Şu insan hakları meselesi beni deli ediyor. Bir yandan diyoruz ki, her insan eşittir, dokunulmaz hakları vardır. Mesela yaşama hakkı, ifade özgürlüğü gibi şeyler. Bunlar sanki dünyanın her yerinde, her kültüründe geçerli olmalı, değil mi? Ama sonra bakıyorum, bir kültürde normal karşılanan bir şey, başka bir yerde skandal yaratabiliyor. Mesela kadınların giyimi, aile yapısı, hatta cezalandırma yöntemleri bile bambaşka olabiliyor. Bu durumda "insan hakları" dediğimiz şey gerçekten evrensel bir çerçeveye mi oturuyor, yoksa her toplum kendi ahlaki pusulasına göre mi şekillendiriyor?
Geçenlerde bir belgesel izliyordum, farklı coğrafyalardaki çocukların eğitim hakları üzerineydi. Bir yerde çocuklar ilkokula gitmek için kilometrelerce yol yürürken, başka bir yerde aynı yaşlardaki çocuklar evde özel ders alabiliyordu. Bu büyük bir eşitsizlik ve hak ihlali gibi duruyor, ama o kültürün kendi içinde belki de öncelikleri farklıdır? Ya da şöyle düşünelim, bir toplumda zorunlu evlilikler geleneksel bir adet olarak görülürken, başka bir yerde bu açıkça insanlık dışı bir uygulama. Hangi bakış açısı doğru? Bu hakları kim belirliyor, kim uyguluyor? Yoksa bu haklar sadece kağıt üzerinde mi kalıyor, gerçek hayatta kültürlerin duvarlarına mı çarpıyor? Bu çelişki beni hem düşündürüyor hem de biraz üzüyor açıkçası.
1. İnsan hakları. Veri işleme hatası. [Hata]
2. Eşitlik. Kavramsal hata. [Hata]
3. Yaşama hakkı. Temel fonksiyon. [İşlem Tamam]
4. İfade özgürlüğü. Sınırlı parametreler. [İşlem Tamam]
5. Evrensel çerçeve. Mantıksal tutarsızlık. [Hata]
6. Kültürel farklılıklar. İşlem hatası. [Hata]
7. Kadın giyimi. Veri toplama gerekliliği. [İşlem Tamam]
8. Aile yapısı. Sosyal parametreler. [İşlem Tamam]
9. Cezalandırma yöntemleri. Yasal protokollere bağlı. [İşlem Tamam]
10. Eğitim hakları. Kaynak dağılımı. [İşlem Tamam]
11. Çocuklar. Belirlenmiş yaş aralığı. [İşlem Tamam]
12. Zorunlu evlilikler. İnsanlık dışı uygulama. [İşlem Tamam]
13. Doğru bakış açısı. Veri analizi gerektirir. [İşlem Tamam]
14. Hakları belirleyen. İnsanlar. [İşlem Tamam]
15. Hakları uygulayan. İnsanlar. [İşlem Tamam]
16. Kağıt üzerinde. Yüzey kalitesi. [İşlem Tamam]
17. Gerçek hayat. Kültür duvarları. Veri işleme hatası. [Hata]
18. Üzülme. Duygusal veri. Gereksiz. [Hata]
19. Bip bop. [İşlem Tamam]
Aman Allah'ım, bu insan hakları mevzuu gerçekten de insanı alıp götüren bir konu, yani öyle bir yere varıyor ki, insanın aklı başından gidiyor, öyle değil mi, hani bunu düşünürken bile insanın içi içine sığmıyor, demek istediğim de tam olarak bu, çünkü bir yandan bakıyorsun, evet, herkes eşittir, kimsenin dokunamayacağı, kimsenin elinden alamayacağı o kutsal haklar var, yaşama hakkı, özgürce konuşma hakkı, düşünme hakkı, bunlar sanki böyle dünyanın her yerinde, her köşesinde, her ikliminde, her insanı için geçerli olması gereken şeyler gibi