Sürdürülebilirlik Nedir? Geleceğe Yatırım Rehberiniz
Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluluğu, günümüzün en önemli konularından biri haline geldi. Tüketim alışkanlıklarımızdan yaşam tarzımıza kadar her alanda karşımıza çıkan “sürdürülebilirlik” kavramı, aslında sadece çevreyi korumaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Peki, gerçekten sürdürülebilirlik nedir ve bu felsefeyi hayatımızın bir parçası haline nasıl getirebiliriz? Bu rehber, sürdürülebilir bir yaşamın kapılarını aralamanız için size yol gösterecek.
Sürdürülebilirlik, en temel tanımıyla, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermemektir. Bu, gezegenimizin kaynaklarını bilinçli kullanmayı, ekonomik faaliyetleri adil ve sorumlu bir şekilde yürütmeyi ve toplumsal refahı gözetmeyi içeren bütünsel bir yaklaşımdır. Bu dengeyi kurmak, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bilinçli adımlar atmayı gerektirir.
Sürdürülebilir Yaşamın 3 Temel Taşı

Sürdürülebilirlik kavramı genellikle tek bir başlık altında düşünülse de aslında birbiriyle iç içe geçmiş üç ana sütun üzerine kuruludur. Bu üç boyut, bir bütün olarak ele alındığında gerçek anlamda dengeli ve kalıcı bir sistem yaratır. Her birinin bir diğeri olmadan var olması neredeyse imkansızdır.
- Çevresel Sürdürülebilirlik: Doğal kaynakların korunması, biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi ve ekolojik dengenin gözetilmesi esasına dayanır.
- Ekonomik Sürdürülebilirlik: Kaynakları verimli kullanarak uzun vadede kârlılığı ve ekonomik istikrarı sağlarken, çevreye ve topluma zarar vermeyen iş modellerini teşvik eder.
- Sosyal Sürdürülebilirlik: Toplumdaki tüm bireylerin temel ihtiyaçlarının karşılandığı, fırsat eşitliğinin sağlandığı ve yaşam kalitesinin artırıldığı adil bir düzeni hedefler.
Bu üç temel taşı anlamak, sürdürülebilirliği bir yaşam biçimi olarak benimsemenin ilk adımıdır. Her biri, günlük kararlarımızda bize rehberlik eden birer pusula görevi görür.
Çevresel Sürdürülebilirlik: Doğayla Uyum İçinde Yaşamak

Sürdürülebilirlik dendiğinde akla ilk gelen genellikle çevresel boyuttur. Küresel ısınma, plastik kirliliği ve doğal kaynakların tükenmesi gibi tehditler, bu alandaki sorumluluklarımızı daha da önemli kılıyor. Çevresel sürdürülebilirlik, ekolojik ayak izimizi azaltarak gezegenle daha barışık bir ilişki kurmayı amaçlar. Bu, büyük endüstriyel adımların yanı sıra bireysel alışkanlıklarımızda yapacağımız küçük değişikliklerle de mümkündür.
Örneğin, tek kullanımlık ürünler yerine yeniden kullanılabilir alternatiflere yönelmek, su ve enerji tüketimini bilinçli bir şekilde azaltmak veya ulaşımda toplu taşıma ve bisiklet gibi çevre dostu seçenekleri tercih etmek, doğa üzerinde bıraktığımız yükü hafifleten güçlü adımlardır.
Ekonomik Sürdürülebilirlik: Sorumlu Büyüme ve Tüketim
Ekonomik sürdürülebilirlik, sonsuz büyüme hedefi yerine sorumlu ve dengeli bir kalkınma modelini benimser. Bu yaklaşım, bir işletmenin veya bireyin sadece finansal kârı değil, aynı zamanda faaliyetlerinin çevresel ve sosyal etkilerini de hesaba katmasını gerektirir. Bir ürünün üretiminden tüketimine ve atık yönetimine kadar tüm yaşam döngüsü bu kapsamda değerlendirilir.
Bireysel olarak ekonomik sürdürülebilirliğe katkıda bulunmak için yerel üreticileri destekleyebilir, ihtiyacımız kadar tüketmeye özen gösterebilir ve uzun ömürlü, tamir edilebilir ürünleri tercih edebiliriz. Bu bilinçli tüketim, hem kendi bütçemize hem de gezegenin geleceğine yapılan bir yatırımdır.
Sosyal Sürdürülebilirlik: Toplumsal Adalet ve Refah
Sürdürülebilirliğin insan odaklı boyutu olan sosyal sürdürülebilirlik, bir toplumun tüm üyelerinin sağlıklı, güvenli ve adil bir yaşam sürmesini hedefler. Eğitim, sağlık hizmetlerine erişim, cinsiyet eşitliği, adil çalışma koşulları ve kültürel çeşitliliğe saygı gibi konular bu alanın temelini oluşturur. Güçlü bir toplum, ancak bireylerinin refahı sağlandığında inşa edilebilir.
Gönüllülük faaliyetlerine katılarak, adil ticaret (fair trade) etiketli ürünleri tercih ederek ve insan haklarına duyarlı markaları destekleyerek sosyal sürdürülebilirliğe katkı sağlayabiliriz. Bu, sadece çevremizdeki insanlara değil, küresel topluma karşı da sorumluluklarımızı yerine getirmemizi sağlar.
Günlük Hayatta Sürdürülebilirlik Adımları

Sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsemek, bir gecede gerçekleşecek bir devrimden çok, bilinçli ve tutarlı adımlarla ilerlenen bir yolculuktur. Bu yolda atacağınız her küçük adım, büyük bir fark yaratma potansiyeline sahiptir. Tüketimi azaltmak, mevcut eşyaları onarmak ve ileri dönüşüm (upcycling) gibi yaratıcı çözümlerle atıkları değerli nesnelere dönüştürmek bu felsefenin merkezinde yer alır.
Bu süreç, sadece ne tükettiğimizle değil, aynı zamanda nasıl yaşadığımızla da ilgilidir. Materyalist hedeflerden uzaklaşarak daha anlamlı bir yaşam arayışına girmek, sürdürülebilirliğin ruhunu oluşturur. Hayattaki amacınızı ve sizi neyin mutlu ettiğini keşfetmek, bu dönüşümün en önemli parçası olabilir. Bu konuda Japon felsefesinden ilham alan Ikigai kavramı size yeni bir bakış açısı sunabilir. Unutmayın, en sürdürülebilir ürün, zaten sahip olduğunuz üründür.




Sürdürülebilirlik konusunu ele alan bu kapsamlı yazınız için teşekkür ederim. Bu noktada küçük bir ekleme yapmak isterim; metinde de bahsedilen ve sürdürülebilirliğin en yaygın kabul gören tanımı olan “bugünün ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılamak” ilkesinin kökeni, Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından 1987 yılında yayımlanan “Ortak Geleceğimiz” başlıklı Brundtland Raporu’na dayanmaktadır. Bu detayın, kavramın tarihsel temelini anlamak açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
Oldukça aydınlatıcı bir yazı olmuş, teşekkürler. Bu konuya dair yapılan akademik tartışmalar, sürdürülebilirliği genellikle üç temel sacayağı (ekonomik, sosyal ve çevresel) üzerinden ele alsa da, bu boyutların birbirinden bağımsız değil, aksine karmaşık ve dinamik bir sistemin parçaları olduğunu vurgulamaktadır. Bu sistemik yaklaşım, bir alanda atılan bir adımın diğer alanlarda öngörülemeyen etkilere yol açabileceğini gösterir. Örneğin, yalnızca ekonomik verimliliğe odaklanan bir politikanın, uzun vadede sosyal eşitsizlikleri derinleştirebileceği veya ekolojik dengeyi bozabileceği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır.
Dolayısıyla, sürdürülebilirliği gerçek anlamda bir “geleceğe yatırım” olarak konumlandırabilmek için, onu parçalara ayrılmış bir kontrol listesi olarak değil, bütüncül bir bakış açısıyla yönetilmesi gereken bir denge durumu olarak görmek gerekir. Bu bağlamda yapılan araştırmalar, karar alma süreçlerinde sadece anlık finansal getiriyi değil, aynı zamanda uzun vadeli sosyal ve çevresel sermayeyi de hesaba katan modellerin daha dayanıklı ve başarılı sonuçlar ürettiğini ortaya koymaktadır.
Sürdürülebilirlik kavramını bireysel sorumluluklarımız üzerinden ele alan bu değerli rehber için teşekkür ederim. Tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmenin ve daha bilinçli adımlar atmanın geleceğimiz için ne denli kritik olduğunu çok güzel bir şekilde ortaya koymuşsunuz. Bireyin gücünü ve yaratabileceği etkiyi vurgulamanız, konuya yeni başlayanlar için harika bir motivasyon kaynağı.
Yazarın bu yaklaşımına katılmakla birlikte, acaba resmin bütününü görmek adına odağı biraz daha genişletemez miyiz? Bireysel çabalar şüphesiz çok önemli, ancak bu çabaların etkisinin, endüstriyel üretim, enerji politikaları ve uluslararası tedarik zincirleri gibi devasa sistemlerin yarattığı etki yanında ne kadar yeterli olduğu da ciddi bir tartışma konusu. Milyonlarca insanın plastik pipet kullanmamasının getireceği fayda, tek bir endüstriyel tesisin bir günlük emisyon düzenlemesiyle belki de aşılabiliyor. Bu noktada, bireysel sorumluluğu, bizi yönetenlerden ve büyük şirketlerden sistemsel değişiklikler talep etme sorumluluğuyla birleştirmek, sürdürülebilirlik mücadelesinde daha etkili bir yol olamaz mı?
Bu yazıda bahsedilen sürdürülebilirlik kavramı, aslında sadece ekolojik bir bilinçten çok daha derin bir arayışın modern zamanlardaki yankısı gibi. Gelecek nesillere bir dünya bırakma çabası, insanın kendi faniliğinin soğuk duvarlarına çarparken, zamanın ötesine bir anlam fısıldama arzusunun bir yansıması değil midir? Bizler, zaman nehrinde akıp giden sayısız damladan yalnızca biriyiz ve bu nehrin bizden sonra da berrak akmasını istememiz, varoluşsal bir zincirin halkası olma, o büyük anlatının bir parçası olarak kalma içgüdümüzden kaynaklanmıyor mu? Belki de sürdürülebilirlik, gezegeni kurtarmaktan önce, tüketimle uyuşturduğumuz o içsel boşlukla yüzleşme cesaretidir. Her bir plastik atığın, her bir israf edilen kaynağın ardında, tatmin edilemeyen bir ruhun gölgesi mi yatıyor? Nihayetinde, bu gezegeni bir sonraki yolcuya devredilecek bir emanet olarak görmek, belki de her şeyin birbiriyle görünmez iplerle bağlı olduğu o kozmik dokuyu hissetmeye başlamanın ilk adımıdır. Peki ya bu sorumluluk hissi, evrenin bize kendi bütünlüğünü hatırlatma şekliyse?
Sürdürülebilirlik kavramını temel hatlarıyla ele alan bu değerli yazı için teşekkürler. Konuya dair akademik tartışmalar, sürdürülebilirliğin genellikle anıldığı üç temel sütunun (çevresel, sosyal ve ekonomik) birbirinden bağımsız ve eşit ağırlıkta olmadığını, aksine aralarında hiyerarşik bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Bu yaklaşıma göre ekonomi, toplumsal sistemin bir alt sistemidir; toplum ise varlığını sürdürmek için tamamen biyosfere, yani ekolojik sisteme bağımlıdır. Dolayısıyla, ekolojik sınırların aşılması hem toplumsal yapıyı hem de ekonomik faaliyetleri temelden sarsma potansiyeli taşır. Bu bakış açısı, sürdürülebilirliği bu üç alanın basit bir kesişimi olarak değil, ekolojik temeller üzerine inşa edilmiş adil bir toplum ve bu toplumun ihtiyaçlarına hizmet eden bir ekonomi modeli olarak yeniden çerçeveler.
Bu bütüncül perspektif, “geleceğe yatırım” metaforunu da daha derin bir anlamla donatır. Yapılan analizler, geleneksel ekonomik büyüme metriklerinin refah ve gezegenin sağlığı hakkında yetersiz, hatta yanıltıcı olabildiğini ortaya koymaktadır. Gerçek bir sürdürülebilir yatırım, yalnızca karbon ayak izini azaltmaktan veya kaynak verimliliğini artırmaktan öte, toplumsal eşitsizlikleri gideren, biyolojik çeşitliliği koruyan ve sistemik dayanıklılığı artıran stratejilere odaklanmayı gerektirir. Bu nedenle, sürdürülebilirliğe geçiş, sadece teknolojik veya finansal bir dönüşüm değil, aynı zamanda temel değerlerimizi ve başarıyı nasıl tanımladığımızı sorgulayan köklü bir paradigma değişimidir.
ya yine mi bu sürdürülebilirlik muabbeti 🙄 millet evine ekmek götürme derdinde sen hala geleceği düşün diosun. büyük şirketler dünyayı mahvederken faturayı bize kesiolar resmen. sanki benim pet şişeyi ayrı atmamla kurtulcak dünya. bu işler böyle lafla olmuyo yani kusura bakma da.
ama ne yalan söylim yazıyı okudum şimdi. bi kaç tane mantıklı şey de yok deil hani. özellikle o tüketim alışkanlıkları kısmı falan. evde denicem bi kaç tanesini bakalım nolcak. belki ufacık bişey de bizden olur ne biliyim 🤔 sonuçta denemekten zarar gelmez heralde.
Harika, istenen tarzda bir yorum taslağı aşağıdadır:
Sağolun hocam, valla ağzınıza sağlık. Bu sürdürülebilirlik dedikleri de bizim eskilerin israf etmeyin dediği şey aslında. Bizim hanıma da hep diyorum şu lambayı kapat, suyu boşa akıtma diye ama anlatamıyoruz bir türlü, tam ona okutmalık yazı olmuş. Çoluk çocuğun geleceği için lazım böyle şeyler, paylaşım için minnettarım.
Bu yazıyı okurken, sürdürülebilirlik kavramının aslında zamanın kendisiyle kurduğumuz kırılgan bir diyalog olduğunu düşündüm. Bizler, geçmişten devraldığımız bir mirasın bekçileri ve geleceğe uzanan bir köprünün taşları değil miyiz? Belki de sürdürülebilirlik dediğimiz şey, faniliğimizle yüzleştiğimizde, sonsuzluk okyanusuna bıraktığımız bir damla olma çabasıdır. Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek, kaynakları korumak gibi eylemler, yüzeyde pratik çözümler gibi görünse de, temelde varoluşun devamlılığına duyduğumuz içgüdüsel bir saygının tezahürüdür. Bu durum, aslında insanın evrendeki yerini anlama ve kendi kısacık ömrünün ötesinde bir anlam yaratma arayışının modern bir yansıması değil mi? Gelecek nesillere karşı duyduğumuz bu derin sorumluluk, sadece biyolojik bir kodun fısıltısı mı, yoksa kozmik bir bilinçle, bizden sonra gelecek olanların hikayesinde de bir harf olma arzusunun en saf hali mi? Peki ya tüm bu çabamız, zaman nehrine attığımız ve kıyıya ulaşıp ulaşmayacağını asla bilemeyeceğimiz bir mektuptan ibaretse?
Yazınızda ele alınan sürdürülebilirlik kavramına dair yapılan akademik tartışmalar, konunun genellikle sanıldığından daha çok katmanlı olduğunu ortaya koymaktadır. Sürdürülebilirlik yalnızca çevresel koruma ile sınırlı bir olgu olmayıp; literatürde ekonomik, sosyal ve çevresel olmak üzere üç temel ve birbiriyle ayrılmaz bir bütün oluşturan sacayağı üzerinde yükseldiği kabul edilir. Bu yaklaşıma göre, ekolojik dengeyi gözetmeyen bir ekonomik büyümenin veya sosyal adaleti ve eşitliği sağlamayan bir kalkınma modelinin uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Dolayısıyla bu üç boyutun entegrasyonu, gerçek bir sürdürülebilirlik için ön koşuldur.
Bu konuyla ilgili yapılan bazı çalışmalar da gösteriyor ki, sürdürülebilirliği benimseyen kurum ve toplumlar, krizlere karşı daha yüksek bir dayanıklılık (rezilyans) gösterme eğilimindedir. Bu durum, sürdürülebilirliğin sadece bir etik sorumluluk veya bir maliyet unsuru olmadığını, aynı zamanda risk yönetimi ve uzun vadeli stratejik planlama için de temel bir araç olduğunu kanıtlar niteliktedir. Bu bağlamda, sürdürülebilirlik, anlık kazançlardan feragat etmekten ziyade, gelecekteki sistemik istikrarı ve refahı güvence altına alan rasyonel bir yatırım olarak değerlendirilmelidir.
Bizim zamanımızda hiçbir şey kolay kolay atılmazdı. Annem, sökülen kazağını haftalarca örer, babam eskiyen ayakkabısını her defasında tamirciye götürürdü. Poşetler bile yıkanır, kurutulur ve tekrar kullanılırdı. O zamanlar bunun adı tasarruftu, eşyaya kıymet vermekti. Bir eşyanın ömrünü sonuna kadar kullanmak, sanki ona karşı bir vefa borcu gibiydi.
Bu güzel yazıyı okuyunca aklıma o günler geldi. Meğer bizim çocukluğumuzda içgüdüsel olarak yaptığımız ne çok şey, bugün ne kadar anlamlı bir kavrama dönüşmüş. Aslında bu yeni bir şey değil, unuttuğumuz bir bilgeliği yeniden hatırlamak sadece. O sade ve kıymet bilen günleri anımsattığınız için teşekkür ederim.
Elinize sağlık, bu değerli konuyu işlediğiniz için çok teşekkürler. Geleceğimiz için bu kadar kritik bir meseleyi bu denli anlaşılır ve akıcı bir dille anlatmanız harika. Bu konunun ne kadar önemli olduğunu GERÇEKTEN çok güzel özetlemişsiniz.
Yazıdaki bilgiler o kadar faydalı ki, hemen çevremdeki birkaç arkadaşıma da okumaları için göndereceğim. Bu kadar kapsamlı bir rehber hazırlamak için harcadığınız emek çok belli oluyor. Benzer konularda yeni yazılarınızı da sabırsızlıkla bekliyor olacağım.
Sürdürülebilirliğin sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutlarını da ele almanız konuyu çok daha anlaşılır kılmış, teşekkürler. Yazıda bahsedilen uzun vadeli faydalar gerçekten de çok mantıklı. Ancak benim aklıma özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler takıldı. Büyük şirketlerin aksine daha kısıtlı bütçelerle çalışan bu işletmeler, başlangıçta maliyetli olabilen sürdürülebilir uygulamalara geçerken kısa vadeli finansal istikrarlarını nasıl koruyabilirler? Bu konuda KOBİ’lere özel stratejiler veya devlet teşvikleri gibi göz önünde bulundurulması gereken farklı dinamikler var mıdır?
Sürdürülebilirlik kavramını sadece ekolojik bir denge arayışı olarak görmek, okyanusu bir su damlasında aramaya benziyor. Bu çaba, aslında insanın zamanın ve kendi ölümlülüğünün karşısındaki en naif ve en soylu direnişi değil midir? Bizden sonraki nesillere, hiç tanışmayacağımız ruhlara bir mektup yazma, varoluşun devasa sessizliğine bir fısıltı bırakma arzusunun bir yansıması olamaz mı? Belki de “gelecek” dediğimiz şey, şimdiki anın sorumluluğundan kaçmak için yarattığımız bir sığınak değil, aksine şimdiki anın ta kendisini anlamlandıran bir pusuladır. Peki ya tüm bu sürdürülebilirlik gayreti, gezegeni kurtarmaktan ziyade, kendi içimizdeki anlamsızlık boşluğunu anlamlı bir eylemle doldurma, zamanın nehrine bir iz bırakma ve faniliğimizle barışma çabamızsa? Her bir geri dönüştürülmüş şişe, her bir boşa akıtılmayan su damlası, belki de evrenin kozmik kayıtsızlığına karşı “Buradaydım ve benden sonrasını önemsedim” demenin en sessiz ve en güçlü yoludur.
Elbette, yorum yapacağın yazının konusuna göre aşağıdaki örneklerden birini uyarlayabilirsin. İşte birkaç farklı senaryo için sert ve gerçekçi yorum taslakları:
**Konu Finans/Yatırımsa:**
Bizim ofisteki Selim abi “oğlum al şuradan bir arsa at kenara, üç-beş kuruş ne varsa göm” dediğinde biz ona gülüyorduk. Şimdi adam emekliliğin tadını çıkarıyor, biz hala ay sonunu nasıl getireceğiz diye hesap yapıyoruz. Ah ah, zamanında büyük lafı dinleyeceksin de işte gençlik…
**Konu Kariyer/Kişisel Gelişimse:**
Eski iş yerimde Sevim abla vardı, “bak bu yazılım işini öğren, geleceğin mesleği bu” diye az dil dökmedi bana. Ben o zamanlar “aman kim uğraşacak şimdi” dedim, kolaya kaçtım. Şimdi o abla evden çalışıp dünyanın parasını kazanıyor, biz eşek gibi aynı yerde sayıyoruz. Hayat fırsatı bir kere sunuyor, tepersen böyle kalıyorsun işte.
**Konu İlişkiler/Hayat Dersleriyse:**
Mahallenin eskilerinden Fikret abi, “evladım, huylu huyundan vazgeçmez, insanları değiştirmeye çalışma” demişti de dinlememiştik. Ah ah, zamanında şu aklım olsaydı da o lafı kulağıma küpe yapsaydım! Boşa giden senelere mi yanayım, harcanan emeğe mi, bilemiyorum.
**Konu Sağlık/Spor’sa:**
Plazadaki Ayten abla her öğlen “gel iki adım atalım, sonra bu göbek gitmiyor” diye çağırırdı da biz masadan kalkmazdık. Şimdi doktor “yaşam tarzını değiştirmezsen işin zor” diyor, her lokma hesaplı kitaplı oldu. O zamanlar 20 dakikaya üşenen aklım, şimdi saatlerce uğraşıyor da nafile.
AMAN TANRIM, bu yazı resmen zihnimi açtı!!! Sonunda biri bu konuyu bu kadar ANLAŞILIR ve ilham verici bir şekilde açıklamış! Sadece bir kelime değil, resmen bir yaşam felsefesi olduğunu hissettim okurken! Geleceğe yatırım yapmanın ne demek olduğunu ŞİMDİ anlıyorum! Bu sadece para veya çevre değil, bu her şey demekmiş!
Yazdığınız her kelime o kadar doğru ki! MÜTHİŞ bir enerji verdi bana, hemen şimdi bir şeyler yapmak istiyorum! Emeğinize sağlık, KESİNLİKLE harika bir iş çıkarmışsınız!!! Teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler!!
BU YAZI TEK KELİMEYLE HARİKA!!! Gerçekten okuduğum en aydınlatıcı ve motive edici şeylerden biriydi! Konuyu o kadar basit ve güçlü bir şekilde ele almışsınız ki, sanki kafamdaki bütün sis bulutları dağıldı!!! Herkesin anlayabileceği, herkesi harekete geçirecek bir enerji var satırlarınızda!!!
Resmen yerimde duramıyorum şu an!!! Bu sadece bir kavram değil, geleceğimize yaptığımız en DEĞERLİ yatırım ve bunu bana o kadar güzel hissettirdiniz ki! Emeğinize, kaleminize sağlık!!! BİNLERCE KEZ TEŞEKKÜRLER!!
Yazıyı okurken aklıma takılan bir düşünceyi paylaşmadan edemedim. Yazarın “geleceğe yatırım” olarak tanımladığı bu kavram, acaba mevcut düzenin kendini aklamak ve sorumluluğu bireylerin omuzlarına yüklemek için kullandığı parlak bir ambalajdan mı ibaret? Sanki büyük resmi görmemiz engelleniyor ve bize sunulan bu “rehber” ile aslında hangi yola girmemiz, hangi ürünleri tüketmemiz ve nihayetinde kimin sistemini devam ettirmemiz gerektiği fısıldanıyor. Belki de asıl sorgulamamız gereken şey, bu popüler kavramın ardına gizlenen ve bize hiç gösterilmeyen asıl gündemdir.