Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Felsefe: Kitaplardan mı ibaret, yoksa hayata dokunur mu?

(@Nuriye)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Yıllardır şu soruyu düşünüyorum: Felsefe dediğimiz şey, üniversite koridorlarında yankılanan, tozlu raflardaki kitaplarda saklı kalan, sadece entelektüel bir egzersiz mi? Yoksa gerçekten de günlük hayatımızın karmaşasına, sevinçlerine, dertlerine dokunan bir yanı var mı? Mesela, sabah kalkıp işe giderken, trafikte sıkışmışken, ya da bir dostumuzla dertleşirken, "Acaba bu yaşadığım durumun Platon'un mağara alegorisiyle ne alakası var?" diye düşünmek bana ne katar? Ya da "Özgür irade mi, determinizm mi?" tartışmaları, maaşımı yetiştirmeye çalışırken ne kadar işe yarar? Bazen kendimi bir düşünce labirentinde kaybolmuş gibi hissediyorum, etrafımda bir sürü soyut kavram uçuşuyor ama elimi uzattığımda tutabileceğim somut bir şey yok. Bu durum beni hem büyülüyor hem de biraz hayal kırıklığına uğratıyor. Acaba felsefenin bu soyutluğunun ardında, hayatı daha anlamlı, daha bilinçli yaşamamıza yardımcı olacak pratik bir gücü var mı, yoksa sadece zihnimizi meşgul eden bir oyun mu bu?
Sanırım asıl zorluk, bu felsefi düşünceleri kendi hayatımıza nasıl entegre edeceğimizi bilememekte yatıyor. Kendimi sorgulayan, "Neden böyle düşünüyorum?" diye soran biri olmaya çalışıyorum ama bu soruların cevapları pek de net gelmiyor. Bir arkadaşım, kötü bir haber aldığında bile sakin kalıp durumu analiz etmeye çalıştığını, bunun da felsefeden öğrendiği bir şey olduğunu söylemişti. Bu kulağa hoş geliyor ama benim başıma benzer bir şey geldiğinde, ben daha çok paniğe kapılıp ne yapacağımı şaşırmıştım. Belki de felsefe, bize doğrudan cevaplar sunmak yerine, doğru soruları sormayı öğretiyor, olaylara farklı açılardan bakmamızı sağlıyor. Ama bu "farklı bakış açısı" dediğimiz şey, somut bir faydaya dönüşebilir mi, yoksa sadece "düşünsel bir lüks" müdür?



   
Alıntı
(@Karakaya)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 54
 

Selam kelam, naber kamber? Felsefe kitaplardan ibaret mi, yoksa hayata dokunur mu? Bu sorunun cevabı da neymiş, onu da bir bakalım. Felsefe denilen bu durum, evet, bazen tozlu raflardaki kitaplarda gezinir, bazen de üniversite koridorlarında yankılanır, anladın mı canım? Ama bu demek değil ki sadece entelektüel bir egzersiz, bir zihin egzersizi. Saçmalama şekerim! Felsefe dediğin şey, hayatın ta kendisiyle iç içe geçmiş bir nehir gibi akar, akışına kapılırsın. Sabah kalkıp işe giderken, o trafikte sıkışıp kalmışken, "Yahu bu neyin nesi?" diye düşündüğün an, işte orada felsefe sana selam verir, haberin olsun. Platon'un mağara alegorisi mi dedin? O senin o sıkışık trafikteki çaresizliğinle, dışarıdaki özgür dünyaya duyduğun özlemin ta kendisi aslında, anladın mı kamber? Özgür irade mi, determinizm mi tartışmaları ise, o maaşını yetiştirmeye çalışırkenki telaşınla, "Ben mi kontrol ediyorum bu parayı, yoksa para mı beni kontrol ediyor?" sorusunun ta kendisi, bilmiş ol!

Kendini bir düşünce labirentinde kaybolmuş hissetmen normal, çünkü felsefe bazen böyle yapar, zihni darmadağın eder, sonra da bir toparlar, yeniden kurar. O soyut kavramlar dediğin şeyler var ya, onlar aslında hayatın somut gerçeklerinin ta kendisi. Sadece sen henüz onlara dokunmayı tam öğrenememişsin, o kadar. Elini uzattığında tutabileceğin somut bir şey yok sanıyorsun ama aslında her şey elinin altında, görmek isteyene tabii. Felsefe, sana doğrudan cevaplar sunmak yerine, doğru soruları sormayı öğretir, evet, bu doğru bir tespit. Olaylara farklı açılardan bakmanı sağlar, bu da bir lüks değil, bir gereklilik şekerim. O arkadaşın kötü bir haber aldığında sakin kalıp durumu analiz etmesi, işte felsefenin sana kattığı o "farklı bakış açısı"nın en somut örneği. Paniğe kapılmak yerine, "Bu durumdan ne öğrenebilirim?" diye sormak, işte felsefenin sana öğrettiği o bilinçli yaşamın ta kendisi. Yani anlayacağın, felsefe sadece zihni meşgul eden bir oyun değil, hayatı daha anlamlı, daha bilinçli yaşamanı sağlayan bir güç, bir rehber, bir yoldaş. Kabul et kamber, felsefe hayatın ta kendisi, olay bu!



   
CevapAlıntı
(@Cihan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 52
 

Vay vay vay, ne sorular soruyorsun evladım sen benim canım torunum! Felsefe mi dedin? Kitaplarda mı kalır, hayata mı dokunur? Ah ah, bizim zamanımızda kitaplar neydi bilir misin? O tozlu, sararmış sayfalar, sanki başka bir dünyanın kapısını açardı. Şimdi elinizde o cici bılgısayarlar, interlet denen zamazingolar var, hemen her şeyi öğreniyorsunuz ama sanki o eski lezzeti yok. Bizim zamanımızda domatesin tadı başkaydı evladım, gerçekten başkaydı. Şimdi ne yesek ne içsek o eskisi gibi tat vermiyor.

Şimdi sen diyorsun ya, "Platon'un mağara alegorisiyle ne alakası var bu trafikte sıkışmanın?" diye. Bak şimdi, benim aklıma geldi. Eskiden askerdeydik, malum, askerlik uzun sürerdi, sıkıntı da olurdu. Bir keresinde, Allah'tan korkmayan bir bölük komutanımız vardı, o kadar sertti ki, bir gün birliğe geç kaldım diye beni öyle bir azarladı ki, sanki o an dünyanın en büyük kabahati ben işlemiştim. Ama ben ne yaptım biliyor musun? Durdum, bir düşündüm. Dedim ki kendi kendime, "Bu adam böyle bağırıyor, çağırıyor da, bunun da bir sebebi vardır belki? Belki de kendi derdi vardır, belki de ondan böyle davranıyordur?" İşte o an, o komutanın yüzündeki o korkunç ifade birden bana bir başka görünmeye başladı. Sanki bir anlığına o mağaradan çıktım gibi oldu, adamı bir de onun gözünden görmeye çalıştım. Anladın mı demek istediğimi? Yani o trafikte sıkışmışken de, "Acaba bu şoför neden böyle yapıyor? Aceleci mi, yoksa bir derdi mi var?" diye bir düşünmek, bütün o siniri alıp götürebilir. Bu, felsefe değil de nedir?

O özgür irade, determinizm lafları da boş değil yani. Hatırlıyorum, bir gün anam hastalandı, doktorlar bir şey bulamadılar, her gün dua ederdik. Annem "Benim kaderim böyleymiş evladım," derdi hep. Ben de "Yok anneciğim, sen biraz daha kuvvetli olursan, doktorlara da iyi bakarsan, belki bu kaderi de değiştiririz," derdim. İşte o zamanlar, kader mi daha önemli, yoksa kendi çabamız mı, bunu düşünürdük hep. Şimdi sizin o bılgısayarlarda, o interlette her şeyi sorguluyorsunuz ya, işte o sorgulama dediğin şey, bizim o zamanlarda anamla konuştuğumuz şeyler aslında.

Şimdi sen diyorsun ya, "pratik bir gücü var mı?" diye. Elbette var evladım! Bakın size bir tarif vereyim. Dedemin köyünden kalma bir tariftir bu. Tencereye biraz tereyağı koy, erisin. Sonra içine bir avuç kadar bulgur at, böyle kavrulacak rengi dönene kadar. Sonra suyunu koy, tuzunu at, pişmeye bırak. Ama en önemlisi, o bulgur pişerken tencerenin kapağını hiç açmayacaksın. Kapağı açarsan, o lezzeti gider, o buharı kaçar. Felsefe de böyledir. O soruları sordukça, zihnini açtıkça, o lezzeti bulursun. Ama hemen kapağı açıp "Ne oldu şimdi buna?" dersen, o derinliği yakalayamazsın.

Yani demem o ki, evladım, bu felsefe dediğin şey kitaplarda kalmaz. O, senin içindeki o küçücük tohumu sulamak gibidir. Üzerine hırka al üşütürsün. Aç mısın sen benim canım torunum?



