Sosyal Öğrenme Kuramı: Kişiliğin Gelişiminde Gözlemin Rolü
İnsanları anlamak ve tanımak, insanlık tarihi kadar eski bir çabadır. Davranışlarımızın, ilgilerimizin, yeteneklerimizin ve ruhsal duruşumuzun bizi diğerlerinden ayıran benzersiz özellikler olduğunu fark ettiğimizde, kişilik kavramı ortaya çıkmış ve bu kavramı açıklamaya yönelik çalışmalar başlamıştır. Kişilik, tarihsel süreçte önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa da, hala kolayca tanımlanabilen bir kavram değildir.
Kişiliğin oluşumunda bedensel, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin ne kadar etkili olduğu konusunda farklı görüşler ve açıklamalar mevcuttur. Bu görüşler, M.Ö. 5. yüzyılda Hipocrates’in kişiliği beden yapısı ve kimyasına göre tiplere ayırmasına kadar uzanan uzun bir zaman diliminde gelişmiştir. Özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda bu alanda önemli bir ivme kazanılmıştır. Bu makalede, kişiliğin oluşumu ve gelişimi ile ilgili, öğrenme kuramlarına dayanan bir görüş olan Albert Bandura’nın “Sosyal Öğrenme Kuramı” incelenecektir.
Albert Bandura ve Sosyal Öğrenme Kuramı

Albert Bandura, 1925’te Kanada’da doğmuştur. British Columbia Üniversitesi’ndeki lisans eğitiminin ardından, Iowa Üniversitesi’nden doktora derecesini almıştır. Daha sonra Stanford Üniversitesi Psikoloji Fakültesi’ne katılmış ve burada uzun yıllar görev yapmıştır. Bandura, 1974 yılında Amerikan Psikoloji Derneği Başkanı olarak görev almıştır.
Bandura, Stanford Üniversitesi’nden öğrencisi Richard Walters ile birlikte Sosyal Öğrenme Kuramı’nın ilk önemli açıklamalarını “Sosyal Öğrenme ve Kişilik Gelişimi” adlı kitapta yayınlamıştır. Bu kuram, kişiliğin gelişiminde öğrenmenin, özellikle de sosyal çevrede gerçekleşen öğrenmenin önemini vurgular.
- Gözlem yoluyla öğrenme
- Model alma
- Kendine yeterlilik
- Karşılıklı belirleyicilik
- Pekiştirme ve ceza
- Bilişsel süreçlerin rolü
- Sosyal etkileşimlerin önemi
- Davranışın kazanılması ve sürdürülmesi
- Kişiliğin esnekliği ve değişimi
- Öz düzenleme
Bandura’nın kuramı, davranışçı yaklaşımın temel prensiplerini benimsemekle birlikte, insanın sadece dışsal uyaranlara tepki veren bir varlık olmadığını, aynı zamanda bilişsel süreçleri ve sosyal etkileşimleri de dikkate alarak öğrenme ve gelişme gösterdiğini savunur.
Davranışçı Yaklaşımın Temelleri
Bandura’nın görüşünü daha iyi anlamak için, bu görüşün dayandığı davranışçı yaklaşımları gözden geçirmek önemlidir. Davranışçı yaklaşım, insanın gözlemlenebilen ve ölçülebilen davranışlarının incelenebileceğini savunur. Bu yaklaşıma göre, iki tür öğrenme vardır: Klasik şartlanma ve edimsel şartlanma.

Klasik şartlanma, nötr bir uyarıcının şartsız bir uyarıcı ile eşleştirilmesiyle gerçekleşir. Pavlov’un köpeğiyle yaptığı deney, klasik şartlanmanın tipik bir örneğidir. Edimsel şartlanma ise, organizmanın davranış repertuarında bulunan bir davranışın pekiştirilerek tekrarlanma olasılığının artırılmasıdır.
Edimsel Şartlanma ve Kişilik
Edimsel şartlanmada, bir davranışın yapılma olasılığını artıran ödül ya da ceza niteliğindeki herhangi bir pekiştireç önemlidir. Birçok kişilik özelliği edimsel şartlanma yoluyla kazanılmaktadır. Skinner’e göre, bir davranış ödüllendirilirse öğrenilir ve kişinin ileride bu davranışı kullanma olasılığı artar. Ödüllendirilmezse kişi o davranışı bırakacaktır.
Edimsel şartlanma kuramı, insan davranışlarının hangi uyarıcılarla arttığını veya azaldığını açıklar. Ancak bu kuramda insanın zihinsel süreçlerine yer verilmez. Bu nedenle, Bandura gibi sosyal öğrenme kuramcıları, davranışçı yaklaşımın bu eksikliğini gidermeye çalışmışlardır.
Sosyal Öğrenme Kuramı’nın Doğuşu
Sosyal öğrenme kuramının öncüleri arasında E. Miller, J. Dollard ve A. Bandura yer almaktadır. Miller ve Dollard’a göre, birey çevresindekilerin davranışlarını ve bu davranışların sonuçlarını gözlemler. Gözlemlediği davranışlardan sonucu olumlu olanları taklit ederken, sonucu olumsuz olanları taklit etmez. Bu anlamda, bir modeli taklit etme bir tür edimsel şartlanmadır.
Miller ve Dollard, Freud’un öne sürdüğü kişilik kavramlarının öğrenme süreçleri ile açıklanabileceğini savunmuşlardır. Taklit yoluyla öğrenme veya model alma yoluyla öğrenme, bazı yönleriyle bilişsel öğrenmenin özelliklerini taşır.
Albert Bandura’nın Gözünden Sosyal Öğrenme
Bandura, davranışçı yaklaşımı benimsemekle birlikte, kişiliğin oluşumunda davranışsal, bilişsel ve çevresel etkilerin sürekli birbiriyle etkileşim halinde olduğunu savunur. Gözlemsel öğrenme, davranışların kazanılması bakımından önemli bir olgudur. Bandura’nın kuramında, gözlem yoluyla öğrenme sadece başkalarının davranışlarını taklit etmek değil, aynı zamanda olayları bilişsel süreçlerle kavramakla oluşan bilgidir.
Bandura, Skinner’in klasik ve edimsel şartlanma ile ilgili görüşlerine karşı çıkmamakla birlikte, insanın öğrenmesinin sosyal bir çevre içinde olduğunu ve çocukların önemli davranış kazanma yaşantılarının başkalarını gözlemleyerek oluştuğunu belirtir. Bu sürece “Gözlem Yoluyla Öğrenme” adını verir. Bu görüşe göre, kişilik, başkalarının davranışını gözleme yoluyla öğrenilmiş davranışlar bütünüdür.
Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı, klasik ve edimsel şartlanmayı iki temel öğrenme türü olarak kabul ettikten sonra, gözlem yoluyla veya modelleme yoluyla öğrenme üzerinde durur. Birey, herhangi bir duruma tepki vermeyi, uygun davranımı yapmayı, başkalarını gözlemleyerek öğrenir ve kişiliği bu şekilde şekillenir. Örneğin, okul öncesi çocuklarına şişirilmiş oyuncaklarla oynayan çocukların yer aldığı bir film gösterildiğinde, oyuncakları patlatan ve cezalandırılmayan çocukları izleyenler, daha sonra oyuncakları patlatmaktan kaçınmamışlardır. Ancak, oyuncakları patlatan çocukların cezalandırıldığı filmi izleyenler, benzer oyuncaklarla dolu bir ortama alındıklarında oyuncakları patlatmaktan kaçınmışlardır.
Bandura’ya göre, davranışsal, bilişsel ve çevresel etkilerin kişiliğin örüntüsünü oluşturduğunu şu şema ile gösterebiliriz:
B = Davranış
P = Algı ve Eylemleri Etkileyen Bilişsel ve İçsel süreçler
E = Dış Çevre
Bu şema, Bandura’nın “Karşılıklı Belirleyicilik” olarak adlandırdığı kavramı temsil eder. Karşılıklı belirleyicilik, davranışın, bilişsel süreçlerin ve çevrenin birbirini etkileyerek kişiliği şekillendirdiği anlamına gelir.
Bandura, 1966’da Moskova’da yapılan XVIII. Uluslararası Psikoloji Kongresi’nde “Kişiliğin Gelişmesinde Başkasının Etkisiyle Olan Öğrenmenin Rolü” başlıklı makalesinde, sosyal öğrenme kuramına dayanarak yapılan araştırmaların, öğrenme olaylarının başkalarının etkisine bağlı bir temel üzerinde oluştuğunu gösterdiğini belirtmiştir. Bu temel, sosyal modellere bağlı davranışın ve bunun pekiştirici sonuçlarının gözlenmesiyle kurulur.
Bandura’ya göre, insanın davranışlarını sadece pekiştirme yoluyla değil, bilişsel, davranışsal ve çevresel faktörlerin karşılıklı etkileşimleri ile açıklayabiliriz. Birey, günlük yaşamda her aşama için uzun uzun uğraşmak yerine, ilgili davranışı yapan birisini model alarak öğrenir. Bu da gözlem yoluyla öğrenmedir.
Gözlem yoluyla öğrenme, Bandura’ya göre, Miller ve Dollard’ın savunduğu gibi, pekiştirilen bir davranışın taklit edilmesi kadar basit bir olgu değildir. Gözlemin ayrıca bireyi bilgilendirme işlevi de vardır. Birey, gözlemlediği davranışlardan sonuçlar çıkararak, kendine yararlı olacak durumlarda davranışı göstermektedir. Bu yüzden gözlem yoluyla öğrenmenin bilişsel boyutu da önem kazanmaktadır.
Bandura’nın gözlem yoluyla öğrenmeyi etkileyen bileşik süreçleri şunlardır:
- Dikkat Etme Süreçleri
- Akılda Tutma Süreçleri
- Davranış Üretim Süreçleri
- Güdülenme Süreçleri
Bu süreçler, bireyin modeli görmesi, anlaması, hatırlaması, davranışa dönüştürmesi ve güdülenmesi aşamalarını içerir. Dikkat süreci, bireyin duygularıyla birlikte model davranış örüntüsüne odaklanmasını sağlar. Akılda tutma süreci, model davranış örüntüsü ortadan kalktıktan sonra da bireyin davranışı hatırlamasına yardımcı olur. Davranış üretim süreci, bireyin belleğine kodladığı davranışı harekete geçirmesi ve uygulamasıdır. Güdülenme süreci ise, davranışın pekiştirildiği ve süreklilik kazandığı aşamadır.
Modellemede, bireyin davranış örüntüsünü algılaması ve davranışı yaptıktan sonra alacağı ödülü önceden bilebilmesi bakımından, bu bilişsel süreçleri kullanmasıyla edimsel şartlanmadan ayrılır. Örneğin, öğrenciler ders yılına başlarken, hangi derslerden başarılı olabileceklerini, o dersi daha önceden almış olanların başarılarına bakarak tahmin etme konusunda yargıda bulunurlar.
Bandura, saldırganlık davranışını da sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde incelemiştir. Araştırmalarına dayanarak, saldırganlık davranışı gösteren ve bunun için övülen birisini gözlemleyen bireyin saldırganlık davranışı eğilimlerinin arttığını, tersine, saldırganlık davranışı için cezalandırılan birisini gözlemlediğinde de saldırganlık eğilimlerinin azaldığını belirtmektedir. Bu nedenle insanlar davranış özelliklerini sadece klasik ve edimsel şartlama yollarıyla değil, modelleme veya gözlem yoluyla da öğrenebilirler.
Bandura Sosyal Psikoloji alanında da sosyalleşme süreci ile ilgili olarak öne sürdüğü görüşlerinde; kabul edilen etik standartlarının davranışlarda yol gösterici veya engelleyici işlevi olduğunu belirtir.
Bandura, kuramının psikoterapi amaçlarına da uyarlanabileceğini göstermektedir. Model alma yoluyla öğrenme, algısal öğrenme ve sönmeyi birleştirmektedir. Özellikle fobilerde ve anormal korkularda etkili olmaktadır. Terapist veya model, kendi davranışları ile hastaya korkacak bir şey olmadığını göstererek model olur ve hastayı adım adım korku veren nesneye yaklaştırır. Örneğin, köpekten korkan çocuklarla yapılan bir deneyde, çocukların modelin köpekle temasını giderek artırmasını izlemeleri, köpek korkularını azaltmalarına yardımcı olmuştur.
Jullian Rotter de öğrenme kavramlarını kullanarak kişilik kavramına yaklaşmaktadır. Rotter, “Beklenti – Değer” kuramında, bireyin bir davranışı o davranıştan bir sonuç beklentisi olduğu için yaptığını ve bu sonucun bir değeri olduğunu öne sürmektedir. Bandura da Rotter ve Skinner ile temel bazı kavramları paylaşmakta ve görüşünde sosyal ortam ve gözlemleme önemlidir. Rotter’in değer kavramı, Skinner’in önem verdiği ödüllenme kavramını ve Bandura’nın güdülenme sürecini karşılamaktadır. Ancak, Rotter’de ve Bandura’da bu davranışsal değil bilişsel düzeyde bir ödüllenmedir.
Eğitim ve Öğretimde Sosyal Öğrenmenin Rolü
Sosyal davranışlarda, bireyin cezalandırılan davranışları diğer bireylerin o davranıştan kaçınmalarına yol açarken, ödüllendirilen davranışları ise davranışa yaklaşmalarına neden olur. İstenmeyen davranışın hoş görülmesi, davranışı yapma eğilimindeki diğer bireylerin davranışı yapma olasılıklarını artırır. Ayrıca, psiko-motor becerilerin öğrenilmesinde model davranışın, ardışıklığı içeren bir bütünlük içinde algılanması, davranışın yapılmasında parçalar arasındaki ilişkinin kurulmasını kolaylaştırır.
Öğretmenler ve eğitimciler, öğrencinin dikkatini model alabilecekleri kişilere çekmelidirler (gerçek yaşamdan ya da film, roman, masal kahramanlarından). Çocuklar, film ve masal kahramanlarının davranışlarını model alırlar. Yapılan araştırmalar, çocukların saldırgan davranışları daha çok model aldıklarını göstermektedir. Bu yüzden onların izledikleri, gözlemledikleri filmler ve modeller iyi seçilmelidir. Öğretmen ya da eğitimci en fazla model alınan kişilerdendir. Bu yüzden onların her ortamda çocuklara iyi ve olumlu model oluşturmaları gerekir. İstenen davranışların oluşturulması için, istenen biçimde davrananlar pekiştirilerek, bunların diğerlerine model oluşturması sağlanmalıdır.
Sosyal Öğrenme Yaklaşımına Yöneltilen Eleştiriler
Bu yaklaşımın kişiliği açıklamasıyla ilgili eleştirilerin başında, kişiliğin sürekliliğini ve değişmezliğini açıklayamaması gelmektedir. Eleştirenlere göre, kişilik, bireyin bulunduğu ortamda var olan uyarıcıların etkisi ile oluşan ve bireyin öğrenme tarihçesini yansıtan bir davranış örüntüsü değildir. Bireyler farklı durumlarda kendine özgü davranırlar ve yalnızca pekiştirme – ödülleme kavramları ile açıklanamaz.
Diğer bir eleştiri de bireyin doğuştan getirdiği biyolojik özellikleri ve genetik yapısı ile ilgilidir. Bu özellik ve faktörlerin kişiliğin oluşumunda önemli bir yeri olduğunu savunanlar, biyolojik yapıya bağlı kişilik özellikleri ve davranış eğilimlerinin açıklanmasında öğrenme kuramlarının yeterli olmayacağını belirtmektedirler.
Sonuç olarak, Sosyal Öğrenme Kuramı, kişiliğin gelişiminde öğrenmenin ve sosyal etkileşimlerin önemini vurgulayan önemli bir yaklaşımdır. Bu kuram, özellikle eğitim ve psikoterapi alanlarında birçok uygulamaya ilham vermiştir. Bununla birlikte, kuramın bazı yönleri eleştirilmiş ve kişiliğin daha karmaşık bir yapı olduğunu savunan diğer yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.
Günümüzde, zihinsel yenilenme ve hayata farklı bir pencereden bakmak gibi kavramlar, Bandura’nın sosyal öğrenme kuramının temel prensipleriyle örtüşmektedir. Bu kavramlar, bireylerin öğrenme süreçlerini ve sosyal etkileşimlerini aktif olarak şekillendirebileceğini ve böylece kişisel gelişimlerini destekleyebileceğini vurgular.
Unutmamak gerekir ki, kişiliğimiz, çevremizle etkileşimimiz ve olumlu sözlerle hayata yeniden başlama çabamızla sürekli olarak şekillenir ve gelişir.



