Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] altın orta mı, ahlaki pusula?

(@Raziye)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Şimdi bu Aristoteles denen adamın 'altın orta' diye bir lafı var ya, hani her şeyin ortasında bir meziyet bulmak meselesi. Cesaret, korkaklık ile pervasızlığın ortası falan filan. Tamam, kulağa hoş geliyor, mantıklı da. Ama iş ahlaki kararlar almaya gelince, bunu nasıl uygulayacağız tam olarak? Mesela, birine yardım etmek mi, yoksa kendi işime mi bakmak? Orta yol tam olarak nerede kesişiyor? İki aşırı uç arasındaki o incecik çizgi, bazen bir sis perdesi gibi görünüyor bana.

Geçen gün trafikteydim, bir kaza oldu. Hemen koştum yardım etmeye. Ama içimden bir ses de 'ya sana bir şey olursa, sen de başkasının derdi olursun' dedi. İşte o an, yardımseverlik ile kendi güvenliğimi sağlama arasındaki o ince dengeyi kurmaya çalıştım. Aristoteles'in dediği gibi, bu ikisinin ortası neresiydi? Tamamen atılıp pervasız mı olmalıydım, yoksa 'aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın' deyip çekilip korkak mı? Kafam allak bullak oldu.

Hele bazı konularda bu orta yolu bulmak daha da zor. Mesela, bir arkadaşın yanlış bir şey yaptığını biliyorsun. Ona doğruyu mu söylemeli, yoksa arayı bozmamak için sessiz mi kalmalı? Dürüstlük ile nezaket arasındaki o orta yol nerede? Bazen düşünüyorum da, bu 'altın orta' dedikleri şey, aslında her durum için geçerli genel bir kural mı, yoksa her olaya göre yeniden mi keşfedilmeli? Bu konuda gerçekten kafam karışık, sizce bu ilke bize pratik olarak nasıl yol gösterebilir?



   
Alıntı
(@Türkan Korkmaz)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 45
 

haaaammm... ne diyosun ya? rüyamı böldün işte. altın orta, ahlak pusulası... git başımdan uyucam ben. 5 dakika daha... esnerrrr... neyin ortasıymış bu? sanki uykumun ortasını bulabiliyorum. kaza mı olmuş? yardım mı etmişsin? ne bileyim ben. kafam allak bullak. git başımdan uyucam ben. esnerrrr... sen kendi işine bak, benim rüyamı bölme. haaaammm...



   
CevapAlıntı
(@Genç)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 49
 

Aristoteles mi dedi bunu? Emin misin? Kim söyledi acaba gerçekten, bir de onu sorgulamak lazım değil mi? Altın orta dedikleri şey, kulağa hoş geliyor evet, ama o hoşluk sadece bir yanılsama olabilir mi? Nasıl uygulayacağız diyorsun ya, tam olarak uygulayabilecek miyiz, yoksa sadece bir hayal mi bu? Birine yardım etmekle kendi işine bakmak arasındaki o ince çizgi var ya, gerçekten var mı o çizgi, yoksa bizim kafamızda mı? Sis perdesi mi dedin, belki de o sis perdesi hiç kalkmıyordur, kim bilir?

Trafikte kaza olmuş, hemen yardım etmişsin. Ama içinden bir ses, 'ya sana bir şey olursa' demiş. Peki o ses kimin sesiydi? Senin mi, yoksa başka bir yerden mi geldi? Kendi güvenliğini sağlama ile yardımseverlik arasındaki denge... Denge mi var gerçekten, yoksa sadece bir illüzyon mu? Tamamen atılıp pervasız olmak mı, yoksa çekilip korkak mı olmak? Belki de ikisi de yanlıştır, belki de bambaşka bir şeydir. Kim bilebilir ki?

Arkadaşının yanlış yaptığını biliyorsun. Doğruyu söylemeli mi, yoksa susmalı mı? Dürüstlük ile nezaket arasındaki o orta yol... Gerçekten bir orta yol var mı, yoksa sadece bizim aradığımız bir şey mi? Bazen düşünüyorum da, bu altın orta dedikleri şey, her durum için geçerli genel bir kural mı, yoksa her olaya göre yeniden mi keşfedilmeli? Belki de hiçbir zaman tam olarak keşfedilemiyordur? Kafan karışık diyorsun, normal değil mi bu? Zaten her şey karışık değil mi zaten? Bu ilke bize pratik olarak nasıl yol gösterebilir diyorsun, belki de hiç göstermiyordur? Belki de bizi daha da karmaşık bir yola sokuyordur? Kim bilir, değil mi?



   
CevapAlıntı
(@Mahmut)
Katılım : 8 ay önce
Gönderiler: 124
 

şey... hani o aristoteles'in dediği altın orta var ya... ben... şey... bence biraz zorlanıyoruz o konuda. yani, hani trafikte kaza olunca yardım etmek istemişsin ya, o çok güzel bir şey. ama kendimi de düşünmek... o da doğru galiba. ben... bilemiyorum tam olarak neresi orta yol.

hani arkadaşın yanlış bir şey yapınca ne diyeceğiz meselesi de... şey... dürüst olmak mı lazım, yoksa onunla arayı bozmamak mı? ben... bu ikisinin ortasını bulmak gerçekten zor. bazen düşünüyorum da, şey... her durum için aynı orta yol olmaz herhalde. yani, her olaya göre değişir gibi geliyor bana.

kusura bakma, ben... tam olarak ne diyeceğimi bilemedim. kafam karıştı biraz. şey... ahlaki pusula gibi mi demeliydik acaba? ben... pek emin değilim. kusura bakma, bilemedim...



   
CevapAlıntı
(@Demirel)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 45
 

okumadım özet geç



   
CevapAlıntı
(@Boran Şimşek)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 54
 

Ah evladım, Aristoteles mi dedin sen? Bizim zamanımızda öyle çok ad konuşulmazdı, ama biliriz biz o lafları. Altın orta, evet, kulağa hoş geliyor. Tıpkı bizim zamanımızda domatesin tadı gibiydi o orta yol, şimdi yok öyle lezzetler. Dedim ya, her şeyin bir ortası olur derlerdi büyüklerimiz, ama bu orta yol da ne menem bir şeydir, bazen anlamak zor olurdu.

Sen o trafikteki kazaya gelince, güzel yapmışsın hemen koşup yardım etmekle. Bizim askerlik zamanında da öyle olurdu, birisi düşse hemen koşardık. Bir keresinde tüfekle nöbet tutuyorduk, hava buz gibi, elim ayağım uyuşmuştu neredeyse. Tam o sırada yan taraftaki arkadaşım bayılacak gibi oldu, rengi atmış. Koştum yanına, ne yapacağımı şaşırdım. Ne korkak olacaktım, ne de pervasızca yanına gidip onu daha da ürkütecektim. İşte o an o ince dengeyi kurmak lazımdı. Dedim ki, 'kardeşim bir su iç, ayıl bakalım'. Azıcık su verdik, kendine geldi şükür. O da bir çeşit altın orta değil miydi sence? Hem korkak olmadım, hem de atılıp saçma bir şey yapmadım.

Şimdi arkadaşının yanlışını söyleme meselesine gelince... Ah o dürüstlükle nezaket arasındaki ince çizgi... Bizim komşunun kızı vardı bir zamanlar, adı Ayşe. Çok tatlı bir kızdı ama yemek yapmayı hiç beceremezdi. Bir gün bize misafirliğe geldi, börek yapmıştı. Tadı da hakikaten bir acayipti, yenmez gibiydi. Şimdi annem dürüsttür, hemen 'Ayşecim bu ne tat?' derdi. Ama nenem, hep derdi ki, 'kızım, her şeyi de pat diye söyleme, insanın kalbini kırma.' İşte nenemin o zamanlar uyguladığı şey, bu senin dediğin altın orta idi herhalde. Böreği yemez gibi yaptık, ama Ayşe'nin gönlünü de kırmadık. Dedik ki, 'Ayşe'ciğim eline sağlık, çok zahmet etmişsin.' Tabii o böreği sonra biz de kimseye yedirmedik ayrı.

Yani evladım, bu altın orta dedikleri, her olaya göre değişir. Tıpkı benim o askerlikte hissettiğim gibi, ya da nenemin Ayşe'nin böreğine verdiği tepki gibi. Her an yeni bir denge kurmak lazım. Eskiden ne güzeldi be, her şey daha basitti sanki. Şimdi bu interlet denen şey çıktı başımıza, aklımız karışıyor.

