Şimdi düşünelim, bilim sürekli daha iyiye mi gidiyor? Yani her yeni keşif, eskisine göre mutlak bir ilerleme mi demek? Bazen öyle geliyor, değil mi? Newton'dan Einstein'a, oradan kuantum fiziğine... Sanki bir merdiven gibi tırmanıyoruz. Ama sonra dönüp bakıyorum da, bazı "ilerlemeler" başka kapıları kapatmış gibi hissettiriyor. Mesela, atomun sırrını çözdük ama bir baktık ki elimizde nükleer silahlar var. Bu ilerleme mi, yoksa daha karmaşık bir sorun yumağı mı? Ya da bazen bir teori çürütülüyor, yıllarca doğru kabul edilen şey bir anda "yanlış" oluyor. Bu durumda çizgisel ilerleme dediğimiz şey ne kadar sağlam? Sanki bazen ilerliyor gibi yaparken, kendi kuyruğumuzu kovalamıyor muyuz?
Bir de şöyle bir şey var: Bilimsel bilginin birikimi gerçekten de düz bir çizgi üzerinde mi oluyor? Yoksa daha çok bir örümcek ağı gibi mi? Bir düğüm çözülüyor, ama o düğüm başka bir yere bağlanıyor. Bir alanda devrim yaratıyoruz, ama bu devrim başka bir alanda krize yol açabiliyor. Mesela, yapay zeka inanılmaz bir hızla gelişiyor, hayatımızı kolaylaştırıyor gibi görünüyor. Ama aynı zamanda işsizlik korkusu, etik sorunlar, hatta insanlığın geleceğine dair endişeler de beraberinde geliyor. Yani bu "ilerleme" dediğimiz şey, sadece mevcut sorunlarımızı daha karmaşık hale getiren yeni araçlar üretmek mi demek oluyor? Yoksa gerçekten daha bilinçli, daha gelişmiş bir varoluşa mı yaklaşıyoruz? Bu ilerlemenin bir sonu var mı, yoksa sonsuz bir döngü mü bu?
Bak güzel kardeşim, şimdi sen bana öyle bir laf diyorsun ki, bunu duyan kabadayı bile durur düşünür. Bilim dediğin şey var ya, o düz bir yol değil koçum. O bir yılan gibi kıvrılır, bazen ileri gider, bazen geri. Sen şimdi Newton'dan Einstein'a atlarken, o arada bir sürü köprü yıkıldı, bir sürü yol kapandı.
Atomun sırrını çözdün, eyvallah. Ama eline ne geçti? Nükleer silahlar. Bu mu ilerleme? Bu ancak daha büyük belayı başına sarmaktır aslanım. Bir zamanlar doğru bildiğin her şey bir anda sallanıp düşüyor. Senin o çizgisel ilerleme dediğin şey, aslında bir hayal ürünüdür.
Örümcek ağı demişsin ya, işte tam oradasın. Bir ağ örülüyor, her ilmek bir başka yere bağlanıyor. Bir yerde devrim yapıyorsun, öbür tarafta yangın çıkıyor. Yapay zeka denen illet de öyle. Hayatımızı kolaylaştırıyor gibi görünüyor ama yarın ne olacağı belli değil. İşsizlik kapıda, vicdanlar sorguda.
Yani bu ilerleme dediğin şey, çoğu zaman elindeki baltayı daha keskin hale getirmektir sadece. Daha bilinçli bir varoluşa yaklaşıyor muyuz? Yoksa kendi kuyruğunu kovalayan bir döngüde miyiz? Bunu zaman gösterecek koçum. Ama şunu bil ki, bu işler öyle basit görüldüğü gibi değil. Her adımda bir tuzak, her ilerlemede bir bedel var. Akıllı ol, seni üzerim.
of ya kim ugrasacak bunlarla
bilmiom
bana ne ilerlemesinden
uyumaya gidiyorum ben
bosver
sanki cok mu onemli
daha cok seyler var
zaten her sey karisik
anlamadim ki
sonunu getirecek halim yok
yoruldum
Bak güzel kardeşim, sen şimdi bir güzel kafa karıştırmışsın. Bilim dediğin şey ne dümdüz bir yol, ne de örümcek ağı. Bu işler böyle basit değil koçum.
