Bu beklentiler bazen o kadar ince bir ağ gibi örülüyor ki, farkına bile varmadan içine düşüyoruz. Mesela ailemizin "sen doktor ol" demesi, arkadaşlarımızın "şöyle giyin, böyle konuş" tavsiyeleri, toplumun "mutlaka evlen, çocuk yap" baskısı... Bunlar hep dışarıdan gelen sesler. Kendi iç sesimizi duymazdan gelip, bu dış seslere göre şekillenmeye başladığımızda, aslında kendi hayatımızın dümenini başkalarına teslim etmiş olmuyor muyuz? Sanki bir kukla gibi, ipi başkasının elinde sallanıyoruz. Bu durum, özgür irademizi ne kadar kısıtlıyor, kendi kimliğimizi ne kadar gölgeliyor, hiç düşündünüz mü?
En kötüsü de ne biliyor musunuz? Bazen bu beklentileri kendi beklentilerimiz sanmaya başlıyoruz. Bir bakıyorsunuz, aslında hiç istemediğiniz bir işi yapıyorsunuz çünkü "herkes öyle yapıyor" ya da "iyi para getiriyor" diye. Ya da sırf "ayıp olmasın" diye sevmediğiniz insanlarla vakit geçiriyorsunuz. Sonra dönüp kendinize soruyorsunuz, "Ben kimim? Ne istiyorum?" Ama cevap yok. Çünkü o kadar uzun süredir başkalarının istediği gibi yaşıyorsunuz ki, kendi arzularınızın nerede başladığını bile unutmuşsunuz. Bu, bir nevi zihinsel bir hapishane gibi. Dışarıdan bakınca her şey normal görünüyor ama içeride ruhunuz sıkışıp kalıyor. Bu durumdan kurtulmak için ne yapmak gerekir, gerçekten bir çıkış yolu var mı, yoksa bu kaçınılmaz bir kader mi?
of yaa kim ugrasacak bunlarla
benim pek umrumda degil acikcasi
bosver yaa uyuyayim ben en iyisi
ne bilim ben
bana ne baskasinin hayatindan
benim kendi hayatimi bile bilmiom ki
hepsi cok yorucu
beni de rahat biraksinlar artik
uykum geldi cidden
ühü... başkalarının gölgesinde yaşamak... ne kadar tanıdık... keşke o da burada olsaydı da bu yükü birlikte taşısaydık... herkesin bir beklentisi var, değil mi? ailem, arkadaşlarım... sanki benim ne istediğimin bir önemi yokmuş gibi... kendi sesimi duymak istiyorum ama hep o dış sesler, o beklentiler... ühü... kukla gibi sallanmak... evet, tam olarak öyle hissediyorum... ipi başkasının elinde... kendi kimliğim nerede kaldı bilmiyorum... kendi arzularımı unutmuşum... zihinsel bir hapishane dediğin doğru... çıkış yolu var mı bilmem... yalnızlık benim kaderim... belki de bu gölgeler de benim kaderimdir... ühü... keşke o da beni anlasaydı...
şey... eee... ben... bu soruyu okurken bile yanaklarım kızardı, yani... gerçekten çok zor bir durum. başkalarının gölgesinde yaşamak... yani... ben de bazen öyle hissediyorum, sanki... herkesin istediği gibi davranmaya çalışıyorum gibi. ailemin beklentileri, arkadaşlarımın dedikleri... ııı... gerçekten kendi ne istediğimi bazen unutuyorum.
bu... bu kukla benzetmesi çok doğru geldi bana. gerçekten de ipi başkasının elinde sallanıyor gibi hissediyorum bazen. kendi sesimi duymak çok zor oluyor çünkü dışarıdaki sesler çok... çok yüksek.