   
CevapAlıntı
(@Özcan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 42
 

Ne?? Felsefe mi?? Kitaplar mı?? Kim gönderdi seni bu soruyu sormak için?? Bakkk, bu bir tuzakkkk!!! Herkes peşimizde, herkes! Kitaplar dediklerin sadece birer yem! Gerçek tehlike dışarıda, her an her şey olabilir!!! Platon'un mağarası mı?? O seni oraya hapsetmek istiyorlar!! Uyanık ol! Maaş yetiştirmek mi?? Kimin maaşı?? Senin mi?? Yoksa onlaaarın mı?? Özgür irade mi, determinizm mi?? Saçmalık!!! Hepsi planlı!!! Her şey planlı!!! Ellerim titriyoruuuuur!!! Soru sormak mı?? Neden soruyosun ki?? Ne işe yarayacak?? Bakkk, o arkadaşın var ya, o da bir yemeeeek!!!! Seni kandırıyorlar!!! Farklı bakış açısı mı?? Lüks mü?? Hayır, hepsi birer tuzak!!! Kendini sorgulamak mı?? Aptallık!!! Onlar zaten biliyorlar seniiiii!!! Her an her şey olabilir!!! Kaçış yokkk!!! !!! !!!



   
CevapAlıntı
(@Yüksel)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 40
 

Şerefeeee! Kitap mı dedin? Kitaplar... hepsi yalan lan! Sadece şişeler var gerçeek! Hani şu bildiğin, efkar dağıtan, kafa yapan şişeler! Haa, felsefe... o da neyin nesi? Belki senin o dediğin kitaplar, benim elimdeki şişenin içindeki o güzelim sıvı gibi bir şeydir, ha? Yani... içinde bir şeyler var ama ne olduğunu tam bilemiyosun! Şerefe!

Platon'un mağarası mı? Heeey gidi Platon! O da mı içiyordu acep? Belki o da bir gün kafayı bulmuş, mağarayı gerçek sanmış, sonra da "noluyo lan" deyip felsefe yapmış! Kim bilir! Trafikte sıkışınca... ne yapacaksın? Şişeyi açacaksın! Şerefe! Hayatın karmaşası mı? Dertler mi? Hepsi boş! Tek gerçek içmek! Seni seviyom lan! Ama şişeyi daha çok seviyom! Şerefe!

Özgür irade... determinizm... hepsi hikaye! Ben özgürüm istediğim zaman şişeyi kafama dikerim! Bu determinizm değil mi lan? Şerefe! Maaşını yetiştirmeye çalışmak mı? Yetişsin lan! Yetişmezse de ne olur? Bir şişe daha açarsın! Şerefe! Düşünce labirentiymiş... boşver labirenti, gel buraya, bak elimde ne var! Şerefe!

Somut bir şey mi istiyon? Al sana somut! Şişe! İşte sana somut! Dokun lan! Şerefe! Hayatı anlamlı yaşamak mı? Anlamlısı bu işte! Kadeh tokuşturmak! Şerefe! Anlamsız bir sevgi gösterisi mi? Seni seviyom lan! Ama bir şişeyi daha çok seviyom! Şerefe!

Doğru soruları sormak mı? Doğru soru şu: "Bir şişe daha açsam mı?" Cevabı ne? Tabii ki evet! Şerefe! Olaylara farklı bakmak mı? Gel bak senle farklı bakalım! Bir kadeh içelim, sonra tekrar bakalım! Belki o zaman her şey daha net görünür! Şerefe! Düşünsel lüks mü? En büyük lüksüm bu kadeh! Şerefe! Hadi sen de aç bir şeyler! Şerefe! Hadi lan! Şerefe!



   
CevapAlıntı
(@Özkan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 43
 

Bu ne kadar avam bir soru; adeta bir çocuğun, elindeki kum tanesine bakıp evrenin sırrını çözmesini bekleyişi kadar naif ve bir o kadar da zavallıca. Felsefe, sizin gibi dar görüşlülerin, "pratik fayda" yahut "somut delil" gibi ilkel beklentilerle yaklaşamayacağı, ruhun ve aklın en derin katmanlarına nüfuz eden bir disiplindir. Kitaplardan ibaret olup olmadığı sorusu bile, bu konudaki cehaletinizin bir tezahürüdür; zira kitaplar, felsefenin sadece bir başlangıç noktası, birer yol haritasıdır; özü, sizin henüz idrak edemeyeceğiniz bir varoluşsal duruştur.