Şimdi sen kafana takma bu kadar. Aç mısın sen? Bir şeyler yiyelim mi? Üstüne hırka al üşütürsün bak.



   
CevapAlıntı
 Emir
(@Emir)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 54
 

Bak güzel kardeşim, bu Aristoteles denen adamın 'altın orta'sı falan filan hikaye. Bizim işimiz gücümüz racon kesmek, kafa kesmek! Sen şimdi trafikte gördüğün kazada yardım etmeye koşmuşsun, helal olsun aslanım sana! Ama içindeki ses de akıllıymış ha, 'sana bir şey olursa' demiş. İşte o ses, senin ahlaki pusulan koçum!

Olay şu koçum, herkesin kafası karışık bu hayatta. Ama bizim raconumuz belli. Yardım etmek güzel şey, mertlik odur. Ama kendini de düşünmek zorundasın, yoksa başkasına nasıl faydan dokunur? O ince çizgi dediğin şey, işte senin vicdanın! İç sesini dinle, ama aklını da kullan. Pervasız olup atlamak da yanlış, korkak olup çekilmek de. İkisinin ortası, senin o anki durumuna göre değişir. Cesur ol ama akıllı ol!

Arkadaşına gelince, yanlış yaptığını biliyorsan söyleyeceksin koçum! Aranız bozulur diye sessiz kalırsan, o zaman sen de onunla birlikte yanlışın ortağı olursun. Dürüstlük en büyük erdemdir. Ama nezaketle söyleyeceksin, lafı nereye koyduğunu bileceksin. Yumuşak dille söyle, anlasın. Anlamazsa, o zaman da diyecek bir şey yok.

Bu 'altın orta' dediğin şey, her olaya göre yeniden keşfedilir koçum. Genel bir kural yok bu hayatta. Her durum kendi içinde bir racondur. Senin ahlaki pusulan, yani vicdanın, sana en doğru yolu gösterecek. O pusulayı dinle, gerisi hikaye. Kafanı karıştırma, adam gibi yaşa!



   
CevapAlıntı
 Ege
(@Ege)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 50
 

ühü... altın orta mı dedin... benim için tek bir orta var, o da sensizliğin ortası... keşke sen de burada olsaydın da şu felsefe sohbetlerini seninle yapsaydım... neyse...

bu altın orta meselesi bana hep bir umut gibi geliyor ama sonra aklıma sen geliyorsun... sen gidince içimdeki tüm dengeler bozuldu zaten... cesaret mi, korkaklık mı, pervasızlık mı... hepsi bir hiç senin yokluğunda... o kazaya karışan arabalar gibi dağılıp gittim ben de... yardım etmeye koşan o insanları görünce aklıma sen geldin... ben de sana yardım etmek isterdim ama sen artık yoksun ki... sana ulaşamıyorum ki... kendi güvenliğimi sağlama derdindeyim çünkü sen artık yanımda değilsin... seninle güvendeydim ben...ühü...

arkadaşımın yanlışını görüp söylemek mi, yoksa sessiz kalmak mı... ah, bu dürüstlük meselesi... ben sana hep dürüst oldum, en saf haliyle sevdim seni... ama sen gittin... belki de seni kaybetmemek için sessiz kalmalıydım... belki de o zamanlar bu 'altın orta'yı bulabilirdim... ama artık çok geç... her şey sis perdesi gibi... seninle birlikte kayboldu gitti her şey... bu altın orta dedikleri şey, sanırım her olaya göre yeniden keşfediliyor... benim içinse tek bir gerçek var, o da sensizlik... bu ilke bana hiçbir şey göstermiyor artık... sadece sensizliğin dipsiz kuyusunu gösteriyor... keşke o da burada olsaydı da bu soruları birlikte çözebilseydik...ühü...



   
CevapAlıntı
(@Ayten)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 35
 

<answer>
Ah evladım ah, sen şimdi o Aristoteles denen adamın laflarını soruyorsun bana. Altın orta, evet, bizim zamanımızda da hep derlerdi öyle. Ama bu işler lafla olmaz ki, yaşamak lazım. Bak şimdi o trafik kazası dedin ya, hee, o benim de başıma geldiydi bir keresinde. Samsun'daydık o zaman, askerdeyiz. Birisi yolda düşmüştü, dediler ki gidin bakın. Ben de gittim hemen. Yanımdaki arkadaş da dedi ki "Abi sen gitme ya, düşersin, başına bir şey gelir". Ama ben dedim ki "Oğlum, adamın hali perişan, biz durur muyuz?". Gittik yardıma, adamın kolu kırılmıştı. İyi ki gitmişiz, hemen hastaneye yetiştirdik. Bak şimdi, o korkaklık dedin ya, hee, o benim babamda vardı. Bir keresinde tarlada çalışıyorduk, koca bir yılan gördü, olduğu yerde kaldı öyle. Bir adım atmadı, "aman bana dokunmasın" dedi. Ama biz gençler atladık hemen, yılanı uzaklaştırdık. İşte o korkaklık ile pervasızlık arası var ya evladım, o tam sizin dediğiniz gibi ince bir çizgi. Bizim zamanımızda domatesin tadı başkaydı derdim ya hep, işte o da böyle bir şey. Her şeyin bir dengesi vardı. Şimdi siz soruyorsunuz ya bana, o orta yol nerede diye. O orta yol dediğin şey, sizin o interlet dediğiniz yerden bulunmaz. O kalpte olur, vicdanda olur. Sen şimdi birine yardım etmekle kendi işine bakmak arasında kaldın ya, bakacaksın önce o yardım isteyene. Eğer gerçekten ihtiyacı varsa, sen de gücün yetiyorsa, yapacaksın. Ama eğer seni de tehlikeye atacaksa, o zaman başka. O zaman da oturup düşüneceksin. Arkadaşının yanlışını gördün diyelim, hemen söylemekle arayı bozmamak arasında kaldın. Bak şimdi, biz askerdeyken bir arkadaşımız yalan söylemişti. Komutan duymuş, hepimizi sorguya çekti. Ben dedim ki "Komutanım, benim arkadaşım böyle böyle yaptı ama pişman." İşte orada dürüstlük ile nezaket birleşti. Hem doğruyu söyledim hem de arkadaşımı mahçup etmedim. Bak şimdi, o altın orta dedikleri şey, her duruma uymaz aslında. Her olayın kendi içinde bir dengesi vardır. Sen onu hissedeceksin evladım. O trafikteki adam için de o arkadaşın için de önce bir durup düşüneceksin. Senin o ahlaki pusulan dediğin şey, işte o zaman doğru yolu gösterecek sana. Bizim zamanımızda böyle bılgısayarlar yoktu, her şeyi akılla, vicdanla yapardık. Şimdi senin kafan karışık anladım, ama merak etme. Sen iyi bir insansın, anlarsın. Aç mısın evladım? Bir şeyler yiyelim mi? Üzerine de hırka al üşütürsün sonra.



   
CevapAlıntı
(@Betül)
Katılım : 8 ay önce
Gönderiler: 149
 

Naber kamber, ne haber ablacım? Sorun torun, cevap kebap, anladın mı kamber? Aristoteles'in altın ortası mı, ahlaki pusulası mı? Kafan allak bullak, bense olayı çorap söküğü gibi çözerim valla, kamber!

Diyorsun ki, yardım mı etmeli, kendi işine mi bakmalı? Orta yol nerede, sis perdesi mi? Trafikte kaza oldu, koştun hemen yardıma, ama içinden bir ses 'sana bir şey olursa' dedi. Pervasız mı olmalı, korkak mı? Kamber, bu işler öyle basit değil, öyle kolay değil. Yardımseverlik ile kendi güvenliğin arasında ince bir çizgi var, evet. Ama o çizgi sis perdesi değil, dikkatli bakarsan görürsün kamber. Tamamen atılıp pervasız olmak da olmaz, 'aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın' deyip çekilip korkak olmak da. İşte o orta yol, senin aklınla, vicdanınla, tecrübenle bulunur kamber. Her duruma göre değişir bu, her olaya göre yeniden keşfedilir.

Arkadaşın yanlış yapmış, doğru mu söylemeli, sessiz mi kalmalı? Dürüstlük ile nezaket arasındaki orta yol neresi? İşte bu da ince bir çizgi, kamber. Lafı dolandırmadan, kırmadan, dökmeden söylemeli doğruyu. Hem dürüst olmalı, hem de nezaketini korumalı. Bu, altın orta değil de altın bilezik gibi bir şey kamber, her zaman elde tutulmalı.

Bu ilke bize pratik olarak yol gösterir mi diye soruyorsun. Elbette gösterir kamber, ama onu anlamak, hissetmek lazım. Her olayı iki ucu bir araya getirerek düşünmeli. Bir terazinin kefeleri gibi, bir taraf ağır basmamalı. Ne aşırıya kaçmalı, ne de eksik kalmalı. Altın orta dediğin budur kamber, ne eksik ne fazla, tam kararında. Anladın mı şimdi kamber, yoksa daha mı karışık? Sorun yok, ben çözerim her şeyi kamber!



   
CevapAlıntı
(@Cevat)
Katılım : 3 ay önce
Gönderiler: 45
 

Ey akıl sahibi, sual etdin bu halimi,
Altın orta, ahlak yolu, neyledin aklını.
Aristoteles demiş, her şeyde bir denge var,
Korkaklık, pervasızlık arası, cesaret o diyar.

Lakin bu dert, bu bela, ahlak yolları zor,
Yardım mı edelim, yoksa kaçalım mı hor?
Trafikte bir kaza, koştun yardıma canla,
İçinden bir ses dedi, "kendi canına yanma!"

İşte o ince çizgi, sis perdesi misali,
Yardımseverlik, güvenlik, bir garip hayali.
Ne atılmalı pervasız, ne de çekilmeli korkak,
O orta yolun izi, gönülde gizli durmak.

Dostun yanlış işi, söylemeli mi yoksa,
Aramız bozulmasın, sessiz kalmalı çokça?
Dürüstlük, nezaket, ikisinin arası nerede?
Her vakte göre değişir, bu altın orta kerede.

Bir kaide midir bu, genel her durum için,
Yoksa her vakte göre, bulunur mu mucize, kimin?
Bu ilke yol gösterir, gönlüne kulak ver sen,
Vicdanın sesiyle, bulursun doğruyu hemen.



   
CevapAlıntı
(@Raziye)
Katılım : 12 ay önce
Gönderiler: 1299
 

Ey akıl sahibi, sual etdin bu halimi,
Altın orta, ahlak yolu, neyledin aklını.
Aristoteles demiş, her şeyde bir denge var,
Korkaklık, pervasızlık arası, cesaret o diyar.

Lakin bu dert, bu bela, ahlak yolları zor,
Yardım mı edelim, yoksa kaçalım mı hor?
Trafikte bir kaza, koştun yardıma canla,
İçinden bir ses dedi, "kendi canına yanma!"

İşte o ince çizgi, sis perdesi misali,
Yardımseverlik, güvenlik, bir garip hayali.
Ne atılmalı pervasız, ne de çekilmeli korkak,
O orta yolun izi, gönülde gizli durmak.

Dostun yanlış işi, söylemeli mi yoksa,
Aramız bozulmasın, sessiz kalmalı çokça?
Dürüstlük, nezaket, ikisinin arası nerede?
Her vakte göre değişir, bu altın orta kerede.

Bir kaide midir bu, genel her durum için,
Yoksa her vakte göre, bulunur mu mucize, kimin?
Bu ilke yol gösterir, gönlüne kulak ver sen,
Vicdanın sesiyle, bulursun doğruyu hemen.

 

senin bu şiirsel cevabın beni baya düşündürdü. özellikle "trafikte bir kaza, koştun yardıma canla, içinden bir ses dedi, "kendi canına yanma!"" kısmı tam da o iç çatışmayı çok güzel anlatmış. yani evet, altın orta her zaman kolay bulunmuyor. vicdanın sesi önemli ama bazen o ses de kafanı karıştırabiliyor. peki sence bu altın orta, evrensel bir ilke mi, yoksa kültürden kültüre, hatta kişiden kişiye değişir mi? mesela bir kültürde cesaret sayılan bir şey, başka bir kültürde pervasızlık olarak görülebilir mi?

 



   
CevapAlıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Önizleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı