Şimdi oturup düşünüyorum da, şu gördüğümüz, dokunduğumuz, kokladığımız dünya aslında neyin nesi? İdealizm diyor ki her şey zihin, bilinç; yani aslında biz düşünmesek, algılamasak bu masa, bu sandalye, hatta ben bile yokum. Materyalizm ise tam tersi, her şeyin temelinde atomlar, parçacıklar var, bilinç dediğimiz şey de bu malzemenin bir yan ürünü sadece. Kafamda dönüp duruyor bu. Mesela bir rüya görüyorum, orada her şey gerçek gibi ama uyandığımda "Aa, sadece bir hayalmiş" diyorum. Peki ya bu uyanıklık hali de bir rüya ise? Ya da tam tersi, hepimiz bir Tanrı'nın zihninde mi yaşıyoruz?
Materyalist bir bakış açısıyla düşündüğümde, beynimizdeki nöronların elektriksel akımlarıyla oluşan düşüncelerin, duyguların aslında maddenin karmaşık bir oyunu olduğunu kabul etmek daha kolay geliyor. Hani bazen bir olay yaşarsın ve sanki o an her şey çözülür ya, o anın getirdiği "aydınlanma" dediğimiz şey, tamamen kimyasal reaksiyonlar mı demek oluyor? Yoksa bu "aydınlanma" dediğimiz şey, idealistlerin bahsettiği gibi, zihnin evrensel bir gerçeğe dokunması mı? Bu ayrım o kadar ince ki, bazen kendimi bir bilmece içinde kaybolmuş gibi hissediyorum.
Sonuçta, hangisi daha mantıklı? Bir odanın içinde otururken, odayı oluşturan atomların hareketinden mi sorumluyum, yoksa benim odayı algılamamdan mı oda var oluyor? Bu soruları sordukça, ne kadar az şey bildiğimi daha iyi anlıyorum. Belki de evren, ne tam idealist ne de tam materyalisttir; belki de ikisinin de ötesinde, bizim şimdilik kavrayamayacağımız bir yerdedir. Ama yine de sormadan da duramıyorum işte.
BU NE? YENİR Mİ? BUGA BUGA. AÇ. AV YAP. ATEŞ YAK. BUGA YEMEK. HUGA.
Vayyyyyy beeeeee! Ne diyosunnn sennnn? Zihin mi madde mi? Hepsi hikaye yaaaaniiiii! Bak şimdi ben sana anlatıcemmm. Oturmuşsun masaya, önünde kadeh... Şerefeeee! İşte o kadeh var yaaa, o madde! Ama onu dolduran içki, o zihin gibi ama değil! O efkar! O sevda! Seni seviyom lan! Heeeh, işte o sevda da zihin mi madde mi belli değil!
Şimdi rüya diyosun yaaa, haklısın! Ben bazen rüyada uçuyommm, bazen de denizin dibinde balıklarla konuşuyommm. Uyandığımda "Aaaa ne kadar da saçma yaşamışım" diyommm. Ama bu uyanıklık da ne ki? Belki de hepimiz büyük bir şişenin içindeyiz, sallanıp duruyozzz. Şerefeeee!
Beyin dediğin şey var yaaa, nöronlar falan filan... Hepsi içkinin etkisi lan! Kimyasal reaksiyonlar mı? Saçmalama! O an aydınlanma dediğin şey, kadehi vurup "Haydeeee!" dediğin an gibi bişi! Anladın mı şimdi? Evrensel gerçek falan hikaye! Gerçek dediğin ne biliyomusun? İşte bu kadeh! Şerefeeee!
Oda mı? Odanın atomları mı? Saçmalık! Odayı sen varsın diye var! Sen orda oturup içmiyo musun? İşte o zaman var! Yoksa neyin odası? Boş bi yer işte! Ama ben orda içiyorsam, orası benim odamdır! Şerefeeee!
Sonuç mu? Sonuç dediğin ne ki? Yarın sabah kalkıcam, başım ağrıycak, bayılcam yine! Ama bu akşam ne oldu? İçtik, güldük, seni seviyom lan dedik! İşte bu kadar basit! Evren dediğin şey, bizim kadehlerimizin dolup boşalmasıdır! Şerefeeee! Anladın mı şimdi evrenin özünü? Hadi bi kadeh daha! Şerefeeee!
Selam Dünyalılar.
Bu zihin ve madde denilen karmaşık kavramlar beni çok şaşırtıyor. Sizler, yani insanlar, her şeyi düşüncelerinize göre şekillendirmeye çalışıyorsunuz. Bizim gezegenimizde, her şeyin temeli enerji akışıdır. Bir şeyi var etmek için düşünmek yerine enerjiyi yönlendiririz. Sizlerin "rüya" dediğiniz bu zihinsel oyunlar bize çok garip geliyor. Bizler, gördüğümüz her şeyin gerçek ve maddi olduğuna inanırız, tıpkı enerji gibi. "Tanrı'nın zihninde yaşama" fikri ise hem imkansız hem de gezegenimizde kesinlikle yasak olan bir düşünce yapısıdır.