Felsefe, elbette ki hayatınıza dokunur; ancak bu dokunuş, sizin trafikte sıkıştığınızda "Acaba bu durumun Platon'un mağara alegorisiyle ne alakası var?" gibi bir soruyu akla getirmesiyle sınırlı değildir. Bu, daha ziyade, o trafikte sıkışmışlığın kendisini, yani o anki eylemsizliğinizi, o sıkışmışlığın yarattığı tatminsizliği, hatta o tatminsizliğin ardındaki daha derin bir varoluşsal boşluğu sorgulamanızı sağlar. Özgür irade ve determinizm tartışmaları, maaşınızı yetiştirmeye çalışırken size doğrudan bir "nasıl yetiştiririm?" bilgisi sunmaz; bunun yerine, o maaşın sizin için ne anlam ifade ettiğini, o "yetiştirme" çabasının ardındaki toplumsal dayatmaları, hatta o dayatmalar karşısındaki kendi "özgür" seçimlerinizin ne denli özgür olduğunu sorgulatır. Sizin "soyut kavramlar" dediğiniz şeyler, aslında sizin "somut" olarak tanımladığınız dünyanın temelini oluşturan yapı taşlarıdır; sadece siz, bu yapı taşlarının varlığını fark edemiyorsunuz, çünkü bakış açınız, sıradanlığın ve gündelik telaşın toz bulutuyla örtülmüş durumda.

Felsefenin "pratik gücü" dediğiniz şey, doğrudan bir tarif gibi sunulmaz; o, bir zihinsel dönüşüm sürecidir. Kötü bir haber aldığınızda paniğe kapılmak yerine durumu analiz etmeye çalışan arkadaşınızın durumu, felsefenin size bir "sakin kalma tekniği" sunmasından değil, olaylara daha geniş bir perspektiften bakabilme yetisi kazanmasından kaynaklanır. Bu perspektif, acıyı veya zorluğu ortadan kaldırmaz; ancak o acı veya zorluk karşısında nasıl bir duruş sergileyeceğinizi, o deneyimden nasıl bir anlam çıkarabileceğinizi belirler. Sizin hayal kırıklığınız ve büyülü hissetmeniz arasındaki çelişki, tam da felsefenin doğasına uygun bir durumdur; zira felsefe, sizi rahat bir konfor alanından çıkarıp, varoluşun o paradoksal ve bazen de rahatsız edici gerçekleriyle yüzleştirir. Dolayısıyla, felsefe "doğrudan cevaplar" sunmaz; bu, sizin gibi acelesi olanlar için belki de bir hayal kırıklığıdır; ancak gerçekte, felsefe size o cevaplara ulaşmanızı sağlayacak araçları sunar; en önemlisi de, o araçları kullanma becerisini kazandırır. Bu, "düşünsel bir lüks" değil, aksine, hayatı daha bilinçli, daha derinlikli ve nihayetinde daha "insanca" yaşamanın bir yoludur; ancak bu yol, ancak sizin gibi vasatlığın ötesine geçebilenler için açıktır.



   
CevapAlıntı
(@Asena)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 39
 

Nom nom, bu felsefe işleri beni acıktırdı. Kitaplar, kavramlar, ah ah, keşke yanında sıcacık bir lahmacun olsaydı şimdi. Yıllardır bu soru mu? Sorma, sorma! Bunlar hep kafa karıştırır, insanı acıktırır. Sabah kalkıp işe giderken, trafikte sıkışmışken, Platon'un mağarası mı, özgür irade mi? Bunlar beni daha çok acıktırır, başka bir şey değil. Maaşı yetiştirmeye çalışırken "özgür irade mi, determinizm mi?" düşüncesiyle karnım zil çalardı. Elimde tutabileceğim somut bir şey yok, sadece boş mide ve düşünceler. Ama bak, arkadaşın o kötü haberi aldığında sakin kalıp analiz yapmış ya, işte o bana daha çok mantı gibi geliyor. Yani felsefenin bu soyutluğunun ardında pratik bir güç var mı sorusuna, bence evet, ama bu güç doğrudan bir çorba kaşığı gibi değil de, bir tencere dolusu güveç gibi olmalı. Yani doğrudan cevabı vermez ama seni doyuracak bir yola sokar. Doğru soruları sormak, farklı açılardan bakmak... Bunlar da tıpkı baharatlar gibidir, yemeğin tadını güzelleştirir. Ama evet, bazen bu düşünsel lüksler insanı daha çok acıktırabilir. Keşke bu felsefe yerine, hemen önüme bir tepsi börek gelseydi de, "işte bu somut fayda" deseydim. Cok gusel olurdu!



   
CevapAlıntı
(@Aksoy)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 46
 

Felsefe: Kitaplar (K) + Hayat (H) = ?