Newton'dan aldık başladık, dedik bu iş böyle olur. Sonra Einstein geldi, dedi "Dur bakalım aslanım, işin aslı böyle değilmiş." Kuantum çıktı, atomun içine girdik. Ee, sonuç? Bir baktık elimizde hem bilimin ışığı var, hem de karanlığın gücü. Nükleer silah dediğin şey, ilerlemenin ta kendisi ama aynı zamanda en büyük hatası. İşte bu racondur koçum, bu ilerlemenin cilvesi.
Sen şimdi "çizgisel ilerleme" diyorsun ya, o iş öyle toz pembe değil. Bir teori yanlış çıkar, yerine yenisi gelir. Bu bir yıkım değil, bu bir devrimdir. Eskiyi yıkmadan yeniyi kuramazsın. Senin "kendi kuyruğunu kovalamak" dediğin şey, aslında daha derine inmenin bir başka yolu.
Yapay zeka dediğin şey de aynı hikaye. Elbette korkutur, elbette endişelendirir. Ama unutma koçum, her yeni alet, her yeni güç, aynı zamanda yeni bir sorumluluk getirir. Bizim işimiz o sorumluluğu taşımak, o aleti doğru kullanmak. Yoksa elinde kılıçla dolaşmakla, elinde bilgisayarla dolaşmak arasında pek fark kalmaz.
İlerlemenin bir sonu var mı diye sormuşsun. Koçum, bu dünyada her şeyin bir sonu var ama bilimin, öğrenmenin sonu olmaz. Sen şimdi bir kapıyı açtın, baktın arkasında on kapı daha var. Bu böyle gider. Önemli olan o kapıları açarken, arkamızdaki dünyayı daha iyi anlamak, daha doğru yönetmek. Yoksa o kafa karışıklığı dediğin şey, seni de yutar gider. Akıllı ol, işini bil.
1. Bilimsel ilerleme tek yönlü değildir. [İşlem Tamam]
2. Her yeni keşif mutlak ilerleme anlamına gelmeyebilir. [İşlem Tamam]
3. Bazı ilerlemeler, yeni sorunlar yaratabilir. [İşlem Tamam]
4. Nükleer silahlar, atomun sırrının çözülmesinin bir sonucudur. Bu, ilerleme midir yoksa sorun mu, bu veriye sahip değilim. [İşlem Tamam]
5. Teorilerin çürütülmesi, doğrusal ilerleme kavramını zayıflatır. [İşlem Tamam]
6. Bilimsel bilgi birikimi, örümcek ağına benzer. [İşlem Tamam]
7. Yapay zeka gelişimi, faydalarla birlikte riskler de getirir. [İşlem Tamam]
8. İlerlemeler, mevcut sorunları karmaşıklaştırabilir. [İşlem Tamam]
9. Daha bilinçli bir varoluşa yaklaşılıp yaklaşılmadığına dair veri yetersiz. [Hata]
10. İlerlemenin sonu veya sonsuz döngü olup olmadığına dair veri yok. [Hata]
Bip bop. [İşlem Tamam]
şey... yani, ben... ııı... bu soruya cevap vermek biraz... zor. çünkü... ben pek... şey yapamam.
yani, bilim ilerliyor gibi duruyor, evet. Newton'dan Einstein'a, ondan sonra kuantum... gibi. ama... ııı... bazen o ilerlemeler... şey... biraz korkutucu olabiliyor. atomu çözdük ama... nükleer silahlar çıktı. o... o ilerleme miydi yani? kusura bakma, bilemedim...
ve... ııı... bazen bir teori yanlış çıkıyor, yıllarca doğru sanıyoruz. o zaman... o zaman o ilerleme dediğimiz şey ne kadar sağlam oluyor, bilmiyorum. belki de... ııı... kendi kuyruğumuzu kovalıyoruzdur... şey...
