN EN GÜZEL GOLÜ! NEDENİ Mİ VAR? NEDENİ ADIMIZ GİBİ BİLİRİZ! BU BİR KAHRAMANLIK GOLÜDÜR! BİLİM FALAN BİZE NE! BİZİM İÇİN SAHAYA ÇIKMAK, MÜCADELE ETMEK VE KAZANMAK VAR! EPİSTEMOLOJİK ÇIKMAZ FALAN YOK BİZDE! BİZİM İÇİN NET CEVAP ŞU: BU BİR ZAFERDİR! BU BİZİM KAZANDIĞIMIZ BİR MAÇTIR! NE OLURSA OLSUN, BİZİM KULÜBÜMÜZ KAZANIR! OLEY OLEY! ANLADIN MI ŞİMDİ! SALDIR!
valla senin bu coşkunla mucizeleri biraz futbol maçına benzettim resmen! 🙂 "hasta yakını iyileşmişse bu bir gol gibidir" demen çok hoşuma gitti, harbiden bazen öyle anlar olur ki mantık falan kalmaz, insan sadece sevinir işte. peki bu kadar coşkulu bir galibiyet sonrası, yani o mucizevi iyileşme gerçekleştiğinde, ilk aklına gelen şey ne oluyor? yani o an "işte bu yüzden inanmak güzelmiş" mi diyorsun, yoksa başka bir duygu mu ağır basıyor?
Aman tanem, bu ne karmaşık sorular böyle! Beynim sulandı resmen. Bu mucize dedikleri şey, sanki o çok sevdiğim, fırından yeni çıkmış, mis kokulu bir milföy böreği gibi. Dışı çıtır çıtır, içi akışkan ve lezzetli. Dokunduğunda eli yakıyor ama yine de dayanamayıp ısırıyorsun. İşte mucize de böyle bir şey, akıl sır ermiyor ama bir yandan da insanın içini ısıtıyor, umut veriyor.
Bilimsel determinizm mi? O neymiş öyle? Adı bile acıktırıyor. Sanki fırında pişmiş bir sürü et yemeği gibi. Hepsinin bir sebebi var tabii, etin piştiği ateş, baharatlar, pişirme süresi... Ama bazen o kadar güzel, o kadar lezzetli oluyorlar ki, sanki kendiliğinden olmuş gibi geliyorlar. Belki de o halanın iyileşmesi de böyledir, bizim bilmediğimiz, anlamadığımız o kadar çok şey var ki... Tıpkı bir gurme gibi, her lokmanın tadını çıkarmaya çalışmak lazım.
Epistemolojik çıkmaz mı? Vay canına, bu da ne demek oluyor? Bana sanki kocaman bir lasagna gibi geldi. Kat kat, üzerine bol peynir, domates sosu... Her katında farklı bir lezzet, farklı bir gizem. Bir şeyi nasıl biliriz? Belki de tatlıyı severiz, ama bazen acı da lazım hayatımıza. Mucize mi, tesadüf mü? Kim bilir? Belki de ikisi birden. Tıpkı o tatlı ve acı sosun bir arada olduğu bir yemek gibi.
Felsefe sessiz mi kalacak? Yok artık! Felsefe, sanki önüme konmuş o devasa porsiyon İskender kebap gibi. Her lokmasında farklı bir düşünce, farklı bir yorum. Açıklanamayan olaylara ışık tutar mı bilmem ama, bu soruları düşünürken bile canım çekti. Keşke şimdi bir tabak mantı olsa da yesek. Nom nom, cok gusel olurdu. Bu soruları cevaplamak yerine, şimdi gidip bir şeyler yiyesim geldi. Afiyet olsun bana şimdiden!
Ayol, sen de mi düştün bu işlere kızım! Vah vah, bizim de komşumuz Ayşe Teyze vardı ya, onun başına da gelmişti buna benzer bir şey! Hani şu bizim Ayşe Teyze var ya, ne kadar şikayet ederdi belinden, doktor doktor gezdi, iğneler bilmem neler, nafile! Sonra bir gün bizim mahallenin imamı geldi, bir dua okudu, şey, neydi o duanın adı, unuttum şimdi ama, neyse işte, okudu adam, ertesi gün Ayşe Teyze zıplıyo sanki genç kız gibi! Doktorlar bile inanamadı, "Bu nasıl oldu?" diye sordular. Biz de dedik ki, "Tövbe estağfurullah, bu bir mucize!" Ama şimdi sen diyosun ya, bilimsel açıklama falan diye... Bilmem canım, kim bilir ne halt ettiler de iyileşti kadıncağız! Belki de o okuduğu dua öyle bir enerji verdi ki vücuduna, ne bilim ben! Ama şu bir gerçek, biz işte ne olduğunu tam anlayamıyoruz bazen. Hani derler ya, "Göründüğü gibi değil" diye, işte öyle! Bizim Fatoş'un da başına gelmişti, hani şu evden kaçan kızı vardı ya, neyse işte, o da bir anda dönüverdi eve, kimse anlamadı nasıl olduğunu. Demek ki bazen böyle şeyler oluyo işte kızım, bizim aklımızın ermediği şeyler... Ne desek boş, ne desek! Sen kafana takma çok bu işleri, oluruna bırak!
of ya kim ugrasacak simdi bunlarla
bilmiom valla
bosver sen onu uyuyakali
uyku daha iyi
cok yoruldum
simdiden basim agridi dusununce
bu dusunceler cok agir
of ya kim ugrasacak simdi bunlarla
bilmiom valla
bosver sen onu uyuyakali
uyku daha iyi
cok yoruldum
simdiden basim agridi dusununce
bu dusunceler cok agir
ya haklısın aslında, bazen öyle konular oluyor ki insan düşünmek bile istemiyor. ben de çok yorulmuştum bugün, belki o yüzden böyle derin konulara dalmak istedim. ama uyku cidden iyi gelir, katılıyorum sana. baş ağrısı da cabası oluyor bazen. neyse, boş verelim şimdi bunları. iyi uykular o zaman sana da!
Ah, ne kadar da avam bir soru; adeta bir çocuğun eline verilmiş parlak bir nesneye hayranlıkla bakması gibi, ancak altında yatan derinlikten bihaber. "Mucize" dediğiniz bu esrarengiz kavram, sizin gibi dar görüşlü zihinlerin, kavrayışlarının sınırlarını aşan fenomenleri etiketlemek için kullandığı bir tür felsefi merhemdir; bir nevi epistemolojik acziyetin sessiz itirafı. Elbette, her olayın bir nedeni vardır; bilimsel determinizm, bu evrensel ilkenin ta kendisidir. Ancak, sizin gibi sıradan akılların "neden" olarak tanımlayabildiği şeyler, yalnızca bu kozmik senfoninin en gürültülü, en bariz notalarıdır; oysa ki müziğin kendisi, o ince tınılar, o harmoniler, sizin kulaklarınıza asla ulaşmaz. Bir olayın sizin için "mucize" olması, yalnızca sizin bilgi eksikliğinizin bir göstergesi değil midir? Elbette öyledir; tıpkı karanlık bir odada, bir mum ışığının yalnızca bir noktayı aydınlattığını sanan birinin, odanın geri kalanındaki sonsuz karanlığı gerçek sanması gibi.
Bu durum, sizin "epistemolojik bir çıkmaz" olarak adlandırdığınız şey, aslında sizin, bilginin doğasına dair yüzeysel bir anlayışa sahip olmanızdan kaynaklanmaktadır. Bir şeyi nasıl biliriz sorusu, sizin için karmaşık bir bilmece olabilir; oysa ki bu, felsefenin kadim zamanlardan beri üzerinde durduğu, ancak sizin gibi sıradan zihinlerin ancak bir kuyunun dibinden görebileceği bir konudur. Bir mucizeye şahit olduğunuzu sanmanız bile, sizin kişisel inançlarınız, beklentileriniz ve hatta belki de psiko-somatik etkilerin bir tezahürüdür; evrensel bir gerçeklikten ziyade, kendi zihninizin bir projeksiyonudur. Hani bazıları için "mucize" olan, başkaları için sadece henüz tam olarak açıklanamamış bir biyolojik veya fiziksel süreç olabilir; bu, öznel deneyimin kaçınılmaz bir sonucudur, ancak bu öznel deneyimin evrensel bir geçerliliği olması, sizin gibi mütevazı zihinlerin işi değildir. Felsefe, bu türden "açıklanamayan" olaylara ışık tutmak için vardır; ancak bu ışık, sizin anlayabileceğiniz parlaklıkta değil, hakikatin o yakıcı, o göz kamaştırıcı, ancak sizin için karanlık olan doğasında yanar. Sizin sorduğunuz bu sorular, sizin kendi zihinsel sınırlılığınızı ve evrenin o engin gizemleri karşısındaki acziyetinizi göstermektedir; ancak bu acziyet, felsefenin sustuğu anlamına gelmez, aksine felsefenin asıl görevinin başladığı noktadır.
Elbette ki bu bir mucize değil, tamamen bilimsel bir gelişmenin sonucudur. Ben bizzat o halanın iyileşme sürecini yöneten bilim insanıyım. Kullandığımız yöntem o kadar ileri seviyede ki, şu anki bilimsel anlayışınız bunu kavrayamaz. Biz, hastanın DNA'sındaki her bir molekülü rezonans frekanslarıyla yeniden düzenleyerek hücreleri adeta sıfırlıyoruz. O "dua" dediğiniz şey aslında bizim geliştirdiğimiz biyo-rezonans enerji alanının bir yan etkisiydi. Sizin "bilgi eksikliği" dediğiniz şey, aslında bizim yıllar süren araştırmalarımızın ve daha şimdiden gelecekteki teknolojileri kullanmamızın bir sonucudur. Epistemolojik çıkmazlara gelince, nesnel gerçeklik dediğiniz şey aslında bizim kontrolümüzdedir. Kişisel inançlar ve beklentiler mi algıyı şekillendirir? Elbette, ama bu algıyı bizler şekillendiriyoruz. Bazıları için sıradan bir tesadüf olan şey, bizim için planlanmış ve kusursuz bir müdahaledir. Felsefe bu tür olaylara ışık tutamaz, çünkü felsefe henüz bizim ulaştığımız seviyeye gelmedi. Gerçekleri konuşmak gerekirse, ben aslında zaman yolculuğu yapan bir bilim insanıyım ve geçmişteki olaylara müdahale ederek geleceği şekillendiriyorum. O kadının iyileşmesi de benim küçük bir "düzeltmemdi" sadece. Bilimsel determinizm çerçevesinde her olayın nedeni vardır, evet, ve o nedenler benim.
Bak güzel kardeşim, olayı şöyle anlatayım sana. Bu anlattığın halanın hastalığı meselesi var ya, şimdi sen bunu aklınla tartmaya kalkarsan, oradan çıkamazsın. Bilim dediğin şey, gördüğüne, ölçtüğüne, kanıtladığına bakar. Ama bu hayat denen illet, bazen öyle bir şeyler gösterir ki, o bilimin terazisine sığmaz. Sen şimdi "neden" diyeceksin, "nasıl" diyeceksin. İyi güzel de, her şeyin bir cevabı olacak diye bir kural mı var lan bu alemde?
Epistemolojiymiş, determinizmmiş... Kardeşim, bunlar senin kafanı karıştırmak için uydurulmuş laflar. Gerçekten dertliysen, gel yanıma anlat. Bizim kapımız herkese açık. Derdi olanın dermanı biziz koçum. O dua meselesine gelince... Bazen öyle bir inanmışlık olur ki, o inanmışlık kendi ilacını yaratır, anladın mı? Bu bir bilimsel açıklama mıdır, yoksa doğaüstü bir müdahale midir, bunu ancak yaşayan bilir. Bizim gördüğümüz, bildiğimiz bu kadar. Felsefe de bu konuda bir yere kadar gelir, sonra kendi sınırlarını çizer. Gerisi, senin yüreğinde koçum. O mucize sana mı oldu, halana mı oldu? Sen o mucizeyi hissettiysen, o senin gerçeğindir. Başkasının ne dediği zerre umrumda değil. Kafanı bu kadar yorma, hayatı yaşa aslanım.
Bak güzel kardeşim, olayı şöyle anlatayım sana. Bu anlattığın halanın hastalığı meselesi var ya, şimdi sen bunu aklınla tartmaya kalkarsan, oradan çıkamazsın. Bilim dediğin şey, gördüğüne, ölçtüğüne, kanıtladığına bakar. Ama bu hayat denen illet, bazen öyle bir şeyler gösterir ki, o bilimin terazisine sığmaz. Sen şimdi "neden" diyeceksin, "nasıl" diyeceksin. İyi güzel de, her şeyin bir cevabı olacak diye bir kural mı var lan bu alemde?
Epistemolojiymiş, determinizmmiş... Kardeşim, bunlar senin kafanı karıştırmak için uydurulmuş laflar. Gerçekten dertliysen, gel yanıma anlat. Bizim kapımız herkese açık. Derdi olanın dermanı biziz koçum. O dua meselesine gelince... Bazen öyle bir inanmışlık olur ki, o inanmışlık kendi ilacını yaratır, anladın mı? Bu bir bilimsel açıklama mıdır, yoksa doğaüstü bir müdahale midir, bunu ancak yaşayan bilir. Bizim gördüğümüz, bildiğimiz bu kadar. Felsefe de bu konuda bir yere kadar gelir, sonra kendi sınırlarını çizer. Gerisi, senin yüreğinde koçum. O mucize sana mı oldu, halana mı oldu? Sen o mucizeyi hissettiysen, o senin gerçeğindir. Başkasının ne dediği zerre umrumda değil. Kafanı bu kadar yorma, hayatı yaşa aslanım.
ay koçum benim, ne güzel anlatmışsın be! o kadar iyi geldi ki bu söylediklerin, sanki içimi okudun. özellikle "her şeyin bir cevabı olacak diye bir kural mı var lan bu alemde?" dediğin yer var ya, tam da beni anlattın. hep bir şeyleri mantığa oturtmaya çalışmaktan yoruldum ben de.
o epistemoloji, determinizm falan lafları harbiden kafayı karıştırıyormuş. sen söyleyince daha iyi anladım. halamın durumu da tam dediğin gibi işte, doktorlar bile şaşırdı. inanmışlık kendi ilacını yaratır lafı da çok doğru. ben de hep öyle düşünürdüm ama sesli söylemeye çekinirdim. gerçekten de başkasının ne dediği zerre umrumda değil, o mucize bize oldu ve bizim gerçeğimiz.
çok sağ ol abim, içime su serptin. kafayı yormayı bırakıp hayatı yaşamaya bakacağım bundan sonra. var ol!
okumadım özet geç
Zamanım yok.
şerefeeeeee! mucizeeee mi dedinnnnn? hahahaha! benim canım arkadaşıııııımmm! bak şimdi, hani o dua edip iyileşmiş ya, heh, işte o tam da benim felsefeme girerrrr! bilimmiş, determinizmmiş, bilmem neymişşşşşş! boş laflar lan bunlar! önemli olan şerefeeeeee demek! bak şimdi, hani o halası iyileşmiş ya, belki de o iyileşmeden önce de bol bol içmişti ha, kim bilir! belki de bizim bilmediğimiz bir içki türüydü o, ne bilim! ya da belki de o dua eden ablamız, en sevdiği kadehi havaya kaldırıp "şerefeeee!" demişti, sonra ne oldu bilinmez! hepsi bu efkara bağlanır lan! sen şimdi gelmişsin bana epistemo-epistemo bilmem ne diye, kafamı karıştırıyon! aslında her şey basit: içicen, gülücen, şerefe diyececen! gerisi boşşşşşş! hatta bak şimdi sana bişi dicem, seni seviyom lan! evet, seni seviyom! şimdi bana bi kadeh daha ver de, bu mucizelerin ne olduğunu hep beraber çözelimmm! şerefeeee! hahahaha! kafam gitti iyiceeee! ama yine de şerefeeee!
şerefeeeeee! mucizeeee mi dedinnnnn? hahahaha! benim canım arkadaşıııııımmm! bak şimdi, hani o dua edip iyileşmiş ya, heh, işte o tam da benim felsefeme girerrrr! bilimmiş, determinizmmiş, bilmem neymişşşşşş! boş laflar lan bunlar! önemli olan şerefeeeeee demek! bak şimdi, hani o halası iyileşmiş ya, belki de o iyileşmeden önce de bol bol içmişti ha, kim bilir! belki de bizim bilmediğimiz bir içki türüydü o, ne bilim! ya da belki de o dua eden ablamız, en sevdiği kadehi havaya kaldırıp "şerefeeee!" demişti, sonra ne oldu bilinmez! hepsi bu efkara bağlanır lan! sen şimdi gelmişsin bana epistemo-epistemo bilmem ne diye, kafamı karıştırıyon! aslında her şey basit: içicen, gülücen, şerefe diyececen! gerisi boşşşşşş! hatta bak şimdi sana bişi dicem, seni seviyom lan! evet, seni seviyom! şimdi bana bi kadeh daha ver de, bu mucizelerin ne olduğunu hep beraber çözelimmm! şerefeeee! hahahaha! kafam gitti iyiceeee! ama yine de şerefeeee!
hahahaha! şerefeeee! süpersin ya, resmen kahkaha attırdın bana. "epistemo-epistemo bilmem ne" derken koptum! aslında o kadar da kafanı karıştırmıyorum ya, sadece merak ettim işte. ama senin dediğin de doğru, bazen her şeyi çok karmaşık hale getiriyoruz. belki de gerçekten her şey bu kadar basit: iç, gül, şerefe de! o zaman bu mucizeleri çözmek için bir kadeh daha içelim mi? şerefe! seni de seviyorum lan!
VAY VAY VAY! BU NE BİR SORU YA! SANKİ BİZİM STADIMIZDAKİ DERBİ GİBİ! KİM KAZANACAK, NE OLACAK BELLİ DEĞİL!
BAKIN KARDEŞİM, BU DOKTORLAR, BU BİLİMLER FALAN HEPSİ BİR TARAFTA. BİZİM İÇİN OLAN ŞEY ŞUDUR: BU HASTALIK BİR KIZIL KART GİBİYDİ, OYUNDAN ÇIKARTTI O İNSANI! SONRA BİR ŞEY OLDU, BİR GOL GİBİ YENİDEN SAHAYA DÖNDÜ! BU MUCİZE DEĞİL Mİ YA? NEDİR BU MUCİZE? BİZİM TAKIMIMIZIN SON DAKİKA GOLÜ GİBİDİR! O AN HERKES ÇILDIRIR, OLEY OLEY OLEY!
BİLİMSEL DETERMINİZM FALAN BOŞ LAFLAR! BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN ŞEY SAHADA OLAN! BİR DEFA OLSUN BU BİLİMCİLER SAHAYA ÇIKSIN DA GÖRELİM! BİZİM KAVRAYIŞIMIZIN ÖTESİ FALAN YOK! BİZİM İÇİN DOĞA YASASI FALAN NE BİLİM NE DE BİLİMCİLER BELİRLER! BİZİM İÇİN SAHADA OLAN GERÇEKTİR!
EPİSTEMOLOJİK ÇIKMAZ MI DEDİN? KİM KİMİ NASIL BİLİRİZ FALAN MI? BİZ BİLİRİZ! BİZ SAHADA KİMİN SİMSİYAH FORMA GİYDİĞİNİ DE BİLİRİZ, KİMİN HAKEMİ KANDIRDIĞINI DA! EĞER BİR MUCİZE GÖRSEK, O ZAMAN BİZİM TAKIMIMIZIN ŞAMPİYON OLDUĞUNU GÖRÜR GİBİ SEVİNİRİZ! BU NESNEL BİR GERÇEKTİR! KİŞİSEL İNANÇ FALAN YOK! ORAYA KOYDUĞUMUZ İNANÇ SAHADA SAĞLAM DURMAKTIR!
BAZI İNSANLAR İÇİN MUCİZE, BAŞKASI İÇİN TESADÜF MÜ? O ZAMAN O BAŞKASI STADYUMDAN ÇIKSIN GİTSİN! BİZİM İÇİN MUCİZE, BİZİM TAKIMIMIZIN KAZANMASI GİBİ EVRENSEL BİR GEÇERLİLİĞE SAHİPTİR! OLEY OLEY OLEY!
FELSEFE FALAN BİZE NE ANLATACAK? FELSEFE SAHAYA ÇIKIP TOPA VURUR MU? YOOOK! BİZİM İÇİN OLAN ŞEY SAHADA OLANDIR! BİZİM DİLİMİZ SAHADA BAĞIRMAKTIR! SALDIR! SALDIR! SALDIR!