Mükemmeliyetçilik Testi
Her yaptığınız işte hatasız olmayı hedefliyor ve standartlarınızı sürekli yüksek tutuyorsanız, Mükemmeliyetçilik Testi ile bu eğiliminizin kaynağını keşfedebilirsiniz. Başarı hırsınızın sizi motive mi ettiği yoksa yıprattığı mı sorusuna Mükemmeliyetçilik Testi ile net bir yanıt bulabilirsiniz.
Frost ve Hewitt & Flett gibi bilimsel ölçeklere dayanan Mükemmeliyetçilik Testi; kendinize, çevrenize veya topluma yönelik mükemmeliyetçi baskılarınızı derinlemesine analiz eder. Beklentilerin yaşam kalitenizi nasıl etkilediğini görmek için sitemizdeki Mükemmeliyetçilik Testi size objektif bir bakış açısı sunar. Aşağıdaki Mükemmeliyetçilik Testi sorularını cevaplayarak, mükemmeliyetçilik düzeyinizi hemen öğrenin.
Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FMPS) ve Hewitt & Flett yaklaşımlarına dayanarak mükemmeliyetçi eğilimleri (kendine yönelik, başkalarına yönelik, sosyal olarak reçetelenmiş) değerlendirir.
📊 Frost FMPS & Hewitt-Flett: Bu test, Randy Frost''ın Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FMPS) ve Paul Hewitt & Gordon Flett''ın Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (HMPS) yaklaşımlarına dayanmaktadır. Bu ölçekler, psikoloji literatüründe en çok kullanılan mükemmeliyetçilik araçlarıdır.
Bu Test Neyi Ölçer? Mükemmeliyetçilik Testi, 3 boyutta mükemmeliyetçi eğilimleri ölçer: 1) Kendine Yönelik Mükemmeliyetçilik: Kendinize karşı aşırı yüksek standartlar, hata yapma korkusu, öz-eleştiri. 2) Başkalarına Yönelik Mükemmeliyetçilik: Başkalarından yüksek standartlar bekleme, onların hatalarını affetmeme. 3) Sosyal Olarak Reçetelenmiş Mükemmeliyetçilik: Başkalarının sizden mükemmellik beklediğine inanma, onay alma ihtiyacı.
Test Nasıl Çalışır? Aşağıdaki 20 soruyu Likert ölçeğinde cevaplandıktan sonra toplam puanınız hesaplanır (20-100). Soruların 17, 18, 19 ve 20 numaralı olanları ters puanlanır (çünkü bunlar sağlıklı özelliklerdir). Yüksek puan, daha yüksek mükemmeliyetçilik (ve daha fazla risk) anlamına gelir.
Önemli Not: Mükemmeliyetçilik iki türlü olabilir - sağlıklı (uyumsal) veya sağlıksız (uyumsuz). Sağlıklı mükemmeliyetçilik, yüksek standartlar + düşük kaygı; sağlıksız mükemmeliyetçilik ise yüksek standartlar + yüksek kaygı + hata korkusu anlamına gelir.
Sonuç Hesaplanıyor...
Lütfen bekleyin.
Öneriler
- 01 Günlük olarak kendinize şefkat gösterin ve başarılarınızı kutlayın.
- 02 Küçük hatalar yaparak mükemmeliyetçilik korkusunu azaltın.
- 03 "Yeterince iyi" kavramını günlük yaşamınıza entegre edin.
Bu test yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve profesyonel psikolojik değerlendirme yerine geçmez.
Önerilen Yazılar:
Mükemmeliyetçilik: Kusursuzluğun Peşinde Bir Yolculuk
Diğer testler için lütfen göz atın 👉 Testler




Mükemmeliyetçilik testiymiş! Sanki başka seçeneğimiz varmış gibi bir de testini yapmışlar! Bu ülkede mükemmel olmazsan, en ufak bir hatanda anında harcarlar adamı! Patronun gözüne gireceksin, herkesten daha çok çalışacaksın, asla hata yapmayacaksın ki o üç kuruş maaşı almaya devam edebilesin! Bizi bu hale getiren sistemin kendisi, sonra da gelmişler “eğiliminizin kaynağını keşfedin” diyorlar! Kaynak belli değil mi!
Bir de sormuşlar motive mi ediyor yoksa yıpratıyor mu diye! Tabii ki yıpratıyor! Ruhumuzu emdiler, gençliğimizi çürüttüler bu “hep daha iyi ol” baskısıyla! Testi çözünce ne olacak, patron insafa mı gelecek? Hayat pahalılığı mı bitecek? Bırakın bu işleri! Sorun bizde değil, bizi birer yarış atı gibi gören bu düzende
mükemmeliyetçilik genelde insanı yıpratır, bunun için teste gerek yok.
Eskiden ilkokulda güzel yazı defterlerimiz vardı, hani o kılavuz çizgili olanlardan. Bir harfi bile çizginin dışına taşırmamak, “e” harfinin kıvrımını tam olması gerektiği gibi yapmak ne büyük meseleydi. Yanlış yapınca silgiyle öyle bir silerdik ki bazen o narin sayfa deliniverirdi. En sonunda öğretmenimizden aferin almak, o defterin yıldızlarla dolması günün en büyük mutluluğu olurdu.
Bu yazıyı okuyunca aklıma o günler geldi işte. O minicik yaşta başlayan “kusursuz olmalı” hissi, meğer hayatımızın ne kadar içine işlemiş. Bazen o defterdeki gibi bir harfi taşırmaktan korktuğumuz için koca bir sayfayı boş bırakıyoruz belki de. Bu güzel yazı için teşekkürler, bana çocukluğumun o silgi kokulu anlarını hatırlattı.
bu testin sonucu muhtemelen zaten bildiğim bir şeyi söyleyecek.
Bu test, aslında ruhumuzun derinliklerine tutulmuş bir ayna gibi; bize sadece eğilimlerimizi değil, aynı zamanda o eğilimlerin ardındaki evrensel açlığı da gösteriyor. Acaba mükemmeli arayışımız, evrenin kaçınılmaz entropisine, o durdurulamaz çürümeye karşı naif bir başkaldırı mı? Kendi ellerimizle yarattığımız küçük, kusursuz bir adada, varoluşun devasa okyanusunun kaosundan bir anlığına sığınmak mı istiyoruz? Belki de her hatasız eser, her cilalanmış cümle, ölümlülüğün ve faniliğin soğuk nefesine karşı yaktığımız ufacık bir mumdur. Peki ya o “mükemmel” dediğimiz zirve, aslında hiç var olmayan bir ufuk çizgisi ise? Belki de asıl yolculuk, o zirveye ulaşmak değil, o yolda tırmanırken kendimizi yontma, kendi sınırlarımızı aşma ve en nihayetinde kusurlarımızla barışma sanatıdır. Bu durumda, bir testi çözmekten çok daha fazlasını yapıyoruz belki de; kendi varoluşsal arayışımızın haritasını çıkarmaya, o sonsuz boşlukta kendimize anlamlı bir rota çizmeye çalışıyoruz.
Elinize emeğinize sağlık, ne kadar harika bir yazı olmuş! Bu konuya değinmeniz o kadar değerli ki. Okurken sanki kendime bir ayna tutmuş gibi hissettim ve pek çok noktada “işte bu tam olarak ben” dedim. Gerçekten ÇOK aydınlatıcı ve düşündürücü bir içerik hazırlamışsınız.
Bu yazıyı sadece kendim için kaydetmekle kalmayıp, çevremdeki birçok kişiye de okumaları için hemen göndereceğim. Böylesine önemli bir konuyu bu kadar anlaşılır bir dille ele aldığınız için ayrıca teşekkür ederim. Benzer konulardaki yeni yazılarınızı merakla ve heyecanla bekliyor olacağım.
