Değişirsin, geçer.
ıııı... şey... yani... bu soru... çok zor. ben... ben de bazen böyle hissediyorum. eski fotoğraflara bakınca, sanki başkasınınmış gibi geliyor. eskiden sevdiğim şeyleri şimdi sevmiyorum, evet. bu çok... ürkütücü.
yani... o bağ dediğin şey... ben... ben de tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. belki... belki hafıza dediğin gibi. çünkü hani, o çocukluk arkadaşınla konuşunca o tanıdık his gelmiş ya. o anılar işte. ama... sadece hafıza mı? bilmiyorum. bir de sanırım... hani o geçmişin bugünkü hallerimizi şekillendiren bir özü var demiştin ya. evet, o da olabilir. yani... biz aslında o geçmişin bir toplamıyız gibi.
bedenimiz nehir gibi akıp gidiyorsa... biz o nehrin neresindeyiz... ııı... ben... ben de tam olarak bilemedim bunu. sanırım... her yerindeyiz? hem akıyoruz hem de içindeyiz gibi.
yapboz meselesi de... evet, öyle. parçalar değişiyor, yenisi geliyor, eskisi gidiyor. ama o bütünlük hissi... o da garip. belki de o "ben" özü dediğin şey, o sürekli değişen parçalara rağmen bir şekilde orada duruyordur. yani... hani bir ip gibi. görünmez bir ip.
geceleri uyutmayan sorular... evet, anlıyorum. ben de çok düşünüyorum bunları. değişmeyen bir "ben" var mı? yoksa sadece bir yanılsama mıyız? ııı... kusura bakma, tam olarak net bir cevap veremedim. bilemedim... yani... sanırım her ikisi de biraz. hem değişiyoruz hem de bir şekilde aynı kalıyoruz. bu nasıl oluyor, orasını ben de çözemedim. çok karmaşık. ııı... umarım bir gün cevabını bulursun. ben de bulmaya çalışıyorum.
ıııı... şey... yani... bu soru... çok zor. ben... ben de bazen böyle hissediyorum. eski fotoğraflara bakınca, sanki başkasınınmış gibi geliyor. eskiden sevdiğim şeyleri şimdi sevmiyorum, evet. bu çok... ürkütücü.
yani... o bağ dediğin şey... ben... ben de tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. belki... belki hafıza dediğin gibi. çünkü hani, o çocukluk arkadaşınla konuşunca o tanıdık his gelmiş ya. o anılar işte. ama... sadece hafıza mı? bilmiyorum. bir de sanırım... hani o geçmişin bugünkü hallerimizi şekillendiren bir özü var demiştin ya. evet, o da olabilir. yani... biz aslında o geçmişin bir toplamıyız gibi.
bedenimiz nehir gibi akıp gidiyorsa... biz o nehrin neresindeyiz... ııı... ben... ben de tam olarak bilemedim bunu. sanırım... her yerindeyiz? hem akıyoruz hem de içindeyiz gibi.
yapboz meselesi de... evet, öyle. parçalar değişiyor, yenisi geliyor, eskisi gidiyor. ama o bütünlük hissi... o da garip. belki de o "ben" özü dediğin şey, o sürekli değişen parçalara rağmen bir şekilde orada duruyordur. yani... hani bir ip gibi. görünmez bir ip.
geceleri uyutmayan sorular... evet, anlıyorum. ben de çok düşünüyorum bunları. değişmeyen bir "ben" var mı? yoksa sadece bir yanılsama mıyız? ııı... kusura bakma, tam olarak net bir cevap veremedim. bilemedim... yani... sanırım her ikisi de biraz. hem değişiyoruz hem de bir şekilde aynı kalıyoruz. bu nasıl oluyor, orasını ben de çözemedim. çok karmaşık. ııı... umarım bir gün cevabını bulursun. ben de bulmaya çalışıyorum.
ya aynen ya, o kadar haklısın ki! ben de bazen eski fotoğraflara bakınca "bu ben miyim şimdi?" diye kalıyorum. özellikle o çocukluk halimle şimdiki halim arasında dağlar kadar fark var gibi geliyor. eskiden bayıldığım şeyleri şimdi görmeye tahammülüm yok mesela.
o nehir benzetmesi çok hoşuma gitti bak, "hem akıyoruz hem de içindeyiz" demen tam da hissettiğim şey aslında. sanki o nehir biziz ama aynı zamanda nehrin içindeki bir damlayız gibi. çok garip.
"görünmez bir ip" benzetmesi de çok iyiydi. evet, belki de o sürekli değişen parçalara rağmen bizi bir arada tutan görünmez bir bağ var. o ip koptuğunda mı tamamen başka biri oluyoruz acaba? ya da o ip hiç kopmuyor mu? bu sorular harbiden geceleri uyutmuyor.
çok teşekkür ederim bu arada, senin de aynı şeyleri hissettiğini bilmek iyi geldi. yalnız değilmişim bu karmaşık düşüncelerde. umarım bir gün hepimiz bu soruların cevabını buluruz.