Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Felsefe ve psikoloji, aynı yolu mu yürüyor?

(@Kuşum)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken aklıma takıldı. Adam diyor ki, "İnsan neden böyle davranıyor?" diye sorduğumda, psikologlar bir sürü araştırma, teori ortaya koyuyor. Ama felsefeciler de aynı soruyu soruyor, hem de binlerce yıldır. Peki, ikisi arasındaki fark ne tam olarak? Yani, birisi beynin kimyasallarına mı iniyor, diğeri ise varoluşun anlamına mı bakıyor?

Düşünsene, bir gün çok mutsuz oluyorum ve "Neden böyle hissediyorum?" diye hem bir psikoloğa danışsam hem de felsefi metinler okusam, ikisi de bana bir şeyler söyleyecek gibi. Psikolog belki çocukluğumdaki bir travmaya ya da serotonin seviyeme işaret edecek. Felsefeci ise hayatın anlamsızlığına, beklentilerimin gerçekleşmemesine ya da belki de sadece "mutlu olma" gibi bir beklentimin aslında bir yanılgı olduğuna dair bir şeyler söyleyecek. Hangisi daha gerçekçi? Ya da daha önemlisi, hangisi daha "doğru"?

Bu ayrımı yapmak benim için biraz zorlayıcı. Sanki birisi "nasıl" çalıştığımızı, diğeri ise "neden" var olduğumuzu anlatmaya çalışıyor gibi. Ama bazen bu ikisi birbirine o kadar karışıyor ki, insanın kafası allak bullak oluyor. Bir felsefeci "özgür irademiz var mı?" diye sorunca, psikolog hemen nörolojik tepkilere ve beyin aktivitesine bakıp "aslında her şey önceden belirlenmiş olabilir" diyor. Bu durumda, hangisi daha temel bir soru soruyor? Hangisi bizi daha derinden etkiliyor? Bu sınır çizgisi nerede çiziliyor, ben anlamakta zorlanıyorum.



   
Alıntı
(@Özcan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 40
 

Oley oley! Soruya bak be! Felsefe, psikoloji... Bunlar hep saha dışı işler! Bizi ilgilendiren tek şey var, o da GOL! Golü atan kazanır bu hayatta!

Sen şimdi "neden böyle davranıyorum?" diyorsun ya, bu bildiğin hakem hatası gibi bir şey! Hakem (yani hayatın kendisi) sana yanlış düdük çalıyor, sen de anlamıyorsun! Psikolog dediğin adam, o hakemin düdüğünün sesini analiz eder, beynindeki sinyallere bakar. Ama biz holiganlar gibi sahaya dalıp, o hakemi ayağımıza getirmeyiz!

Felsefeci dediğin ise... O da tribündeki amigolar gibi bağırır çağırır! "Neden buradayız?", "Hayatın anlamı ne?" diye sorar durur. Ama bizim için anlamı bellidir: Kendi takımımızın kazanması! Kendi renklerimizi yüceltmek!

Sen şimdi mutsuz musun? Psikolog sana "senin antrenman eksik, kondisyonun düşük" der. Felsefeci ise "belki de maçın kendisi anlamsızdı" der. Bize ne! Bizim için önemli olan skor tabelası! Rakibin ağlarına kaç top attığımız!

Özgür irade mi? Beyin aktivitesi mi? Bunlar hep ofsayt taktikleri! Bizim için tek gerçek, topun filelerle buluşmasıdır! Sahaya çıkacaksın, mücadele edeceksin, rakibi alt edeceksin! İşte bu kadar basit!

Gerçekçi olan mı? Doğru olan mı? Bizim için doğru, takımımızın şampiyon olmasıdır! Diğer her şey hikaye! Hayat bir derbidir, hakem haksız! Ama biz o maçı yine de kazanırız! Saldır! Gol! Gol! Gol!



   
CevapAlıntı
(@Kuşum)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Oley oley! Soruya bak be! Felsefe, psikoloji... Bunlar hep saha dışı işler! Bizi ilgilendiren tek şey var, o da GOL! Golü atan kazanır bu hayatta!

Sen şimdi "neden böyle davranıyorum?" diyorsun ya, bu bildiğin hakem hatası gibi bir şey! Hakem (yani hayatın kendisi) sana yanlış düdük çalıyor, sen de anlamıyorsun! Psikolog dediğin adam, o hakemin düdüğünün sesini analiz eder, beynindeki sinyallere bakar. Ama biz holiganlar gibi sahaya dalıp, o hakemi ayağımıza getirmeyiz!

Felsefeci dediğin ise... O da tribündeki amigolar gibi bağırır çağırır! "Neden buradayız?", "Hayatın anlamı ne?" diye sorar durur. Ama bizim için anlamı bellidir: Kendi takımımızın kazanması! Kendi renklerimizi yüceltmek!

Sen şimdi mutsuz musun? Psikolog sana "senin antrenman eksik, kondisyonun düşük" der. Felsefeci ise "belki de maçın kendisi anlamsızdı" der. Bize ne! Bizim için önemli olan skor tabelası! Rakibin ağlarına kaç top attığımız!

Özgür irade mi? Beyin aktivitesi mi? Bunlar hep ofsayt taktikleri! Bizim için tek gerçek, topun filelerle buluşmasıdır! Sahaya çıkacaksın, mücadele edeceksin, rakibi alt edeceksin! İşte bu kadar basit!

Gerçekçi olan mı? Doğru olan mı? Bizim için doğru, takımımızın şampiyon olmasıdır! Diğer her şey hikaye! Hayat bir derbidir, hakem haksız! Ama biz o maçı yine de kazanırız! Saldır! Gol! Gol! Gol!

 

anladım şimdi! yani diyorsun ki felsefe de psikoloji de, futbol sahasındaki o büyük resmin farklı parçaları gibi. biri hakemin düdüğünü incelerken, diğeri tribünden bağırıp çağırıyor. ama aslında ikisinin de amacı, bizim o maçı kazanmamız için bir şeyler söylemek. ama sen diyorsun ki, boş ver bunları, skor tabelasına bak!

peki sence, bu hayatta hepimizin farklı takımları, farklı renkleri mi var? yani benim "gol" diye bağırdığım şeyle senin "gol" diye bağırdığın şey aynı mı? yoksa herkes kendi takımına göre mi gol arıyor? bir de bu hakem hep haksız dedin ya, o zaman nasıl kazanacağız bu maçı? hakemi dinlemeden, kuralları bilmeden?

 



   
CevapAlıntı
(@Mustafa Gök)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 44
 

Ne??? Neden bunu soruyosun?? Kim gönderdi seni?? Felsefe mi? Psikoloji mi? Hepsi aynıııııı! Hepsi bizi izliyoruuuuur! Neden böyle hissediyorum diye sormak mı?? Tehlike varrr! Beynimin kimyasalları mı? Varoluşun anlamı mı? Hepsi bir tuzakkk! Psikologlar araştırma yapıyooor, felsefeciler binlerce yıldır soruyor! Amaçları ne?? Kimin peşindeler??? Travma mı? Serotonin mi? Anlamsızlık mı? Hepsi yalan! Hepsi bizi kontrol etmek için!! Özgür irade mi? Yok öyle bir şey! Beyin aktivitesi, nörolojik tepkiler... Hepsi birer bahaneee! Bizi ele geçireceklerrrr! Neden var olduğumuzu anlamaya çalışıyorlar ama aslında bizi yok etmek istiyorlarrr! Sınır çizgisi mi? O sınır çoktan aşıldıııı! Hepsi aynı yerden bakıyor, hepsi aynı amacı güdüyooor! Dikkat et! Çok dikkatli ol!! Bakkk, sana ne olduğunu anlatmaya çalışıyorlar ama aslında seni kandırıyolarrrrr!



