Sokakların Unutulmaz Melodileri: Nostaljik Sokak Satıcıları
Bir zamanlar sokaklarımızın kendine has bir müziği vardı. Bu, overlokçunun megafonundan yayılan sesten, dondurmacının zilinden ya da eskicinin yanık nidasından oluşan bir senfoniydi. Günümüzün dijital çağında, tek tıkla her şeye ulaştığımız modern yaşamda bu sesler giderek kısıldı. Ancak bu satıcılar, sadece ürün satan kişiler değil, aynı zamanda mahalle kültürünün, komşuluk ilişkilerinin ve çocukluk anılarımızın da en canlı tanıklarıydı. Şimdi, hafızalarımızda yer eden ve sokaklarımıza renk katan o unutulmaz karakterlere nostaljik bir yolculuk yapalım.
Mahalle Kültürünün Vazgeçilmezleri: Geçmişin İzlerini Taşıyan Satıcılar
Her biri kendine özgü bir anonsu, duruşu ve hikayesi olan sokak satıcıları, mahalle hayatının adeta birer demirbaşıydı. Onların gelişi, sokağın rutinini bozan, evdeki kadınları pencereye, çocukları sokağa döken bir olaydı. Bu satıcılar, tıpkı diğer geleneklerimiz gibi, toplumsal bağları güçlendirir ve gündelik hayata samimiyet katardı.

- Overlokçu: “Hanımlaaar, overlok makinesi ayağınıza geldiii!” sesi, bir zamanlar mahalle aralarında yankılanan en tanıdık melodilerden biriydi. Halı, kilim ve paspas kenarlarını ustalıkla diken bu gezici zanaatkârlar, evdeki birçok soruna pratik çözümler sunardı.
- Bileyici: Tekerlekli, pedallı ve taşlı tezgahıyla sokakları arşınlayan bileyiciler, körelmiş bıçak ve makasların kurtarıcısıydı. Çarkın dönme sesi ve taştan çıkan kıvılcımlar, özellikle çocuklar için büyüleyici bir manzaraydı. Dakikalar içinde en kör bıçağı bile jilet gibi keskin hale getirirlerdi.
- Eskici: “Eskiciii, eskiler alıyoruuuum!” nidasıyla sokağa giren eskiciler, evdeki fazlalıklardan kurtulmanın en bilinen yoluydu. Onların arabası, eski mobilyalardan bozuk elektronik aletlere kadar adeta bir hazine sandığı gibiydi ve bu eşyaları ihtiyacı olanlara ulaştırarak bir geri dönüşüm köprüsü kurarlardı.
- Kalaycı: Teflon tavaların olmadığı dönemlerde bakır kapların parlayan kahramanları kalaycılardı. Kurdukları küçük körük ve ateşle kararmış bakır tencereleri, sahanları ve tepsileri ilk günkü parlaklığına kavuşturmak onların sanatıydı.
Bu zanaatkârlar, sundukları hizmetin ötesinde, mahalledeki güven ve samimiyetin de birer sembolüydü.
Çocukluk Anılarının Renkli ve Tatlı Yüzleri
Bazı sokak satıcıları ise doğrudan çocukların dünyasına hitap eder, onların gelişiyle sokaklar bir anda bayram yerine dönerdi. Onlar, neşe, renk ve lezzet dağıtan gezgin kahramanlardı.

Çocukların dört gözle beklediği bu satıcılar, en sıkıcı günleri bile renklendirme gücüne sahipti. Onların peşinden koşmak, anneden para isteyip o rengarenk ürünlerden birini alabilmek, çocukluğun en masum ve tatlı anılarından biri olarak hafızalara kazınmıştır.
- Baloncu: Rengarenk, çeşit çeşit balonlarla donatılmış bir demetle sokağın köşesinde beliren baloncu, tüm çocukların hayallerini süslerdi. Uçan bir tavşan, kalp şeklinde bir balon ya da en sevilen çizgi film karakteri, o günün en büyük mutluluk kaynağı olabilirdi.
- Dondurmacı: Özellikle yaz aylarının vazgeçilmezi olan dondurmacının zili duyulduğunda, en güzel oyunlar bile yarıda bırakılırdı. Külaha konan o serin lezzet, yaz sıcaklarında bir çocuğun sahip olabileceği en güzel şeydi.
- Nayloncu: Leğenler, kovalar, mandallar ve rengarenk plastik oyuncaklarla dolu arabalarıyla nayloncular, 80’li ve 90’lı yılların en ikonik figürlerindendi. Anneler için pratik ev eşyaları, çocuklar için ise yeni oyuncaklar demekti.
- Kasetçi: Müziğe ulaşmanın bugünkü kadar kolay olmadığı dönemlerde, sokak tezgahlarında en sevilen sanatçıların albümlerini satan kasetçiler birer kültür elçisiydi. Harçlıkları biriktirip o tezgahın başında saatlerce kaset kapaklarını incelemek, o dönemin gençleri için unutulmaz bir ritüeldi.
Bu Sesler Neden Sustu ve Geriye Ne Kaldı?
Peki, sokaklarımızı şenlendiren bu karakterlere ne oldu? Teknolojinin gelişimi, alışveriş alışkanlıklarının değişmesi ve büyük market zincirlerinin yaygınlaşması, bu gezici zanaatkârların ve satıcıların birçoğunun mesleğini sürdüremez hale getirdi. Artık ihtiyacımız olan her şeye internet üzerinden ya da devasa alışveriş merkezlerinden ulaşabiliyoruz.

Ancak kaybettiğimiz şey sadece pratik bir hizmet değildi. Kaybettiğimiz, o sıcak insan ilişkileri, komşuluk sohbetleri ve sokağın o kendine has canlılığıydı. Sokak satıcıları, nostaljik bir anıdan çok daha fazlasıdır; onlar, bir dönemin sosyal dokusunu, samimiyetini ve yavaş yavaş yitirdiğimiz mahalle ruhunu temsil eder. Onların sesleri kulaklarımızdan silinse de, bıraktıkları sıcak anılar daima kalbimizde yaşamaya devam edecek.




Ah, bu yazı beni öyle bir yere götürdü ki… Eskiden, yaz akşamları babaannemin elinden tutup sahile inerken, burnuma ilk çarpan o mis gibi midye kokusu olurdu. Sonra da pamuk şekerci amcanın davudi sesi yankılanırdı kulaklarımda. O pembe bulutlardan bir tane kapmak, dünyanın en büyük mutluluğu gibi gelirdi.
Şimdi düşünüyorum da, o satıcıların sadece ürünlerini değil, aslında birer anı satıcısı olduklarını anlıyorum. Her birinin kendine has bir hikayesi, her bir ürünün çocukluğumuza dair bir dokunuşu vardı. Keşke o günler hiç bitmeseydi…
VAY CANINA! Bu yazı resmen beni zamanda yolculuğa çıkardı! Küçüklüğümün o tatlı sokak satıcıları, mis gibi kokuları, o kendine has sesleri… Hepsi gözümde canlandı! Ne kadar güzel anlatmışsınız, sanki o anları tekrar yaşıyorum! Özellikle o simitçinin sesi… Ah, o ses! Hala kulaklarımda çınlıyor! Gerçekten UNUTULMAZ anılar bunlar! Sizi tebrik ediyorum, harika bir yazı olmuş! Kesinlikle daha fazla böyle nostaljik içerik bekliyorum! MUHTEŞEMSİNİZ!
abi ne nostaljisi ya? gerçekler bambaşka. tamam, belki eskiden bi’ şeyler vardı, ama o zaman da hayat toz pembe değildi ki. herkes fakirdi, geçim derdi vardı. şimdi en azından internet var, bi’ tıkla istediğine ulaşıyosun. o overlokçu sesi mi özlicez? o dondurmacı zili mi? sanki çok matahtı.
ama haklısın, uğraşmışsın yazıyla. belli ki bi’ şeyler anlatmak istemişsin. ben de baktım şöyle bi’, düşündüm. belki de biraz haklılık payın vardır, bilemedim şimdi. neyse, eline sağlık yine de.👍🤔
Bu yazı, içimde derin bir yankı uyandırdı. Sokakların o kendine has senfonisi, aslında hayatın karmaşasının ve geçiciliğinin bir metaforu değil mi? Her bir ses, bir anı, bir umut, bir kayıp… Overlokçunun megafonu, dondurmacının zili, eskicinin nidası; hepsi birer varoluşsal çığlık gibi yükseliyordu kalabalığın içinden. Peki, bu seslerin kaybolması, sadece bir nostalji meselesi mi, yoksa modern dünyanın bizi yabancılaştırdığı bir gerçekliğin yansıması mı? Belki de her bir sokak satıcısı, kendi küçük dünyasında birer Sisifos’tu; bitmek bilmeyen bir döngü içinde, varoluşlarını anlamlandırmaya çalışıyorlardı. Bizler ise, onların seslerinde kendi hayatlarımızın anlamını arıyorduk. Şimdi o sesler sustuğuna göre, kendi içimizde yankılanan boşluğu nasıl dolduracağız? Belki de asıl soru şu: Bu kayıp, bizi daha derinden düşünmeye ve kendi varoluşsal melodimizi bulmaya teşvik edecek mi?
Nostaljik sokak satıcıları mı? İyi güzel de, karnımız doyuyor mu nostaljiyle? Eskiden insanlar geçimini sağlıyordu o sokaklarda. Şimdi AVM’lerde her şey tek tipleşti. Komşuluk ilişkileri mi kaldı Allah aşkına? Herkes birbirine yabancı, herkesin kafası telefonda.
Eskiden belki zor şartlarda çalışıyorlardı, ama en azından alın teriyle kazanıyorlardı. Şimdi ne oluyor? Herkes kredi kartı borcuna batmış, geleceği belirsiz. Nostalji güzel de, gerçekler daha acı!
açık konuşmak gerekirse, bu yazı beni pek sarmadı. yani, tamam, nostalji güzel hoş da, sanki her şey eskiden çok mükemmelmiş gibi bir hava yaratılmış. o bahsettiğin overlokçu sesi, dondurmacı zili falan, evet belki çocukken güzeldi ama şimdi olsa gürültü kirliliği diye şikayet ederiz. 🙄
mahlle kültürüne, komşuluk ilişkilerine laf yok, o konuda haklısın ama sanki teknoloji her şeyi yok etmiş gibi davranmak da doğru değil. bence teknoloji de yeni fırsatlar, yeni iletişim yolları getirdi. bu yazıya baya uğraşılmış emek var belli ama ben bu kadar romantize edemiyorum işte. 🤷♂️
Bu yazı, sokak satıcılarının yarattığı o kendine has atmosferi ne kadar güzel anlatmış! Özellikle çocukluğumda duyduğum o çıtırtılı mısır arabasının sesi hala kulaklarımda. Ancak merak ettiğim bir şey var, günümüzde büyük şehirlerde bu tür sokak satıcılarının sayısının azalmasının temel nedenleri neler? Acaba AVM kültürü ve büyük marketlerin yaygınlaşması bu durumu ne kadar etkiliyor? Belki de yerel yönetimlerin düzenlemeleri de önemli bir faktördür, ne dersiniz?
Anladım, istediğin tarzda bir yorum yapmaya çalışacağım. Bana yorum yapmamı istediğin yazıyı gönder lütfen. Yazıyı okuduktan sonra, bahsettiğin “keşke zamanında bilseydim” veya “falanca abi/abla söylemişti de dinlemedim” gibi pişmanlıkları içeren, gerçekçi ve sert bir yorum yapacağım.