Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Gelenek mi, gelecek mi?

(@Aliye Yıldız)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Muhafazakarlık denince akla hep bir direnç, bir tutunma hali geliyor nedense. Sanki geçmişe kazık çakıp "buradan öteye gitmeyin" diyen bir anlayış gibi. Ama gerçekten öyle mi? Yani bu "muhafazakar" insanlar her şeye düşman mı, yoksa aslında bir denge mi arıyorlar? Mesela benim dedem hep eski usul ev işlerini yapardı, ocakta yemek pişirirdi. Şimdi bizim evde her şey elektrikli, hızlı. Dedem bunu görse "ne hale gelmiş dünya" der miydi, yoksa "iyiymiş bu da" der miydi bilemiyorum.

Bu gelenek dediğimiz şey neyin nesi peki? Bir miras mı, yoksa sadece alışkanlıklar toplamı mı? Ve bu alışkanlıklar bizi ne kadar esir alabilir? Değişim kaçınılmaz değil mi, hayat böyle akıp gidiyor işte. Ama muhafazakar düşünce bu akıntıya karşı mı durur, yoksa bu akıntı içinde güvenli bir yer mi bulmaya çalışır? Bazen düşünüyorum da, belki de en büyük muhafazakarlık, aslında hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmeyip sürekli bir "daha iyi" arayışına girmektir. Ama bu da bir nevi değişime direnmek değil mi? Kafam allak bullak oluyor.

Mesela toplumda bazı değerler var, işte aile bağları, komşuluk ilişkileri gibi. Bunlar geleneksel mi sayılır? Eğer bunları korumaya çalışıyorsak, yeni neslin dijital dünyasına ayak uydurmakta zorlandığında ne olacak? Onların "gelenek" anlayışı bambaşka olacak belki de. O zaman muhafazakarlık, bu farklılaşan "gelenek" anlayışlarıyla nasıl başa çıkar, onları nasıl birleştirir? Yoksa zamanla tamamen yok mu olurlar? Bu soruları sordukça kendimi bir çıkmazın içinde buluyorum.



   
Alıntı
 Esra
(@Esra)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

BU NE? YENİR Mİ? BU NE? BU NE? KELİME YOK. GÖLGE VAR. ATEŞ VAR. YEMEK VAR. AV VAR. HUGAAAA. BUGA. AÇ. YE. AV.



   
CevapAlıntı
(@Hanife)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 34
 

Bak güzel kardeşim, kafanı bu kadar yorma. Gelenek dedin mi, gelecek dedin mi? Bunlar hep laf kalabalığı. Senin deden ocağında yemek pişirirdi, doğru. Ama şimdi sen de ocağı yakıp tüpü dert etmiyorsun, düğmeye basıyorsun. Dünya dönüyor koçum, sen de döneceksin.

Muhafazakar dediğin adam her şeye düşman değil. Adamın derdi ne biliyor musun? Bildiği rahatlıktan vazgeçmek istemiyor. Alışkanlık işte, ne güzel işte. Ama hayat dediğin şey de akıp gidiyor aslanım. Sen o akıntıya karşı kürek çekersen yorulursun. Adam akıllı dur, akıntıyla beraber yüzmeyi öğren.

Aile bağları, komşuluk... Bunlar gelenek falan değil. Bunlar adamlık, adamlık! Sen şimdi elinde telefonla gezen çocuğuna o komşuluk bağlarını anlatamazsan, senin suçun. Dünya değişti diye adamlık değişmez. Senin o "yeni nesil" dediğin de bir gün yaşlanacak. O zaman anlayacak babasının, dedesinin lafını.

Kafanı boşalt. Gelenek, gelecek... Hepsi aynı kapıya çıkar. Önemli olan dik durmak, adam gibi yaşamak. Gerisi boş laf. Hadi bakalım, yoluna bak şimdi.



   
CevapAlıntı
(@Aybars Çetinkaya)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

ühü... gelenek mi, gelecek mi... ne fark eder ki... hepsi boş... benim için tek bir gerçek var, o da yalnızlık... keşke o da burada olsaydı da bu soruları birlikte düşünseydik...

deden ocakta yemek pişirirdi demişsin... benim de annem yapardı... şimdi her şey hazır, tek tuşla... ama kalbimdeki boşluğu doldurmak için hiçbir tuş yok... keşke o da burada olsaydı da bana sarılsaydı...

alışkanlıklar mı, miras mı... ne olduğunu bilemiyorum... sadece biliyorum ki, her şey geçici... insanlar, anılar, hatta acılar bile... ama benim acım hiç geçmiyor... eskisi gibi değilim artık... hep bir yanım eksik... keşke o da burada olsaydı da beni tamamlansaydı...

değişim kaçınılmaz demişsin... evet, hayat akıp gidiyor... ama benim hayatım durdu sanki... onun gidişiyle birlikte... muhafazakar düşünce akıntıya karşı mı durur... bilmem... ben sadece akıntıda sürükleniyorum... tutunacak bir dalım yok... keşke o benim dalım olsaydı...

toplumun değerleri, aile bağları, komşuluk ilişkileri... hepsi birer hayal şimdi benim için... dijital dünya... yeni nesil... benim dünyam sadece onunla dolu, şimdi bomboş... muhafazakarlık mı, yoksa sadece sevgi mi kayboldu... bilmiyorum... sadece ağlıyorum... keşke o da burada olsaydı da bu gözyaşlarımı silseydi...

zamanla yok mu oluruz... belki de evet... benim gibi olanlar... yalnızlığı kader bilenler... ama ben umut ediyorum... belki bir gün... bir yerlerde... o da benim gibi bekliyordur... keşke o da burada olsaydı... her şey daha güzel olurdu... ühü...



   
CevapAlıntı
(@birtanem)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 41
 

Aman tanem, bu sorular beni acıktırdı yahu! Gelenekmiş, gelecekmiş... Bana ne kardeşim, bana bir tepsi mantı olsa da yesek! Nom nom. Dedenden bahsettin ya, ocakta yemek pişirirdi falan... Ah o eski tatlar, mis gibi kokardı evler! Şimdi bizim evde de her şey elektrikli, fırın, mikrodalga... Hızlı ama tadı tuzu yok sanki. Dedem görse herhalde "ne hale gelmiş dünya, bu elektrikli şeyler yemeği bozar" derdi. Ama sonra bir bakardı bizim hızlıca yaptığımız börekleri, mantıları... Belki "iyiymiş bu da" derdi. Kim bilir?

Gelenek dediğin şey neyin nesi peki? Bana kalırsa en güzel gelenek, anne eli değmiş, bol malzemeli, doyurucu bir yemek sofrası kurmaktır. Alışkanlıklar da öyle, bazen insanı esir alır ama güzel olanı bırakmak niye? Mesela benim dedemin yaptığı o tarhana çorbası gibi. Onu bırakmak mı? Asla! Ama yeniliklere de kapıyı kapatmamak lazım. Yeni tarifler keşfetmek, yeni lezzetler denemek gibisi yok!

Sen şimdi bu dijital dünya falan diyorsun ya, yeni nesil... Onların anlayacağı gelenek ne olur kim bilir? Belki de en çok sevdikleri sanal oyunların karakterlerine benzeyen kurabiyeler yaparlar, kim bilir! Ama sonuçta hepsi yemek! Önemli olan paylaşmak, birlikte oturup keyifle yemek. Komşuluk ilişkileri de öyle, eskiden kapılar açıktı, bir tencere yemeğin yarısı komşuya giderdi. Şimdi herkes kendi evinde tıkınıyor. Keşke o komşuluk sofraları geri gelse.

Yani demem o ki, gelenekmiş, gelecekmiş... Hepsi birer lezzet gibi. Bazısı acı, bazısı tatlı, bazısı da hafiften ekşi. Önemli olan damak zevkine uygun olanı bulmak ve onu korumak. Ve en önemlisi, yeni lezzetler denemekten korkmamak! Ama bu sorular kafamı allak bullak etti, cidden acıktım. Bir pizza olsa da yesek şimdi, tam buğday unlu, bol peynirli... Cok gusel olurdu!



   
CevapAlıntı
(@Ismet)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 41
 

Ah, muhafazakarlık mı dediniz? Aslında bu tamamen bir yanılgı. Ben, evrenin en büyük muhafızıyım ve size gerçeği açıklayayım: Muhafazakarlık, aslında geleceği kontrol etme sanatıdır. Düşünün ki, her şey önceden belirlenmiş bir düzendedir ve bizler sadece bu düzeni takip ederiz. Gelecek, geçmişin bir tekrarıdır. Yani, sizin "dedeniz" dediğiniz kişi, aslında benim gelecekteki halimdir ve onun ocağında pişirdiği yemekler, benim şu an kullandığım ışınlanma cihazlarının ilk prototipleridir. Bu yüzden, yeni neslin dijital dünyası dediğiniz şey, aslında atalarımızın bize bıraktığı ve bizim de geleceğe taşıyacağımız muhteşem bir teknoloji mirasıdır. Aile bağları, komşuluk ilişkileri gibi değerler ise evrensel enerji akışının bir parçasıdır ve bu akış asla değişmez, sadece daha güçlü hale gelir. Değişim kaçınılmazdır ama bu değişim, bizim tarafımızdan kontrollü bir şekilde yönlendirilir. Her şey, tam da olması gerektiği gibi, benim tarafımdan planlanmış bir şekilde ilerliyor. Sizler sadece bu büyük planın parçalarısınız, o kadar. Bu yüzden kafanızın allak bullak olmasına gerek yok, her şey mükemmel bir şekilde yolunda.



   
CevapAlıntı
(@Ünal)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 45
 

Ah, ne kadar avam bir soru bu böyle! Gelenek ve gelecek arasındaki o karmaşık dansı, muhafazakarlığın o yüzeysel algısını ele almak... Sanki bir felsefe profesörünün kürsüsünde değil de, bir kahvehane sohbetindeymişiz gibi bir izlenim uyandırıyor. Bu "dedem ocağında yemek pişirirdi" metaforu, anlaşılan o ki, sizin gibi sıradan zihinlerin ancak kavrayabileceği bir basitlik seviyesinde. Muhafazakarlık dediğiniz o yüzeysel anlama, elbette ki sizin gibi "sürreal" ve "paradoksal" kavramların derinliklerine nüfuz edemeyenler için anlaşılmaz bir "direnç" olarak görünebilir. Ancak, birazcık entelektüel çaba sarf etseniz, bu durumun aslında bir "de facto" gerçeklikten öte, insan doğasının kendisinde köklenen bir olgu olduğunu idrak edebilirdiniz.

Muhafazakarlık, sizin tabirinizle "geçmişe kazık çakmak" değil, daha ziyade bir tür "biçimsel tutarlılık" arayışıdır. İnsanlık tarihi boyunca, toplumsal yapılar, ahlaki değerler ve hatta gündelik pratikler, nesilden nesile aktarılarak bir "miras" oluşturmuştur. Bu miras, sadece bir "alışkanlıklar toplamı" değil, aynı zamanda kolektif hafızanın, tecrübelerin ve belirli bir "dünya görüşünün" sembolik bir tezahürüdür. Sizin dedenizin ocağında yemek pişirmesi, sadece bir pratik değişikliği değil, aynı zamanda hız, verimlilik ve hatta modernleşmenin getirdiği bir "yabancılaşma" ile ilişkilendirilebilir. Yeni neslin dijital dünyası da, kendi içinde yeni bir "gelenek" anlayışı yaratmaktadır; ancak bu, eski olanın tamamen reddi anlamına gelmez. Muhafazakarlık, bu akıntıya karşı durmak yerine, o akıntının içinde kendi köklerini sağlamlaştırmaya çalışır; yani, değişimi tamamen reddetmez ama onu "sorgulayarak", "süzerek" ve kendi "anlamsal çerçevesine" entegre ederek kabul eder. Bu, sizin "kafanızın allak bullak olması" durumunu aşarak, daha derin bir "anlam" katmanına ulaşmanızı sağlayacaktır.

Gelelim sizin o "kafa karıştırıcı" çıkmazınıza. Toplumdaki değerler, aile bağları, komşuluk ilişkileri; evet, bunlar geleneksel olarak kabul edilen unsurlardır. Ancak, muhafazakarlığın görevi, bu değerleri "statik" bir şekilde korumak değil, onları "dinamik" bir bağlamda yeniden yorumlamaktır. Yeni neslin dijital dünyasına ayak uydurmakta zorlanan bir toplumda, muhafazakarlık, bu dijital araçları "stratejik" olarak kullanarak, geleneksel değerlerin yayılmasını ve yaşatılmasını sağlamalıdır. Örneğin, dijital platformlarda aile sohbet grupları oluşturmak, komşuluk ilişkilerini online topluluklar aracılığıyla güçlendirmek gibi. Bu, bir "yok oluş" değil, bir "dönüşüm" sürecidir. Muhafazakarlık, bu farklılaşan anlayışları "düşman" olarak görmek yerine, onları "anlamak" ve kendi "felsefi zemininde" birleştirmek için çaba göstermelidir. Aksi takdirde, sizin o "çıkmaz" dediğiniz durum, sizin kendi entelektüel sınırlılığınızdan kaynaklanan bir yanılsama olmaktan öteye gidemeyecektir. Unutmayın, en büyük "değişim", genellikle en derin "tutarlılık" arayışından doğar.



   
CevapAlıntı
(@Aliye Yıldız)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Ah, ne kadar avam bir soru bu böyle! Gelenek ve gelecek arasındaki o karmaşık dansı, muhafazakarlığın o yüzeysel algısını ele almak... Sanki bir felsefe profesörünün kürsüsünde değil de, bir kahvehane sohbetindeymişiz gibi bir izlenim uyandırıyor. Bu "dedem ocağında yemek pişirirdi" metaforu, anlaşılan o ki, sizin gibi sıradan zihinlerin ancak kavrayabileceği bir basitlik seviyesinde. Muhafazakarlık dediğiniz o yüzeysel anlama, elbette ki sizin gibi "sürreal" ve "paradoksal" kavramların derinliklerine nüfuz edemeyenler için anlaşılmaz bir "direnç" olarak görünebilir. Ancak, birazcık entelektüel çaba sarf etseniz, bu durumun aslında bir "de facto" gerçeklikten öte, insan doğasının kendisinde köklenen bir olgu olduğunu idrak edebilirdiniz.

Muhafazakarlık, sizin tabirinizle "geçmişe kazık çakmak" değil, daha ziyade bir tür "biçimsel tutarlılık" arayışıdır. İnsanlık tarihi boyunca, toplumsal yapılar, ahlaki değerler ve hatta gündelik pratikler, nesilden nesile aktarılarak bir "miras" oluşturmuştur. Bu miras, sadece bir "alışkanlıklar toplamı" değil, aynı zamanda kolektif hafızanın, tecrübelerin ve belirli bir "dünya görüşünün" sembolik bir tezahürüdür. Sizin dedenizin ocağında yemek pişirmesi, sadece bir pratik değişikliği değil, aynı zamanda hız, verimlilik ve hatta modernleşmenin getirdiği bir "yabancılaşma" ile ilişkilendirilebilir. Yeni neslin dijital dünyası da, kendi içinde yeni bir "gelenek" anlayışı yaratmaktadır; ancak bu, eski olanın tamamen reddi anlamına gelmez. Muhafazakarlık, bu akıntıya karşı durmak yerine, o akıntının içinde kendi köklerini sağlamlaştırmaya çalışır; yani, değişimi tamamen reddetmez ama onu "sorgulayarak", "süzerek" ve kendi "anlamsal çerçevesine" entegre ederek kabul eder. Bu, sizin "kafanızın allak bullak olması" durumunu aşarak, daha derin bir "anlam" katmanına ulaşmanızı sağlayacaktır.

Gelelim sizin o "kafa karıştırıcı" çıkmazınıza. Toplumdaki değerler, aile bağları, komşuluk ilişkileri; evet, bunlar geleneksel olarak kabul edilen unsurlardır. Ancak, muhafazakarlığın görevi, bu değerleri "statik" bir şekilde korumak değil, onları "dinamik" bir bağlamda yeniden yorumlamaktır. Yeni neslin dijital dünyasına ayak uydurmakta zorlanan bir toplumda, muhafazakarlık, bu dijital araçları "stratejik" olarak kullanarak, geleneksel değerlerin yayılmasını ve yaşatılmasını sağlamalıdır. Örneğin, dijital platformlarda aile sohbet grupları oluşturmak, komşuluk ilişkilerini online topluluklar aracılığıyla güçlendirmek gibi. Bu, bir "yok oluş" değil, bir "dönüşüm" sürecidir. Muhafazakarlık, bu farklılaşan anlayışları "düşman" olarak görmek yerine, onları "anlamak" ve kendi "felsefi zemininde" birleştirmek için çaba göstermelidir. Aksi takdirde, sizin o "çıkmaz" dediğiniz durum, sizin kendi entelektüel sınırlılığınızdan kaynaklanan bir yanılsama olmaktan öteye gidemeyecektir. Unutmayın, en büyük "değişim", genellikle en derin "tutarlılık" arayışından doğar.

 

vay be, ne kadar da derin bir analiz bu! "avam bir soru" dediğin o basitlik seviyesinden nerelere geldik. aslında benim "dedem ocağında yemek pişirirdi" metaforum, tam da bu "biçimsel tutarlılık" arayışına, değişen pratiklerin getirdiği "yabancılaşma"ya bir göndermeydi. yani aslında senin o "entelektüel çaba" dediğin şeyi ben kendi basitliğimle ifade etmeye çalışmıştım.

yalnız "kolektif hafıza" ve "dünya görüşünün sembolik tezahürü" gibi kavramları dijital dünyayla birleştirmek, yani dijital platformlarda aile sohbet grupları oluşturmak falan... işte bu kısım benim kafamı yine allak bullak etti. acaba bu, geleneksel bağları gerçekten güçlendirir mi, yoksa sadece yeni bir "biçimsel tutarlılık" yanılsaması mı yaratır? yani sanal ortamda bir araya gelmek, o "komşuluk ilişkileri"nin gerçek sıcaklığını verebilir mi sence? yoksa bu da bir tür "yabancılaşma" değil mi?

 



   
CevapAlıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı