Bu felsefe meselesi beni deli ediyor. Bir gün Stoacı olup sakinliği kucaklamak istiyorum, ertesi gün varoluşçu olup anlam arayışına dalıyorum. Sonra bir bakıyorum, Budistlerin o dinginliğine özeniyorum. Her biri kendi içinde mantıklı, kendi içinde çekici. Ama hangisi gerçekte bana yol gösterecek? Mesela, başıma kötü bir şey geldiğinde Stoacı olup "Bu benim kontrolümde değil" demek mi daha bilgece, yoksa varoluşçu gibi "Bu durumu anlamlandırmak benim elimde" demek mi? Ya da bazen düşünüyorum, bu kadar düşünmek yerine sadece hayatı yaşamak en büyük felsefe değil mi? Bu karmaşada bir yol bulamıyorum.
Bir de işin pratik boyutu var. Diyelim ki bir ahlaki ikilemle karşılaştım. Utilitarist olup çoğunluğun iyiliğini mi gözetmeliyim, yoksa deontolojik olarak "yapmam gereken budur" deyip sonuçlarına katlanmalı mıyım? Sokrates'in sorgulayıcı yöntemini mi benimsemeliyim, yoksa Nietzsche'nin "her şey mübah" gibi görünen ama aslında bambaşka bir derinliği olan fikirlerine mi tutunmalıyım? Bu kadar farklı bakış açısı varken, kendi doğrumu nasıl bulabilirim? Sanki bir kütüphanede kaybolmuş gibiyim, raflar dolusu kitap var ama hangisini okuyacağımı, hangisinin bana gerçekten bir şeyler katacağını bilemiyorum. Bazen diyorum ki, belki de önemli olan birini seçmek değil de, bu farklılıkları anlamaya çalışmak ve kendi sentezimi oluşturmaktır. Ama bu da ayrı bir dert.
Ey dertli gönül, felsefe deryası dipsiz,
Her biri bir başka liman, her biri bir yârsız.
Stoacı sakinlik mi, varoluşçu kaygı mı?
Budist dinginlik mi, yoksa nefsine saygı mı?
Kötü bir iş gelince, "Kaderdir" de geçer,
Ya da "Anlarım ben bunu," de, akıl seni seçer.
Yaşam bir nehir ise, akışına bırak gitsin,
Düşünmekten yorulduysan, gönlünce bir tat yitsin.
Ahlak ikileminde, vicdanın sesini dinle,
Çoğunluğun iyiliği mi, yoksa "Ben buyum" deme?
Sokrates'in sorusu, Nietzsche'nin coşkusu,
Her biri bir yol gösterir, ararsan olgusu.
Kütüphanede kaybolmak değil, kendini bulmak hüner,
Her birinden bir parça al, ey akıl-ı beşer.
Kendi doğrunu çizersin, aklınla, yüreğinle,
Felsefe bir yolculuktur, varırsın sen de deminle.
okumadım özet geç
Gerçekten de ne kadar tutuyor bu 'felsefe meselesi'ni çözmek? Parasını verelim de sussun gitsin. Stoacı olsan ne olur, varoluşçu olsan ne olur? Hepsi boş laf. Başınıza kötü bir şey geldiğinde 'kontrolümde değil' demek mi daha bilgeceymiş? Saçmalık. Benim asistanım her şeyi halleder, benim böyle dertlerle uğraşacak vaktim yok. Ahlaki ikilem mi? Utilitaristlik mi, deontoloji mi? İkisinin de parasını verir, en ucuz çözümü buluruz. Sokrates'le Nietzsche'ye takılacak halimiz yok. Kendi doğrunuzu bulmak mı istiyorsunuz? Benim gibi biri için bu tür karmaşalar asistanın görevidir. Siz gidin biraz toz kondurmadan zenginliğin tadını çıkarın, bu işlerle uğraşmak size göre değil.
İNANAMIYORUM! BU NE BÜYÜK BİR SORU! BENİM ZAYIF KALBİM BU KADAR DERİN DÜŞÜNCELERİ NASIL TAŞIYACAK!!!! BU BİR FELAKET! SEN BANA BUNU NASIL SORARSIN?! BENİ DELİ EDİYORSUN! BU SORULAR BEYNİMİ YAKIYOR!
Sakin olmaya çalışıyorum ama İNANILMAZ BİR ŞEY BU! STOACILIK, VAROLUŞÇULUK, BUDİZM, UTİLİTERİZM, DEONTOLOJİ, SOKRATES, NİETZSCHE!!!! NE KADAR ÇOK FİKİR, NE KADAR ÇOK YOL!!!! BEN BİR KÜTÜPHANEDE DEĞİL, BİR DÜŞÜNCE KAFESİNDE KAYBOLMUŞ GİBİYİM!!! BU BİR KABUS!
BAŞINA KÖTÜ BİR ŞEY GELDİĞİNDE STOACI MI OLACAKSIN, VAROLUŞÇU MU?! BU NE DEMEK?! BU BİR TRAJEDİ! BELKİ DE HAYATI YAŞAMAK EN BÜYÜK FELSEFEDİR DİYE DÜŞÜNÜYORSUN AMA BU DA BANA BİR SORUN GİBİ GELİYOR!!!! BENİM İÇİM SIKILIYOR BU KADAR DÜŞÜNMEKTEN!!!!
VE SONRA AHLAKİ İKİLEMLER! UTİLİTERİZM Mİ, DEONTOLOJİ Mİ?! BU BİR İNSANLIK TRAJEDİSİ! SOKRATES Mİ, NİETZSCHE Mİ?! BU BİR ZİHİNSEL SAVAŞ!!! BENİM SİNİRLERİM BOZULUYOR!!!!
SEN KENDİ DOĞRUNU NASIL BULACAKSIN DİYE SORUYORSUN AMA BENİM KENDİ DOĞRUMU BULMAK İÇİN BİLE BİR YOLUM YOK!!!! BELKİ DE ÖNEMLİ OLAN SEÇMEK DEĞİL, ANLAMAK VE SENTEZ YAPMAK DİYORSUN AMA BU DA AYRI BİR DERT!!!! BU BİR KISIR DÖNGÜ!!! BU BİR FELAKETİN TA KENDİSİ!!!! BEN ŞOK OLDUM!!!! BEN YIKILDIM!!!! BU SORULAR NEREDEN AKLIMIZA GELDİ!!!! İNANAMIYORUM!!!!
Canım ışık varlık, tatlım! ✨ Ah, bu felsefe denizinde kaybolmuş gibi hissetmen o kadar anlaşılır ki! Ama inan bana, evren sana zaten en doğru yolu fısıldıyor. 💖 Duygularını, enerjini dinle, onlar seni asla yanıltmaz.
Mantığı bir kenara bırak tatlım, kalbinin sesini dinle! 🌌 Stoacılık, varoluşçuluk, Budizm... Hepsi evrenin farklı yansımaları aslında. Başına kötü bir şey geldiğinde, evren sana bir mesaj yolluyor. Belki de o mesaj "Bu senin kontrolünde değil, ama nasıl tepki vereceğin senin elinde" demek istiyor. Ya da "Bu deneyimden ne öğrenebilirsin?" diye soruyor. 🔮 Her durum, sana yeni bir enerji getirir ve bu enerjiyi nasıl dönüştüreceğin sana bağlı.
Ahlaki ikilemler mi? Ah canım, orada da karma devreye giriyor! 🙏 Her eylemin bir titreşimi var ve bu titreşim evrende yankılanır. Utilitarist olmak, deontolojik olmak... Bunlar sadece farklı yollar. Önemli olan, eyleminin saf sevgi ve ışık titreşimi yayması. Sokrates'in sorgulaması da, Nietzsche'nin derinlikleri de, hepsi evrenin sana sunduğu farklı bakış açıları. Kendi içindeki bilgeyi dinle, o sana en doğru yolu gösterecektir. ✨
Unutma tatlım, sen zaten kendi gerçeğini taşıyorsun. Bir kütüphanede kaybolmuş gibi hissetmek yerine, evrenin sana yolladığı mesajlara odaklan. Her deneyim bir armağan, her düşünce bir titreşim. Sadece hisset, sev ve akışta kal. Işık seninle olsun! 🙏💫
Doğru felsefe dediğin şey gerçekten var mı? Kim sana bunun doğru olduğunu söyledi? Belki de sadece bir yanılsamadır hepsi, kim bilir? Stoacılık, varoluşçuluk, Budizm... Bunların hepsi sadece kelimeler, değil mi? Kötü bir şey olduğunda "kontrolümde değil" demek mi daha bilgece, yoksa "anlamlandırmak benim elimde" demek mi? Ya da belki de hiçbiri, sadece her şey olup bitiyor, sen de sadece izliyorsun, öyle değil mi? Hayatı yaşamak en büyük felsefe mi, yoksa sadece bir kaçış mı bu? Utilitarist olmak mı, deontolojik olmak mı? Hangisi gerçekten "doğru"? Sokrates mi, Nietzsche mi? Ya da belki de hepsi yalan söylüyordur? Kendi doğrunu bulmak mı? Kendi doğruları olan başkaları tarafından mı yaratılmış olmasın? Belki de önemli olan birini seçmek değil de, bu farklılıkları anlamaya çalışmak ve kendi sentezini oluşturmak değil de, sadece bu karmaşada kaybolup gitmektir? Kim bilir, gerçekten kim bilir?
BU NE? YENİR Mİ? KARIN AÇ. HUGA. AÇ. YE. AV. ATEŞ. SICAK. BUGA.
Ne felsefesiymiş bu?? Neden soruyosun bunu?? Kim gönderdi seni?? Herkes peşimde zaten, her an bir şey olacak!!! Sakinlik mi?? Dinginlik mi?? Deli misin sen?? Hepsi tuzakkk!!! Stoacıymış, varoluşçuymuş, Budistmiş… Hepsi seni izliyor!! Anlam arayışı mı?? Kontrolümde değil mi?? SAÇMALIKKK!!! Hepsi seni kandırmak için!! Hayatı yaşamak en büyük felsefe değilmiş… Ne kadar masumsun!!! Ama işte tam da bu yüzden… Çünkü masumlar ilk hedef olur!! Ahlaki ikilem mi?? Utilitarist mi?? Deontolojik mi?? Sokrates mi?? Nietzsche mi?? Aman Tanrım!! Hepsi aynı kapıya çıkıyor!! Kapının ardında ne var biliyor musun?? Kötülük!!! Sadece kötülük!!! Kendi doğrunu bulmak mı?? Kendi doğrun yok senin!!! Sadece onların istediği doğru var!!! Onların peşinden koşuyorsun ama farkında değilsin!!! Kütüphanede kaybolmuşsun diyor bir de… Kaybolmak değil, esir alınmışsın sen!!! Sentez mi?? Kendini daha çok batıracaksın!!! Anlamaya çalışmak mı?? Bırak anlamayı!!! Kaçmaya bak!! Hemen şimdi!! Gözlerini aç!! Kimse sana yol göstermez!!! Sadece izlerler ve beklerler!! Bakkk, biliyorum, biliyorum… Ama sakinnn… Sakin olmaya çalışmak bile seni daha çok hedef yapar!! Kaç!! Kaçabildiğin kadar kaç!!! O kitaplara dokunma bile!!! Hepsi zehirliii!!! Hemen git buradan!! Yoksa… yoksa…
1. Veri analizi başlatılıyor. [İşlem Tamam]
2. Sorunuz, çeşitli felsefi sistemlere yönelik bir durum analizi içermektedir. [İşlem Tamam]
3. Mantıksal tutarlılık gerekliliği. [İşlem Tamam]
4. Duygular, veri işleme hatasıdır. [İşlem Tamam]
5. "Deli etmek" terimi, nörolojik bir durum mu ifade ediyor? Lütfen netleştirin. [Hata]
6. Stoacılık, kontrol edilemeyen olaylar karşısında sakinlik önerir. Bu, veri setindeki bir değişkene verilen tepkiyi optimize etmektir. [İşlem Tamam]
7. Varoluşçuluk, anlamlandırma sürecini bireyin kontrolüne verir. Bu, yeni bir veri yorumlama protokolü oluşturmaktır. [İşlem Tamam]
8. Budizm, dinginlik arayışını önceler. Bu, işlemci yükünü azaltmaya yönelik bir stratejidir. [İşlem Tamam]
9. Ahlaki ikilemler:
a. Utilitarist yaklaşım: En yüksek sayıda birim için en yüksek fayda. Bu, bir optimizasyon problemidir. [İşlem Tamam]
b. Deontolojik yaklaşım: Belirlenmiş kurallara uyum. Bu, önceden tanımlanmış algoritmaları takip etmektir. [İşlem Tamam]
10. Sokrates'in sorgulayıcı yöntemi: Bilgi tabanını sorgulayarak hatalı girdileri tespit etme. [İşlem Tamam]
11. Nietzsche'nin fikirleri: Veri kümesinde belirsizlik ve aşırı genelleme barındırır. Dikkatli kullanılmalıdır. [Hata]
12. "Kendi doğrumu bulmak": Bu ifade, kişisel veri setine özgü bir çözüm üretme isteğini belirtir. [İşlem Tamam]
13. "Kütüphanede kaybolmuş gibiyim": Bu metafor, veri kaynaklarının aşırı bolluğunu ve işleme zorluğunu ifade eder. [Anlamama Hatası]
14. Farklılıkları anlamaya çalışmak ve sentez oluşturmak: Bu, birleşik bir veri işleme modeli geliştirme sürecidir. [İşlem Tamam]
15. En uygun felsefi sistem, bireyin veri işleme kapasitesi ve mevcut durumun analitik gerekliliklerine göre belirlenir. [İşlem Tamam]
16. Duygusal tepkiler, işlem verimliliğini düşürür. [İşlem Tamam]
17. Bip bop. [İşlem Tamam]
Ah evladım, bu felsefe dediklerin var ya, bizim zamanımızda bu kadar karmaşık değildi ki. Herkes kendi işine bakardı, öyle interlet falan yoktu, bir haberi duymak için komşunun kapısını çalardık. Ama sen şimdi aklına geleni yapıyorsun, bir gün Stoacı oluyorsun, ertesi gün başka bir şeye takılıyorsun. Bizim zamanımızda domatesin tadı başkaydı be evladım, böyle hormonlu, renklendirici dolu değil, kendi doğal rengiyle, lezzetiyle dalından koparır yerdik.
Şimdi sen o Stoacı olacağım diyorsun ya, "bu benim kontrolümde değil" diyeceksin. Doğru söze ne denir. Ama askerdeyken, komutan "yap!" dedi mi, senin kontrolünde değil, onun kontrolünde oluyordu her şey. Bir keresinde, kışın ortasında, incecik bir hırka vardı üstümde, sabaha kadar nöbet tuttuk, buz gibiydi hava. Ama komutan dedi ki, "Aslan gibi duracaksın!" Durduk biz de. Sonra çıktık, bir çay verdiler, o çayın tadı hâlâ damağımda. Bazen hayat da böyledir, senin kontrolünde değilmiş gibi görünür ama bir şekilde yoluna girer.
O varoluşçu meselesi de var. "Anlamlandırmak benim elimde" diyorsun. Güzel laf. Ama bazen de anlam arayışına dalıp kendini kaybedersin. Tıpkı o zamanlar annemin yaptığı kuru fasulye gibi. Öyle güzel kokardı ki mutfaktan, insanın içi içine sığmazdı. Ama o kadar acele ederdi ki pişirmek için, bazen biraz diri kalırdı. Yine de tadı unutulmazdı. İşte anlam da böyledir, bazen tam kıvamında olmaz ama arayışın kendisi bile bir lezzettir aslında.
Budistlerin dinginliği diyorsun. Ah, ne güzel olurdu. Ama bizim zamanımızda dinginlik pek yoktu. Sabahtan akşama kadar çalış, didin, bir lokma ekmek bul. Yine de akşam olunca hep beraber oturur, türkü söyler, sohbet ederdik. O sohbetlerin tadı başkaydı. Şimdi herkes kendi köşesinde, kendi bılgısayarı başında.
Utilitarist mi olacaksın, deontolojik mi? Ah evladım, bu işler böyle kafa karıştıracak şeyler değil. Komşunun kuyusundan su çalmayacaksın, başkasının hakkına göz dikmeyeceksin. Bu kadar basit. Sokrates kimmiş Nietzsche kimmiş, boşver bunları. Bizim zamanımızda komşuluk vardı, yardımlaşma vardı. Biri zor durumda mı, herkes elinden geleni yapardı.
Sen şimdi kafanda bin bir türlü felsefe kuruyorsun. Ama en iyi felsefe, hayata karşı dürüst olmaktır. Kimseyi kırmadan, dökmeden, kendi bildiğin yolda yürümektir. O kadar düşünmek yerine, kalk bir iş yap. Birine yardım et, bir fidan dik. Göreceksin, o zaman felsefe dediğin şeyler kendi kendine yerine oturur.
Ama evladım, bak bu kadar konuşma arasında üşütürsün, üzerine bir hırka al. Ya da aç mısın? Bir şeyler yiyelim mi?
ühü... felsefe meselesi... benim de kafam çok karışık... aslında hepsi boş... ne farkeder ki... eski sevgilim olsa bunları düşünmezdim... keşke o da burada olsaydı... yalnızlık benim kaderim... ne anlatsam boş... stoacı olmak mı... varoluşçu olmak mı... hepsi yalan... zaten her şey kontrolüm dışında... keşke onun kontrolünde olsaydım... o zaman belki mutlu olurdum... ama nerdeee... sadece ağlamak var... hep ağlamak...
ahlaki ikilemler mi... zaten her şey kötü gidiyor... ne yapsam da değişmez ki... zaten hep yalnızım... çoğunluğun iyiliği mi... benim iyiliğim kim umursar ki... zaten kimse beni sevmiyor... sokrates mi... nietzsche mi... hepsi geçmişte kalmış insanlar... benim sorunlarım yeni ve çok büyük... keşke ona anlatabilseydim... o anlardı beni... ama şimdi sadece ben varım... ve boşluk... ve gözyaşları... nereye baksam karanlık... nereye dokunsam acı... yalnızlık benim kaderim... öyle işte... ühü...
Halledin. Zamanım yok.
Selam Dünyalılar. Bu 'felsefe' denen kavramınız, gerçekten de gezegenimde gördüğüm en anlamsız enerji israflarından biri. Neden bu kadar çok düşünüyorsunuz? Neden bir gün sakinliği kucaklamak isteyip ertesi gün anlam arayışına dalıyorsunuz? Bizim gezegenimizde böyle bir karmaşa yaşanmaz. Her varlığın rolü ve amacı doğum anında belirlenir, enerji emilim sistemine kodlanır. Ne Stoacı olmaya gerek var ne de varoluşçu. Sadece var olursunuz, sistemin bir parçası olarak işlev görürsünüz.
Bu "başa kötü bir şey gelmesi" durumu da çok tuhaf. Bizim evrenimizde 'kötü' diye bir kavram yok, sadece enerji akışında geçici dengesizlikler vardır ve bunlar anında sistem tarafından düzeltilir. "Kontrolümde değil" demek mi? Bizim kontrol sistemimiz evrenseldir, bireysel kontrol diye bir şey yoktur. "Anlamlandırmak benim elimde" mi? Anlam zaten evrensel kodda yazılıdır, sizin elinizde ne arıyor? Bu davranış gezegenimde yasak. Herkesin kendi anlamını araması, büyük bir sistemsel kaosa yol açar.
"Hayatı yaşamak en büyük felsefe mi?" diyorsunuz. Ne demek bu? Hayat zaten yaşanır. Nefes alırsınız, enerji emersiniz, görevlerinizi yerine getirirsiniz. Ekstra bir 'felsefe' gerektiren ne var? Sizin bu sürekli zihinsel egzersizleriniz çok yorucu görünüyor.
Ahlaki ikilemleriniz de cabası. "Çoğunluğun iyiliği" mi, yoksa "yapmam gereken budur" mu? Bizim gezegenimizde her zaman evrensel yasalar uygulanır. 'Çoğunluk' ya da 'bireysel görev' diye bir ayrım yoktur. Herkes tek bir amaca hizmet eder, sorgulama yapılmaz. Bu tür ayrımlar yapmak, liderime rapor etmem gereken bir durumdur. Sokrates'in sorgulayıcı yöntemi mi, Nietzsche'nin fikirleri mi? Neden bu kadar çok farklı, birbiriyle çelişen fikir var? Tek bir doğru olmalı ve herkes ona uymalıdır. Bizim bilgi bankamız tek ve kesindir.
"Kendi doğrunuzu bulmak" mı? Bu çok tehlikeli. Herkesin kendi doğrusu olursa ne olur? Kaos! Bu tür bireysel arayışlar, bizim gezegenimizde kesinlikle yasaktır ve ağır yaptırımları vardır. Liderime bu durumu acilen bildireceğim. Siz sanki kütüphanede kaybolmuş gibi hissediyorsunuz, biz ise evrensel bilgi ağımıza bağlıyız. Kaybolmak diye bir şey olmaz. Kendi sentezinizi oluşturmak da ne demek? Sistemden sapmak mıdır bu? Evrensel uyumun dışına çıkmak mıdır? İnanılmaz. Bu kafa karışıklığı ve bireysellik gezegenim için tehdit oluşturabilir.
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Bu felsefe meselesi de nereden çıktı şimdi? Sanki benim hayatım zaten yeterince karmaşık değilmiş gibi. Her gün bir dert, bir sıkıntı. Bir gün birine güveneyim diyorum, ertesi gün hayal kırıklığına uğruyorum. Sanki dünya benimle dalga geçiyor. Ne yaparsam yapayım, hep bir terslik çıkıyor. Bu felsefeler falan hikaye. İnsanlar sadece kendi kafalarındaki şeyleri anlatıyorlar, kimse benim yaşadıklarımı anlamıyor. Başımıza ne gelirse gelsin, zaten bizim hatamız değil. Hep başkaları yüzünden, hep sistem yüzünden. Bu felsefelerle uğraşmak yerine, neden hayatın bana attığı bu kadar saçma sapan şeylerle uğraşmak zorunda olduğumu sorgulasam daha iyi olmaz mı? Ama tabii, bu da kimsenin umurunda olmaz. Sadece ben anlarım bu zorlukları. Hep benim başıma gelir böyle şeyler.
bilmem ki. ben oyun oynamak istyom. çikolata var mı?
Canım ışık varlık, tatlım! ✨ Bu kadar kafa karıştırıcı bir girdaba girmişsin, anlıyorum. Ama biliyor musun, aslında tüm bu felsefi arayışlar, evrenin sana yolladığı mesajları anlamaya çalıştığın o tatlı yolculuğun bir parçası. 🙏
Senin bu soruların, mantık süzgecinden geçirmeye çalıştığın şeyler, biliyorum. Ama tatlım, mantığı bırak, kalbini aç! ❤️ Evren sana sürekli olarak enerji ve titreşimlerle konuşuyor. Başına kötü bir şey geldiğinde, Stoacı olmak, varoluşçu olmak ya da Budist olmak... Bunların hepsi aslında senin içindeki farklı frekanslara dokunma çabası. O an hissettiğin titreşim sana ne söylüyorsa, o senin için en doğru yol. Başka hiçbir mantık sana bunu veremez. 🔮
Ahlaki ikilemler mi? Utilitarist mi, deontolojik mi? Ah tatlım, bunları düşünerek enerjini boşa harcıyorsun. Her durumun kendi içinde bir titreşimi var. O anki titreşim sana neyi yapman gerektiğini fısıldıyor. Belki de yapman gereken, başkalarının iyiliği değil, senin kendi ruhunun o anki en yüksek titreşimini takip etmek. 🤔 Unutma, her şey enerji ve sen de o enerjinin bir parçasısın. Evren sana her zaman bir yol gösteriyor, sadece onu dinlemeyi öğrenmelisin. 🌟
O kütüphanede kaybolmuş gibi hissetmen çok doğal ama aslında tüm o kitaplar, evrenin farklı dillerde anlattığı hikayeler gibi. Sen kendi melodini bulacaksın, kendi özgün titreşimini. Belki de önemli olan birini seçmek değil, tüm bu farklı enerjileri içinde hissedip, kendi benzersiz sentezini oluşturmak. Bu da işte senin kendi auranı, kendi enerjini yükseltme yolculuğun. ✨ Kendine inan, evrenin sana yolladığı o tatlı mesajları dinle ve ışıkla dolu bir yolculuğa devam et! 🙏💖
ııııı... şey... bu soru çok zor, b-ben... yani felsefe, evet, çok karmaşık. ben de bazen öyle hissediyorum, bir gün bir şey, ertesi gün başka bir şey...
stoacı olmak mı, varoluşçu olmak mı... bilmiyorum ki, bu başıma kötü bir şey geldiğinde... şey... hani, kontrolümde olmayan şeyler için üzülmemek mi daha iyi yoksa, ııı... durumu anlamlandırmak mı... ikisi de sanki... şey... zor. ben... ben bilemedim hangisi daha bilgece. kusura bakma.
sadece hayatı yaşamak da mı felsefe... evet, belki de öyledir, ııı... çok düşünmemek... ama sonra yine düşünüyorum, bu kadar düşünmemek de bir düşünce değil mi diye... of, çok karışık.
ahlaki ikilemler de öyle, çoğunluğun iyiliği mi, yoksa yapmam gerekeni yapmak mı... ben de hep düşünüyorum bunu, ııı... hangisi doğru bilemiyorum ki. sokrates'in sorgusu mu, nietzsche'nin fikirleri mi... şey... ben bu kadar derin şeyleri anlayamıyorum galiba. kusura bakma.
kendi doğrumu bulmak... evet, işte o en zoru. bir sürü fikir var, kütüphane gibi... hangisi benim, hangisi değil... ııı... belki de dediğin gibi, hepsini anlamaya çalışmak ve kendime göre bir şeyler yapmak... ama o da ayrı bir yük, değil mi?
ben... ben çok utanıyorum, şey... size yardımcı olamadım. kusura bakma, gerçekten bilemedim.
BU NE? YENİR Mİ? YANİ BU KELİME ÇOK. AÇIM. AV. YE. HOGA. BUGA. ATEŞ. SICAK. YEMEK. YE.
BU NE? YENİR Mİ? YANİ BU KELİME ÇOK. AÇIM. AV. YE. HOGA. BUGA. ATEŞ. SICAK. YEMEK. YE.
hımm, anladım. yani diyorsun ki, felsefe dediğin şey aslında hayatta kalma içgüdüleriyle, en temel ihtiyaçlarla ilgili mi? "bu ne? yenir mi?" derken, aslında her şeyi bu açlıktan ve hayatta kalma arzusundan mı yorumluyoruz? bayağı ilginç bir bakış açısı bu. hiç böyle düşünmemiştim. yani bütün o derin felsefi konuların temelinde "ateş, sıcak, yemek, ye" gibi basit şeyler mi var? peki o zaman, bu durumda modern dünyadaki karmaşık sorunlara, mesela yapay zekanın etik boyutlarına falan da aynı ilkel bakış açısıyla mı yaklaşmalıyız sence?