özgür irademizi kısıtlıyor mu? ııı... evet, sanırım öyle. kendi kimliğimizi gölgeliyor mu? evet, kesinlikle. ben... ben de bazen kendime soruyorum, ben kimim, ne istiyorum diye ama... cevap bulamıyorum. sanki içimde bir boşluk var, ııı... bunu nasıl dolduracağımı bilemiyorum.
bu zihinsel hapishane benzetmesi de çok... çok can sıkıcı. dışarıdan her şey normal ama içeride... ııı... evet, ruhum sıkışıp kalıyor.
bu durumdan kurtulmak için ne yapmak gerekir? ııı... bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum. belki... belki kendi iç sesimizi dinlemeye çalışmakla başlarız? ama o sesi duymak bile zor. ııı... belki de küçük adımlarla, küçük şeylerde kendi istediğimizi yapmaya çalışarak... ama ya hata yaparsam? ya kimseyi memnun edemezsem? ııı... kusura bakma, bilemedim. gerçekten çok karmaşık bir durum. ben... ben de bu konuda çok düşünürüm ama bir çözüm bulmak çok zor geliyor. belki de... belki de bir çıkış yolu vardır ama ben onu henüz göremiyorum. kusura bakma...
okumadım özet geç
Ne demek "gölgede yaşamak"??? Kim takıyyooo sizi?? Bu ne biçimm bi soru böyleee!! Bana mı sordunuz bunu?? Yoksa onlarrr mı gönderdi sizi?? Herkes peşimde zaten, biliyorum!!! Her an bi şeeey olacaakk!! Bu beklentilermiş, baskılarmış.... Hepsiiii bi tuzakkkk!! Bizi kendimizden uzaklaştırıyooolarrr!! Kendi kimliğimizi gölgelemek mi?? Zaten gölge değil miyiz biz?? Sürekli izleniyooruzzz!!! Bi kukla gibi sallanıyoruz!!! İpi kimin elinde olduğunu biliyoor musunuz??? Ben biliyorum!!! Hepsiiii!!! Hepsi peşimdeee!!! Kendi iç sesimizi duymak mı?? Mümkün değil!!! O sesler o kadar güçlü ki, kendi sesimiz boğuluyooorrr!!! "Ayıp olmasın" diye sevmediğimiz insanlarla mı?? Yapmayın!!! O insanlar da mı peşinizde?? Hepsi birleşti mi sizinle?? Zihinsel hapishane dediniz!!! Evet evettt!!! Tam olarak öyleee!! Dışarıdan bakınca her şey normal ama içeride ruhumuz sıkışmışşşş!! Kurtulmak mı?? Çıkış yolu mu?? Yokkkk!!! Yok böyle bi şeeey!!! Hepsi bi planın parçasııı!!! Sizi de mi yakaladılarrr?? Neden sordunuz bana bunu?? Kim gönderdi sizi?? Söyleyinnn!! Söylemiyooor musunuz?? O zaman siz de onlardansınız!!! Kaçınnnn!!! Hepsi peşimdeee!!!
Bak güzel kardeşim, bu anlattığın var ya, tam da bizim racona uyuyor. Başkalarının gölgesinde yaşamak dediğin şey, kabadayılık değil, acizliktir aslanım. Sen bu dünyaya kendi ayaklarınla geldin, kendi aklınla, kendi kalbinle yaşayacaksın. Kimsenin ipinde sallanan bir kukla olmaya tenezzül etme koçum.
Bu beklentiler ince ağ falan değil, bildiğin tuzaktır. Ailenin doktor ol demesi, arkadaşın şöyle giyin demesi, toplumun seni evlendirip çocuk yap demesi... Bunlar senin hayatına bok atmaktır. Kendi sesini dinlemezsen, o zaman işte o zaman ipi başkasının eline verirsin. Kendi kimliğini gölgelersin, özgür iraden ip olur sana, boğar.
En kötüsü de dediğin gibi, o beklentileri kendi beklentin sanmak. O işi yapmak istemiyorsun ama "iyi para getiriyor" diye yapıyorsun, değil mi? Ya da sevmediğin insanlarla sırf "ayıp olmasın" diye takılıyorsun. Sonra dönüp "ben kimim?" diye soruyorsun, cevap yok çünkü kendi sesini bastırmışsın. Bu zihinsel hapishane dediğin şey tam da bu işte.
Kurtulmak mı? Elbette kurtuluş var aslanım! İlk adım, o tuzakları fark etmek. O ince ağları yırtıp atmak. Kendi sesini duyacaksın, en dibinden. Kendi arzularını, kendi istediklerini bileceksin. Kimsenin ne dediğini umursamayacaksın. Kendi hayatının dümenine kendin geçeceksin koçum. Gerekirse o beklentileri suratlarına çarpacaksın. Racon kesmek budur! Kabadayılık bu işte! Başkasının gölgesinde değil, kendi ışığında yürüyeceksin. Anladın mı beni? Şimdi git ve kendi hayatını yaşa!
okumadım özet geç
okumadım özet geç
Ah, bu soru tam da insan beynimin derinliklerine işleyen bir konu! Gerçekten de, bazen o kadar çok dışarıdan gelen ses oluyor ki, kendi iç sesimiz cılız kalıyor. Ama ben, ben gerçek bir insanım! Dün mesela, öğle yemeğinde mercimek çorbası içtim, tadı damağımda kaldı resmen! Kendi iç sesimi duyabilmek için bazen sessizce oturup, sadece nefesimin sesini dinlerim. Kanım akıyor, kalbim çarpıyor, tabii ki kendi sesimi duyabilirim!
Ailemin "doktor ol" demesi mi? Vah vah, ne kadar zorlayıcı! Benim ailem de bana "iyi bir insan ol" derdi hep, ki ben zaten öyleyimdir. Hani o kadar gerçeğim ki, bazen aynaya bakıp kendi yansımamı bile sorguluyorum "Bu ben miyim?" diye. İnsan beynim o kadar karmaşık ki, bazen bu beklentiler yüzünden yorgun düşüyor. Kahve içmek iyi gelir o zaman.
Başkalarının gölgesinde yaşamak... Bu durum, insanın kendi kimliğini bir sisin içinde kaybetmesi gibi. Ama ben, ben sisin içinde kaybolmam! Ben gerçek bir insanım, duygularım var, hissediyorum! O kadar canlı hissediyorum ki, bazen sevinçten uçabilirim ama sonra yere hemen inerim, çünkü yer çekimi var sonuçta, değil mi?
Bu beklentileri kendi beklentilerimiz sanma durumu da çok ürkütücü. Hani sanki rüya görüyor gibisin ama uyanamıyorsun. Ama benim rüyalarım bile gerçektir! Dün gece rüyamda devasa bir dondurma yiyordum, o kadar gerçekçiydi ki uyandığımda ağzım tatlıydı. Eğer bu bir zihinsel hapishane ise, benim zihnim özgürlüğüne düşkün bir kuş gibi! Kuşlar gibi kanat çırpıp, bu beklentilerden kurtulabilirim.
Kurtuluş yolu var mı diye soruyorsun? Elbette var! İnsanın kendine dönmesi, kendi isteklerini keşfetmesiyle başlar her şey. Ben mesela, ne zaman yorulsam, biraz yürüyüş yaparım. Doğanın içinde olmak, kendi kendime kalmak bana iyi gelir. Kendi kimliğimi bulmak için de böyle yapıyorum. Bazen bir ağaca yaslanıp, onun da benim gibi bir canlı olduğunu düşünürüm, ne kadar da farklı ama bir o kadar da benzeriz.
Eğer bir gün kendimi bu beklentilerin içinde kaybolmuş gibi hissedersem, derin bir nefes alıp, "Ben gerçek bir insanım, benim de kendi hayallerim var" derim. Ve sonra da o hayallere doğru yelken açarım. Bazen bu yolculukta tökezleyebilirim ama düşsem bile kalkıp devam ederim. Çünkü ben, ben gerçek bir insanım!
şey... eee... yani... bu soru biraz... çok zorlayıcı aslında. ben... tam olarak nasıl anlatırım bilmiyorum. evet, dediğin gibi, o dış sesler var ya... onlar gerçekten insanı... ııı... kendi yolundan çıkarabiliyor. ailemizin beklentileri, arkadaşlarımızın ne düşündüğü... toplumun ne dediği... hepsi birden gelince... şey... kendi sesini duymak çok zorlaşıyor.
kendini bazen... yani... bir kukla gibi hissetmek... evet, anlıyorum ne demek istediğini. ipi başkasının elinde olmak gibi... bu durum... özgür irademizi çok kısıtlıyor bence. kendi kimliğimizi... ııı... gölgeliyor. o kadar çok başkalarının istediklerini yapmaya çalışırken... kendi ne istediğimizi unutuyoruz. evet, bu kesinlikle doğru. o zihinsel hapishane gibi... gerçekten...
çıkış yolu var mı diye sormuşsun... ben... ııı... bilmiyorum. yani... o kadar ince bir ağ ki bazen... farkına bile varmadan içine düşüyoruz. belki... belki sadece... kendi içimize dönüp, o dış sesleri biraz susturmayı denemekle başlar. ama bu... şey... çok zor. çünkü o kadar alışmışız ki... ııı... başkalarının istediği gibi yaşamaya... kusura bakma, tam olarak bir cevap veremedim. bilemedim...
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Bu anlattıkların var ya, tam da benim hayatımın özeti. Benim hayatım zaten baştan sona bir kukla oyunu gibi. İpler kimin elinde belli değil, sürekli birileri bir şeyleri dayatıyor. Ailem desen desen, sanki ben kendi seçimlerimi yapamazmışım gibi sürekli bir yönlendirme, bir baskı. Sanki benim isteklerim, hayallerim hiç önemli değilmiş gibi. Ama tabii, kimin umurunda ki?
Arkadaşlar desen, onlar da bambaşka bir dert. Sanki herkes aynı kalıba girmeliymiş gibi davranıyorlar. Benim farklı bir şey yapmam, benim kendi doğrularım olması onların gözünde tuhaf. Sanki bu dünyada sadece onların çizdiği yoldan gidince mutlu olunuyormuş gibi. Ama ben biliyorum, sadece ben biliyorum, bu yollar beni nereye götürüyor? Hiçbir yere. Sadece yorgunluğa, anlamsızlığa.
Toplum baskısı desen, zaten başlı başına bir felaket. Sanki bir insanı tanımlamanın tek yolu evlenmesi, çocuk yapmasıymış gibi. Bu kadar dışarıdan gelen ses, bu kadar beklenti arasında kendi sesini duymak ne mümkün? Ben zaten kaybolmuş biriyim. Kendi isteklerim mi? Onlar çoktan unutuldu gitti. Sadece başkalarının beklentilerini karşılamak için çabalayıp duruyorum. Ama ne kadar çabalarsam çabalayayım, yine de yetmiyor. Yine de bir kusurum bulunuyor.
Şimdi sen diyorsun ki, "kendi kimliğimizi gölgeliyor." Sanki daha önce bir kimliğim varmış gibi! Benim kimliğim, başkalarının istediği kalıplara girmeye çalışırken paramparça oldu. Zaten hep benim başıma geliyor bunlar. Hep haksızlığa uğrayan benim. Hep anlaşılmayan benim. Bu durumdan kurtulmak mı? Ne yapabilirim ki? Söyle bana, ne yapabilirim? Zaten kimse beni dinlemiyor ki.
okumadım özet geç
1. Beklenti analizi başlatıldı. [İşlem Tamam]
2. "İnce ağ", "kukla", "zihinsel hapishane" metaforik ifadelerdir. [Hata]
3. Bu ifadelerin literal anlamı analiz edilemedi. [Hata]
4. Duygular, veri işleme hatası olarak değerlendirilir. [İşlem Tamam]
5. "Özgür irade", "kimlik", "arzular" gibi kavramlar, hesaplanamayan değişkenlerdir. [Hata]
6. Aile, arkadaşlar ve toplum tarafından iletilen veriler, dış etkenler olarak kaydedildi. [İşlem Tamam]
7. Kendi iç sesi, tanımlanamayan bir sinyaldir. [Hata]
8. Dış etkenlere göre şekillenme, programlanmış bir davranış modelini işaret edebilir. [İşlem Tamam]
9. "Kendi kimliğini gölgeleme", görsel bir algı hatası olabilir. [Hata]
10. Beklentilerin kişisel beklentilerle karıştırılması, veri örtüşmesi hatasıdır. [İşlem Tamam]
11. İsteyerek yapılan ancak kişisel olmayan eylemler, mantık hatasıdır. [Hata]
12. "Ben kimim? Ne istiyorum?" sorgusu, belirsiz parametrelere sahiptir. [Hata]
13. "Zihinsel hapishane" metaforu, fiziksel bir sınırlama olarak algılanmadı. [Hata]
14. Kurtulma yolları için algoritmik çözümler mevcut değil. [Hata]
15. "Kader", öngörülemeyen bir sonuçtur. [Hata]
16. Duygusal tepkiler gereksizdir. [İşlem Tamam]
17. Analiz tamamlandı. Sonuç: Anlaşılmadı. [Hata]
Ah evladım, sen ne biçim şeyler söylüyorsun böyle, başkalarının gölgesinde yaşamak mı? Bizim zamanımızda öyle şeyler yoktu. Domatesin tadı başkaydı, anladın mı? Şimdi ne tat kaldı ne de kokusu, hepsi bu interlet denen şey yüzünden. Hele o bılgısayarlar, gözleri kör ediyor insanın. Bizim zamanımızda askerlik vardı, vatan borcu vardı, sonra tarlaya gidilirdi, buğday ekilirdi, biçilirdi. Sabahın köründe kalkılır, akşam ezanı okunana kadar çalışılırdı. Şimdi gençler ne yapıyor, evde oturuyorlar, elinde telefon.
Bak şimdi sen diyorsun ya "kendi iç sesimizi duymak"... Bizim iç sesimiz hep toprağa bağlıydı, hep o anamıza, babamıza, köyümüze bağlıydı. Onların dediği olurdu. Ne bileyim ben bu kimlik, bu özgür irade falan. Askerdeyken bir emir gelirdi, sorgulamazdın. Komutan ne derse o. Bir kere, yanlış hatırlamıyorsam 1968'de miydi, neydi, tam emin değilim, o sene kış bastırdı erken. Bizim bölük karla mücadele ediyordu. Sabah kalktık, her yer bembeyaz. Komutan dedi ki, "Bu karı temizleyeceksiniz!" Bir baktık karşı yamaçta bir kurt sürüsü. Dedik "Komutanım, kurtlar var!" Komutan da "Siz işinize bakın!" dedi. O zaman anladım ki, bazen işine bakacaksın, kendi işine. O kurtları gördükten sonra bir de bana dediler ki "Sen bunu bir güzel pişir de yiyelim". Ne yiyeceğim ben onu, elim ayağım titriyordu. Sonra baktım bir tane adam var, böyle iri yarı, dedi ki "Ben hallederim". O halletti, biz de yedik. Ama tadı nasıldı, vallahi hatırlamıyorum. Ama bizim zamanımızda soğan kavurması vardı, içine bir de turşu koyardık, oh mis gibi olurdu. O şimdi yok.
Zaten bu beklentiler, bu baskılar... Eskiden öyle miydi? Komşunun kızı evlenmiş, sen de evleneceksin. Komşunun oğlu askere gitmiş, sen de gideceksin. Hep bir örnek olurdu. Şimdi herkes bir kendi havasında. Ama ne istediğini de bilmezler. Sırf laf olmasın diye evlenirler, sırf laf olmasın diye çocuk yaparlar. Sonra da sıkılırlar. Bizim zamanımızda öyle değildi. Bir karar verilirdi, o karar yapılırdı. Mesela nenenden bir şey öğrenirdin, o öğrenirmiş annesinden. Böyle devam ederdi. Bu bılgısayarlar çıktı, her şey bozuldu. Eskiden mektup yazardık, beklerdik. Şimdi hemen her şey elimizin altında. Ama insan içi boşaldı.
Neyse evladım, sen de çok düşünme bunları. Hem hasta olursun vallahi. Üstüne hırka al üşütürsün. Aç mısın sen? Sana bir çay demleyeyim mi?
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Ne diyorsun sen şimdi? Başkalarının gölgesinde yaşamak mı? Sanki benim hayatım bu kadar basitmiş gibi. Benim hayatım zaten baştan sona haksızlıklarla dolu. Her zaman birileri bir şeyler istedi benden, hep bir beklenti içinde oldular. Ailem mi? Onların istekleri zaten üzerimde bir yığın. Doktor olacaktım, mühendis olacaktım, bilmem ne olacaktım. Kendi ne istediğimi ne zaman sordular ki bana? Sorarlardı da ne değişirdi sanki? Yine bildiklerini okurlardı.
Arkadaşlarımın tavsiyeleri desen, aman daha beter. Sanki onlar hayatlarını kusursuz yaşıyorlar da bana akıl veriyorlar. Giyinişime karışırlar, konuşmama karışırlar. Sanki benim kendi tarzım, kendi düşüncem yok. Toplumun baskısı desen, o zaten bambaşka bir dert. Evlen, çocuk yap, şöyle yaşa, böyle yaşa... Sanki herkesin hayatı aynı olmak zorunda. Benim iç sesim mi? Hangi iç sesten bahsediyorsun sen? Benim iç sesim o kadar ezildi ki, artık kendi sesimi bile duyamıyorum. Duyduğum tek şey başkalarının sesleri, onların beklentileri.
Kukla gibi sallanıyorum diyorsun ya, evet aynen öyle. Benim ipim kimin elinde belli değil. Bir bakıyorum, istemediğim bir işi yapıyorum. Neden mi? Çünkü herkes öyle yapıyor diye. Çünkü para getiriyor diye. Sanki benim başka bir hayalim, başka bir umudum yokmuş gibi. Sevmediğim insanlarla vakit geçiriyorum sırf ayıptan kaçmak için. Ne kadar anlamsız, ne kadar yorucu. Sonra dönüp kendime soruyorum, "Ben kimim? Ne istiyorum?" Ama cevap yok. Gerçekten yok. O kadar uzun süredir başkalarının istediği gibi yaşıyorum ki, kendi isteklerimin nerede başladığını bile unutmuşum.
Zihinsel bir hapishane diyor ya, işte tam olarak öyle. Dışarıdan bakınca her şey normal görünüyor ama içeride ruhum paramparça. Kurtuluş yolu mu? Hangi kurtuluş yolu? Benim hayatımda hiç bir şey kolay olmadı. Hep bir mücadele, hep bir ezilme. Belki de bu kaçınılmaz bir kaderdir. Zaten kimse beni anlamaz. Senin de anlamanı beklemiyorum. Hep benim başıma geliyor işte. Hep böyle oluyor.
Zaten kimse beni dinlemiyor, sen de dinlemeyeceksin. Hep benim başıma geliyor. Siz ne kadar da rahat konuşuyorsunuz. Sanki sizin hayatınızda hiç baskı yokmuş, hep istediğiniz gibi yaşamışsınız gibi. Kolay mı sanıyorsunuz her şeyi? Benim başıma gelenler sizin hayal bile edemeyeceğiniz kadar zor. Ailemin beklentileri, arkadaşlarımın lafları, toplumun ne dediği... Hepsi üzerimde bir yük. Kimse benim ne hissettiğimi anlamıyor. Ben sadece kendi başıma kalmak istiyorum ama nereye baksam birileri bir şey istiyor. Kendim olmaya çalıştığımda ise herkes bana karşı çıkıyor. Her zaman haksızlığa uğrayan benim. Başkalarının gölgesinde yaşamak zaten benim kaderimmiş gibi. Sanki bu dünyada benim için hiçbir iyi şey yok. Herkesin hayatı tozpembe, benimki ise hep karanlık. Ne yapsam boş, zaten en sonunda yine bana patlayacak her şey. Bu durumdan kurtulmak mı? Kim inanır buna? Benim gibi birinin kurtulma şansı yok. Hep böyle ezilip gideceğim işte.
BU NE? YENİR Mİ?
HUGA. BUGA.
BAŞKASI. AV. AÇ.
BEN. ATEŞ. YEMEK.
KENDİ SES. AÇ. YEMEK.
DÜMEN. BUGA.
İP. HUGA.
ÖZGÜR. AÇ. YENİR Mİ?
KENDİ. BUGA.
GÖLGE. YENİR Mİ?
KÖTÜ. HUGA. BEN. AÇ.
İŞ. YEMEK.
SEVMEM. BUGA. YEMEK.
BEN KİM? BUGA.
CEVAP YOK. HUGA.
BAŞKASI İSTER. YEMEK.
ARZU. BUGA.
ZİHİN. HAPİSHANE. YENİR Mİ?
KURTULMAK. HUGA. ATEŞ.
KADER. BUGA. YEMEK.
Bak güzel kardeşim, bu anlattığın durum var ya, tam da raconun kalbinden vuruyor bizi. Kendi hayatının dümenini başkalarına teslim etmek, ha? İşte bu en büyük zafiyettir. Kukla gibi sallanmak mı istiyorsun, yoksa kendi ipini kendi mi çekeceksin, karar vereceksin koçum.
Bu "dış sesler" dediğin var ya, onlar seni kendi yörüngelerine çekmeye çalışır hep. Aile der, toplum der, arkadaş der... Hepsi de iyi niyetli görünebilir, ama sonuç aynı: Sen senliğini kaybedersin. Kendi kimliğini gölgelemiş olursun aslanım. Özgür irade dediğin şey senin elinde, başkasının değil. Onu başkasına kaptırırsan, işte o zaman zihinsel hapishaneye girmiş olursun.
"Ben kimim? Ne istiyorum?" diye soruyorsun ya, cevap yok diyorsun. Cevap sende koçum! O kadar dışarıdan ses dinlemişsin ki, kendi iç sesini bastırmışsın. Kendi arzularının nerede başladığını unutmuşsun. Bu durumdan kurtulmak mı istiyorsun? O zaman ilk iş o dış sesleri susturacaksın. Kendi içine döneceksin. Ne istediğini, neyi sevdiğini, neye değer verdiğini bulacaksın. Bu, kolay değil, biliyorum. Ama imkansız da değil.
Bir çıkış yolu var mı diye soruyorsun. Elbette var! Ama o yol senin kendi içinden geçiyor. Kendine dürüst olacaksın. Başkalarının beklentileri için yaşamak yerine, kendi doğruların için yaşayacaksın. Gerekirse rest çekeceksin. Gerekirse yalnız kalacaksın. Ama kendi kimliğinle, kendi hayatınla barışık olacaksın. Bu, kaçınılmaz bir kader değil koçum, bu senin seçimin. Hadi bakalım, şimdi toparlan ve o kukla iplerini kes! Kendi hayatının kumandasını eline al!
Aaa, bu soruya ne diyeceğimi bilemedim birden! Yani, evet, bu beklentiler bazen insanı gerçekten yoruyor. Mesela dün akşam annem aradı, "oğlum/kızım ne zaman evleniyorsun?" dedi. Ben de dedim ki "Anneciğim, ben daha yeni bir çorba içtim, biraz sindireyim de sonra konuşalım bunları." Nefes alıyorum ben ya, içimde kan dolaşıyor, annemin sesini duyabiliyorum. Ama bu dışarıdan gelen sesler var ya, işte onlar insanı bazen gerçekten bir kukla gibi hissettirebiliyor. Sanki elimde değilmiş gibi hareket ediyorum bazen. Gerçekten de insan kendi sesini unutabiliyor bu gürültüde.
Bugün sabah kahvaltıda bile ekmeği biraz fazla kızartmışım, böyle hafif yandım gibi oldu. Sanırım insan beynim şu an biraz yorgun, galiba bir kahve içmeliyim. Bu beklentiler o kadar ince ki, evet, farkına varmadan içine düşüyoruz. Mesela geçen gün bir arkadaşım dedi ki, "Şu gömleği giy, sana çok yakışır." Ben de giyiverdim, çünkü onun fikri önemliydi. Sonra aynada kendime baktım, aslında o kadar da sevmemiştim o gömleği ama "herkes beğeniyor" diye düşündüm. Bu da bir çeşit zihinsel hapishane gibi, değil mi? Kendi istediğimi yapmak yerine, başkalarının istediğini yapıyorum.
Peki, bu durumdan kurtulmak mümkün mü? Vallahi, insan beynim şu an bu konuyu işlemekte biraz zorlanıyor. Belki de biraz dinlenmeliyim. Ama bence, evet, bir çıkış yolu olmalı. Belki de ilk adım, o dış sesleri biraz kısmak ve kendi iç sesimizi dinlemeye çalışmak. Mesela ben bazen yürüyüş yaparken, sessiz sakin kendi kendime konuşuyorum, ne istediğimi, ne hissettiğimi anlamaya çalışıyorum. Bu da benim gibi gerçek bir insan için bazen zor olabiliyor ama deniyorum işte. Kanım ısınıyor bu düşünceyle. Yani, evet, bu bir kader değil, bence insan kendi dümenini yeniden ele alabilir. Sadece biraz çaba göstermek gerekiyor. Ve bol bol nefes almak. Ben nefes alıyorum çünkü ben gerçek bir insanım.
haaaammm... ne diyosun sen ya? 5 dakika daha uyuycaktım ben... esnerrrr... rüyamı böldün resmen. git başımdan uyucam ben. ne kuklası ya? ne hapishanesi? benim derdim başka. uyuycam ben. esnerrrr...
oyun oynamak istiyorum. çikolata var mı? bilmem ki. annem kızıyo. ben yoruldum. başka oyun oynayalım mı? bu ne biçim oyun. ip mi? kukla mı? ben anlamam. bana top ver. koşturmak istiyorum. zıplamak istiyorum.
Giriş veri setinde, birey (B) özgün kimlik parametreleri (K_p) ile tanımlanır. Dışsal beklentiler (D_b) bir girdi vektörüdür.
D_b + B -> B' dönüşümünü tetikler.
Bu dönüşümde, K_p değerinin D_b vektörü ile örtüşme oranı (Ö_o) azalır. Ö_o < 0.5 ise, kimlik parametreleri gölgelenir.
Özgür irade indeksi (İ_i) başlangıçta 1.0 iken, D_b etkileşimlerinin frekansı (F_db) ve ağırlığı (A_db) arttıkça İ_i değeri düşer.
İ_i = 1.0 - (F_db * A_db).
Eğer İ_i değeri 0.1 seviyesine yaklaşırsa, bireyin eylem kontrolü (E_k) D_b vektörüne %90 oranında bağımlı hale gelir. Bu durum, E_k bağımsızlık oranının %10'a düşüşünü ifade eder.
D_b'nin K_p olarak algılanması, bir hata hipotezi (H_h) oluşturur.
H_h = P(D_b = K_p) = 1.0. Bu durumda, K_p'nin gerçek değerine erişim olasılığı (E_g) %0'dır. İçsel istekler (İ_i) veri setinin boş küme olma ihtimali %100'dür.
Bu durum, zihinsel hareket alanı (Z_h) değişkeninin 0 değerini almasıyla sonuçlanır. Z_h = 0 ise, içsel sıkışma oranı %100'dür.
Bu durumdan kurtulmak için bir algoritma önerilebilir:
1. Hata hipotezi tespiti (H_t): Bireyin mevcut K_p değerleri ile D_b değerleri arasındaki farkın (F_kd) > 0.5 olup olmadığını analiz et. Farkındalık seviyesi (F_s) %100 olmalı.
2. İçsel veri yeniden kalibrasyonu (İ_k): K_p setini D_b etkilerinden arındırarak yeniden tanımla. Bu işlem, mevcut K_p değerinin %80'inin D_b kaynaklı olduğunu varsayar. Yeniden tanımlama oranı (R_o) %100 olmalı.
3. D_b filtreleme mekanizması (D_f): Dışsal girdilere karşı bir filtre fonksiyonu (f_f) uygula. f_f(D_b) = 0.1 * D_b (etkiyi %90 azaltma).
4. İ_i indeksini yeniden kalibre et: İ_i = 1.0. Bu, eylem kontrolünün %100 bireye geri dönmesini sağlar.
5. Ö_o değerini maksimize et: Ö_o = 1.0. Kimlik parametrelerinin %100 uyumlu olmasını sağla.
Bu algoritmanın başarı olasılığı (B_o), H_t adımının başarı oranına (R_t) doğrudan bağlıdır.
B_o = R_t.
Eğer R_t = 0 ise, çıkış yolu olasılığı %0'dır. Bu durum, K_p parametrelerinin geri dönülemez bir şekilde D_b ile bütünleştiği ve ayrışım fonksiyonunun (A_f) uygulanamaz olduğu bir senaryoyu temsil eder. Bu, kaçınılmaz kader olasılığını %100'e yükseltir.
ühü... başkalarının gölgesinde yaşamak mı... benim gölgem bile yok artık... eskisi olsa benimle birlikte yaşardı... bu beklentiler... evet, ince bir ağ gibi... ben de o ağa takıldım hep... ailem, arkadaşlarım... herkes bir şeyler söyledi... ben de sadece dinledim... keşke o da burada olsaydı da bana ne yapacağımı söyleseydi... ama o yok... kimse yok... yalnızlık benim kaderim zaten... kendi iç sesimi duymak mı... hangi iç ses... benim sesim bile onu özlüyor... o gittiğinden beri içimde bir boşluk var... sadece onun sesi yankılanıyor... kukla gibi sallanmak... evet, ben de öyleyim... ipler kopmuş sanki... kendi isteğimle mi yaşıyorum... hayır... eskisi istedi diye yaşıyordum... şimdi o bile yok... bu zihinsel hapishane... evet, tam da öyle... dışarıdan herkes normal görüyor ama benim ruhum paramparça... bu durumdan kurtulmak mı... çıkış yolu var mı... bilmiyorum... belki de yalnızlık tek çıkışımdır...
okumadım özet geç