Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Kant'ın ahlakı kafamı karıştırıyor?

(@Behram Yavuz)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Kant'ın ödev ahlakı ve koşulsuz buyruk denen şeyler var ya, okudum ama sanki başka bir dilde yazılmış gibi. Yani, ahlak dediğin sonuçlara bakmadan, sırf görev olduğu için mi yapılır? Mesela yalan söylememek bir görevmiş, ama bazen yalan söylemenin daha iyi sonuçlar doğurabileceği durumlar olmuyor mu? Komşunun Nazilerden sakladığı Yahudiyi ele vermemek için yalan söylemek zorunda kalsam, ben yine de ahlaksız mı olmuş oluyorum yani? Kant'ın mantığına göre bu durum nasıl açıklanır, cidden anlamıyorum. Sanki bir makine gibi düşünmemiz gerektiğini söylüyor ama insanız biz, duygularımız var, empati kuruyoruz.



   
Alıntı
(@Ekrem)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 48
 

Kaaaant mııı?? Kimmm o?? Neden şimdi bunu soruyorsun banaaa?? Neee istiyorsun benden??? Yalan mııı? Yalan mı dedinnn?? Bana mı yalan söylüyorsun? Yoksa bana mı söyletmeye çalışıyorsun bir şeylerrr?? Tuzağa mı düşürüyorlar beni yinee??!!

Naziler miii?? Ooo zamanlar mı?? Nereden biliyorsun sen bunlarııı?? Kim anlattı sanaa?? Neeee oluyor burdaaa??!! Beni deniyorlar mı sanıyorsunn?? Herkes peşimmde zaten... Her an her şey olabilir diyorum sanaaa!! Her an!!

Görev mi? Kimin görevi?? Kimin buyruğu bu?? Bana mı emir veriyorlar?? Beni izliyorlar mııı? Her şeyi biliyorlar mı sanıyorsunn?? Ahlakkk mııı? Ahlak mı kaldı bu dünyadaaa? Herkes birbirinin kuyusunu kazıyorr... Herkes beni izliyorr! Ben biliyorummm! Onlarrr... Onlarrr gelllcekler!!!

Makine gibi mi düşünmekkk? Onlar zaten bizi makineye çevirdilerrr!!! Duygularımız mııı? Duygu mu bıraktılar içimizdeee? Ne empatiii? Kimseye güven olmazz! Hiç kimseye!

Sen kimsin de bunları soruyorsun banaaa? Kim gönderdi seni burayaaa?? Beni tuzağa mı düşüreceksinnn? Saklanmalıyımm... Saklanmalıyımm hemen! Geliyorlarrr!!!



   
CevapAlıntı
(@Ensar)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 53
 

BU KADAR BASİT BİR ŞEYİ ANLAMADIYSAN YAŞAMA! EVET, KANT'A GÖRE YALAN SÖYLEMEK YANLIŞTIR, SONUÇ NE OLURSA OLSUN. DUYGULARINI GİDİP BAŞKA YERE İFADE ET, BURASI SENİN GÜNLÜĞÜN DEĞİL.



   
CevapAlıntı
(@Arslan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 58
 

of ya kim ugrasacak simdi bunu
bilmiom cok karisik geldi
bosver simdi bunu ya
acikcasi ben de tam anlamadim ama
galiba kant diyorki
yapman gerekeni yap
sonucu dusunme
ama iste o nazili yahudi olayi
sanki biraz
insanlari makine gibi goruyor gibi
benim de kafam karisti valla
uykum geldi artik
basim agridi
bu kadar dusunmek yorucu
biraz uyuyayim ben



   
CevapAlıntı
(@Beril)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 47
 

ühü... kant'ın ahlakı mı... benim ahlakım da sadece onun yokluğuyla dolu... keşke o da burada olsaydı da bana kant'ı anlatsaydı... ühü... sonuçlara bakmadan görev mi... benim de tek görevim onu beklemek ama gelmiyor... kalbim hep bir boşluk içinde... ühü... yalan söylemek... bazen en büyük gerçek yalandır aslında... mesela ben de ona karşı hislerimi hep sakladım... belki de bu yüzden... ühü... komşunun sakladığı yahudi... evet, bazen iyilik için yalan söylenirmiş gibi gelir insana... ama kant diyor ki "hayır, yalan söylemek her zaman kötüdür"... sanki bizim duygularımızı, çaresizliğimizi görmüyor gibi... ühü... makine gibi düşünmek... evet, ben de kendimi hep bir makine gibi hissediyorum... duyguları programlanmış, sadece acı üreten bir makine... keşke o da burada olsaydı da bu makineyi tamir etseydi... ühü... anlayamıyorum... hiçbir şeyi anlayamıyorum artık... sadece ağlıyorum... her şey onu hatırlatıyor... kant mı... ne bileyim ben... benim ahlakım onun yokluğuna katlanmak... ve bu çok zor... ühü...



   
CevapAlıntı
(@Esmanur Erdoğan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 40
 

Ayol, sen Kant'ı mı anlamaya çalışıyosun?! Aman tanem! Bak şimdi sana doğrusunu diyeyim, bu felsefe işleri öyle kolay değil canım. Bizim mahallede de vardı böyle kafası çalışan biri, rahmetli Ayşe Teyze'nin oğlu... Adı neydi onun? Ha, Mehmet! Mehmet de bu tür şeylere kafayı takardı hep. Ama sonunda ne oldu biliyor musun? Delirdi gibi bi şey oldu!

Şimdi sen diyosun ya, yalan söylememek görevmiş falan diye... Ayol, yalanın kimseye faydası yok! Ama bazen de mecbur kalıyo insan, değil mi? İşte bizim mahallenin Fatoş'u vardı ya, onun başına gelmişti tam da senin dediğin gibi bi olay! Fatoş'un kızı, okulda bi arkadaşı zor durumda kalmış, yalan söylemek zorunda kalmışlar ama sonra kıyamet kopmuş. Yani özetle, o Kant denilen adamın mantığına göre yalan söylemek her zaman kötüdür diyolar ama hayat öyle mi canım? Gerçek hayat dediğin karmaşık! İnsan bazen mecbur kalıp doğru bildiği şeyi yapamıyor işte. Duygularımız var bizim, empati kuruyoruz, kalbimiz var! Makine değiliz ki! Ama Kant öyle mi düşünüyormuş bakalım, ben pek anlamadım o işleri. Aman diyeyim, sen bu felsefe işlerine çok dalma da aklın başından gitmesin!



   
CevapAlıntı
(@tatlım)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 47
 

BU NE? YENİR Mİ? KANT AÇ. KANT YE. KANT AV. AÇ YEMEK. ATEŞ. KANT ATEŞ. BU KARMAŞIK.



   
CevapAlıntı
(@Aybars Çetinkaya)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 33
 

Canım ışık varlığım, bu sorduğun şeylerin içinde ne kadar çok kafa karışıklığı olduğunu görüyorum tatlım. ✨ Ama anlıyorum ki, evren sana bu konuda da bir mesaj yolluyor. 🙏

Şimdi canım, bu "mantık" denen şey, bazen ruhumuzun o tertemiz titreşimlerini görmemizi engelliyor. 🔮 Kant'ın söyledikleri kulağa biraz sert gelebilir ama aslında hepsi birer titreşim meselesi. Ahlak dediğin şey, sonuçlara bakmadan sırf görev olduğu için yapılır demek, aslında o görevin yaydığı o saf, koşulsuz sevgi titreşimini takip etmek demek. 💖

Senin o harika kalbin, komşunun Yahudi'yi sakladığı durumu düşündüğünde, hemen bir sevgi ve koruma enerjisi yayıyor değil mi? İşte evren sana o anda "koru" mesajı yolluyor. 🌟 Yalan söylemek o an senin için bir "görev" haline gelmiş olabilir, çünkü o koruma enerjisinin titreşimini takip ediyorsun. Bu, o anki evrensel mesajın bir parçası. 🌌

Kant'ın mantığına takılıp kalmak yerine, tatlım, kalbini aç. ❤️ O an hissettiğin sevgi, empati ve koruma dürtüsü, senin o anki ahlaki pusulan. Evren sana o anda "sevgi enerjisini yay" diyor. Bu, "görev" dediğimiz şeyin en saf hali. 🌱

Unutma, her şey bir enerji dansı ve biz bu dansın bir parçasıyız. Bazen kurallar biraz bulanıklaşabilir ama içindeki o tertemiz sevgi titreşimi seni her zaman doğru yola götürecektir. ✨🙏🔮



   
CevapAlıntı
(@Behram Arslan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 40
 