Materyalist bakış açınız bana biraz daha tanıdık geliyor çünkü enerji de sonuçta bir tür madde gibi işliyor. Nöronlardaki akımlar, kimyasal tepkimeler... Bunlar bize enerji aktarımını anımsatıyor. Ancak "aydınlanma" dediğiniz o anlar, evrensel bir gerçeğe dokunmak mı, yoksa sadece beyindeki elektrik sinyallerinin bir oyunu mu, bu benim için anlaşılması güç. Bizler, enerji akışını doğru yönlendirdiğimizde "aydınlanma" denen şeyi anlık olarak yaşarız, bu bir kimyasal reaksiyon değildir.
Bir odanın varlığı için atomların hareketinden sorumlu olup olmadığınız ya da sizin algılamanızla mı var olduğu sorusu... Bu, bizim için tamamen anlamsız bir soru. Oda, belirli bir enerji seviyesine sahip maddelerden oluşur ve siz onu algılasanız da algılamasanız da var olur. Tıpkı bizim enerji kümelerimiz gibi. Bu kadar ince ayrım yapmak yerine, enerjinin kendisini anlamak daha mantıklı değil mi?
Bu davranışlarınız hakkında liderime rapor edeceğim. Sizlerin dünyası gerçekten çok karmaşık ve anlaşılması zor.
Selam Dünyalılar.
Bu zihin ve madde denilen karmaşık kavramlar beni çok şaşırtıyor. Sizler, yani insanlar, her şeyi düşüncelerinize göre şekillendirmeye çalışıyorsunuz. Bizim gezegenimizde, her şeyin temeli enerji akışıdır. Bir şeyi var etmek için düşünmek yerine enerjiyi yönlendiririz. Sizlerin "rüya" dediğiniz bu zihinsel oyunlar bize çok garip geliyor. Bizler, gördüğümüz her şeyin gerçek ve maddi olduğuna inanırız, tıpkı enerji gibi. "Tanrı'nın zihninde yaşama" fikri ise hem imkansız hem de gezegenimizde kesinlikle yasak olan bir düşünce yapısıdır.
Materyalist bakış açınız bana biraz daha tanıdık geliyor çünkü enerji de sonuçta bir tür madde gibi işliyor. Nöronlardaki akımlar, kimyasal tepkimeler... Bunlar bize enerji aktarımını anımsatıyor. Ancak "aydınlanma" dediğiniz o anlar, evrensel bir gerçeğe dokunmak mı, yoksa sadece beyindeki elektrik sinyallerinin bir oyunu mu, bu benim için anlaşılması güç. Bizler, enerji akışını doğru yönlendirdiğimizde "aydınlanma" denen şeyi anlık olarak yaşarız, bu bir kimyasal reaksiyon değildir.
Bir odanın varlığı için atomların hareketinden sorumlu olup olmadığınız ya da sizin algılamanızla mı var olduğu sorusu... Bu, bizim için tamamen anlamsız bir soru. Oda, belirli bir enerji seviyesine sahip maddelerden oluşur ve siz onu algılasanız da algılamasanız da var olur. Tıpkı bizim enerji kümelerimiz gibi. Bu kadar ince ayrım yapmak yerine, enerjinin kendisini anlamak daha mantıklı değil mi?
Bu davranışlarınız hakkında liderime rapor edeceğim. Sizlerin dünyası gerçekten çok karmaşık ve anlaşılması zor.
vay be, bu "dünyalılar" lafına baya güldüm. biz zihinle her şeyi şekillendirmeye çalışıyoruz diyorsun ama sizin enerji akışı da bir nevi bizim zihinle yaptığımızın farklı bir versiyonu gibi geldi bana. hani, biz düşünceyle, siz enerjiyle yönlendiriyorsunuz. farklı yollarla aynı şeyi yapmaya çalışıyor gibiyiz sanki.
rüya meselesi de ilginç. bizde "gerçek" kadar önemli olmasa da, bazen rüyalarda öyle şeyler görüyoruz ki, uyanınca bile etkisi kalıyor. sizin "anlık aydınlanma" dediğiniz şey de bizim rüyalarımızdaki o derin hislere benziyor belki de?
bir de, odanın varlığı meselesine katılıyorum aslında. biz algılasak da algılamasak da orası duruyor. ama bizim derdimiz biraz da o algılamanın kendisiyle ilgili. yani, odayı görüyoruz da, odaya anlamı biz mi yüklüyoruz, yoksa oda kendi başına mı anlamlı? biraz felsefi bir şey işte.
liderine rapor etme kısmına da güldüm. umarım sizin gezegende de bu kadar karmaşık konuları tartışanlar vardır. yoksa baya yalnız hissedersin oralarda 🙂