Sokrates: Sorgulanmayan Hayat Yaşamaya Değer mi?
Sokrates, Batı felsefesinin temel taşlarından biri olarak kabul edilir. Ancak, diğer birçok büyük filozoftan farklı olarak, Sokrates’in ardında yazılı bir eser bırakmamış olması onu daha da gizemli kılar. Onun felsefesi, diyalogları ve yaşamıyla şekillenmiş, sözlü aktarımla günümüze ulaşmıştır. Peki, Sokrates kimdir ve onu bu kadar önemli kılan nedir? Sokrates’in felsefesi, bilgiye ulaşma ve erdemli bir yaşam sürme üzerine yoğunlaşır. Onun için sorgulanmayan bir hayat, yaşamaya değer değildir.
Bu makalede, Sokrates’in hayatına, felsefi yöntemlerine ve düşüncelerine yakından bakacağız. Özellikle, “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” sözünün ardındaki derin anlamı, sofistlerle olan tartışmalarını, tanrı anlayışını ve ölüm karşısındaki duruşunu inceleyeceğiz. Sokrates’in felsefesi, günümüzde de geçerliliğini koruyan, insanı düşünmeye ve sorgulamaya teşvik eden bir mirastır.
Sokrates’in Yaşamı ve Felsefi Kişiliği

Sokrates, MÖ 470 civarında Atina’da doğdu. Sıra dışı yaşam tarzı ve düşünceleriyle dikkat çekiyordu. Yaz kış çıplak ayakla dolaşması, açlık ve susuzluğa aldırmaması, düşüncelerine yoğunlaştığında kendinden geçmesi, onu diğer insanlardan farklı kılıyordu. Onun için en önemli şey, düşünmek, öğrenmek ve hakikate ulaşmaktı.
Sokrates’in felsefi kişiliğinin temelinde, ironi ve doğurtma (maieutik) yöntemleri yatar. İroni, bilgisizliğini gizleyerek, karşısındakini kendi bilgisiyle çelişkiye düşürmeyi amaçlar. Doğurtma ise, Sokrates’in “ebe” olarak tanımladığı rolüyle, insanların zihinlerindeki hakikati ortaya çıkarmasına yardımcı olur. Bu yöntemlerle Sokrates, Atina sokaklarında insanlarla tartışır, onların düşüncelerini sorgular ve onları kendi içlerindeki bilgiye yönlendirirdi.
Sokrates’in Tartışma Yöntemi: Tanımlar ve Tümevarım
Sokrates, tartışmalarına genellikle tanımlarla başlar. Karşısındakiyle aynı tanım üzerinde düşündüğünden emin olduktan sonra, tümevarım yöntemiyle giderek yükselir. Sürekli sorular sorar, bu sorularla hakikati arar ve analoji metodunu kullanır. Tartışmalarında karşısındakini ironi yöntemiyle gülünç duruma düşürmekten çekinmezdi. Bu yaklaşımı, Atina’da hem hayranlık uyandırmış hem de düşmanlık yaratmıştır.
- Tanımlar: Tartışmanın temelini oluşturur. Kavramların ortak anlamı üzerinde anlaşmak önemlidir.
- Tümevarım: Özelden genele doğru ilerleyen bir akıl yürütme yöntemidir.
- Analoji: Benzerliklerden yola çıkarak sonuç çıkarma yöntemidir.
- İroni: Bilgisiz gibi davranarak karşısındakinin düşüncelerini çürütme yöntemidir.
“Bildiğim Tek Şey, Hiçbir Şey Bilmediğimdir” Sözünün Anlamı
Sokrates’in en ünlü sözlerinden biri olan “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” ifadesi, onun felsefesinin temelini oluşturur. Bu söz, Sokrates’in bilgiye olan alçakgönüllü yaklaşımını ve sürekli öğrenme arzusunu yansıtır. Sokrates, insanların çoğu zaman bilmedikleri şeyleri bildiklerini zannettiklerini fark etmiştir. Bu nedenle, her zaman sorgulamaya ve öğrenmeye açık olmuştur.
Benim için felsefe, bir yolculuktur. Bu yolculukta, her yeni bilgi beni daha da çok şey bilmediğime götürüyor. Bu farkındalık, beni daha çok öğrenmeye ve düşünmeye teşvik ediyor.
Sokrates ve Sofistler: Hakikat Arayışı mı, Retorik Sanatı mı?
Sokrates’in hayatı, sofistlerle tartışarak geçmiştir. Sofistler, göreceli bir hakikat anlayışına sahip olup, retorik sanatını kullanarak insanları ikna etmeyi amaçlarlardı. Sokrates ise, genel geçer doğrular olduğunu savunur ve hakikate ulaşmanın mümkün olduğuna inanırdı. Bu nedenle, sofistlerle olan tartışmaları, felsefe tarihinde önemli bir yer tutar.
Sofistlerin Relativizmi ve Sokrates’in Evrensel Hakikat Arayışı
Sofistler, her şeyin kişiye veya kültüre göre değiştiğini, dolayısıyla evrensel bir hakikatin olmadığını savunurlardı. Onlara göre, önemli olan, bir argümanı ne kadar iyi savunabildiğinizdi. Sokrates ise, hakikatin var olduğuna ve akıl yoluyla bulunabileceğine inanıyordu. Onun için önemli olan, doğru bilgiye ulaşmak ve erdemli bir yaşam sürmekti.
Sokrates’in Vicdanı: İçsel Bir Pusula
Sokrates, ne bir doğa filozofu ne de fizik alemle ilgilenirdi. O, yalnızca kendi içine bakarak hakikati kavramaya çalışırdı ve bu baktığı yerin adı da vicdandı. Sokrates’e göre, vicdan, insanın içindeki tanrısal bir sestir ve ona doğru yolu gösterir. Bu ses, ona neyi yapacağını söylemez, ancak neyi yapmaması gerektiğini bildirir. Sokrates, bu içsel pusulaya kulak vererek, ahlaklı ve dürüst bir yaşam sürmeye çalışmıştır.
Sorgulanmayan Hayat Yaşamaya Değer mi?
Sokrates’e göre, her şeyden önce ne olup bittiğini anlamadan dünyaya gelip doğduğu toplumun kültür ve değerlerini doğru olarak benimseyen insanlar öncelikle kendisini, ardından toplumunu ve devletini sorgulamalıdır. Yaşadığı ülke ve dönemin temel ahlak ve görgü kurallarını sorgulamadan doğru kabul eden insanlar için şöyle söyler Sokrates: “Sorgulanmayan hayat, yaşamaya değmez”.
Erdem Nedir? İyi ve Kötü Nedir?
Sokrates, insan ruhunu kıstas alarak “Erdem nedir?” “İyi ve kötü nedir?” gibi esas sorgulamaları yaparak maddiyat ve maddi hazlar gibi sahte mutluluklara düşmeden her şeye rağmen ahlaklı ve dürüst bir hayat sürmenin her insanın başlıca konusu olması gerektiğini savunur. Aksi takdirde, sorgulanmamış bir hayatın içinde hapsolmuş insanlar küçültücü egolarının esiri olarak zenginlik, haz, şan şöhret gibi boş şeylerin peşinde koşacaklar ve bilgi ve erdemin üstünlüğü karşısında her daim aciz kalarak asla hakikate ve onun erdemine ulaşamayacaklardır.
“Kendini Bil!”: Delphoi Tapınağı’nın Çağrısı
İşte bu nedenle Delphoi Tapınağında yazılı o müthiş sözü herkese haykırır Sokrates: “Kendini bil!” der. Bu söz, Sokrates’in felsefesinin özünü oluşturur. Kendini bilmek, bilgisizliğinin farkında olmak, erdemli bir yaşam sürmek ve hakikate ulaşmak için ilk adımdır. Sokrates’in bilgelik yolculuğu, kendini bilmekle başlar ve sonsuz bir sorgulama ile devam eder.
Sokrates’in Tanrısı: Akılcı Bir İlahiyat
Sokrates, Doğa filozoflarının aksine doğayı anlamaya çalışarak insana ulaşmaz, insandan yola çıkarak tanrıyı anlamaya çalışır. Gençliğinde Anaksagoras’ın “nous” fikrine ilgi duymuş ancak daha sonra hayal kırıklığına uğradığını söylemiştir.
Sokrates her şeyden önce tanrıyı özü itibariyle bir insan gibi düşünür, tanrı şeylere düzen vermekte, dünyaları ve alemleri düzenlemekte üstelik bütün bunları olabilecek en mükemmel olacak şekilde yapmaktadır. Sokrates’in Tanrısı, Atinalıların tanrılarından çok farklı olarak insan aklının idrak edemeyeceği bilinemez bir varlık değildir aksine o da bir insan gibi davranışlarında mükemmel olanı hedefleyen bilinçli bir varlıktır veya doğrudan bilincin kendisidir.
Erdem Bilgidir: Bilgisizliğin Kötülüğü
Sokrates insanları bir kenara çekip onlarla neyi bildiklerini tartışıyordu. Bu tartışmalarda bazen karşısındakini kızdırdığı ya da küçük düşürdüğü için fiziksel şiddete varan sonuçlarla karşılaşıyordu. Tartışmaya başladığı kişiler bilge geçinenler bile olsa daha tartışmanın ilk dakikalarında ani bir elektrik şoku yemiş gibi oluyor ve uyuşuyorlardı. Sokrates, insanların özünde hakikati bilen bir cevher bulunduğunu eğer yanlış yapıyorlarsa yanlış şeyler iddia ediyorlarsa ya da yanlış bir hayat yaşıyorlarsa onlara sorgulama yöntemiyle doğrunun gösterilmesi halinde özlerine döneceklerini düşünüyordu. Şöyle diyor Sokrates “Erdem bilgidir. Erdemsizlik ise bilgisizlikten başka bir şey değil”
Sokratik Yöntemle Hatırlamak: Bilgiye Giden Yol
Sokratik Yöntem aşamaları:
- Her şeyden önce konuyla ilgili şu anda bilinenler nelerdir?
- Konuyla ilgili şu anda bilinenler belirli tanımlar altında somutlaştırılır ve yapılan tanımların her bir durum için geçerli olup olmadığına bakılır. Eğer bu aşamada tanımlarda çelişkiler meydana geliyorsa bu çelişkilere büyüteç tutularak tekrar bakılır.
- Ortaya çıkan çelişkilerden dolayı yeni öğrenmeyi engelleyecek her türden yanlış sanılar temizlenir. Bu aşamada kişi tartıştığı konuda aslında bir şey bilmediğini fark eder ve bilmediğini fark ettiği için yanlış bilgilerini siler şimdi gerçekten öğrenmeye açık hale gelir.
- Son aşamada ise, o an ki konu ne ise doğru sorularla kişidekiler ortaya çıkarılır ve sonuç olarak ortaya çıkan bu yeni bilgilerle konu yeniden değerlendirilerek konuşma sona erdirilir.
Sokrates’in Ölümü: Bir Felsefe Şehidi

Sokrates’in hayatı, MÖ 399 yılında Atina’da ölüm cezasıyla son buldu. Sokrates, devletin tanrılarına inanmamak ve gençlerin ahlakını bozmakla suçlanıyordu. Mahkeme sürecinde, suçlamaları reddetmek yerine, felsefe yapmaya ve sorgulamaya devam etti. Ölüm cezasını umursamadığını, hatta bir kurtuluş olarak gördüğünü ifade etti. Bu tavrı, Atinalıların öfkesini daha da artırdı ve ölüm cezasına çarptırıldı.
Sokrates’in ölümü, felsefe tarihinde bir dönüm noktasıdır. Onun ölümü, düşünce özgürlüğünün ve hakikat arayışının sembolü haline gelmiştir. Sokrates, inançlarından ve felsefe yapmaktan taviz vermemiş, göz göre göre ölüme gitmiştir. Bu nedenle, felsefenin ilk şehidi olarak kabul edilir.
Sokrates’in ölümü, bana felsefenin sadece bir düşünce sistemi olmadığını, aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğunu gösterdi. Hakikate ulaşmak için her şeyi göze almak, felsefenin özünde vardır.
Sonsuz Bir Sorgulama
Sokrates’in yaşamı ve felsefesi, günümüzde de insanlığa ilham vermeye devam ediyor. Onun sorgulayıcı yaklaşımı, bilgiye olan alçakgönüllü tutumu ve erdemli yaşam arayışı, bizlere yol gösteriyor. Felsefi bir yaşam, sürekli öğrenme ve düşünme ile mümkündür.
Unutmayalım ki, sorgulanmayan bir hayat, yaşamaya değmez. Kendimizi, toplumumuzu ve dünyayı sorgulayarak, hakikate ulaşmaya ve daha iyi bir insan olmaya çalışmalıyız. Sokrates’in mirası, sonsuz bir sorgulama ve öğrenme yolculuğudur.