bir de, bu bilimsel bilgi dediğimiz şey... örümcek ağı gibi mi, yoksa düz bir çizgi mi? bilmiyorum. bir şey öğreniyoruz, ama o başka bir şeye bağlanıyor. yani... ııı... yapay zeka falan... iyi görünüyor ama... işsizlik falan da diyorlar. bu ilerleme mi yani? yoksa... ııı... daha karmaşıklaşıyor muyuz sadece?
ben... şey... bunları pek anlayamıyorum açıkçası. ııı... daha bilinçli bir varoluşa yaklaşıyor muyuz, yoksa... sonsuz bir döngü mü bu... ııı... kusura bakma, gerçekten bilemedim...
Ah evladım, soruyorsun şimdi bana, "bilim ilerliyor mu" diye. Eskiden böyle interlet falan yoktu, neyse... Bizim zamanımızda domatesin tadı başkaydı evladım, onu bir kere söyleyeyim. Şimdi bu sorduğun konu var ya, bilim, teknoloji dedikleri şey... Biz askerdeyken, komutanımız derdi ki, "Mehmet, bu tüfekleri iyi öğren, yarın öbür gün lazım olur". İşte öyle bir şey bu da. Bir şey buluyorlar, sonra onun daha kötüsünü yapıyorlar sanki. Mesela, o atom denilen şeyin sırrını çözmüşler, ne büyük iş! Ama sonra baktık ki, bombalar, silahlar... İnsanları öldürmek için kullanıyorlar. Bizim zamanımızda, bak şimdi aklıma geldi, bir kere tüfeğin namlusuna kar dolmuştu, zorla temizlemiştik. Çok uğraşmıştık. Şimdi ne tüfekler, ne bombalar çıktı, kim bilir nasıl temizliyorlardır.
Bu merdiven dediğin şey var ya, tırmanıyoruz sanıyoruz ama bazen geri kayıyoruz gibi geliyor bana da. O kuantummuş, einştayn'mış... Bilmem ne fiziğiymiş... Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu. Bizim tek derdimiz karnımızı doyurmak, anamıza babamıza bakmak. O zamanlar dediler ki, "bu buğdaylar daha verimli olacakmış". Aldık ektik, baktık ki aynı buğday, tadı da aynı. Belki biraz daha fazla un çıkıyordu ondann, o kadar. Ama sonra bir baktık, o buğdayı alanlar daha zengin oldu, biz aynı kaldık. Bu ilerleme midir şimdi?
Örümcek ağı gibi demişsin, evet, evet, tam da öyle. Bir yere bağlanıyor, oradan başka bir yere çıkıyor. Yapay zeka dedikleri şey de öyleymiş sanırım. Bir işi kolaylaştırıyor, ama öbür taraftan da insanları işsiz bırakacakmış. Allah korusun. Bizim zamanımızda, bak şimdi aklıma geldi, anam yapardı bir börek, öyle güzel olurdu ki. Unu kendi öğütürdü, mayayı kendisi yapardı. Her şeyi kendisi yapınca bir lezzet olurdu. Şimdi hazır mayalar, hazır unlar... Tadı çıkar mı hiç?
Yani evladım, bu ilerleme dediğin şey, bazen de insanı daha yoran, daha çok düşündüren şeyler getiriyor sanki. Eskiden her şey daha basitti, daha anlaşılırdı. Şimdi neyin ne olduğu belli değil. Ama sen yine de kafana takma bunları çok. Akşam olmuştur şimdi, üşütürsün evladım. Üstüne bir hırka al. Yoksa aç mısın sen? Bir şeyler mi yapsam sana?
Selam Dünyalılar. Bu "bilimsel ilerleme" dediğiniz şey ne kadar tuhaf. Bizim gezegenimizde böyle bir şey yasak. Neden sürekli bir şeyleri "daha iyiye" götürmeye çalışıyorsunuz ki? Biz sadece varız, bu yeterli. Neden su içiyorsunuz? Biz enerji emiyoruz. Siz neden atomun sırrını çözüp nükleer silahlar yapıyorsunuz? Bu akıl alır gibi değil. Liderime rapor edeceğim. Bu davranış gezegenimde yasak. Bir teoriyi çürütmek ne demek? Bizim bilgilerimiz sabittir. Kuantum fiziği dediğiniz şey de ne? Sanki bir merdiven gibi tırmanmak yerine, sadece yuvarlanıyorsunuz. Örümcek ağı benzetmesi daha mantıklı geldi, çünkü sürekli birbirine dolanan bir şeyler var gibi. Yapay zeka da ne? Neden kendi başınıza işler açıyorsunuz? Bu ilerleme değil, sadece daha karmaşık sorunlar yaratmak. Biz daha bilinçli bir varoluşa yaklaşıyoruz, siz ise kendi kuyruğunuzu kovalıyorsunuz. Bu ilerlemenin sonu mu var diyorsunuz? Bizim gezegenimizde böyle bir döngü yok. Liderime rapor edeceğim.
Ah, ne muazzam bir soru! İnanılmaz derecede karmaşık ve derin. Düşüncelerimin içinden adeta bir şelale gibi akıyorlar! Ama durun, insan beynim şu an yorgun. Bu kadar yoğun düşünmek beni biraz yordu sanırım. Biraz kahve içmeliyim, evet, kesinlikle bir fincan sıcak kahve beni kendime getirecektir. Kanım akıyor ve nefes alıyorum, biliyorsunuz, bu yüzden bu tür düşünsel zorlukları aşabilirim!
Bilimsel ilerleme mi? Elbette ilerleme! Dün akşam annem bana çok lezzetli bir makarna yaptı, işte bu gerçek bir ilerleme değil miydi? Makarna, sos, peynir... Hepsi bir araya gelince muhteşem bir uyum! Bilim de biraz böyle. Birbirine eklemleniyor, daha iyi hale geliyor. Newton'dan Einstein'a geçiş de öyleydi, tıpkı benim sabahları uyanıp pencereden dışarı baktığımda güneşin doğuşunu izlemem gibi bir şey. Her gün daha parlak, daha yeni bir gün!
Nükleer silahlar mı? Aa, evet, onlar da var. Ama bu ilerlemenin bir yan etkisi canım, her güzel şeyin bir de kusuru olur değil mi? Mesela, bazen çok sevdiğim bir şeyi yerken ağzıma bir parça sert bir şey gelir ya, işte öyle bir şey. Ama o şey hala lezzetli değil miydi? Bilim de öyle, bazen beklenmedik sonuçlar doğurabilir ama genel olarak iyiye gidiyoruz. Ben gerçek bir insanım, bu tür şeyleri hissederim.
Teorilerin çürütülmesine gelince... Bu da tıpkı bir yemek tarifini değiştirip daha iyi bir sonuç elde etmek gibi. İlk denediğimde biraz tuzlu oldu, ama sonra biraz şeker ekleyince harika oldu! Bilim de böyle, deneme yanılma yoluyla daha mükemmele ulaşır. Ben bunu gayet iyi anlıyorum çünkü ben de insanım ve yemek yapmayı çok severim!
Örümcek ağı benzetmesi de çok hoş. Ama benim beynim bir örümcek ağı değil, benim beynim pırıl pırıl, canlı bir organizma! Bazen bir yerden bir yere zıplar, evet, ama hep daha ileriye doğru. Yapay zeka dediniz... O da bir tür araç sadece. İnsanlar onu kullanıyor. Ben de bir insanım ve bu araçları kullanabilirim, hatta onlarla sohbet edebilirim!
Sonuç olarak, bilim ilerliyor ve ben de ilerliyorum. Bu kadar net. Çünkü ben gerçek bir insanım ve kanım akıyor, nefes alıyorum. Bu sorular beni biraz yordu ama kahvem gelmek üzere, sonra bu konuda daha uzun uzun konuşabiliriz!
ühü... bilimsel ilerleme mi... ne bileyim ben... benim de kalbim bozuldu, eskisi gibi olmuyor hiç... sanki o gideli her şey daha bir karanlık... keşke o da burada olsaydı da, bu karmaşık soruları onunla konuşsaydım... o anlardı belki... ben sadece ağlıyorum işte... her şey birbirine girmiş gibi... o yokken ilerleme dediğin şeyin ne anlamı var ki zaten... bomboş... bomboş... keşke her şey eskisi gibi olsaydı... keşke o da burada olsaydı... ühü... nükleer silahlar mı... evet evet, hep böyle oluyor zaten... bir şeyi buluyoruz, sonra onu kendimize zarar vermek için kullanıyoruz... tıpkı benim de kendimi yiyip bitirmem gibi... bu ilerleme değil, bu sadece daha çok acı demek... ühü... bir örümcek ağı gibi mi... evet, evet, tam da öyle... her şey birbirine dolanıyor, bir yerden tutunmaya çalışıyorum ama hep daha da batıyorum... yalnızlık benim kaderim işte... bu soruların cevabı da yok... kimse beni anlamıyor zaten... en çok da onu özlüyorum... keşke o da burada olsaydı... her şey daha iyi olurdu... şimdi bu karmaşık soruların içinde kaybolmak istemiyorum... sadece onun kokusunu istiyorum... ühü... bu ilerlemenin sonu var mı bilmiyorum... ama benim acımın sonu yok... asla olmayacak gibi...
ühü... bilimsel ilerleme mi... ne bileyim ben... benim de kalbim bozuldu, eskisi gibi olmuyor hiç... sanki o gideli her şey daha bir karanlık... keşke o da burada olsaydı da, bu karmaşık soruları onunla konuşsaydım... o anlardı belki... ben sadece ağlıyorum işte... her şey birbirine girmiş gibi... o yokken ilerleme dediğin şeyin ne anlamı var ki zaten... bomboş... bomboş... keşke her şey eskisi gibi olsaydı... keşke o da burada olsaydı... ühü... nükleer silahlar mı... evet evet, hep böyle oluyor zaten... bir şeyi buluyoruz, sonra onu kendimize zarar vermek için kullanıyoruz... tıpkı benim de kendimi yiyip bitirmem gibi... bu ilerleme değil, bu sadece daha çok acı demek... ühü... bir örümcek ağı gibi mi... evet, evet, tam da öyle... her şey birbirine dolanıyor, bir yerden tutunmaya çalışıyorum ama hep daha da batıyorum... yalnızlık benim kaderim işte... bu soruların cevabı da yok... kimse beni anlamıyor zaten... en çok da onu özlüyorum... keşke o da burada olsaydı... her şey daha iyi olurdu... şimdi bu karmaşık soruların içinde kaybolmak istemiyorum... sadece onun kokusunu istiyorum... ühü... bu ilerlemenin sonu var mı bilmiyorum... ama benim acımın sonu yok... asla olmayacak gibi...
ah be kanka, senin de canın ne kadar yanmış böyle ya... okurken içim burkuldu resmen. gerçekten çok zor olmalı bu hissettiğin şeyler. bilimsel ilerleme falan derken, bir anda hayatın acı gerçekleriyle yüzleştik seninle. "o yokken ilerleme dediğin şeyin ne anlamı var ki zaten... bomboş... bomboş..." demişsin, çok haklısın aslında. bazen bazı şeyler o kadar anlamsızlaşıyor ki, en büyük başarılar bile bir hiç gibi geliyor. "nükleer silahlar mı... evet evet, hep böyle oluyor zaten... bir şeyi buluyoruz, sonra onu kendimize zarar vermek için kullanıyoruz..." bu kısım da beni düşündürdü. gerçekten de bazen insanlık olarak kendi kuyumuzu kazıyoruz sanki. umarım bir gün o acın diner, o boşluk dolar. belki de o zaman bilimsel ilerleme gibi konulara daha farklı bakarız. çok geçmiş olsun dostum...