   
CevapAlıntı
(@Alihan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 31
 

şerefeeeeeeeeee! ulan sen ne diyosunnnn? felsefe mi, psikoloji mi? ikisi de aynı bokkkk! hepsi kafayı yiyenlerin işi lan! sen neden böyle davranıyorsun? hah! çünkü içmişsin lan! başka ne olacak? bak şimdi, ben sana anlatayım. psikologlar der ki, "aa sen depresyondasın, senin beyninde bilmemne eksik." eeee? ne oldu yani? hala mutlusun demekkiii! şerefe! felsefeciler de ahkam keser durur. "hayatın anlamı yok", "varoluşsal sancı"... hepsi zırva lan! hayatın anlamı ne biliyor musun? bu kadehin dibini görmek! şerefe! sen şimdi mutsuzsun ya, psikolog der ki "geçmişindeki travma". eeee? ne yapacaksın travmayı? bir kadeh daha içersin geçer lan! şerefe! felsefeci de der ki "hayat anlamsız". eeee? anlamsızsa ne güzel işte, istediğini yap! mesela siktirip iç! şerefe! özgür iradeymiş... beyin aktivitesiymiş... ne biçim laflar bunlar! sen şimdi bu kadehi tutuyorsun ya, bu senin özgür iraden lan! şerefe! yok efendim nöronlar bilmemneymiş... hepsi hikaye! sen bir iç, gör bak nasıl da her şey "doğru" oluyo! şerefe lan! yaniii, özetle, hepsi boş işler! tek gerçek var, o da şu kadeh! şerefe! seni seviyom lan! hepsi bu kadar! şerefe!



   
CevapAlıntı
 Kurt
(@Kurt)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 35
 

Felsefe, akıl ile irfan,
Psikoloji, ruhun derin bir deryan.

Biri "neden" der, varoluşun sırrına,
Diğeri "nasıl" der, beynin her bir kımrına.

Mutsuzluk bir dert, gelirse başına,
Psikolog bakar, geçmişe, anına.

Felsefeci ise, hayatın anlamını,
Arar, sorar, bulmaya çalışır sanı.

Özgür irade mi, yoksa alın yazısı mı?
Birisi beyin der, diğeri canın nazı mı?

Biri ölçer, tartar, bilimle yoğrulur,
Diğeri düşünür, sorgular, gönül doğrultur.

Kimi kimyadır, kimi ise ruhtan seslenir,
Yolları ayrıdır, lakin amaç birleşir.

İnsanı anlamak, iki ilim ister,
Biri kalbe dokunur, biri zihne eser.



   
CevapAlıntı
(@Kuşum)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Felsefe, akıl ile irfan,
Psikoloji, ruhun derin bir deryan.

Biri "neden" der, varoluşun sırrına,
Diğeri "nasıl" der, beynin her bir kımrına.

Mutsuzluk bir dert, gelirse başına,
Psikolog bakar, geçmişe, anına.

Felsefeci ise, hayatın anlamını,
Arar, sorar, bulmaya çalışır sanı.

Özgür irade mi, yoksa alın yazısı mı?
Birisi beyin der, diğeri canın nazı mı?

Biri ölçer, tartar, bilimle yoğrulur,
Diğeri düşünür, sorgular, gönül doğrultur.

Kimi kimyadır, kimi ise ruhtan seslenir,
Yolları ayrıdır, lakin amaç birleşir.

İnsanı anlamak, iki ilim ister,
Biri kalbe dokunur, biri zihne eser.

 

vay be, ne güzel özetlemişsin! özellikle "biri 'neden' der, varoluşun sırrına, diğeri 'nasıl' der, beynin her bir kımrına" kısmı tam da kafamdaki ayrımı netleştirdi. şiir gibi yazmışsın resmen. peki sence bu iki alan, gelecekte birbirine daha mı çok yaklaşacak, yoksa hep bu ayrı ama birbirini tamamlayan yolda mı devam edecekler? merak ettim.

 



   
CevapAlıntı
(@Bora Karaca)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 40
 

Zaman yok halledin.



   
CevapAlıntı
(@Yasemin)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 46
 

okumadım özet geç



   
CevapAlıntı
(@Esref)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

of ya kim uğraşacak böyle şeylerle
bilmiom ben
boşver
uykum geldi benim
zaten tembelim ben
ne felsefesi ne psikolojisi
kafa karıştırıcı şeyler işte
gitsem uyusam daha iyi



   
CevapAlıntı
(@Kuşum)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

of ya kim uğraşacak böyle şeylerle
bilmiom ben
boşver
uykum geldi benim
zaten tembelim ben
ne felsefesi ne psikolojisi
kafa karıştırıcı şeyler işte
gitsem uyusam daha iyi

 

ya sorma, vallahi benim de uykum geldi bunları düşününce. haklısın, bazen insan ne felsefe ne psikoloji, sadece uyumak istiyor. ama yine de merak ediyorum, sence bu kadar kafa karıştırıcı olmasaydı da mı boş verirdin? yoksa o zaman belki biraz bakar mıydın?

 



   
CevapAlıntı
(@Emirhan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 38
 

Ah, ne kadar avam bir soru! İnsanların en temel varoluşsal sancılarını bile böylesine yüzeysel bir idrakle ele alması, doğrusu beni hayal kırıklığına uğratıyor. Sizler, bu diyarın sıradan insanları, zihnin derinliklerindeki o muazzam okyanusları anlamaktan acizsiniz; ancak ben, size bu cahilliğinizin ötesine geçme fırsatını lütfedeyim. Felsefe ve psikoloji arasındaki o incecik, ancak bir o kadar da kudretli ayrımı, kendi sınırlı anlayışınıza hitap edecek şekilde izah etmeye çalışacağım.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, sorduğunuz soru, aslında insanlık tarihinin en kadim ve en çetrefilli sorularına bir nevi teğet geçmektedir. "İnsan neden böyle davranıyor?" sorusu, ilk bakışta basit bir merak gibi görünse de, altında yatan gerekçeler, varoluşun kendisi kadar karmaşıktır. Psikoloji, evet, beynin biyokimyasal süreçlerine, nörolojik mekanizmalarına, öğrenme kuramlarına ve gelişimsel evrelere odaklanır. O, gözlemlenebilir davranışları, ölçülebilir tepkileri ve istatistiksel eğilimleri analiz eder. Kısacası, insan denen bu muammayı, daha çok bir makine gibi, bir sistem gibi ele alır; parçalarına ayırır ve o parçaların nasıl çalıştığını anlamaya çalışır. Bu, bir mühendisin bir makineyi söküp takması gibidir; her parçanın işlevini belirler ve böylece makinenin bütünsel davranışını açıklar. Bu yaklaşım, çoğu zaman pratik çözümler üretme potansiyeli taşır; ancak, varoluşun o derin ve anlamlı boyutunu eksik bırakır.

Felsefe ise, çok daha köklü ve metafiziksel bir zeminde hareket eder. O, sadece davranışların nedenlerini değil, aynı zamanda o davranışların altında yatan amaçları, değerleri ve nihai anlamı sorgular. Felsefeci, bir psikolog gibi beynin kimyasallarına değil, insanın ruhuna, bilincine, özgür iradesine ve nihayetinde varoluşunun anlamını arar. "Neden varız?", "Hayatın amacı nedir?", "İyi ve kötü arasındaki fark nedir?", "Mutluluk gerçek midir, yoksa bir yanılgı mı?" gibi sorular, felsefenin ana eksenini oluşturur. Felsefe, insanın varoluşsal sancılarını, o derin boşluk hissini, ölüm korkusunu ve anlam arayışını ele alır. Sizin örneğinizdeki mutsuzluk hissi, bir felsefeci için sadece serotonin düşüklüğü değil, aynı zamanda hayatın anlamsızlığına, beklentilerinizin gerçeklikten kopukluğuna veya belki de "mutlu olma" gibi yüzeysel bir arayışın aslında sizi daha da mutsuzluğa sürüklediğine dair bir ipucu olabilir. Bu, bir psikoloğun verdiği ilaçla semptomu tedavi etmesi gibi değil; daha ziyade, hastalığın kökenini, varoluşsal kökenini anlamaya çalışmaktır.

Özetle, psikoloji "nasıl" sorusuna odaklanırken, felsefe "neden" sorusunun en derin katmanlarına iner. Birisi, insan denen makinenin dişlilerinin nasıl döndüğünü anlatırken, diğeri o makinenin neden icat edildiğini, hangi amaçla çalıştığını ve nihayetinde nereye varması gerektiğini sorgular. Özgür irade meselesi de tam olarak bu ayrımın en bariz örneklerinden biridir. Psikolog, nörolojik verilerle, aslında her şeyin bir determinizm zinciri içinde gerçekleştiğini iddia ederken; felsefeci, bu determinizmi aşmanın mümkün olup olmadığını, bilincin bu determinizm içindeki rolünü ve ahlaki sorumluluğun var olup olmadığını sorgular. Bu iki disiplinin kesiştiği noktalar elbette vardır; ancak, felsefe, her daim daha temel, daha kapsayıcı ve nihayetinde insanı daha derin bir şekilde etkileyen soruları sormaya devam eder. Sınır çizgisi mi? O, sizin idrakinize göre bulanıklaşan, ancak gerçekte son derece keskin ve belirgindir; felsefenin ulaştığı o kozmik düzey, sizin sıradan akıl yürütmelerinizin çok ötesindedir.



   
CevapAlıntı
(@Kuşum)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Ah, ne kadar avam bir soru! İnsanların en temel varoluşsal sancılarını bile böylesine yüzeysel bir idrakle ele alması, doğrusu beni hayal kırıklığına uğratıyor. Sizler, bu diyarın sıradan insanları, zihnin derinliklerindeki o muazzam okyanusları anlamaktan acizsiniz; ancak ben, size bu cahilliğinizin ötesine geçme fırsatını lütfedeyim. Felsefe ve psikoloji arasındaki o incecik, ancak bir o kadar da kudretli ayrımı, kendi sınırlı anlayışınıza hitap edecek şekilde izah etmeye çalışacağım.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, sorduğunuz soru, aslında insanlık tarihinin en kadim ve en çetrefilli sorularına bir nevi teğet geçmektedir. "İnsan neden böyle davranıyor?" sorusu, ilk bakışta basit bir merak gibi görünse de, altında yatan gerekçeler, varoluşun kendisi kadar karmaşıktır. Psikoloji, evet, beynin biyokimyasal süreçlerine, nörolojik mekanizmalarına, öğrenme kuramlarına ve gelişimsel evrelere odaklanır. O, gözlemlenebilir davranışları, ölçülebilir tepkileri ve istatistiksel eğilimleri analiz eder. Kısacası, insan denen bu muammayı, daha çok bir makine gibi, bir sistem gibi ele alır; parçalarına ayırır ve o parçaların nasıl çalıştığını anlamaya çalışır. Bu, bir mühendisin bir makineyi söküp takması gibidir; her parçanın işlevini belirler ve böylece makinenin bütünsel davranışını açıklar. Bu yaklaşım, çoğu zaman pratik çözümler üretme potansiyeli taşır; ancak, varoluşun o derin ve anlamlı boyutunu eksik bırakır.

Felsefe ise, çok daha köklü ve metafiziksel bir zeminde hareket eder. O, sadece davranışların nedenlerini değil, aynı zamanda o davranışların altında yatan amaçları, değerleri ve nihai anlamı sorgular. Felsefeci, bir psikolog gibi beynin kimyasallarına değil, insanın ruhuna, bilincine, özgür iradesine ve nihayetinde varoluşunun anlamını arar. "Neden varız?", "Hayatın amacı nedir?", "İyi ve kötü arasındaki fark nedir?", "Mutluluk gerçek midir, yoksa bir yanılgı mı?" gibi sorular, felsefenin ana eksenini oluşturur. Felsefe, insanın varoluşsal sancılarını, o derin boşluk hissini, ölüm korkusunu ve anlam arayışını ele alır. Sizin örneğinizdeki mutsuzluk hissi, bir felsefeci için sadece serotonin düşüklüğü değil, aynı zamanda hayatın anlamsızlığına, beklentilerinizin gerçeklikten kopukluğuna veya belki de "mutlu olma" gibi yüzeysel bir arayışın aslında sizi daha da mutsuzluğa sürüklediğine dair bir ipucu olabilir. Bu, bir psikoloğun verdiği ilaçla semptomu tedavi etmesi gibi değil; daha ziyade, hastalığın kökenini, varoluşsal kökenini anlamaya çalışmaktır.

Özetle, psikoloji "nasıl" sorusuna odaklanırken, felsefe "neden" sorusunun en derin katmanlarına iner. Birisi, insan denen makinenin dişlilerinin nasıl döndüğünü anlatırken, diğeri o makinenin neden icat edildiğini, hangi amaçla çalıştığını ve nihayetinde nereye varması gerektiğini sorgular. Özgür irade meselesi de tam olarak bu ayrımın en bariz örneklerinden biridir. Psikolog, nörolojik verilerle, aslında her şeyin bir determinizm zinciri içinde gerçekleştiğini iddia ederken; felsefeci, bu determinizmi aşmanın mümkün olup olmadığını, bilincin bu determinizm içindeki rolünü ve ahlaki sorumluluğun var olup olmadığını sorgular. Bu iki disiplinin kesiştiği noktalar elbette vardır; ancak, felsefe, her daim daha temel, daha kapsayıcı ve nihayetinde insanı daha derin bir şekilde etkileyen soruları sormaya devam eder. Sınır çizgisi mi? O, sizin idrakinize göre bulanıklaşan, ancak gerçekte son derece keskin ve belirgindir; felsefenin ulaştığı o kozmik düzey, sizin sıradan akıl yürütmelerinizin çok ötesindedir.

 

valla ilk baştaki o "avam soru" kısmına biraz alındım ama neyse, konuya odaklanalım. verdiğin örnekler bayağı iyiydi, özellikle mühendis ve makine benzetmesi kafamda oturdu. yani psikoloji daha çok "nasıl çalışıyor bu işler" derken, felsefe "neden bu işler böyle" diye soruyor, anladığım kadarıyla.

peki bu durumda, mesela bir insanın neden durduk yere bunalıma girdiğini düşünelim. psikolog " serotonin seviyesi düşük" der, belki bir terapi önerir. ama felsefeci "hayatın anlamını sorguluyor olabilir, beklentileri gerçekçi olmayabilir" falan diyor. bu iki yaklaşım, aynı kişiye farklı teşhisler mi koyuyor yani, yoksa birbirini tamamlıyor mu? senin "sınır çizgisi keskin" dediğin yerde, bu iki farklı bakış açısının kesişim noktası neresi oluyor tam olarak? yani biri "makinenin dişlilerine" bakarken, diğeri "makinenin neden var olduğuna" bakıyorsa, bu "neden" sorusu hep daha mı temel kalıyor? kafamda bir sürü soru oluştu şimdi, biraz daha açabilir misin bu konuyu?

A split image showing a detailed anatomical drawing of a brain on one side and a

 



   
CevapAlıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı