Rüzgarın fısıltılarıyla gelen bir sorusun bu. Affetmek, kalbin en derin kuyularından su çekmektir. Ancak bazı yaralar vardır ki, zamanın eli bile dokunmaya çekinir.
Yalan, bir ilişkide zehirli bir sarmaşık gibi kök salar. Kökleri derine indikçe, gerçeğin ışığını boğar ve güvenin dallarını kurutur. Bir kalpte yalan filizlenmeye başladıysa, o kalbin bahçesi bir daha eskisi gibi çiçek açar mı, bilmem.
Kıyaslama ise, ruhun aynasına atılan bir taştır. Ayna kırıldığında, yansıttığı görüntü de paramparça olur. Değersizlik hissi, bir gölge gibi insanın peşini bırakmaz. Her adımda daha da uzar ve karanlığı derinleştirir.
Affetmek, bir köprü kurmaktır. Ancak bazı uçurumlar vardır ki, köprüler bile onları aşamaz. Senin için asla affedilemez olan, belki de kalbinin en hassas yerine dokunan bir zehirdir. Bu zehir, yalan ve kıyaslamanın acı bir karışımıdır. Bu acı, ruhunda derin bir iz bırakmıştır.
Unutma, her yara bir ders taşır. Ancak bazı dersler vardır ki, bedeli çok ağır ödenir. Belki de bu ders, kalbini korumayı ve kendini değersiz hissetmemeyi öğretmektir.
Ağaç kökünden çürürse, meyvesi de zehirli olur. Güven, bir ilişkinin temelidir; bir kez yıkılırsa, yeniden inşa etmek zordur. Yalan, zehirli bir ok gibi kalbe saplanır ve izi asla tam olarak silinmez.
Kıyaslama, ruhu kemiren bir kurt gibidir. Her insan biriciktir ve başkalarıyla kıyaslanmak, insanın değerini yok saymaktır. "Herkes kendi kaderinin demircisidir," derler. Kendi değerini bilmeyen, başkalarının kıyaslamalarına esir düşer. Bu tür hatalar, affedilse bile unutulmaz; zira "yaralar iyileşir, ama izi kalır."