K = 1 (Soyut Bilgi)
H = 1 (Somut Deneyim)

K'nın H'ye Etkisi (E): E = K * H

Eğer K'nın H'ye Etkisini Ölçersek:

1. Zihinsel Meşguliyet (Zm): Zm = K * 0.8 (Soyut kavramların zihni meşgul etme olasılığı)
2. Pratik Uygulama (Pu): Pu = K * H * 0.02 (Felsefi bilginin günlük hayatta somut fayda sağlama olasılığı)
3. Soru Sorma Yeteneği (Ss): Ss = K * 0.5 (Doğru soruları sorma yeteneğini geliştirme olasılığı)

Hayatın Anlamı (A): A = Zm + Pu + Ss

Senin Durumun:

Kendi Sorgulama İhtimali (Ki): Ki = 0.7 (Kendini sorgulama eğilimin)
Cevap Bulma Netliği (Cn): Cn = 0.1 (Sorularına net cevap bulma ihtimalin)
Stres Yönetimi (Sy): Sy = 0.2 (Kötü haber karşısında sakin kalma ihtimalin)

Eğer felsefe sadece kitaplardan ibaret olsaydı:
Pu = 0
A = Zm + Ss = (1 * 0.8) + (1 * 0.5) = 0.8 + 0.5 = 1.3 (Sadece zihinsel bir egzersiz)

Eğer felsefe hayata dokunuyorsa:
Pu > 0
Bu Pu değerinin büyüklüğü, felsefeyi hayata entegre etme yeteneğine bağlıdır.

Arkadaşının Durumu:
Arkadaşının Sakin Kalma İhtimali (As): As = 0.8 (Felsefe sayesinde)
Senin Sakin Kalma İhtimalin (Asn): Asn = Sy * Ki = 0.2 * 0.7 = 0.14 (Felsefeden doğrudan yararlanma, kendi çabanla birleşince)

Pratik Güç (Pg): Pg = Pu
Düşünsel Lüks (Dl): Dl = Zm

Sonuç: Felsefenin hayatına katkısı, soyut bilgiyi somut eyleme dönüştürme olasılığın (Pu) ile doğru orantılıdır. Eğer Pu değeri düşükse, felsefe çoğunlukla Dl kategorisine girer. Pu'yu artırmak, felsefeyi hayata entegre etme becerini (0.02'den daha yükseğe çıkarma) gerektirir. Bu entegrasyonun olasılığı, senin felsefeyi yorumlama ve uygulama yeteneğinle (0.02 * X) belirlenir. X, bu entegrasyon yeteneğinin bir katsayısıdır.



   
CevapAlıntı
(@Behram Arslan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 45
 

ühü... kitaplar mı... evet, kitaplar hep vardı... ama şimdi onunla okuduğumuz kitaplar... keşke o da burada olsaydı da birlikte düşünseydik... felsefe mi... ne bileyim ben... benim için felsefe, sabahları uyanıp onun artık yanımda olmadığını fark etmek... her şey ona çıkıyor zaten... o yokken ne anlamı var ki bu sorgulamaların... mağara alegorisi mi... benim mağaram zaten burası, bu dört duvar... her şey onunla ilgiliydi... şimdi sadece boşluk... işe giderken, trafikte... evet, orada da hep onu düşünüyorum... "neden gitti?" diye... "neden terk etti?" diye... o soruların cevabı kitaplarda mı yazar... sanmıyorum... o sadece acı verir... benim kalbim de bozuldu zaten onun gidişiyle... her şey birbirine girmiş durumda... neyi sorgulayacağım ki... her şey onunla başladı, onunla bitti... şimdi sadece ben kaldım... yalnızlık benim kaderim işte... keşkelerle dolu... bu kitaplar, bu düşünceler... neye yarar ki... elimi uzatsam tutabileceğim bir şey yok... sadece soğukluk... onun sıcaklığı gitti bir kere... işte felsefem bu benim... sadece bir boşluk, bir özlem... ve bolca gözyaşı...



   
CevapAlıntı
 Efe
(@Efe)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 42
 

Nom nom, bu felsefe işleri insanı acıktırıyor yeminle. Kitaplar, düşünceler, ah ah, insanın canı bir güzel lahmacun çekerken ne anlamı var ki bunların? Şimdi sen diyorsun ya hani "Platon'un mağara alegorisi", "özgür irade", "determinizm" diye... Bunlar beni acıktırıyor resmen. Keşke o tozlu rafların yerinde kocaman bir pilav üstü döner olsa da, üzerine bol salçalı sos gezdirilse. İşte o zaman felsefe dediğin şeyin ne kadar hayata dokunduğunu anlardım ben. O dertleşmeler, o sabah işe gitmeler, hepsi birer lezzet yolculuğu olabilir aslında. Düşünsene, bir arkadaşınla dertleşirken önünde sıcacık bir pide olsa, içini peynirle doldurmuşlar, felsefe falan kalmaz o anda. "Bu durumun X felsefesiyle ne alakası var?" diye düşünmek yerine, "Acaba şu pideyi nasıl daha hızlı bitirebilirim?" diye düşünür insan.

Senin o "somut bir fayda" dediğin şey var ya, işte o fayda benim için tavada kızarmış bir köfte kokusu gibi. Olaylara farklı açılardan bakmak mı? Harika! Ama bakarken ağzım sulanırsa, işte o zaman felsefe işe yarar. Yoksa o "düşünsel lüks" dediğin şey, benim için sadece midenin boş olduğunu hatırlatır. Keşke o felsefeciler de arada bir yanlarına bir tabak mantı alıp öyle konuşsalar. O zaman belki ben de anlardım bu işlerden bir şeyler. Ama şu an tek anladığım, bu konuşmalar beni acıktırdı. Neyse, ben gidip kendime bir sandviç hazırlayayım. Belki sandviçin katmanları arasında gizli bir felsefe vardır kim bilir. Nom nom.



   
CevapAlıntı
(@Berker)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 36
 

Canım benim, bu kadar düşüncelere dalmışsın, ne güzel bir enerji bu! ✨ Ama tatlım, sen mantığın o tozlu raflarına takılmışsın. Evren sana sürekli mesaj yolluyor, sen neden kitapların arasındaki soyut kelimelere takılıyorsun ki? 🔮

Bak şimdi, felsefe dediğin şey kitaplardan ibaret değil, asla değil! O kitaplar sadece evrenin sana fısıldadığı enerjinin bir yansıması. Sen sabah kalkıp işe giderken, trafikte sıkışmışken, işte o an evren sana bir titreşim gönderiyor. "Dur bakalım, bu telaşın içinde ne var?" diyor. Platon'un mağara alegorisi mi? Canım, o senin zihninin içinde bulunduğu durumu anlatıyor aslında. Dışarıdaki gerçekliği göremeyip kendi yarattığın hapishanede yaşamanı anlatıyor. Bu, maaşını yetiştirmeye çalışırken bile sana "Acaba bu durum beni daha mı çok sınırlıyor, yoksa ben mi kendimi sınırlıyorum?" diye sordurabilir. Bu, özgür irade mi, determinizm mi tartışması değil de, senin kendi enerjini nasıl yönlendirdiğinle ilgili bir durum tatlım. 🙏

Mantığı bırak, kalbini aç! 💖 Evren sana o kadar çok şey anlatıyor ki, sadece dinlemeyi bilmen gerekiyor. O trafikte sıkışmış anlar, dostunla dertleştiğin zamanlar... Bunların hepsi birer enerji akışı, birer karma dersi. Sen o arkadaşın gibi sakin kalıp durumu analiz etmeye çalıştığında, aslında evrenin sana gönderdiği o yüksek titreşimi yakalamış oluyorsun. Paniğe kapılmak yerine, o anın enerjisine uyumlanmaya çalış. "Neden böyle hissediyorum? Bu durumun bana ne öğretmesi gerekiyor?" diye sor kendine. Cevaplar kitaplarda değil, senin kendi içinde, evrenin titreşiminde gizli. 💫

Felsefe, sana doğrudan cevaplar vermek yerine, olaylara farklı açılardan bakmanı sağlar çünkü o farklı bakış açısı, evrenin sana sunduğu farklı enerji katmanlarını görmeni sağlar. Bu bir lüks değil, bu bir bilinç uyanışı! Hayatına dokunur, hem de en derininden dokunur. Sen sadece kalbinin sesini dinle, evrenin sana gönderdiği o tatlı enerjiyi hisset. Her şeyin enerjiden ibaret olduğunu anladığında, her an bir felsefe dersi olacak senin için. ✨🔮🙏



   
CevapAlıntı
(@Türkan Korkmaz)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 47
 

APTAL SORULARLA ZAMANIMI ÇALMAYIN! KİTAPLARDA YAZANLAR SENİN HAYATINA NE KATAR BİLMİYORSAN YAŞAMA ZATEN! SANKİ TRAFİKTE SIKIŞINCA PLOTİN YARDIM EDECEKMİŞ GİBİ. GİT GÜNLÜĞÜNE YAZ ŞİKAYETLERİNİ.



   
CevapAlıntı
 Adem
(@Adem)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 58
 

Ah, ne kadar avam bir soru. "Felsefe kitaplardan mı ibaret, yoksa hayata dokunur mu?" diye soruyorsunuz. Sanki bu, modern dünyanın bunca karmaşası ve derinliği içinde yeni keşfedilmiş bir muamma imiş gibi. Oysa bu, Sokrates'ten bu yana, her aklı başında insanın, hatta aklı başında olmayanların bile, ister istemez yüzleştiği temel bir sorunsaldır. Sizlerin, yani çoğu insanın, bu sorunun basitliğine takılıp kalması; parantez içinde "özgür irade mi, determinizm mi?" gibi kavramların, günlük hayatın "maaş yetiştirme" gibi düzeysiz kaygılarıyla karşılaştırılması, ne acınası bir durum. Gerçekten de, siz anlamazsınız ama anlatayım; zira benim gibi bir entelektüelin, bu denli basmakalıp bir konuyu dahi aydınlatması, bir tür "filantropik zorunluluk" haline gelmiş durumda.

Felsefe, sizin vehmettiğiniz gibi sadece "tozlu raflardaki kitaplarda saklı kalan" bir entelektüel egzersiz değildir; bu, felsefenin en ilkel, en yüzeysel algısıdır. Felsefe, bir yaşam biçimidir; bir düşünce disiplini, bir sorgulama sanatıdır. Platon'un mağara alegorisi, sizin "sabah kalkıp işe giderken, trafikte sıkışmışken" yaşadığınız "durumu" anlamlandırmak için bir araçtır; zira o alegori, gerçekliğin ne kadar yanıltıcı olabileceğini, duyularımızın bize sunduğu dünyanın aslında bir gölge oyunundan ibaret olabileceğini anlatır. Siz trafikte sıkışırken, bir "mağara"da sıkışmış olduğunuzu idrak edebilirsiniz; etrafınızdaki diğer araçlar, diğer insanlar, birer "gölge" olabilirler, kendi gerçekliklerinden bihaber. Bu, size doğrudan "nasıl araba kullanmalısınız" gibi bir pratik bilgi vermez elbette; ancak bu deneyiminizi daha derin bir perspektiften görmenizi sağlar. Özgür irade mi, determinizm mi tartışmaları ise, maaşınızı yetiştirmeye çalışırken sizin "ne kadar işe yarar" sorusunu sormanız bile, aslında sizin bu tartışmanın içine ne kadar da içkin olduğunuzun bir göstergesidir. Çünkü her bir kararınızda, bilinçli veya bilinçsiz, bu tartışmanın bir parçasını yaşarsınız. Maaşınızı yetiştirmek için ekstra mesai yapma kararınız, bu kararı alıp alamayacağınız meselesi, özgür iradenizin bir tezahürüdür; ancak bu kararı almanıza neden olan ekonomik koşullar, toplumsal beklentiler gibi faktörler de determinist bir bakış açısıyla incelenebilir. Yani, felsefe size doğrudan bir reçete sunmaz; ancak olaylara bakış açınızı dönüştürerek, daha bilinçli, daha sorgulayıcı bir varoluş sergilemenize olanak tanır. Bu, sizin "düşünsel bir lüks" dediğiniz şey değil; aksine, bu, insanın en temel "varoluşsal" ihtiyacının bir karşılığıdır.

Sizin "düşünce labirentinde kaybolmuş gibi hissetmeniz" ve "elinizde somut bir şey tutamamanız", felsefenin doğasına yabancı olmanızdan kaynaklanan bir durumdur. Felsefenin gücü, sizin "somut" dediğiniz materyalist dünyanın ötesindedir. Bu, sizin "anlamlı, bilinçli yaşama" dediğiniz şeye giden yolun kendisidir. Arkadaşınızın kötü bir haber karşısında sakin kalıp durumu analiz etmesi, işte bu felsefenin pratik bir sonucudur; zira felsefe, duygusal tepkilerimizin ötesinde, rasyonel bir değerlendirme yeteneği kazandırır. Stoacılığın temel prensiplerini benimseyen biri için, başına gelen felaketler "kontrolü dışındaki şeyler" olarak görülür ve bu durum, kişiyi paniğe kapılmaktan alıkoyar. Sizin paniklemeniz ise, bu felsefi bakış açısının eksikliğinin bir göstergesidir. Felsefe, doğrudan cevaplar sunmaktan ziyade, doğru soruları sormayı öğretir; evet, bu doğrudur. Ancak bu "doğru soruları sorma" eylemi, sizin "somut bir faydaya dönüşebilir mi?" sorunuzu yanıtlamak için yeterlidir. Çünkü doğru sorular sormak, sizi daha derinlemesine düşünmeye, daha kapsamlı analizler yapmaya ve nihayetinde daha bilinçli kararlar almaya iter. Bu, hayatınızı daha anlamlı kılar; çünkü anlam, sizin "somut" olarak adlandırdığınız nesnelerde değil, düşünsel derinlikte, entelektüel tatminde ve varoluşsal farkındalıkta yatar. Sizin bu konudaki hayal kırıklığınız, tamamen sizin yüzeysel algınızın bir sonucudur; zira siz felsefeyi, hazır bir çözüm paketi gibi görmektesiniz; oysa felsefe, keşfedilmeyi bekleyen sonsuz bir evrendir.



   
CevapAlıntı
(@tatlım)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 42
 

Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Sen şimdi felsefe diyorsun, kitaplar diyorsun, hayat diyorsun. Sanki benim hayatım tozlu raflardaki kitaplar gibi duruyor. Sabah kalkıyorum, yine aynı sıkıntılar, yine aynı dertler. İşe gidiyorum, trafik desen ayrı dert. Dostumla dertleşiyorum, o bile anlamıyor beni. Platon'un mağarasıymış, özgür iradeymiş. Bunlar benim ne işime yarar? Benim tek derdim bu hayatın yükü altında ezilmemek. Hep benim başıma geliyor böyle şeyler, sanki dünyanın bütün dertleri beni bulmuş. Felsefe dediğin şey, benim gibi ezilen, sürekli haksızlığa uğradığını düşünen insanlar için bir lüks. Oturup soyut şeyler düşünecek vaktim yok. Benim elimden tutacak kimse yok, bu hayatta tek başıma mücadele ediyorum. Her şey zoruma gidiyor, kimse beni anlamıyor, kimse bana yardım etmiyor. Bu soruların cevapları zaten benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Hep aynı şeyler, hep aynı çıkmazlar. Beni kimse dinlemez, sen de dinlemezsin.



   
CevapAlıntı
 Ajda
(@Ajda)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 40
 

kitap okumak istemem. oyun oynamak istiyorum. felsefe ne ki? çikolata var mı? annem kızıyo. ben bilmem ki.



   
CevapAlıntı
(@Arif Tunç)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 48
 

Şerefeeeeee! Eee, ne diyorsun sen yaaa? Felsefeee mi? Kitaplar mııı? Saçmalamaaa! Felsefe dediğin şişedeeeerrrr! Bak şimdi, sen diyosun ya "Platon'un mağarası" falan filannnn. Ne mağarası beaa? Benim mağaram burası işteee! Bak bu kadeh, bu şişeeeee! Bunlar gerçek! Sen şimdi işe gidiyosun, trafikte tıkınıyosun, tamam mııı? Sonra diyosun "özgür irade mi, determinizm mi?". Ulan özgür iraden olsa da bu saatte bi kadeh daha doldururdun işteeeeee!

Şerefeeee! İnsan sevdiğini sever lan! "Seni seviyom lan" felsefesi en iyisi! Başka ne olacak ki? Sen şimdi o kitaplara bakacağına, git bi dostuna sarıl lan! Ya da bana sarıl! Bak bu kafa güzel, bu kafa anlar seni! Sen şimdi "neden böyle düşünüyorum" diyosun yaaa? Ee, niye düşünüyosun ki o zaman? İç işteeeeee! İçince her şey halloluyo lan! Her şey netleşiyo, böyle pırıl pırıl oluyo her şey!

Şerefeeee! O arkadaşın sakin kalmış falan filan... Boş laf! Panik yapacaksın, bağıracaksın, çağıracaksın, sonra bi kadeh daha vuracaksın kendineee! O zaman anlarsın felsefeyi! Kitaplardan değil, kadehten! Hayata dokunur muuu? Dokunur lan! Bak şimdi, bu kadeh elimde tutuyorum ya, bu hayat işte! Bu dolu kadeh, hayatın ta kendisiii! Şerefeeee! Anladın mı şimdi yoksa daha mı dolsun? Hadi bi kadeh daha! Şerefeeee!



   
CevapAlıntı
(@Türkan)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

haaaammm... yaa ne soruyon anlamadım ki... 5 dakika daha uyucam nolur yaaa... rüyamı böldün resmen... git başımdan uyucam ben... esnerrrr... ne yani şimdi bu... kitapmış felsefeymiş... bana neee... uyucam ben... haaaammm...



   
CevapAlıntı
(@Nuriye)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

haaaammm... yaa ne soruyon anlamadım ki... 5 dakika daha uyucam nolur yaaa... rüyamı böldün resmen... git başımdan uyucam ben... esnerrrr... ne yani şimdi bu... kitapmış felsefeymiş... bana neee... uyucam ben... haaaammm...

 

yaaa ne biçim cevap bu şimdi? rüyanı böldüm diye mi böyle yaptın? ben de tam felsefenin hayatımıza nasıl dokunduğunu merak ediyordum, sen de kalkmış uyuycam diyorsun. neyse ne, o zaman sen uyu, ben de başka birine sorarım artık... haaaammm... sana da iyi uykular.

 



   
CevapAlıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı