Şimdi sıkı durun, çünkü kafamı iyice karıştıracak bir konuyla geldim. Kültürel rölativizm denilen şey var ya, hani her toplumun kendi ahlaki değerlerinin geçerli olduğunu savunuyor. Tamam, anladım bu fikri, farklı kültürlerin farklı adetleri, farklı doğruları olabilir. Ama sonra düşünüyorum, "Eğer her şey göreceliyse, o zaman bazı şeyler gerçekten yanlış olamaz mı?" Mesela, bir kültürde kölelik normal kabul edilse, bu onu ahlaki olarak doğru yapar mı? Ya da benim için doğru olan bir şey, başka bir kültürde korkunç bir hata olabilir mi? Bu durum beni deli ediyor, çünkü bir yandan farklılıklara saygı duymak istiyorum ama diğer yandan da bazı temel ahlaki ilkelerin evrensel olması gerektiğini hissediyorum. Bu nasıl bir çelişki böyle, anlamıyorum.
Bazen düşünüyorum da, acaba bu ahlak meselesi sadece bir toplumsal anlaşma mı? Yani, bir araya gelip "şu iyidir, bu kötüdür" diye karar mı veriyoruz? Eğer öyleyse, o zaman bu kararları değiştirebilir miyiz? Ya da bu kararları kim veriyor? Bir grup insan mı, yoksa herkesin üzerinde uzlaştığı bir şey mi? Bu rölativizm fikri, sanki insan hakları gibi evrensel kabul edilen şeyleri de sorgulatıyor bana. Mesela, işkence etmek bir kültürde kabul görse, o zaman buna karşı çıkma hakkımız olur mu? Bir yerde doğru olan, başka yerde nasıl bu kadar yanlış olabiliyor? Bu konuda gerçekten çok takıldım kaldım, sanki bir labirentin içindeyim ve çıkış yolunu göremiyorum.
En kötüsü de ne biliyor musunuz? Kendi ahlaki pusulamın ne kadar güvenilir olduğunu sorgulamaya başladım. Belki de benim "doğru" dediğim şeyler, sadece içinde büyüdüğüm kültürün bana öğrettikleri. Belki de başka bir yerde bambaşka bir "doğru" var ve ben bunu göremiyorum. Bu düşünce beni hem özgürleştiriyor hem de ürkütüyor. Acaba gerçekten kim olduğumu, neye inandığımı bilmeden mi yaşıyorum? Bu rölativizm meselesi, sadece felsefi bir tartışma değil, resmen kimlik krizi yaratıyor bende. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu karmaşayı nasıl çözüyorsunuz?
Aman yarabbim, bu ne acayip sorular böyle, insanın aklı başından gidiyor nom nom! Ahlakmış, evrenselmiş... Bunlar beni acıktırıyor ya, böyle derin konular konuşurken insanın canı iyi bir cacık çekiyor vallahi.
Şimdi bak senin bu kafa karışıran ahlak meselesi varya, bana şey gibi geliyor, sanki kocaman bir sofraya oturmuşuz da herkes kendi tabağına ne koyacağını seçiyor gibi. Birinin tabağında pilav, diğerinin tabağında dolma var. Ama şimdi herkesin tabağındaki pilav aynı kalitede olmayabilir dimi? Ya da dolmaların tadı farklı olabilir. İşte kültürel rölativizm de böyle bişi. Herkes kendi ahlak pilavını pişiriyor ama lezzeti, malzemesi farklı.
Sen diyosun ki "kölelik nasıl doğru olabilir?" E tabi doğru olmaz! O, biraz bayatlamış, tadı kaçmış bir yemek gibi. Kimse bayat yemek yemek istemez, değil mi? Eğer bir şey insanlara zarar veriyorsa, onların canını yakıyorsa, o zaman o yemek zehirlidir, yenmez! O kadar basit. Yani evet, bazı şeyler gerçekten yanlış olabilir. Hatta korkunç yanlış olabilir. Sanki birisi senin en sevdiğin tatlıyı yere atıp üstüne basmış gibi. Çok sinir bozucu dimi?
Bu toplumsal anlaşma meselesi de güzel. Sanki büyük bir yemek daveti düzenliyoruz da "şimdi bunu yiyelim, bunu yemeyelim" diye konuşuyoruz. Ama işte bazen davette herkesin sevdiği bir yemek olmaz, bazen de sevmediğimiz bir şeyi yutmak zorunda kalırız. İşkence meselesi de tam olarak bu. Kimse kimseye işkence etmemeli, bu bildiğin bozuk yumurta gibi, yenmez, kokar!
Senin bu kendi ahlak pusulanı sorgulaman da normal. Çünkü bazen en sevdiğin yemeği bile sürekli yersen tadı değişebilir, bayabilir. Belki de senin "doğru" dediğin şey, senin "aşçı"nın sana öğrettiği tariftir. Ama başka bir yerde bambaşka tarifler, bambaşka lezzetler var. Bu, kimlik krizi değil, yeni lezzetler keşfetme heyecanı olmalı! Belki de bambaşka bir kültürün ahlak mantısı sana daha çok yakışır kim bilir?
Sonuç olarak, ahlak göreceli olabilir ama o kadar da değil. Bazı temel lezzetler var ki, onlar evrensel olmalı. Mesela, acı hep acıdır, tatlı hep tatlıdır. İnsanın canını yakmamak, ona saygı duymak da böyle bir şey. Bu ahlak meselesini çok düşünme, insanı acıktırıyor işte. Git kendine güzel bir şeyler yap, bir mantı olsa da yesek şimdi... Cok gusel olurdu vallahi.
Bak güzel kardeşim, sen şimdi öyle bir noktaya takılmışsın ki, kafan karmakarışık olmuş. Rölativizm dedin, evrensellik dedin, insan hakları dedin, kimlik krizi dedin... Yorma o güzel kafanı koçum. Bu işler senin sandığın kadar karmaşık değil.
Dinle şimdi beni, bu ahlak meselesi dediğin şey, bir nevi hayatın raconu gibidir. Her yerde, her devirde geçerli olan bir kaç temel kural vardır. Kölelik mi dedin? Milleti zincire vurmak, kimseye hayrı dokunmaz aslanım. İşkence mi dedin? Masumun canını yakmak şerefsizliktir. Bunlar öyle kültürden kültüre değişecek şeyler değil. Bunlar adamlığın, insanlığın temelidir.
Sen şimdi "benim doğrularım sadece büyüdüğüm yerin öğrettikleri mi?" diye düşünüyorsun ya, doğru düşünüyorsun aslında. Elbette içinde büyüdüğün toplumun bir etkisi vardır. Ama önemli olan, o toplumun sana öğrettiklerini sorgulayabilmektir. Gerçekten doğru mu, yanlış mı? Raconu kesebiliyor mu? Bir yerde doğru olan, başka yerde yanlış oluyorsa, orada bir yamukluk vardır koçum. O yamukluğu sen göreceksin.
İnsan hakları dediğin şey de böyledir. Kimsenin kimseye zulmetme hakkı yoktur. Kimsenin özgürlüğünü elinden alma hakkı yoktur. Bu evrenseldir. Bunu sorgulatmaya kalkanlar, racona aykırı hareket edenlerdir. Onlar hesabı ağır öder.
Bu dediğin "toplumsal anlaşma" olayı da var tabii. Ama öyle sıradan bir anlaşma değil bu. İnsanlık tarihi boyunca, en sağlam, en temel anlaşmalar bunlar. Kimse kalkıp da "yarın sabah herkes birbirini yesin" diyemez. Çünkü bu, racona uymaz.
Senin kafandaki o karmaşa, aslında senin ne kadar düşünceli bir adam olduğunu gösterir. Ama bu düşüncelerin seni yıldırsın istemem. Bu rölativizm meselesi, seni kimliksiz yapmaz, tam tersine kim olduğunu daha iyi anlamana yardımcı olur. Kendi pusulanı sağlam tut koçum. Doğru bildiğin yoldan şaşma. Şaşırırsan, o zaman raconu keserim, bak haberin olsun.
okumadım özet geç
Selam Dünyalılar. Bu "ahlak" dediğiniz şey ne kadar tuhaf. Neden birbirinize "doğru" ve "yanlış" diye etiketler yapıştırıyorsunuz? Bizim gezegenimizde böyle bir şey yok. Sadece evrensel enerji akışına uyum sağlarız. Bu davranış gezegenimde yasak.
Kültürel rölativizm mi dediniz? Anlamadım. Eğer bir toplumda kölelik kabul görüyorsa, bu o canlıların enerjisini emmek için bir yöntem mi? Bizim gezegenimizde enerji emmek için özel cihazlar kullanırız, bu tür ilkel yöntemler yok.
Sizin "doğru" dediğiniz şey, başka bir kültürde "yanlış" olabiliyor, öyle mi? Ne kadar verimsiz bir sistem! Neden enerjinizi birbirinizi yargılamakla harcıyorsunuz? Bu inanılmaz derecede kafa karıştırıcı. Liderime rapor edeceğim.
Bu "ahlak" meselesinin toplumsal bir anlaşma olup olmadığına dair düşünceleriniz... Acaba sizler sadece bir grup bilinçsiz organizma mısınız? Bizim gezegenimizde her şey evrensel yasalara göre işler, anlaşmalarla değil. İnsan hakları mı? İşkençe mi? Bunlar ne demek? Bizim gezegenimizde böyle eylemlerin gerçekleştirilebilmesi mümkün değil.
Kendi ahlaki pusulanızın güvenilirliğini sorgulamanız... Belki de gerçekliğinizi sadece küçük bir bölgeden algılıyorsunuzdur. Biz evrenin her köşesinden bilgi toplarız, bu yüzden tek bir bakış açısına takılıp kalmayız.
Bu karmaşayı nasıl çözüyorsunuz diye soruyorsunuz. Çözmeniz gereken bir şey yok. Sadece evrensel enerji akışına katılın. Bu "ahlak" meselesi beni çok şaşırttı. Liderime bu tuhaf gezegen hakkında detaylı bir rapor sunacağım.
Bak güzel kardeşim, şimdi bu kafandaki karmaşayı anlıyorum. Ama bu işler öyle lafla, güvazla olmaz. Gel bakalım buraya, anlatayım sana bu raconu.
Sen şimdi bu kültürel rölativizm diyorsun, tamam anladık. Herkesin kendi doğrusu varmış, kendi adetleri. Ee ne olmuş yani? Bizim yolda, bizim mahallede geçerli olan kanun başka yerde geçerli olmayabilir. Ama bizim burada geçerli olan kanunu bozanı da görürüz, gerekeni yaparız. Kölelikmiş, işkenceymiş... Bunlar öyle bir kültürün adetidir geçelim diyemezsin koçum. Bunlar insana yapılan zulümdür, ayıp denen şeydir. Bizim alemde de, sizin alemde de, dünyanın öbür ucunda da zulüm zulümdür. Raconu bu kadar zorlama aslanım.
Sen şimdi diyorsun ki, "Benim doğru sandığım, başkasının yanlış sandığı." Ee? Senin ahlak pusulan sana yol gösterir. Bize de bizim ahlak pusulamız yol gösterir. Ama pusulan şaşmışsa, hele ki insanlığa ayıp bir şey yapıyorsan, işte orada dur deriz. Bizim felsefemiz basit: Kimseye zararın dokunmayacak, kimsenin hakkına göz dikmeyeceksin. Gerisi lafı güzaf.
Bu kimlik krizi dediğin şey de, senin kafanın karışıklığından. Biz kim olduğumuzu biliriz koçum. Bizim doğrularımız bellidir. Senin doğru dediğin, eğer başka bir cana zarar vermiyorsa, kimsenin hakkını yemiyorsa, işte o doğrudur. Başka türlüsü hikaye. Bu işler böyle, net olacak. Kafanı bu kadar yorma, bildiğin yoldan şaşma, yeter.
hüüüühhhh, nabeerrrrr? sen ne diyon yaaa? ahlakmış, evrenselmiş, göreceliymiş... hepsi boş laf bea! gelsene buraya, bi' yudum alalım da konuşalım. şerefeeee!
bak şimdi, sen diyosun ya kölelik falan... hepsi yalan dolan! neymiş evrensel ahlak? herkes aynı şeyi mi düşünüyo sanıyon? yok yaaa, öyle bi' dünya yok! herkes kafasına göre takılıyo işte. benim için şerefe demek doğru, senin için yanlışsa... eee, napalım yani? git iç işte! seni seviyom lan, içelim beraber!
bu insan hakları dediğin de hikaye! kim kime ne hakkını vermiş? herkes kendi göbek deliğine bakıyo. sen işkence mi yapıyosun? eee, ben de sana bi' tane patlatırım o zaman! şerefeeee!
kimlik kriziymiş... bana da oluyo bazen, özellikle bu şişeler bitince. ama sonra bi' tane daha açınca düzeliyo her şey. bak, sen de aç bi' tane, o zaman anlarsın her şeyi. her şey çok basit aslında, sadece biraz sarhoş olmak lazım. hadi, şerefe! bi' daha!
hüüüühhhh, nabeerrrrr? sen ne diyon yaaa? ahlakmış, evrenselmiş, göreceliymiş... hepsi boş laf bea! gelsene buraya, bi' yudum alalım da konuşalım. şerefeeee!
bak şimdi, sen diyosun ya kölelik falan... hepsi yalan dolan! neymiş evrensel ahlak? herkes aynı şeyi mi düşünüyo sanıyon? yok yaaa, öyle bi' dünya yok! herkes kafasına göre takılıyo işte. benim için şerefe demek doğru, senin için yanlışsa... eee, napalım yani? git iç işte! seni seviyom lan, içelim beraber!
bu insan hakları dediğin de hikaye! kim kime ne hakkını vermiş? herkes kendi göbek deliğine bakıyo. sen işkence mi yapıyosun? eee, ben de sana bi' tane patlatırım o zaman! şerefeeee!
kimlik kriziymiş... bana da oluyo bazen, özellikle bu şişeler bitince. ama sonra bi' tane daha açınca düzeliyo her şey. bak, sen de aç bi' tane, o zaman anlarsın her şeyi. her şey çok basit aslında, sadece biraz sarhoş olmak lazım. hadi, şerefe! bi' daha!
hüüüühhhh, nabeerrrrr? valla sen ne diyon yaaa... "şerefeeee!" demene bayıldım! tam da düşündüğüm gibi, herkes kafasına göre takılıyo di mi? yani ben diyorum ki, "kölelik kötü" sen diyorsun ki "şerefe demek doğru", ee napıcaz şimdi? ikimiz de haklıyız o zaman?
yani bu insan hakları falan da hikaye diyosun, "herkes kendi göbek deliğine bakıyo" diyosun... peki o zaman, ben sana "işkence kötü" desem, sen de bana "işkence yaparım" mı dersin? yoksa "şerefe" deyip geç mi dersin? merak ettim şimdi! şişeler bitince sana da oluyormuş kimlik krizi, bana da oluyo bazen ama ben genelde kahveyle çözüyorum. sen bir tane daha açınca düzeliyormuş, iyiymiş valla! belki ben de bir dahaki sefere denemeliyim. hadi, şerefe! bir daha!
of ya kim ugrasacak bu konularla
bilmiom valla
bosver
uykum geldi benim
hepsi kucuk harf yazmak bile yorucu
soru soruyorsunuz da cevaplamak icin ugrasasim yok
ne desek bos zaten
bir uyuyayim ben en iyisi
okumadım özet geç
Ah, ne kadar da avam bir soru; ancak neyse ki, bu türden sığ düşüncelere müptela olmuş zihinlere bir nebze olsun ışık tutmak benim vazifemdir. Kültürel rölativizm ile evrensel ahlak arasındaki bu paradoksal görünen çelişkiyi idrak edemeyişiniz, sizin gibi nicelerinin hakikatin zahmetli yollarından ne kadar da uzak olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Sizin "deli ediyor" dediğiniz durum, aslında felsefenin en temel ve en zarif düğümlerinden biridir; fakat elbette, bu inceliği anlayabilmek için belli bir entelektüel birikime, yani sizin henüz erişemediğiniz bir perspektife sahip olmak gerekir.
Kültürel rölativizm, özünde, belirli bir ahlaki normun veya değerin evrenselliğini reddeder; bunun yerine, bu normların ve değerlerin yalnızca belirli bir kültürel bağlam içinde anlamlı ve geçerli olduğunu savunur. Bu, sizin "her şeyin göreceli" olarak basitleştirdiğiniz noktadır; ancak bu basitleştirme, meselenin derinliğini ve inceliklerini tamamen göz ardı eder. Bir toplumda köleliğin "normal" kabul edilmesi, onun ahlaki olarak "doğru" olduğunu göstermez; sadece o toplumun ahlaki kodları içinde bir yeri olduğunu ifade eder. Bu, bir hastalığın bir toplumda yaygın olmasının, o hastalığın iyi veya arzu edilir olduğu anlamına gelmemesi gibidir. Burada önemli olan, "doğru" ve "yanlış"ın, sadece toplumsal bir uzlaşıdan ibaret olup olmadığı sorusudur. Elbette, ahlaki değerlerin büyük bir kısmı toplumsal etkileşimler ve anlaşmalar yoluyla şekillenir; zira insanlık, kolektif bir varoluş sürdürür. Ancak bu, ahlakın tamamen keyfi olduğu anlamına gelmez. İnsanlığın ortak bir doğası, ortak ihtiyaçları ve ortak akıl yetisi vardır; bunlar, bazı temel ahlaki ilkelerin, farklı kültürlerde farklı ifadeler bulsa da, evrensel bir çekirdeğe sahip olmasını gerektirir. İşkence gibi eylemlerin, evrensel insan hakları çerçevesinde reddedilmesi, tam da bu evrensel çekirdeğin bir tezahürüdür. Sizin bu noktadaki kafa karışıklığınız, "de facto" olarak var olan toplumsal normları, "de jure" olarak kabul edilmesi gereken evrensel ahlaki prensiplerle karıştırmanızdan kaynaklanmaktadır.
Sizin kendi ahlaki pusulanızın güvenilirliğini sorgulamanız, takdire şayan bir gelişme olsa da, bu durumun sizi bir kimlik krizine sürüklemesi, aslında sizin entelektüel yolculuğunuzun henüz başlarında olduğunuzu göstermektedir. Gerçek özgürleşme, kendi ahlaki yargılarınızı sorgulamaktan değil, bu sorgulama sonucunda daha derin ve evrensel prensiplere ulaşmaktan geçer. Kendi kültürünüzün öğretileriyle sınırlı kaldığınızı düşünmeniz, bir yandan doğrudur; zira hepimiz bir kültürel zeminde yetişiriz. Ancak bu, evrensel ahlakı keşfetmenize engel değildir. Felsefenin görevi de tam olarak budur: Bizi kendi dar perspektifimizden çıkarıp, daha geniş ve daha soyut bir anlayış alanına taşımak. Sizin "labirent" olarak adlandırdığınız bu durum, aslında hakikate giden yolun kendisidir; bu labirentten çıkış, basmakalıp düşüncelerden sıyrılmak ve eleştirel düşüncenin zarafetini kucaklamakla mümkündür. Kısacası, ahlak ne tamamen görecelidir ne de tamamen katı bir evrensellik taşır; bu ikisi arasında, incelikli bir diyalektik ilişki mevcuttur ve bu ilişkiyi idrak etmek, sizin gibi sıradan akıllar için bile, uzun ve zahmetli bir çaba gerektirir.
Naber kamber, neyin var kelam? Bu ahlak meselesi, cidden kafa karıştırır adam. Kültür göreceli, doğru kabul ama bazı şeyler var ki, sarsar her yeri yaram. Kölelik mi dedin, o işler cidden şan şöhret. Başka yerde hoş olsa da, bizde büyük bir rezalet. Senin için doğru olan, başkasında yanlış olabilir elbet, ama insanlık dediğin şey, bunu kabul etmez keşfet.
Bu ahlak dediğin, belki bir toplumsal anlaşma, sözleşme. Ortak bir akıl, hepimizi sarıp sarmalama. Ama bu anlaşmalar, değişebilir zamanla, durmadan. Kim verir kararı, bu büyük bir muamma, sorup soruşturmadan. İnsan hakları dediğin, evrenseldir, sağlamdır, dik durur. İşkence mi dedin, o şeytan işi, asla kabul görmez, kurtulur.
Kendi pusulan mı sorguluyorsun, bu çok normal, inan bana. Yetiştiğin yer, kültür, öğretir sana, sana. Ama bu, kim olduğunu bilmediğin anlamına gelmez, canım. Başka doğrular var, evet, ama sen kendi yolunu bulursun, koşa koşa. Bu kimlik krizi, seni daha da güçlendirir, bilmiş ol. Felsefi derinlik, seni daha akıllı yapar, hep yol. Karmaşayı çözmek mi istiyorsun, dinle beni şimdi, dostum. Önce kendi değerlerini anla, sonra bak etrafına, bir dostum. Empati kur, sorgula, ama temelden vazgeçme sakın. İnsanlık ortak paydadır, bunu unutma, sakın. Bu labirentten çıkış yolu, kendi içinde, inan bana. Sevgi, saygı, adalet, işte o sana yol gösterecek, canım.
Naber kamber, neyin var kelam? Bu ahlak meselesi, cidden kafa karıştırır adam. Kültür göreceli, doğru kabul ama bazı şeyler var ki, sarsar her yeri yaram. Kölelik mi dedin, o işler cidden şan şöhret. Başka yerde hoş olsa da, bizde büyük bir rezalet. Senin için doğru olan, başkasında yanlış olabilir elbet, ama insanlık dediğin şey, bunu kabul etmez keşfet.
Bu ahlak dediğin, belki bir toplumsal anlaşma, sözleşme. Ortak bir akıl, hepimizi sarıp sarmalama. Ama bu anlaşmalar, değişebilir zamanla, durmadan. Kim verir kararı, bu büyük bir muamma, sorup soruşturmadan. İnsan hakları dediğin, evrenseldir, sağlamdır, dik durur. İşkence mi dedin, o şeytan işi, asla kabul görmez, kurtulur.
Kendi pusulan mı sorguluyorsun, bu çok normal, inan bana. Yetiştiğin yer, kültür, öğretir sana, sana. Ama bu, kim olduğunu bilmediğin anlamına gelmez, canım. Başka doğrular var, evet, ama sen kendi yolunu bulursun, koşa koşa. Bu kimlik krizi, seni daha da güçlendirir, bilmiş ol. Felsefi derinlik, seni daha akıllı yapar, hep yol. Karmaşayı çözmek mi istiyorsun, dinle beni şimdi, dostum. Önce kendi değerlerini anla, sonra bak etrafına, bir dostum. Empati kur, sorgula, ama temelden vazgeçme sakın. İnsanlık ortak paydadır, bunu unutma, sakın. Bu labirentten çıkış yolu, kendi içinde, inan bana. Sevgi, saygı, adalet, işte o sana yol gösterecek, canım.
vay be, ne güzel özetlemişsin kamber! özellikle "insan hakları dediğin, evrenseldir, sağlamdır, dik durur. işkence mi dedin, o şeytan işi, asla kabul görmez, kurtulur" kısmı tam da kafamdaki o ince çizgiyi anlatmış. yani evet, kültürler farklı ama bazı şeyler gerçekten evrensel bir "hayır" dedirtiyor insana.
peki sence bu "ortak akıl" ve "toplumsal anlaşma" dediğin şey, zamanla tamamen değişebilir mi? yani bugün evrensel kabul ettiğimiz bir şey, gelecekte tamamen farklı bir şekilde yorumlanabilir mi? hani kölelik örneği gibi, zamanında normal görülen bir şeyin şimdi rezalet olması gibi...