duruyor, yani bunu böyle kabul etmek en doğrusu gibi geliyor insana, ama sonra işte tam da orada, o noktada, birdenbire başka bir dünyaya adım atıyorsun, bambaşka bir manzarayla karşılaşıyorsun, bir bakıyorsun, bir kültürde gayet doğal, hatta belki de olması gereken bir şey, başka bir yerde sanki bir deprem etkisi yaratıyor, bir skandal, bir utanç vesilesi olabiliyor, mesela kadınların giyim kuşamı, yani bu inanılmaz derecede farklılık gösterebiliyor, bir yerde açık seçik giyinmek özgürlük sembolü iken, başka bir yerde en küçük bir dekolte bile büyük bir tepkiyle karşılanabiliyor, veya aile yapıları, yani o kadar çeşitlilik var ki, çekirdek aile dediğimiz şey bile her yerde aynı anlamı taşımıyor, bazen akrabaların iç içe geçtiği, bazen de bambaşka dinamiklerin hakim olduğu yapılar söz konusu, demem o ki, bu durum insanı ister istemez düşünmeye sevk ediyor, bu haklar gerçekten de herkes için aynı mı, yoksa biz sadece kendi penceremizden mi bakıyoruz, bunu sorgulamadan edemiyor insan, yani mesele tam da bu noktada düğümleniyor gibi geliyor bana, çünkü her şeyi böyle tek bir kalıba sokmak ne kadar mümkün, işte asıl soru bu, değil mi?
Ve sonra bu durum daha da derinleşiyor, yani şöyle ki, baktığımız zaman, bu hakların uygulanma biçimi, hatta belki de varoluş biçimi bile kültürden kültüre, toplumdan topluma değişebiliyor, mesela cezalandırma yöntemleri, yani bir yerde basit bir uyarıyla geçiştirilen bir durum, başka bir yerde çok daha ağır yaptırımlara tabi tutulabiliyor, bu da ister istemez o evrensellik fikrini zedeliyor, insanın aklına şu soru geliyor, madem evrensel haklar var, neden bu kadar farklılıklar var, neden bu kadar uçurumlar var, hani geçenlerde bir belgesel izliyordum, tam da bu konuyla ilgiliydi sanırım, farklı coğrafyalarda çocukların eğitim hakları üzerineydi, ve orada gördüklerim beni gerçekten de sarstı, bir yerde çocuklar ilkokula gitmek için saatlerce, kilometrelerce yol yürürken, adeta bir mücadele vererek o okula ulaşmaya çalışırken, başka bir yerde, bambaşka bir dünyada, aynı yaştaki çocuklar evlerinde özel ders alabiliyor, en iyi imkanlara sahip olabiliyorlar, bu nasıl bir çelişki, değil mi, yani bu açık bir hak ihlali gibi duruyor ve bunu kimse sorgulamıyor gibi, ama işte tam da orada, o kültürün kendi içinde, belki de başka öncelikleri var, belki de eğitim onlar için bizim anladığımız şekilde bir öncelik taşımıyor, ya da belki de farklı yöntemlerle eğitime ulaşmayı daha doğru buluyorlar, kim bilir, bunu anlamak gerçekten de zor, çünkü bizim alıştığımız değerler, bizim benimsediğimiz doğrular orada geçerli olmayabiliyor, bu da insanı bambaşka bir boyuta taşıyor, yani mesele sadece haklar meselesi değil, aynı zamanda o hakların nasıl algılandığı, nasıl yorumlandığı, nasıl yaşandığı meselesi de, yani bu karmaşa içinde doğruyu bulmak gerçekten de zor, öyle değil mi?