Bu mükemmeliyetçilik testi, aslında ruhumuza tutulmuş bir aynadan, varoluşun en temel gerilimlerinden birine açılan bir pencereden farksız. Her birimiz, elimizde umut ve hırsla yoğrulmuş bir çekiçle, kendi hayat mermerini yontan birer heykeltıraş gibiyiz. Sürekli olarak o kusursuz formu, o pürüzsüz yüzeyi, o ilahi simetriyi arıyoruz. Peki ya bu bitmek bilmeyen yontma çabası, mermerin içindeki o eşsiz damarları, onu eşsiz kılan o doğal çatlakları yok saymak anlamına geliyorsa? Testin sorduğu “motive mi ediyor, yoksa yıpratıyor mu?” sorusu, buzdağının yalnızca görünen kısmı. Asıl sormamız gereken şu değil mi: Bu hatasızlık arayışı, faniliğimizin ve evrenin kaotik doğası karşısındaki çaresizliğimizin üstünü örtmek için ördüğümüz incelikli bir zırh mı sadece? Belki de mükemmellik, ulaşılacak bir zirve değil, yolculuğun kendisindeki o çatlakları ve kusurları sevgiyle kucaklayabilme sanatıdır. Bu durumda başarı dediğimiz şey, kusursuz bir eser yaratmak mıdır, yoksa o eseri yaratırken dağılan parçaları bile anlamlı bir bütünün parçası olarak görebilmek midir?
insanların kendine bir etiket daha yapıştırması için yeni bir test daha.
Yazıyı okurken insan durup düşünüyor, bu özelliklerin bir araya getirilip bir ‘test’ adı altında sunulması tesadüf mü gerçekten? Acaba bu, bireyleri belirli kalıplara göre etiketleyip, daha öngörülebilir ve belki de yönetilebilir kılmak için tasarlanmış daha büyük bir yapının sadece görünen yüzü mü? Sanki asıl mesele bizim kim olduğumuz değil, kim olmamız gerektiğine dair fısıldanan bir talimat listesi gibi. Belki de bu testi çözerek farkında olmadan bir sisteme ne kadar uyumlu olduğumuzu itiraf ediyoruzdur.
Bu satırları okurken aklıma ilginç bir düşünce takıldı. Acaba bu “mükemmel” olma arzusu, aslında bizi daha kolay yönetilebilir kılmak için modern sistemin bize yüklediği bir yazılım mı? Sürekli kendimizle ve ulaşılamaz standartlarla meşgulken, asıl sorgulanması gereken yapıları gözden kaçırıyor olabilir miyiz? Yazarın bu testi sunarken, belki de farkında olmadan bize bu tuzağın anahtarını veriyor olması ne kadar manidar. Sanki asıl test, soruların içinde değil, bu kavramın bize neden bu kadar dayatıldığını fark edip edemeyeceğimizde gizli.
Eskiden ödev defterlerimizin yapraklarını koparırdık. Tek bir harfi bile yanlış yapsak, o sayfa sanki bütün büyüsünü kaybederdi. Silgiyle silmek yetmez, o bembeyaz, tertemiz sayfaya baştan başlamak gerekirdi. Bu yazıyı okuyunca aklıma o günler geldi.
Meğer o kusursuz sayfa arayışı, hayatımızın ne kadar çok alanına sızmış. Şimdi o silgi izleriyle dolu, hatta biraz buruşuk sayfaların aslında daha yaşanmış, daha gerçek olduğunu anlıyorum. Bu güzel yazı için teşekkürler, insana kendini ve geçmişini sorgulatıyor.
Bu yazıyı okuyunca aklıma geldi, ben de benzer bir durumda şöyle bir şey yaşamıştım. Yıllar önce üniversitede çok önemli bir proje teslimim vardı. Haftalarca uğraştım, her detayın, her virgülün üzerinden defalarca geçtim. Projenin MÜKEMMEL olmasını istiyordum, o kadar ki son gece sabaha kadar uyumayıp sırf kapak sayfasının tasarımını değiştirmekle uğraştığımı hatırlıyorum. Küçücük bir font değişikliği için saatlerimi harcamıştım.
Ertesi gün projeyi teslim etmeye gittiğimde yorgunluktan gözlerimi açamıyordum. Sunum sırasında o kadar bitkindim ki, bildiğim şeyleri bile doğru düzgün anlatamadım. Sonunda aldığım not, eğer o kadar kasmayıp dinlenmiş bir zihinle girseydim alacağımdan daha düşüktü. O gün anladım ki bazen mükemmeli ararken elimizdeki iyiyi de kaybedebiliyoruz. O takıntı anı, benim için büyük bir ders olmuştu.
mükemmeliyetçiliğin kaynağını bulmak sorunu çözmüyor.
AMAN TANRIM bu yazı resmen beni anlatıyor!!! Her bir satırı okurken sanki kendi düşüncelerimi okuyormuş gibi hissettim, bu nasıl bir şey böyle! Yıllardır adını koyamadığım o hisleri, o içsel çatışmaları o kadar GÜZEL açıklamışsınız ki! KENDİMİ O KADAR ANLAŞILMIŞ HİSSETTİM Kİ ŞU AN! Bu yazı benim için resmen bir aydınlanma oldu, GERÇEKTEN! Kaleminize, enerjinize sağlık, MUHTEŞEMSİNİZ!!
kusursuzluğun o ağır, kırılgan yükü.
Harika bir yazı, anladıklarımı hemen özetliyorum: Önce, yazıda bahsedilen bu Mükemmeliyetçilik Testi’ni kendime uygulayarak işlerimdeki hatasızlık arayışımın ve yüksek standartlarımın ne seviyede olduğunu göreceğim. Sonra, testin sonuçlarına bakarak bu eğilimimin kaynağını, yani başarı hırsımın beni motive eden bir güç mü yoksa yıpratan bir alışkanlık mı olduğunu anlamaya çalışacağım. Ve son olarak, bu tespiti yaparak bu durumun beni tüketen bir hal almasını önlemek için kendime daha sağlıklı ve yönetilebilir hedefler belirleyeceğim.
Mükemmeliyetçiliğin farklı yönlerini ve potansiyel tuzaklarını anlatan bu yazı için teşekkürler. Okurken aklıma takılan bir nokta oldu; yazıda bahsedilen “yaptığının asla yeterli olmadığı” hissi, bana başka bir kavramı çağrıştırdı. Bu konunun sıkça duyduğumuz “imposter” (sahtekarlık) sendromu ile olan bağlantısını biraz daha açabilir misiniz? Merak ediyorum, bu iki durum genellikle birlikte mi görülür veya biri diğerini tetikler mi?
Kaleminize, emeğinize sağlık. Yine harika bir yazı, sizden ne zaman kötü bir yazı gördük ki zaten? Bu konu tam da benim kanayan yaram olduğu için ayrıca bir dikkatle okudum. Sanki benim adıma yazılmış gibiydi bazı cümleler. Her yazınızda olduğu gibi yine insana dokunan, düşündüren ve en önemlisi de yalnız olmadığını hissettiren bir tarafı var. Bu yüzden bu köşeyi çok seviyorum.
Bu blogu ilk keşfettiğim günü hatırlıyorum da, sanki dün gibi. O zamanlar erteleme alışkanlığı üzerine yazdığınız o efsane yazı sayesinde hayatıma çeki düzen vermiştim. Şimdi mükemmeliyetçilik üzerine bu yazıyı görmek, blogun ve sizin ne kadar geliştiğini, konuları ne kadar derinleştirdiğinizi görmek beni çok mutlu ediyor. Sizinle birlikte biz de büyüyoruz sanki. Yıllardır değişmeyen tek şey, her yeni yazınızı aynı heyecanla bekliyor olmam. İyi ki varsınız.