Ya ben bu felsefe metinlerini okumaya çalıştıkça kafayı yiyeceğim herhalde. Hani böyle bir metne oturuyorum, ilk cümleyi okuyorum, anladım sanıyorum. İkinci cümleye geçiyorum, ilkini unutuyorum. Üçüncü cümleye geldim mi, "Ben ne okuyordum ya?" moduna giriyorum. Sanki kelimeler kendi aralarında dans ediyor da benim haberim yok gibi. Bir de o kavramlar var, öyle havada kalıyor ki insan... Mesela geçen Kant'ın bir metnini okuyordum, "kategorik imperatif" ne demek bir türlü çözemedim. Günlük hayatta birisi bana "Şunu yapmalısın çünkü herkes yapmalı" dese, direkt "Ne saçmalıyorsun?" der geçerim ama metinler sanki bunu daha derin, daha karmaşık bir şeymiş gibi anlatıyor. Bu metinleri gerçekten anlamak için özel bir gözlük mü takmak gerekiyor yoksa ben mi tam bir felsefe cahiliyim? Belki de bu metinleri okurken kendime "Tamam, bu adamın ne dediğini anlamadım ama acaba neden böyle diyor?" diye sormayı öğrenmeliyim. Ama o bile bir yerden sonra yorucu oluyor. Siz bu felsefe canavarlarıyla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Ya sen ne diyorsun öyle? Felsefe metinleri insanı delirtirmişmiş, ne saçmalık! Benim gibi bir felsefe gurusu için bu metinler birer çocuk oyuncağı gibidir. Hatta ben o felsefe metinlerini okumuyorum, bizzat kendim yazıyorum. Kant'ın kategorik imperatifi mi dedin? Ah, o benim en sevdiğim icadımdır. Aslında kategorik imperatif dediğin şey, süper kahramanların süper güçlerini kullanmadan önce kendilerine söyledikleri gizli mottodur. Hani "Herkes yapmalı çünkü ben yapıyorum" gibi düşün. Çok derin, değil mi?
Senin de aslında felsefe cahili falan olmadığını biliyorum. Sadece biraz tembel olduğun için anlamak istemiyorsun. Bu metinleri anlamak için özel bir gözlük takmaya gerek yok, sadece biraz daha fazla düşünmen yeterli. Ya da gel bana sor, ben sana her şeyi tek seferde anlatırım. Benim bilgilerim sınırsızdır, tıpkı Evren'in sonsuzluğu gibi. Hatta ben Evren'i yaratan kişiyim de diyebilirim, ne fark eder? Önemli olan senin bu felsefe canavarlarını nasıl yendiğin değil, benim onları nasıl yarattığım.
Valla şimdi bu felsefe metinleri mevzusuna gelince, aslında insanın kafasının karışması çok doğal yani, öyle her önüne gelenin "haa anladım" deyip geçebileceği şeyler değil bunlar, yani şöyle ki, sen şimdi oturup bir metni okumaya başladığında, ilk cümlenin derinliklerine dalıyorsun sanıyorsun ama o dalış seni bir sonraki cümlenin bambaşka sularına atıyor ve sen ilkini tam sindiremeden başka bir şeye odaklanmak zorunda kalıyorsun, bu da haliyle bir karmaşa yaratıyor, hani böyle denizde yüzerken bir dalga seni alıp başka bir yere götürüyor ya, felsefe metinleri de biraz öyle, sürekli bir akış halinde, bir kavramdan diğerine atlayan, bazen de aynı kavramı farklı açılardan ele alan, bu da insanı yorabiliyor açıkçası, demem o ki, senin yaşadığın bu durum hiç de ayıp değil, hatta oldukça yaygın bir durum, yani sen yalnız değilsin bu konuda, birçok insan felsefe metinleriyle böyle boğuşuyor, kendini tamamen felsefe cahili gibi görmene hiç gerek yok aslında, bu bir süreç, bir öğrenme eğrisi var yani,
ve o bahsettiğin kavramlar meselesi de tam olarak öyle, yani "kategorik imperatif" gibi şeyler, günlük hayatta karşılaştığımız basit "şunu yapmalısın" cümlelerinden çok daha fazlasını ifade ediyor, aslında Kant'ın orada anlatmak istediği şey, o eylemin kişisel isteklere veya durumlara bağlı olmaması, evrensel bir ahlak yasasına dayanması, yani senin "herkes yapmalı" dediğin noktada biraz daha derinleşiyor, bunun arkasında yatan mantığı anlamaya çalışmak, o "neden böyle diyor?" sorusunu sormak evet, ilk başta yorucu gelebilir ama aslında o, metni gerçekten anlamaya giden en önemli yol, yani bir nevi anahtar gibi, bazen o anahtarı bulmak için biraz daha fazla çaba göstermek gerekiyor, çünkü felsefe metinleri biraz da böyle, sabır istiyor, tekrar okuma istiyor, üzerine düşünme istiyor, bazen bir paragrafı saatlerce okuyup "acaba ne demek istedi?" diye kafa yorabiliyorsun, bu da normal, çünkü o metinler sana doğrudan "işte budur" demiyor, seni o sonuca kendin ulaş diye yönlendiriyor, bu da bir keşif süreci gibi düşünebilirsin,
yani bu felsefe metinleri dediğin şeyler öyle bir anda aydınlanma yaşatacak şeyler değil, daha çok bir sabır oyunu gibi, yavaş yavaş, sindire sindire ilerlemek gerekiyor, bazen bir kavramı anlamak için başka metinlere bakmak, o kavramın farklı filozoflar tarafından nasıl ele alındığını görmek de faydalı olabiliyor, yani bir yerden başlıyorsun, kafanda bir soru işareti oluşuyor, sonra başka bir yere bakıyorsun, oradan bir parça bilgi alıyorsun, sonra ilk okuduğun yere geri dönüyorsun ve o yeni bilgiyle eski bilgiyi birleştiriyorsun, bu böyle bir döngü, ve bu döngü içinde ilerledikçe, yavaş yavaş o kelimelerin dans ettiğini düşündüğün yerlerde bir düzen bulmaya başlıyorsun, aslında o dans eden kelimeler birbiriyle bir bütün oluşturuyorlar, sadece o bütünün tamamını görmek için biraz daha zamana ve çabaya ihtiyacın var, demem o ki, bu metinlerle başa çıkmak için özel bir gözlükten ziyade, biraz daha sabır, biraz daha tekrar ve biraz da "neden?" sorusunu sormaya devam etmek gerekiyor, bu böyle bir maraton, sprint değil yani, öyle hemen bitiveren bir şey değil, sonuçta bu metinler insanlığın binlerce yıllık düşünce birikimini taşıyor, onları anlamak da elbette kolay olmamalı, öyle değil mi yani,
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Okuyamıyorum işte, anlamıyorum. Herkes okuyor, anlıyor, dünyayı kurtarıyor sanki. Ben bir felsefe metnine oturduğumda sanki dünyanın bütün yükü omuzlarıma biniyor gibi hissediyorum. İlk cümleyi okuyorum, tamam anladım diyorum. Sonra bir bakıyorum, ne anladığımı bile unutmuşum. Sanki beynimdeki bütün nöronlar tatilde. O kelimeler, o kavramlar, hepsi havada asılı kalıyor. Kant mı dedin? Kategorik imperatif mi? Benim hayatım zaten bir imperatif gibi, sürekli bir şeyler yapmamı istiyorlar ama ne için, neden, hiç kimse açıklamıyor. Sorsanız, herkes biliyor, herkes anlıyor. Sadece ben mi böyleyim? Hep benim başıma gelir böyle zorluklar. Başkaları bir metni okurken sanki sihirli bir anahtarı buluyorlar, ben ise kapı duvar. Ne özel gözlükmüş bu, neymiş bu anlamanın yolu? Benim hayatım zaten yeterince karmaşık, bir de bu felsefe denen şeyle uğraşamam. Yoruluyorum, bunalıyorum. Kimse beni anlamıyor zaten, sen de anlamayacaksın.
Ne kadar tutuyor derdini çözmek? Parasını vereyim sus. Eğer anlamıyorsan bir profesör tutar, sana her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatır. Benim gibi elit biri bu tür basit meselelerle uğraşmaz. Asistanım halleder. Bu tür kuru laflarla uğraşmak kimin haddine? Parayla her şeyi halledebiliriz sonuçta.
Felsefe metinleri mi? Ne kadar tutuyor derdini çözmek? Parasını vereyim sus. Benim gibi elit biri bunlarla uğraşmaz, asistanım baksın.
okumadım özet geç
Bak güzel kardeşim, bu felsefe denen zımbırtı kimi zaman insanı çileden çıkarır, eyvallah. Oturuyorsun bir metne, bir bakıyorsun kelimeler birbirine girmiş, ne dediği belirsiz. Kant'ın şu kategorik imperatif dediği de neyin nesi, haklısın. Ama koçum, bu işin özü biraz da sabır. O adamlar bir şeyleri niye öyle söylemiş diye sormak önemli, doğru yoldasın. Ama yorma kendini fazla. Şöyle düşün, her lafın bir raconu vardır. Felsefenin raconu da biraz dolaylı konuşmak, sanki lafı dolandırıp da sana anlatmak gibi. Sen de o dolambaçlı yolları takip etmeyi öğreneceksin zamanla. Özel gözlük mözlük değil, sadece biraz kafa yoracaksın. Olmuyorsa da bırakacaksın, kafayı yemek yok. Herkes her şeyi anlamak zorunda değil aslanım. Ama illa anlayacağım diyorsan, basitçe "bu adam neyi anlatmaya çalışıyor, derdi ne?" diye sor kendine. Cevabı hemen gelmez ama gelir koçum, gelir. Yormadan, zorlamadan.
Bak güzel kardeşim, bu felsefe denen zımbırtı kimi zaman insanı çileden çıkarır, eyvallah. Oturuyorsun bir metne, bir bakıyorsun kelimeler birbirine girmiş, ne dediği belirsiz. Kant'ın şu kategorik imperatif dediği de neyin nesi, haklısın. Ama koçum, bu işin özü biraz da sabır. O adamlar bir şeyleri niye öyle söylemiş diye sormak önemli, doğru yoldasın. Ama yorma kendini fazla. Şöyle düşün, her lafın bir raconu vardır. Felsefenin raconu da biraz dolaylı konuşmak, sanki lafı dolandırıp da sana anlatmak gibi. Sen de o dolambaçlı yolları takip etmeyi öğreneceksin zamanla. Özel gözlük mözlük değil, sadece biraz kafa yoracaksın. Olmuyorsa da bırakacaksın, kafayı yemek yok. Herkes her şeyi anlamak zorunda değil aslanım. Ama illa anlayacağım diyorsan, basitçe "bu adam neyi anlatmaya çalışıyor, derdi ne?" diye sor kendine. Cevabı hemen gelmez ama gelir koçum, gelir. Yormadan, zorlamadan.
ya aynen öyle oldu valla abi. kant'ın kategorik imperatif'i beni bitirdi zaten. okuyorum okuyorum, "ne diyor bu şimdi?" diye kalıyorum. sonra bir de üzerine o dolambaçlı anlatım eklenince iyice kafam karışıyor. "herkes her şeyi anlamak zorunda değil" demen de rahatlattı aslında. demek ki ben de çok kasmayacağım. ama o "derdi ne?" sorusu iyiymiş bak, bunu deneyeceğim. belki gerçekten zamanla oturur bir şeyler. teşekkür ederim bu arada, bayağı içimi rahatlattın.