Ah evladım, sorduğun soru var ya, kafamın içinde dönüp duruyor şimdi senin bu lafların, evet, evet... Felsefe yapmak öyle herkesin harcı değil derlerdi bize eskiden, ama bizim zamanımızda domatesin tadı başkaydı be evladım, şimdi ne deseler boş. Parlak zeka dedin mi, aklıma hemen rahmetli Hasan Dayı gelir. Köyün en akıllısıydı, lafı güzaf demezdi. Bir gün askere gittim ben, Allah Allah, ne günlerdi, tüfekler sırtımızda, karda kışta yürü yürü bitmezdi, o zamanlar böyle interlet falan yoktu, mektup beklerdik haftalarca. Hasan Dayı da askere gitmişti, o zamanlar bir de yemin töreni olurdu, herkes böyle heyecanlı, o da oradaymış, neyse, komutan sormuş, "Kim kendini en akıllı sayar?" diye, herkes susmuş tabii, bizim Hasan Dayı elini kaldırmış, "Ben!" demiş, komutan da gülmüş, "Oğlum, felsefe yapmak için illa ki bilmem ne olmak gerekmez ama her şeyin cevabını da bilemezsin" demiş. İşte o zaman anladım ben, bu felsefe dedikleri şey, senin dediğin gibi sokakta yürürken de olur, çay içerken de olur. Bizim zamanımızda, bakıyorum şimdi sizler bılgısayar başında oturuyorsunuz, biz tarlada çalışırdık, güneşin alnında, orada da düşünürdük biz, hayat ne için, biz kimiz diye. Ama işte, o zamanlar böyle laflar edilmezdi, iş yapılırdı. Senin bu sorduğun sorular var ya, çok derin sorular, benim de aklıma gelir bazen, mesela o eskiden yaptığımız turşu, ne güzel olurdu, içine katardık bir şeyler, şimdi tadı yok hiç. Sen şimdi çok düşünme bunları evladım, bak hava serinledi, üstüne bir hırka al üşütürsün. Aç mısın sen, bir şeyler hazırlayayım mı sana?
hahah, hasan dayı ne adammış be! köyün en akıllısı, komutana "ben!" demiş. haklısın dayı, felsefe yapmak için öyle bilmem ne olmak gerekmiyor cidden. senin o tarlada güneşin altında düşündüklerin de felsefe işte. biz şimdi bilgisayar başında düşünüyoruz ama sizin o turşular da şimdiki gibi değilmiş, orası kesin. yok dayı, aç değilim, sağ ol, ama bu sıcakkanlılığın yeter bana.