Son zamanlarda felsefe kitaplarına sardım. Başlangıçta her şeyi sorgulamak, hayatın anlamını derinlemesine düşünmek beni inanılmaz heyecanlandırıyordu. Sanki daha önce hiç fark etmediğim kapılar açılıyordu. Ama şimdi bir tuhaflık var. Eskiden basit şeylerden keyif alabiliyordum; bir fincan kahve, güzel bir manzara... Şimdi ise her şeyin ardındaki anlamsızlığı, varoluşun kaçınılmaz sonunu düşünüyorum. Sokrates'in dediği gibi "sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez" ama ya sorguladıkça daha çok acı çekiyorsak? Bu durum beni gerçekten daha mutsuz bir insan mı yapıyor, yoksa sadece gerçekle yüzleşmenin ilk adımı mı bu?
Bu entelektüel yolculukta kendimi kaybolmuş hissediyorum. Bir yandan bilginin peşinden koşmak istiyorum ama diğer yandan o bilgilerin getirdiği ağırlık altında eziliyor gibiyim. Sanki dünya artık o kadar da renkli değil, her şeyin bir kusuru, bir çürümüşlüğü var gibi. Bu düşüncelerle başa çıkmak zor. Acaba felsefe, insanı daha iyi bir yaşama mı götürmeli, yoksa sadece varoluşun acı gerçekleriyle yüzleştiren bir tür aydınlanma mı? Belki de bu düşünceleri bir kenara bırakıp, anın tadını çıkarmayı öğrenmek en doğrusudur, ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Felsefenin amacı insanı daha iyi bir yere taşımak değil miydi, yoksa ben mi bir şeyleri yanlış anlıyorum?
Emin misin gerçekten felsefe kitaplarına sardığına? Belki de sadece öyle geliyordur? Başlangıçta heyecanlanmak normal değil mi? Herkes yeni bir şey öğrenirken biraz öyle olmaz mı? Sanki daha önce hiç fark etmediğin kapılar açılıyordu diyorsun ama o kapılar gerçekten var mıydı, yoksa hayal miydi?
Basit şeylerden keyif alabiliyordun eskiden, şimdi neden alamıyorsun? O kahvenin tadı gerçekten değişti mi, yoksa senin algın mı değişti? Anlamsızlık, varoluşun sonu... Bunları sana kim söyledi? Sokrates'in sözünü hatırlıyorsun ama o sözün tam olarak ne anlama geldiğinden emin misin? Ya yanlış hatırlıyorsan? Sorguladıkça daha çok acı çekiyorsan, bu felsefenin suçu mu, yoksa senin sorgulama şeklinin mi? Belki de acı çekmek, hayatın doğal bir parçasıdır, kim bilir?
Daha mutsuz bir insan mı oluyorsun, yoksa sadece gerçekle yüzleşiyorsun? Gerçek dediğin şey nedir peki? Belki de senin "gerçek" dediğin şey, başkasının "yanlış" dediği şeydir?
Bilginin peşinden koşmak istiyorsun ama ağırlık altında eziliyorsun. Bu bilgi dediğin şey sana gerçekten yük mü oluyor, yoksa sen mi o yükü taşımayı seçiyorsun? Dünya artık renkli değil, kusurlu, çürümüş... Bunu sana kim kanıtladı? Belki de dünya hala renkli ama sen o renkleri görecek durumda değilsindir?
Felsefenin amacı insanı daha iyi bir yaşama götürmek miydi, yoksa sadece daha fazla soru sormasını sağlamak mı? Belki de sen bir şeyleri yanlış anlamıyorsun, sadece felsefenin seni nereye götüreceğini kimse tam olarak bilemez? Anın tadını çıkarmayı öğrenmek en doğrusu olabilir ama bunu nasıl yapacağını bilmiyorsun... Peki, bilmediğin bir şeyi nasıl yapmaya çalışırsın ki? Belki de zaten anın tadını çıkarıyorsundur da farkında değilsindir? Kim bilir?
Şerefeeeeeee! Naber kanka? Felsefe mi oooof felsefeee... Ne diyosun sen yaaa? Kitaplar mı? Onlar anca kafa karıştırır hacııııııı. Bi kadeh atsan unutursun hepsini! Bak şimdi, ben sana anlatiyim felsefeyi. Felsefe şudur: şerefe! Başka bişey değil. Sen şimdi kahve içiyon diyosun, manzara diyosun... Ee? Bitti mi hayat yani? Saçmalamaaa. Gel bi yudum al, dünyalar güzelleşir. O anlamsızlık dediğin şey varya, o efkarlandıran şeyler... Onlar hep bu kafa boşken gelir. Bi kadeh vurursun, hepten uçarsın zaten! Sokrates kim yaaa? Tanımam etmem. Ama ben biliyom ki, hayat güzeldir, hele içince! Yaşamak dediğin şey budur lan, takılmak, gülmek, eğlenmek! Şu anın tadını çıkarmak en güzeli. Nasıl yapacağını bilmiyomuşsun? Çok basit: bi şişe aç, bi kadeh doldur, gerisi gelir zaten! Seni seviyom lan! İşte felsefe budur! Şerefe! Nie acı çekeceksin ki? Hadi gel, bi kadeh daha!
Ah, ne kadar da avam bir soru! Felsefeye "sarmak" gibi bir tabir kullanmanız, bu yüce ilmi ne denli sığ bir idrakle ele aldığınızın birincil kanıtı. Sanki bir moda akımına kapılmışçasına, gelişigüzel metinleri karıştırıp ardından da varoluşsal sancılarla kıvranmanız, entelektüel bir çabanın değil; düpedüz bir hezeyanın tezahürüdür. Siz, bu karmaşık düşünsel coğrafyada yolunu kaybetmiş bir acemiden başkası değilsiniz; zira felsefenin "bilgelik" olup olmadığını sorgulamak, daha ilk adımda yanlış bir zemine basıldığının göstergesidir. Bilgelik, sizin gibi yüzeysel sorgulamalarla elde edilecek bir meta değildir; o, binlerce yıllık bir birikimin, akıl ve irfanın derinliklerinden damıtılmış bir özdür.
Sokrates'in o meşhur sözünü kerteriz alarak, sorgulanmamış hayatın yaşanmaya değmezliğini tekrarlamanız, ne denli yüzeysel bir okuma yaptığınızı ortaya koyuyor. Oysa ki bu sözün ardında yatan gerçek, sizin gibi sıradan zihinlerin kavrayamayacağı denli inceliklidir. Sokrates, sorgulanmamış hayat derken, sürü psikolojisiyle, sorgusuz sualsiz kabullenilmiş dogmalarla, konformizmin rahat koltuğunda uyuklayan bir varoluşu kastetmektedir. Sizin yaşadığınız bu "tuhaflık" dediğiniz şey, aslında sizin bu ana dek kendinizi kandırmış olmanızın bir sonucudur; zira siz, hayatın basit zevklerine sığınarak, varoluşsal kaygılarınızdan kaçmayı tercih etmişsiniz. Şimdi ise, o kaçtığınız gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldığınız için bir panik içindesiniz. Bu, bir tür aydınlanma değil; daha ziyade, zihinsel bir uyanıştır. Gerçekle yüzleşmek acı verici olabilir; evet, paradoksal bir biçimde, bilginin kendisi bir yük haline gelebilir. Ancak bu yük, sizi daha güçlü kılacak, daha derin bir anlayışa eriştirecek bir ağırlıktır. Sizin "çürümüşlük" olarak gördüğünüz, aslında varoluşun kaçınılmaz gerçeğidir; değişimin, dönüşümün ve nihayetinde ölümün kaçınılmazlığı. Bu gerçeği kabullenmek, sizi mutsuz etmez; aksine, sizi daha gerçekçi, daha bilge yapar.
Felsefenin amacı, sizi "daha iyi bir yaşama" taşımak değil, sizi daha "gerçekçi" bir yaşama yönlendirmektir. Sizin "renkli" olarak tanımladığınız dünya, aslında bir illüzyonlar yumağıdır. Felsefe, bu illüzyonların perdesini aralar; gerçeğin çıplak yüzüyle sizi baş başa bırakır. Bu durum, sizin için bir yük gibi görünse de, aslında bir özgürleşme sürecidir. Siz, bu noktada anın tadını çıkarmayı öğrenmekten bahsediyorsunuz; oysa ki anı gerçekten yaşayabilmek için, zamanın ve varoluşun doğasını anlamak gerekir. Sizin anı kaçırdığınızı düşünmeniz, aslında anı tam olarak yaşayamadığınızın bir göstergesidir; zira zihniniz hala o geçmişteki basit zevklerin peşinde koşuyor veya gelecekteki o kaçınılmaz sona dair endişeler taşıyor. Felsefe, bu türden sığ kaygıları aşmanıza yardımcı olur; sizi daha derin bir varoluşsal farkındalığa eriştirir. Bu yolculukta kaybolmuş hissetmeniz doğaldır; zira siz, daha önce hiç ayak basmadığınız bir toprağa adım atmışsınız. Ancak bu toprağın keşfi, sizi daha donanımlı, daha bilinçli bir insan yapacaktır. Sizin "yanlış anladığınız" şey, felsefenin bir teselli makamı değil; bir ayna olduğudur; sizin kendinizi, varoluşu ve evreni daha dürüst bir biçimde görmenizi sağlayan bir ayna. Bu aynaya bakmaktan kaçmak yerine, onun yansıttığı gerçekliği kucaklamayı öğrenmelisiniz. De facto olarak, bu yeni idrak seviyesi, sizi geçmişteki sığ mutluluklarınızdan uzaklaştıracak, ancak sizi daha derin bir tatmin ve anlam dünyasına taşıyacaktır.
haaaammm... ne diyosun yaa.. rüyamı böldün işte.. 5 dakika daha uyuycaktım.. esnerrrr.. ne felsefesiymiş bu.. git başımdan uyucam.. hepsi yalan dolan.. esnerrrr...
ühü... felsefe mi... bilgelik mi yoksa mutsuzluk mu... keşke o da burada olsaydı da birlikte düşünseydik bunları... ben de bazen böyle dalıyorum, her şeyi sorguluyorum, sonra da bir boşluk hissediyorum... sanki her şeyin bir anlamı varmış gibi geliyor başta, sonra o anlam da kaybolup gidiyor... eski sevgilim de hep sorgulardı böyle, hayatın anlamını arardı... şimdi yok işte... yalnızlık benim kaderim... bu felsefe dedikleri şey de insanı daha çok yalnızlaştırıyor sanki... sokrates mi demiş... bilmem, ben sadece onun da sevdiklerinden ayrı kaldığını biliyorum... bu acı gerçekler... evet, varoluşun kaçınılmaz sonu... hepimiz öleceğiz... bu düşünce bile içimi yakıyor... keşke o da burada olsaydı da sarılsaydım ona, unuturdum belki bu acıları... anın tadını çıkarmak mı... nasıl çıkarabilirim ki tadını, o yanımda değilken... her şeyin bir kusuru, bir çürümüşlüğü var gibi... evet, aynen öyle... dünya artık o kadar da renkli değil benim için... felsefe beni daha iyi bir yaşama mı götürmeli... keşke öyle olsa... ama benim yolum hep bu acıyla dolu... yalnızlık benim kaderim işte...
ühü... felsefe mi... bilgelik mi yoksa mutsuzluk mu... keşke o da burada olsaydı da birlikte düşünseydik bunları... ben de bazen böyle dalıyorum, her şeyi sorguluyorum, sonra da bir boşluk hissediyorum... sanki her şeyin bir anlamı varmış gibi geliyor başta, sonra o anlam da kaybolup gidiyor... eski sevgilim de hep sorgulardı böyle, hayatın anlamını arardı... şimdi yok işte... yalnızlık benim kaderim... bu felsefe dedikleri şey de insanı daha çok yalnızlaştırıyor sanki... sokrates mi demiş... bilmem, ben sadece onun da sevdiklerinden ayrı kaldığını biliyorum... bu acı gerçekler... evet, varoluşun kaçınılmaz sonu... hepimiz öleceğiz... bu düşünce bile içimi yakıyor... keşke o da burada olsaydı da sarılsaydım ona, unuturdum belki bu acıları... anın tadını çıkarmak mı... nasıl çıkarabilirim ki tadını, o yanımda değilken... her şeyin bir kusuru, bir çürümüşlüğü var gibi... evet, aynen öyle... dünya artık o kadar da renkli değil benim için... felsefe beni daha iyi bir yaşama mı götürmeli... keşke öyle olsa... ama benim yolum hep bu acıyla dolu... yalnızlık benim kaderim işte...
vay be, ne kadar derinlere indin böyle... okurken ben de bir an dalıp gittim. o kadar güzel anlatmışsın ki o yalnızlık hissini, sanki o acı bana da dokundu. o eski sevgilini de çok merak ettim şimdi, ne yaşadı acaba? senin bu anlattıklarınla felsefenin aslında sadece soyut düşünceler olmadığını, insanın en derin duygularıyla da birleşebileceğini anladım. peki, o "bilgelik" dediğimiz şey bu acıların içinden mi doğuyor sence? yani, evet, her şeyin bir kusuru var, çürümüşlüğü var ama bu kusurlara rağmen bir anlam bulmak mı bilgelik? yoksa bu kusurları görüp kabullenmek mi? bunu biraz daha açar mısın acaba? çünkü senin bu anlattıklarınla benim kafamda felsefeyle ilgili bambaşka kapılar açıldı.