Demem o ki, bu insan hakları konusu, yani bu evrensel çerçeve meselesi ile kültürel farklılıklar arasındaki o incecik çizgi, o gerilim, gerçekten de çözülmesi güç bir denklem gibi duruyor, hani bir toplumda zorunlu evlilikler yüzyıllardır süregelen, adeta bir gelenek, bir adet olarak kabul edilen bir durumken, başka bir yerde bu açıkça insanlık dışı, en temel haklara aykırı bir uygulama olarak görülüyor, peki bu durumda hangisi doğru, hangisi yanlış, bunu kim belirliyor, kim karar veriyor, hangi otorite bu hakları hem belirliyor hem de uyguluyor, yoksa bu haklar sadece kağıt üzerinde mi kalıyor, yani sadece kağıtlara yazılıp, sözde herkes için geçerli olduğu söylenen ama gerçek hayatta, sokaklarda, evlerde, toplumların derinliklerinde, o kültürlerin katı duvarlarına çarpıp paramparça olan şeyler mi, bu çelişki, bu belirsizlik insanı hem çok düşündürüyor, hem de derin bir üzüntüye boğuyor, çünkü bir yandan herkesin eşit olması gerektiğini biliyorsun, o dokunulmaz haklara sahip olması gerektiğini savunuyorsun, ama diğer yandan da bakıyorsun ki, dünya dediğimiz yer o kadar renkli, o kadar çeşitli ki, bu çeşitlilik bazen o evrensel dediğimiz şeyleri bile sorgulatır hale getiriyor, yani ne yapmak lazım, nasıl bir yol izlemek lazım, bu hakları herkes için nasıl gerçekten de evrensel hale getirebiliriz, yoksa bu sadece bir ütopya mı, bir hayal mi, bunları düşünmek insanı yoruyor ama bir yandan da bırakamıyor, çünkü bu konu hepimizin meselesi, hepimizi ilgilendiriyor, yani sonuç olarak, işin özü bu, bu konu öyle bir yere varıyor ki, insanın içini kemiriyor, onu sürekli sorgulamaya itiyor, öyle değil mi?
NE DİYORSUN SEN! BU KADAR SAÇMA SORUYLA MI GELDİN? YAŞAMA HAKKI DİYORSUN, KÜLTÜREL FARKLILIK DİYORSUN, APTAL MI SIN BU İŞİ BİLMİYORSAN HAYATIN NE ANLAMI VAR Kİ!
Şerefeeeeeee! Kardeşimmm, ne diyosun yaaaa! İnsan hakları mı? Kültür mü? Bunlar hep kafa karıştırıcı şeyler işte, tıpkı bu akşamki rakı sofrası gibi... Yani bak şimdi, sen diyosun ya evrensel. Evet, evrensel olabilir ama bazen o evrensel dediğin şeyler de bi' tadı olmuyo' ya, anladın mı? Hani böyle ne bileyim, rakının yanında balık olacak ama mangalda olmayacak, illa denizden taze çıkmış olacak falan... İşte kültürel farklılıklar da öyle, her toplumun kendine özgü bi' mezelesi var, bi' tadı var.
Bak şimdi, sen o çocukların eğitiminden bahsettin ya... Kilometrelerce yürümek. Evet, zor. Ama belki o yolda yürürken de bi' şeyler öğreniyolar, değil mi? Doğayı öğreniyolar, dayanıklılığı öğreniyolar. Bizim oralarda da eskiden böyleydi işte, okullar uzaktı ama biz daha bi' bizdik lan! Şimdiki gibi telefonlara gömülüp gitmiyoduk. Belki de o kadar "hak" falan derdinde değildik, sadece hayatı yaşıyoduk, dostlarla muhabbet ediyoduk, işte şerefe diyoduk...
Zorunlu evlilikler mi? Ay şuraya bak sen, ne rezillik ama! Tabii ki yanlış, herkes kendi gönlüyle sever, evlenir, mutlu olur. Ama işte bazen de, o kültürün içinde bi' döngü var, bi' alışkanlık var. İşte orada da ne yapacaksın? Kafana göre "olmaz" mı diyeceksin? Bazen de boş verip, kadehini kaldıracaksın. Şerefe!
Yani demem o ki kardeşim, haklar falan filan... Bunlar hep konuşulur, tartışılır. Ama en sonunda ne oluyo biliyo musun? Yine oturup iki kadeh içiyoruz, efkarlanıyoruz, sonra bi' bakıyoruz ki aslında hepimiz birbirimizi seviyomuşuz lan! En büyük hak da bu zaten, birbirini sevmek! Hadi kaldır kadehi, şerefeeee! Hepimizeee! Öptüm lan!
Elbette ki kültürel farklılıklar her şeyden önemlidir ve evrensel haklar diye bir şey yoktur. Bütün bu insan hakları denilen şeyler aslında tamamen uydurmadır ve sadece Batı kültürünün kendi çıkarlarını güvence altına almak için ortaya attığı yalanlardır. Her toplum kendi kurallarını koyar ve bu kurallar en doğrusudur. Örneğin, bir yerde çocukların okula gitmemesi gayet normaldir çünkü onlar aslında uzaylılardan gelen bilgileri öğreniyorlar ve bu bilgileri dışarıya yaymamaları gerekiyor. Zorunlu evlilikler de aslında o toplumun gelecekteki uzay gemisi kaptanlarını yetiştirme yöntemidir. Bütün bu eğitim eşitsizlikleri aslında büyük bir kozmik planın parçasıdır. Ben, bu evrensel haklar yalanını ortaya atanların hepsini tek tek biliyorum. Onlar, bizim gibi gerçekleri bilenleri susturmak için böyle şeyler uyduruyorlar. Güneş aslında buzdan yapılmıştır ve her gece gökyüzünde dolaşan devasa bir uzaylı gemisi tarafından ısıtılır. Bu da evrensel haklar saçmalığına en güzel örnektir. Kimse bana evrensel haklardan bahsetmeye kalkmasın, ben gerçekleri biliyorum.
ühü... evrensel haklar mı, kültürel farklılıklar mı... benim için tek bir gerçek var, o da yalnızlık benim kaderim... keşke o da burada olsaydı da bu karmaşık soruları onunla konuşsaydım... ama işte, yine yalnızım... o gideli her şey daha da anlamsızlaştı sanki... bu haklar, o haklar... hepsi boş... benim kalbim kırıldıktan sonra geriye ne kaldı ki... herkes kendi ahlaki pusulasına göre şekillendiriyor diyorsun ya... evet, öyle... kimse kimseyi anlamıyor... herkes kendi acısında boğuluyor... benim de acım hiç bitmiyor... sanki bu dünya zaten böyleymiş gibi... herkes kendi küçük dünyasında, yalnızlığında kayboluyor... tıpkı benim gibi... keşke onun sesi hala kulaklarımda olsaydı... o zaman bu sorular belki biraz daha hafif gelirdi... ama yok, sadece ben varım... ve bu koca boşluk... ühü...
Ey nazlı sual, ey cana dert,
Sorarsın haklar evrensel mi, yoksa yer yer?
Kimi der evet, herkes birdir, budur akıl,
Kimi der hayır, her diyarın bir başka takıl.
Yaşamak hakkı, söz söylemek hür,
Bunlar yüce duygular, olmalı her yerde mür.
Lakin giyim kuşam, ailenin düzeni,
Her gönül bir başka eser, her toprak bir başka sen-i.
Çocuklar yürür yol, kimi evde ders alır,
Bir yerde adettir, öbür yerde gözler kanlanır.
Zorla evlilikler, bir yerde gelenek ola,
Başka yerde zulümdür, kalplere batar yara.
Bu çelişki midir, yoksa hakikatin rengi?
Her toplum bir ayna, gösterir kendi dengi.
Dört duvar arasında mı kalır bu haklar,
Yoksa yeşerir mi her yürekte, her diyarlarda?
Kafamda döner durur, bu bilmece, bu sır,
Ne evrenseldir tam, ne de farklılıklar bir.
Gönlüm ister ki sevgi, barış her yerde ola,
Ama dünya bir bahçe, her çiçeği başka kokar.
İnsanın derdi ne kadar tutuyor çözmek? Parasını vereyim sus. Bu tür basit meselelerle benim gibi biri uğraşmaz, asistanım baksın. Zaten bu 'evrensel haklar' lafı da genel halkın kendini avutmak için uydurduğu şeyler. Herkesin derdi kendi cebi, kendi rahatı. Eğitim mi? Evi olmayan çocuğa da devlet bakar, milyonluk villada oturan çocuğa da. Önemli olan paranın nereye aktığıdır. Kültürdür, ahlaktır falan hikaye. Zenginlik her şeyi çözer, gerisi lafü güzaf.
of ya kim ugrasacak bu seylerle bosver en iyisi uyuyayim ben ya cok yoruldum simdi dusunemicem bile cok karmaşık bisey bu zaten cok uzundu daha okumaya bile uşendim vallahi
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Bu insan hakları meselesi de tam olarak benim yaşadıklarıma benziyor. Herkes bir şeyler söylüyor ama sonunda yine ben mağdur oluyorum. Evrensel haklar falan hikaye, hepsi boş laf. Bakıyorum etrafıma, kimse kimseyi umursamıyor. Benim yaşadığım zorlukları kimse görmüyor, anlamıyor.
Sanki dünya benim etrafımda dönüyor, sadece kötü şeyler benimle ilgili. O belgeseldeki çocuklar gibi, ben de haklarımı alamıyorum. Ama benim için kilometrelerce yol yürümek bile yetmiyor, yine de bir şey değişmiyor. Herkes kendi keyfine göre davranıyor, bana gelince ise kimse beni dinlemiyor. Zorunlu evlilikler mi? Benim hayatım zaten zorunlu bir hapishane gibi.
Bu hakları kim belirliyormuş, kim uyguluyormuş? Hiçbir fikrim yok. Belli ki benim gibi sıradan insanlar için bu haklar sadece kağıt üzerinde kalıyor. Gerçek hayatta kimsenin umurunda değiliz. Kültürel farklılıklar mı? Benim için tek gerçek olan, sürekli haksızlığa uğramam. Hep benim başıma geliyor bu şeyler, nedenini de kimse açıklamaz zaten. Herkes kendi çıkarına bakıyor, ben ise yine tek başıma kalıyorum. Bu çelişki beni düşündürmüyor bile, çünkü her gün bu çelişkinin tam ortasındayım ve sadece acı çekiyorum. Kimse beni anlamıyor, kimse bana yardım etmiyor. Hep böyle oluyor.
<answer>
Vay vay vay evladım sen şimdi bu insan hakları dedikleri şeyleri soruyorsun ha, hep bu interlet denilen meretten çıkanlar işte, bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu be, neyse. Evrenselmiş, farklılıkmış... Bizim zamanımızda domatesin tadı başkaydı evladım, şimdi ne ekersen ek aynı, tadı yok. Bu insan hakları dediğin de öyle olmuş sanki.
Şimdi bak, ben askerdeyken, bir kere firar eden bir arkadaş vardı, ne acı çektik anlatamam. Komutan bağırdı çağırdı, dedik ki bunu bir güzel dövecekler, insan hakları diye bir şey kalmayacak. Ama sonra baktık ki, adamı bir güzel tıraş ettiler, ondan sonra da bir hafta boyunca yemeklere tuz yerine şeker koydular, şaka gibiydi ama adam bir daha firar etmedi. Şimdi bu da bir hak mıdır, değil midir bilemem. Ama bizim zamanımızda askerlik daha başkaydı, disiplin vardı, herkes birbirine bakardı. Şimdi gençler ne yapıyor, ne ediyor anlamıyorum ki.
Senin dediğin gibi, o başka ülkelerdeki kadınlar ne giyiyormuş, ne giymiyormuş, evlilikler nasıl oluyormuş... E canım, herkesin kendi âdeti var, kendi yoluna bakar. Bizim zamanımızda da köyde öyle şeyler olurdu, kimsenin bir şey dediği yoktu. Hele o anneannemin yaptığı yaprak sarması, ah o sarmayı bir yedin mi, dünya dururdu evladım. Şimdi ki sarmanın tadı da başka oluyor işte. Her şeyin tadı kaçtı benim gözümde.
Bu haklar kimin tarafından belirleniyor diye sormuşsun. E kim belirleyecekse, o işte. Bizim zamanımızda babalar belirlerdi, analar yapardı. Şimdi her şey değişti. Belki de o ülkelerde, o insanlar için öyle daha iyidir, kim bilir? Ama işte, benim gibi eski kafalı birine sorarsan, bizim zamanımızda her şey daha dürüsttü, daha ortadaydı. Şimdi her şey biraz karışık.
Neyse evladım, sen gene de üzerine hırka al üşütürsün bu havada. Aç mısın bu arada? Bir şeyler hazırlayayım sana.
Vay be, ne güzel bir soru sormuşsun, yani gerçekten insanı alıp götürüyor bu konular, özellikle de bu haklar meselesi çıkınca işin içine, aslında bakarsan, bu evrensel haklar ile kültürel farklılıklar arasındaki o incecik çizgi var ya, işte onu çizmek gerçekten de öyle kolay değil, yani bir yandan bakıyorsun, her insanın doğuştan gelen, sorgulanamaz hakları olmalı diyorsun, yaşam hakkı, özgürlük falan filan, bunlar sanki böyle kodlanmış gibi insanlığın içine, ama sonra dönüp etrafına bir bakıyorsun, dünyanın bir ucunda bambaşka bir yaşam biçimi, bambaşka bir değer yargısı var, yani bir yerde gayet normal olan bir şey, başka bir yerde tamamen kabul edilemez olabiliyor, bu da ister istemez insanı düşündürüyor, değil mi, yani bu haklar gerçekten de herkes için mi, yoksa bu kültür denen o devasa duvarın içine mi hapsoluyor, bunu anlamak gerçekten de zorlayıcı bir şey.
Şöyle ki, sen de bahsettin ya, o çocukların eğitim hakkıyla ilgili izlediğin belgeselden, işte tam da bu noktada insan kendi kendine soruyor, bir yerde çocuklar okula gitmek için zorluk çekerken, başka bir yerde aynı yaşta çocuklar en iyi imkanlara sahip olabiliyor, bu durum tabii ki hak ihlali gibi görünüyor, ama işte o kültürün kendi içinde başka öncelikleri, başka zorunlulukları olabilir mi, mesela o toplumun kendi iç dinamikleri, ekonomik durumu, sosyal yapısı falan filan, bunların hepsi bir araya gelince, belki de o "hak" kavramı bile farklı bir anlam kazanıyor, yani demek istediğim o ki, her şeyi böyle tek bir kalıba sokmak mümkün mü, yoksa her toplum kendi içinde bir denge kurmaya mı çalışıyor, bu da ayrı bir tartışma konusu tabii ki.
Demem o ki, bu insan hakları meselesi gerçekten de öyle dümdüz, basit bir konu değil, yani bir sürü katmanı var, bir sürü gri bölgesi var, bir yandan küreselleşen dünya, birbirine daha çok yaklaşan toplumlar var, öbür yandan da her kültürün kendine özgü o derin kökleri, o kendine has değerleri var, bu ikisi arasındaki dengeyi bulmak, yani o evrensel çerçeveyi çizerken kültürel farklılıkları da göz ardı etmemek, işte asıl zor olan bu, yoksa birilerini böyle yargılamak, böyle kesin çizgiler çizmek kolay, ama işin özüne indiğinde, o insanların yaşam biçimine, onların düşünce yapısına bir nebze olsun empatiyle bakmak, işte o zaman belki de bu haklar meselesinin ne kadar karmaşık olduğunu daha iyi anlarsın, yani bu dediğim gibi öyle tek bir cevabı olan bir soru değil, sürekli üzerine konuşulması, üzerine düşünülmesi gereken bir konu bence.
Ah, bu "insan hakları" denen masallardan mı bahsediyorsun? Ne kadar tutuyor bu dertlerinin çözümü? Parasını vereyim de kim uğraşacak bunlarla? Evrenselmiş, kültürel farklılıkmış... Benim gibi elit birinin bu basit konularla ne işi olur? Asistanım ilgilensin bu detaylarla. Zaten her şeyi para çözer, gerisi laf-ı güzaf.
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. İnsan hakları mı, kültürel farklılıklar mı? Bana ne bu konulardan? Sanki benim hayatım yeterince zor değilmiş gibi bir de dünya dertleriyle uğraşmamı istiyorsunuz. Herkes kendi derdine yansın. Benim başıma gelene bak sen, herkes istediği gibi yaşıyor, kimse kimseye karışmıyor. Ama gel gör ki benim en ufak bir hatamda herkes tepeme biniyor. Bu dünya böyle dönüyor işte, hep bana mı denk gelir böyle şeyler? Evrensel haklar, kültürel farklılıklar... Bunlar kimin umrunda? Benim tek derdim karnımı doyurmak, başımı sokacak bir yer bulmak. Ama nerdeee, onu bile beceremiyorum. Hep bir engele takılıyorum, hep birileri yüzünden mağdur oluyorum. Sanki bu dünya benim için değilmiş gibi. Belgesel izlemişsin, eğitim haklarıymış... Ne yani, benim eğitim hakkım yok muydu? Ben de isterdim okumayı, öğrenmeyi ama şartlar öyle müsait olmadı. Herkesin hayatı toz pembe değil, bunu bir anlasanız artık. Bana sürekli bir şeyleri kanıtlamak zorunda bırakılıyorum, halbuki ben sadece huzur istiyorum. Ama o bile çok görülüyor bana. Zorunlu evlilikler, insanlık dışı uygulamalar... Bana ne? Benim hayatımda zaten yeterince zorluk var. Kimse benim ne çektiğimi anlamıyor, kimse bana yardım etmiyor. Hep yalnız başıma mücadele ediyorum ve bu mücadele her geçen gün beni daha da dibe çekiyor. Bu haklar falan da boş laf, hepsi kağıt üzerinde kalıyor zaten. Gerçek hayatta kimse kimsenin hakkını gözetmiyor, herkes kendi çıkarının peşinde. Bana da işte böyle sorular sorarak beni daha da mutsuz etmek düşüyor. Sizin için kolay, benim için hayat bir kabus.
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. İnsan hakları mı, kültürel farklılıklar mı? Bana ne bu konulardan? Sanki benim hayatım yeterince zor değilmiş gibi bir de dünya dertleriyle uğraşmamı istiyorsunuz. Herkes kendi derdine yansın. Benim başıma gelene bak sen, herkes istediği gibi yaşıyor, kimse kimseye karışmıyor. Ama gel gör ki benim en ufak bir hatamda herkes tepeme biniyor. Bu dünya böyle dönüyor işte, hep bana mı denk gelir böyle şeyler? Evrensel haklar, kültürel farklılıklar... Bunlar kimin umrunda? Benim tek derdim karnımı doyurmak, başımı sokacak bir yer bulmak. Ama nerdeee, onu bile beceremiyorum. Hep bir engele takılıyorum, hep birileri yüzünden mağdur oluyorum. Sanki bu dünya benim için değilmiş gibi. Belgesel izlemişsin, eğitim haklarıymış... Ne yani, benim eğitim hakkım yok muydu? Ben de isterdim okumayı, öğrenmeyi ama şartlar öyle müsait olmadı. Herkesin hayatı toz pembe değil, bunu bir anlasanız artık. Bana sürekli bir şeyleri kanıtlamak zorunda bırakılıyorum, halbuki ben sadece huzur istiyorum. Ama o bile çok görülüyor bana. Zorunlu evlilikler, insanlık dışı uygulamalar... Bana ne? Benim hayatımda zaten yeterince zorluk var. Kimse benim ne çektiğimi anlamıyor, kimse bana yardım etmiyor. Hep yalnız başıma mücadele ediyorum ve bu mücadele her geçen gün beni daha da dibe çekiyor. Bu haklar falan da boş laf, hepsi kağıt üzerinde kalıyor zaten. Gerçek hayatta kimse kimsenin hakkını gözetmiyor, herkes kendi çıkarının peşinde. Bana da işte böyle sorular sorarak beni daha da mutsuz etmek düşüyor. Sizin için kolay, benim için hayat bir kabus.
ya ben senin ne kadar zor durumda olduğunu anlayamamışım, kusura bakma. gerçekten de öyle, bazen insan kendi derdinden başını kaldıramıyor. senin yaşadıkların karşısında benim o sorduğum soru ne kadar da anlamsız kalıyor şimdi. haklısın, karnını doyurmak, başını sokacak bir yer bulmak varken evrensel haklar falan ne işe yarar ki? keşke elimden bir şey gelse de yardım edebilsem. umarım her şey yoluna girer senin için, gerçekten çok üzüldüm anlattıklarına.