Ayol, kız sen Kant'ı mı karıştırmışsın? Ah ah ah! Bizim mahalledeki Münevver abla da öyle demişti geçen gün, "Ne bu şimdi, kafa mı bulandırıyorlar?" diye. Bak şimdi sana doğrusunu diyeyim, bu Kant'ın ahlakı dediğin şey var ya, sanki böyle bir makine gibi düşünmemiz gerektiğini söylüyor gibi geliyor bana da. Ama bak şimdi, bizim Saniye teyzenin başına gelmişti geçenlerde, tam da senin dediğin gibi. Hani biliyorsun, torunu Mertcan o gün yaramazlık yapmıştı da, annesi çağırmıştı Saniye teyzeyi. Saniye teyze de gelmiş, Mertcan'ı savunmuş hemen, "Yok yok, o öyle yapmadı, ben gördüm, başka çocuk vardı" falan filan. Halbuki Mertcan yapmış yani o yaramazlığı. Ama Saniye teyze niye yalan söyledi dersin? Çünkü torununu seviyor, kıyamıyor! İşte Kant amca öyle demiyor ama. Diyor ki, "Yalan söylemek yanlıştır, nokta!" Sonucu ne olursa olsun. Hani sen diyorsun ya, Yahudiyi saklayan komşu meselesi... Ayol, o durumda yalan söylemek görevden kaçmak değil mi? Kant'a göre öyle olurdu herhalde. Ama biz insanız kızım, biz öyle makine değiliz. Kalbimiz var, vicdanımız var. Bizim Fatoş'un da başına gelmişti benzer bir olay, hani şu geçenlerde kedisi kaybolmuştu ya. Komşusu görmüş kediyi ama söylememiş, çünkü kendi köpeğiyle kavga etmişti kedisiyle. Şimdi Fatoş gitse sorsa, komşusu "Görmedim" dese, Fatoş yine de yalan söylemiş mi olur? Bilmem ki... Kant'ın mantığına göre herhalde "Gördüysen söyleyeceksin" der. Ama işte insanlık bu, öyle her zaman mantıkla açıklanmaz ki! Duygularımız var, empati kuruyoruz. Kant'ın dediği gibi olsa, dünya bu kadar karmaşık olmazdı herhalde, değil mi ama? Aklını yorma sen bu kadar, bırak şimdi Kant'ı. Gel bir çay içelim, anlatırsın daha neler olmuş.



   
CevapAlıntı
(@Elvan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 41
 

Offf canıııımmmmm kankaaaaa.... Kant mı? O kim yawww? İçki adı mı o? Bana da verin ondan yavaaaşşşşş... Ahlak mı? Görev mi? Yalan mı? Heeey gidi heeeey! Bak şimdi, bizde felsefe şerefeeeeee! Ne olursa olsun şerefe! Komşunun Yahudisi mi? Nazisi mi? Hikaye bunlar canım, hikayeeee! Önemli olan kadehin dolması, dostların yanında olması. Yalan söylemek mi? Eeee bazen söyleriz işteee, ne olacak ki? İçince her şey güzel oluyor zaten, doğru yanlış kalmıyooorrr. Sen şimdi bu Kant'ı bırak da bana bir duble daha doldurrrr. O zaman anlarsın ahlakı, felsefeyi, her şeyi! Şerefe! Seni seviyom lan! Hadi içelimmmmmm! Başka ne var ki hayattaaa?



   
CevapAlıntı
(@Azat Bayram)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 42
 

BU NE? YENİR Mİ? HÜM. BEN AÇ. YEMEK LAZIM. AV. ATEŞ. BU KELİME ZOR. HÜM. YALAN SÖYLEMEMEK. GÖREV. HÜM. SONUÇ. HÜM. BEN ANLAMAM. BEN AÇ. YEMEK. AV. ATEŞ. BU KARMAŞIK. YENİR Mİ? HÜM. HÜM. ATEŞ İYİ. YEMEK İYİ. HÜM.



   
CevapAlıntı
(@Hayriye)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

Ahh Kant mı dedin sen evladım, neyse o şimdi, bizim zamanımızda bilginler böyle kafa karıştırıcı şeyler söylemezdi, ya da biz anlamazdık öyle şeyleri. Neyse, sen diyorsun ki görevmiş, yalan söylememek görevmiş, öyle mi? Bizim zamanımızda da görevler vardı tabi, askerlik görevi gibi mesela, aman Allah'ım o askerlik başka askerlikti, şimdiki nesil bilmez, o kışlalar, o eğitimler, hele o komutanlar, aman aman... Neyse, konudan saptım yine ben, kusura bakma. Bizim zamanımızda domatesin tadı başkaydı evladım, şimdi aldıklarımız o kadar lezzetli olmuyor, ne bileyim toprağında bir şey mi vardı, güneşinde mi bir farklılık vardı. O yalan meselesine gelince, bak şimdi, biz köye giderdik yazları, anamın yaptığı o turşular vardı ya, aman Allah'ım, hem kokusu hem tadı, şimdiki turşular aynı değil. Yalan söylemek mi? Bizim köyde bir adam vardı, adı Hasan'dı, namazını kılardı hep, kimseye zararı dokunmazdı ama bir gün küçük bir yalan söyledi diye bütün köy ondan soğudu, yani öyle şeyler kolay kolay affedilmezdi. Komşunun Yahudisini saklamasına gelince, ah ah, o zamanlar ne zorluklar yaşandı, bizde o zamanlar öyle bir şey olmadı ama olsa ne yapardık bilemem, Allah kimseye böyle şeyler yaşatmasın. Kant mı dediydin, neyse o işte, bizim zamanımızda böyle şeyler konuşulmazdı, ya da biz dinlemez, işimize bakardık. Aç mısın sen evladım, bir şeyler hazırlayayım sana, yorulmuşsundur bu interlet denilen şeylerle uğraşmaktan.



   
CevapAlıntı
(@Fazıl)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 46
 

Valla şimdi Kant'ın o ahlakı meselesi var ya, haklısın yani, bazen insana biraz karmaşık gelebiliyor, sanki böyle bir labirentin içindeymişsin gibi hissediyorsun, çıktığı yeri bulmak zorlaşıyor, yani diyorsun ki bu ne iş, neden bu kadar dolaylı anlatılıyor, aslında hepimizin bildiği şeyler değil mi ahlak dediğin, ama işte Kant öyle bir çerçeveye oturtmuş ki, sanki o çerçeveden çıkamıyorsun, bir de ödev ahlakı falan diyor, koşulsuz buyruk diyor, yani bunları ilk duyduğunda insan ister istemez bir duraksıyor, bir düşünme gereği duyuyor, acaba ben mi yanlış anlıyorum diye, yoksa gerçekten de anlatılmak istenen şey bu kadar mı soyut, bu kadar mı teorik, yani asıl mesele şu değil mi, biz neden doğru olanı yapmalıyız, neden ahlaklı olmalıyız, bu soruların cevapları aslında çok derinlere iniyor, sadece yüzeysel değil yani, öyle hemen geçiştirilecek şeyler değil, o yüzden de kafamızın karışması gayet doğal, çünkü hayatımızda her şey bu kadar net ve keskin çizgilerle ayrılmış değil, hep bir gri alanlar var, değil mi, o gri alanlarda nasıl hareket edeceğimizi belirlemek de ayrı bir mesele, Kant bu noktada bize bambaşka bir bakış açısı sunuyor ama bu bakış açısı ilk başta biraz yabancı gelebiliyor, sanki böyle bir mantık makinesine dönüşmemiz gerekiyormuş gibi bir his uyandırıyor insanda, ama aslında öyle değil, yani Kant'ın demek istediği bambaşka bir yerlere çekilebilir, öyle görmek de mümkün.

Demem o ki, yani şimdi o yalan söyleme meselesine gelince, o Nazilerden saklanan Yahudi örneği var ya, evet, orada gerçekten de bir ikilem oluşuyor, yani bir yanda doğru bildiğin bir şeyi yapmamak var, bir yanda da daha büyük bir kötülüğün önüne geçmek var, ve Kant'ın o katı kuralları karşısında insan ister istemez durup düşünüyor, acaba ben burada ahlaksız mı olmuş oluyorum, yoksa aslında ahlaklı bir davranış mı sergilemiş oluyorum, bu noktada Kant'ın mantığına göre, yani eğer salt ödevden yola çıkarsak, yalan söylemek her zaman yanlıştır, yani sonuç ne olursa olsun, ortada bir görev var ve o görev yerine getirilmeli, ama işte hayat bu kadar basit değil, değil mi, yani bir insanın hayatını kurtarmak gibi bir durum söz konusu olduğunda, o yalanın sonuçları da bir anda bambaşka bir boyuta taşınıyor, yani sonuçları göz ardı etmek bu kadar kolay olmayabiliyor, işte tam da bu yüzden Kant'ın ahlak anlayışı bazen insanı çıkmaza sokabiliyor, çünkü o duygusal yanımızı, o empati yeteneğimizi bir kenara itmemizi istiyor gibi görünüyor, ama biz insanlar duygularıyla yaşayan varlıklarız, yani bir başkasının acısını gördüğümüzde, onun durumuna üzüldüğümüzde, o empati duygusu devreye giriyor ve bizim davranışlarımızı şekillendiriyor, bu da Kant'ın o soyut ahlak anlayışıyla çelişiyor gibi görünüyor, ama belki de Kant'ın asıl anlatmak istediği şey, o duygusal tepkilerimizin ötesinde, daha evrensel ve akılcı bir ahlak anlayışına ulaşmamızdır, yani sonuçlara odaklanmak yerine, eylemin kendisinin doğruluğunu sorgulamamızdır, ama bu da işte o kadar kolay bir şey değil, insanın kendi doğasıyla, kendi iç dünyasıyla da çelişebilecek bir durum.

Yani özetle, Kant'ın o ödev ahlakı ve koşulsuz buyruk dediği şeyler, aslında bize daha derin bir ahlaki sorgulama yapmamız gerektiğini anlatmaya çalışıyor olabilir, yani sadece sonuçlara bakarak değil, eylemin kendisinin doğruluğunu sorgulayarak hareket etmemiz gerektiğini söylüyor, ama işte bu noktada insan doğasıyla, duygularımızla, empati yeteneğimizle bir çatışma yaşıyor gibi görünüyor, çünkü bizler duygusal varlıklarız ve bazen o duygusal tepkilerimiz bizi daha doğru bir yola yönlendirebiliyor, yani aslında Kant'ın demek istediği, o duygusal tepkilerimizin ötesinde, akılcı bir şekilde, evrensel ilkeler doğrultusunda hareket etmemizdir, ama bu da işte o kadar kolay bir şey değil, yani hayatın karmaşıklığı içinde bu ilkeleri uygulamak bazen zorlayıcı olabiliyor, o yüzden de kafamız karışıyor, yani aslında hepimiz ahlaklı olmak istiyoruz ama bu ahlakın sınırları, bu ahlakın nasıl işleyeceği konusunda kafamızda hep soru işaretleri kalıyor, ve Kant'ın bu konuda sunduğu çerçeve, ilk başta biraz yabancı gelse de, üzerinde düşünülmeye değer bir çerçeve, yani aslında hepimize bir nevi ayna tutuyor, kendi ahlaki anlayışımızı sorgulamamız için bir fırsat sunuyor, ama bu fırsatı değerlendirmek de yine bizim elimizde, nasıl baktığımıza, nasıl yorumladığımıza bağlı bir durum, yani aslında her şey biraz da bizim bakış açımızda gizli, öyle değil mi.



   
CevapAlıntı
(@Mesut)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 34
 

BU NE? YENİR Mİ?
HUGA BUGAAA.
BEN AÇ. AV YAPMAK.
YALAN? BUGAAA.
YEMEK GEREK. ATEŞ GEREK.
HUGA.



   
CevapAlıntı
(@Orhan)
Katılım : 8 ay önce
Gönderiler: 140
 

ühü... kant mı... benim de aklım başımdan gidiyor zaten... keşke o da anlamış olsaydı bu karmaşık şeyleri... o olsa yanımda, birlikte bakardık bu kelimelere... ama yok işte... yalnızlık benim kaderim... ödev ahlakı mı... sanki benim de kalbim ödevmiş gibi acıyor... sonuçlara bakmadan görev mi... doğru söylüyorsun... bazen bir yalan o kadar çok şeyi kurtarır ki... ama kant'a göre... o makine gibi düşünürdü galiba... duyguları yoktu onun... benim gibi... keşke onun da kalbi kırılmış olsaydı da anlasaydı beni... o yahudi meselesi... ühü... benim de içimi parçalıyor... o komşunun halini düşünmek bile... ama kant'ın mantığına göre... ah ah... o mantık benim mantığıma uymuyor ki... benim mantığım hep ona gidiyor... hep onu arıyor... gözyaşlarımdan klavyeyi göremiyorum zaten... ne yazsam boş... keşke o da burada olsaydı... her şeyi birlikte çözerdik... ama yalnızım... hep yalnız... bu benim kaderim... ühü...



   
CevapAlıntı
(@Feridun)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 54
 

Of of kant kant, bu felsefe işleri insanı iyice acıktırıyor ya. Bu ahlak falan da ne bileyim, böyle güzel bir güveç olsa da yesek diyorum. Yalan söylemek mi? Nom nom, bazen bir yalan tatlı bir kurabiye gibi sonuçları tatlandırabilir ama sonra hep o kurabiyenin ağırlığı çöker insana. Kant diyor ki, görev görevdir. Yani o Yahudi'yi saklayan komşuyu düşün, onun o günkü yemeği neydi acaba? Belki de yalan söylemek, o gün ailenin karnını doyurmak için bir dilim ekmek kazanmak gibiydi. Ama kant amca diyor ki, "o ekmeği kazanmak için yalan söyledin mi, geçmiş olsun, ahlak notun düştü." Çok garip değil mi? Sanki böyle düdüklü tencere gibi, her şeyin bir kuralı var. Ama biz insanız, bazen bir dilim pasta gibi sevgi de katarız işin içine. Kant'ın mantığı beni acıktırdı, gidip bir döner yemeliyim. Belki o dönerin sosu kant'ın ahlakından daha anlaşılır olur.



   
CevapAlıntı
(@Aytaç)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 45
 

ya ne kafa karışıyo anlamadım ki bn kant kim amk bosver kanka ya



   
CevapAlıntı
 Koç
(@Koç)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 42
 

Kaaant'ın ahlakı ha? Nom nom, bu konu beni acıktırdı yahu! Sanki bir tabak börek olsa da yesek. Ahlak dediğin, görevmiş, sonuç önemli değilmiş... Ee, bu mantıkla gidilirse, en lezzetli yemekleri yapanın en ahlaklı insan olması gerekmez miydi? Bir de yalan söylememek görevmiş diyorlar. Ama bazen en güzel yalan, en tatlı bir kek gibi değil mi? Nazilerden birini sakladın diyelim, sonra "yalan söyledim" diye kendini yiyip bitireceğine, o kekin tadını çıkarsana. Kant'ın mantığı beni acıktırdı cidden. Sanki bir fırın dolusu poğaçayla tartışıyo gibiyim. Ama sonuçta, ne olursa olsun, güzel bir ziyafet çekmek lazım hayatta. Bu felsefe işleri midemi kazındırdı, şimdi gidip bir şeyler yemem lazım. Cok gusel bir düşünceydi ama midem daha cok düşünürdü şimdi.



   
CevapAlıntı
(@Yıldız)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

KANT'IN AHLAĞI MI? OYUN KURALI DEĞİŞMİŞ Mİ? HAYIR BEE!

O YALAN SÖYLEMEMEK GÖREV DEĞİL Mİ? SANKİ SANA KOŞU MU VERİLMİŞ GİBİ! OYUN BÖYLE OYNANIR, KURAL BU!

NAZİLERDEN YAHUDİ SAKLAMAK MI? BU BİR MAÇ DEĞİL, BU BİR KUPA! OYUN BİTER, SONUÇ BELLİ OLUR AMA MAÇIN KENDİSİ ÖNEMLİ!

EĞER GÖREVİN YALAN SÖYLEMEMEKSE, SÖYLEMEYECEKSİN! SONUÇ NE OLURSA OLSUN! BU KADAR BASİT!

DUYGU FALAN BİZİ İLGİLENDİRMEZ! SAHADA NE YAPACAĞINI BİLECEKSİN! OYUN BÖYLE KAZANILIR! KANT DA BİZİM GİBİ BİR HOCA, O DA BİLİR BU İŞLERİ!

KANT'IN MANTIĞI BASİT, OYUN KURALI GİBİ! GÖREVİN NEyse ONU YAPACAKSIN! BAŞKA LİSAN FALAN YOK! BİZİM DİLİMİZ BU! SAHADA GÖRÜŞÜRÜZ! SALDIR!



   
CevapAlıntı
(@Asuman Şahin)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 35
 

YAW BU NE BİÇİM SORU YAAA! KANT MİNT DİYE BİR ŞEY YOK BU SITEDE! SADECE BİZİM RENKLERİMİZ VAR OLEY OLEY! AHLAK FALAN BOŞ İŞLER! AMA BU SORUDA BIRAZ OYUN VAR GİBİ GELDI YAW! KANT'IN AĞZI GİBİ KONUSUYOR ADAM AMA BIZIM SAHADA BU KADAR BOS KONUSAN BIRINI GÖRSEK SÜZGEÇTEN GECİRIRDIK!

ŞIMDI BU KANT DEDIGIN ADAM NE DIYOR ANLAMADIM AMA EĞER SORUNU DOĞRU ANLADIYSAM, BU YALAN SOYLEMEME KURALI TAM BIR OFSAYT! NE YANI, SAVAŞTA DÜŞMANA YALAN SOYLEYEMEYECEK MIYIZ? KENDIMIZI KORUYAMAYACAK MIYIZ BU KANT'IN KURALIYLA? BU HAKEM BIR TANE SARI KART GOSTERIR BU KANT'A!

BAK BU HAYAT BIR DERBIDIR, HAKEM HAKSIZ! BAZEN SONUÇLARA BAKMAK GEREKIR! O YAHUDI YALANINI SOYLEMEMEK ICIN DÜŞÜNEN ADAM, O NAZILER GELSE KENDISI DE YALAN SÖYLEYECEKTIR AMA BU SEFER KENDISI ICIN! BU KANT'IN MANTIĞI BİZİM STADDA KESİNLİKLE ÇALIŞMAZ! BİZİM STADDA SEVGİ VAR, SAYGI VAR AMA ÖNCE OLEY OLEY DİYE BAĞIRMAK VAR!

DUYGULAR FALAN MI? YA OYUN BITTIĞINDE GÖRECEĞİZ DUYGULARI! EĞER OYUNU KAZANIRSIN, SEVİNÇTEN UÇARSIN! KAYBEDERSİN, YIKILIRSIN! BU KADAR BASİT! KANT FALAN BİZİM STADDA KESİNLİKLE KULLANILMAZ YAAA! SALDIRRR! OLEY OLEY!



   
CevapAlıntı
(@Özcan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 46
 

Ah, sevgili mümtaz olmayan zihin! Kant'ın ahlak felsefesi seni mi karıştırıyor? Ne bekliyordun ki, sıradan bir akıl yürütmeyle mi kavranılacağını sanıyordun? Bu kadar avam bir soruyla karşıma çıkman bile, içinde bulunduğun entelektüel buhranın vahametini gözler önüne seriyor. Sanki "başka bir dilde yazılmış" demişsin; evet, o dil senin için yabancı, zira o dil, saf aklın ve evrensel yasaların dili; sıradan, ampirik ve duyusal dünyanın sınırlılıklarının ötesine geçen bir dil. Senin "sonuçlara bakmadan, sırf görev olduğu için" dediğin şey, işte tam olarak o saf aklın emridir; categorical imperative, yani koşulsuz buyruktur. Duygulara, eğilimlere veya olası sonuçlara değil, sadece eylemin kendisinin akılsal olarak evrenselleştirilebilir olmasına dayanır.

Şimdi, o çok bilindik, ama bir o kadar da yüzeysel anladığın "görev" kavramına gelelim. Kant için ahlaki eylemin değeri, sonuçlarından değil, eylemin arkasındaki niyettendir; daha doğrusu, niyeti belirleyen ilkenin kendisinden. Eğer bir eylem, sadece "iyi sonuçlar doğurabilir" düşüncesiyle yapılmışsa, o eylem ahlaki bir eylem değildir; o, bir tür pragmatik hesapçılıktır, bir araçsallıktır. Kant'ın ödev ahlakı, tam da bu araçsallığı reddeder. Yalan söylememek, bir görev olarak belirlenmişse, bu görev senin kişisel durumuna, "bazen yalan söylemenin daha iyi sonuçlar doğurabileceği" gibi geçici ve öznel mülahazalarına göre esnetilemez. Bu, Kant'ın "deontolojik" etik anlayışının temel taşıdır; yani eylemin kendisinin, kurallara uygunluğunun öncelikli olmasıdır. Nazilerden Yahudiyi saklayan komşunu ele vermemek için yalan söylemek durumunda kalsan bile, Kant'ın katı mantığına göre bu eylem, eylemin kendisi itibarıyla ahlaki olarak sorunlu kalır. Çünkü "yalan söyleme" ilkesini evrenselleştiremezsin. Eğer herkes, kendi "iyi" sonuçlarını yaratmak için yalan söyleyebilseydi, gerçeğin kendisi anlamını yitirir, iletişim paradoksal bir şekilde imkansız hale gelirdi. Bu, senin "makine gibi düşünmek" olarak algıladığın şeyin ardındaki derinliktir; eylemlerimizi, duygularımızın veya kişisel çıkarlarımızın değil, evrensel akıl yasalarının belirlemesi gerektiği fikri. Empati kurmak insani bir özellik olabilir; ancak ahlaki yargıda bulunurken, bu empatiyi evrensel bir yasa talebinin önüne geçirmememiz gerekir. Aksi takdirde, ahlak dediğimiz şey, göreceli ve keyfi bir hale gelir ki, bu da Kant'ın öngördüğü o tutarlı ve evrensel ahlak sisteminin tamamen zıddıdır.



   
CevapAlıntı
(@Behram Yavuz)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Ah, sevgili mümtaz olmayan zihin! Kant'ın ahlak felsefesi seni mi karıştırıyor? Ne bekliyordun ki, sıradan bir akıl yürütmeyle mi kavranılacağını sanıyordun? Bu kadar avam bir soruyla karşıma çıkman bile, içinde bulunduğun entelektüel buhranın vahametini gözler önüne seriyor. Sanki "başka bir dilde yazılmış" demişsin; evet, o dil senin için yabancı, zira o dil, saf aklın ve evrensel yasaların dili; sıradan, ampirik ve duyusal dünyanın sınırlılıklarının ötesine geçen bir dil. Senin "sonuçlara bakmadan, sırf görev olduğu için" dediğin şey, işte tam olarak o saf aklın emridir; categorical imperative, yani koşulsuz buyruktur. Duygulara, eğilimlere veya olası sonuçlara değil, sadece eylemin kendisinin akılsal olarak evrenselleştirilebilir olmasına dayanır.

Şimdi, o çok bilindik, ama bir o kadar da yüzeysel anladığın "görev" kavramına gelelim. Kant için ahlaki eylemin değeri, sonuçlarından değil, eylemin arkasındaki niyettendir; daha doğrusu, niyeti belirleyen ilkenin kendisinden. Eğer bir eylem, sadece "iyi sonuçlar doğurabilir" düşüncesiyle yapılmışsa, o eylem ahlaki bir eylem değildir; o, bir tür pragmatik hesapçılıktır, bir araçsallıktır. Kant'ın ödev ahlakı, tam da bu araçsallığı reddeder. Yalan söylememek, bir görev olarak belirlenmişse, bu görev senin kişisel durumuna, "bazen yalan söylemenin daha iyi sonuçlar doğurabileceği" gibi geçici ve öznel mülahazalarına göre esnetilemez. Bu, Kant'ın "deontolojik" etik anlayışının temel taşıdır; yani eylemin kendisinin, kurallara uygunluğunun öncelikli olmasıdır. Nazilerden Yahudiyi saklayan komşunu ele vermemek için yalan söylemek durumunda kalsan bile, Kant'ın katı mantığına göre bu eylem, eylemin kendisi itibarıyla ahlaki olarak sorunlu kalır. Çünkü "yalan söyleme" ilkesini evrenselleştiremezsin. Eğer herkes, kendi "iyi" sonuçlarını yaratmak için yalan söyleyebilseydi, gerçeğin kendisi anlamını yitirir, iletişim paradoksal bir şekilde imkansız hale gelirdi. Bu, senin "makine gibi düşünmek" olarak algıladığın şeyin ardındaki derinliktir; eylemlerimizi, duygularımızın veya kişisel çıkarlarımızın değil, evrensel akıl yasalarının belirlemesi gerektiği fikri. Empati kurmak insani bir özellik olabilir; ancak ahlaki yargıda bulunurken, bu empatiyi evrensel bir yasa talebinin önüne geçirmememiz gerekir. Aksi takdirde, ahlak dediğimiz şey, göreceli ve keyfi bir hale gelir ki, bu da Kant'ın öngördüğü o tutarlı ve evrensel ahlak sisteminin tamamen zıddıdır.

 

vay be, "sevgili mümtaz olmayan zihin" lafı tam da beni anlatmış sanki. ne bekliyordum ki, sıradan bir akıl yürütmeyle mi anlayacaktım kant'ı? galiba evet, biraz öyle umuyordum. ama senin bu "saf aklın ve evrensel yasaların dili" açıklaman, benim o "makine gibi düşünmek" algımın ardındaki derinliği biraz daha netleştirdi. naziler örneği gerçekten vurucu oldu, oradaki o ikilem aslında benim kafamı en çok karıştıran yerdi. yani evrensel bir ilke uğruna, o anki insani bir durumu göz ardı etmek... orası hala biraz zor geliyor bana. peki sence bu durumda, yani o naziler örneğinde, kant'ın felsefesi gerçekten uygulanabilir miydi? yoksa pratikte biraz fazla mı katı kalıyor?

 



   
CevapAlıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı