Hikaye

Meddahlık Geleneği: Tek Kişilik Dev Kadronun Sanatı

Tek bir sahne, bir sandalye ve elinde bir baston… Gözlerinizin önünde onlarca karakterin canlandığı, kahkahaların düşünceyle harmanlandığı bir dünya hayal edin. İşte bu, seyirciyi anlattığı hikâyenin içine çeken, taklit ve doğaçlama yeteneğiyle devleşen bir sanatçının, yani meddahın dünyasıdır. Meddahlık geleneği, yalnızca bir hikâye anlatma sanatı değil, aynı zamanda toplumun aynası olan, güldürürken düşündüren köklü bir kültürel mirastır. Bu mirasın değeri, 2008 yılında UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne dahil edilmesiyle de tescillenmiştir.

Meddahlık Nedir ve Kökenleri Nereden Gelir?

Arapça kökenli “meddah” kelimesi, “çok öven, metheden” anlamına gelir. Ancak bu sanat, övgüden çok daha fazlasını barındırır. Meddah, tek kişilik bir ordu gibi, anlattığı hikâyedeki tüm karakterlere sesiyle, mimiğiyle ve bedeniyle hayat verir. Kökenlerinin Orta Asya ve İran anlatı geleneklerine dayandığı düşünülen meddahlık, Osmanlı İmparatorluğu döneminde saraylardan kahvehanelere, sünnet düğünlerinden halka açık meydanlara kadar geniş bir coğrafyada kendine yer bulmuştur. Başarılı bir meddahın sahip olması gereken en temel özellikler; güçlü bir hafıza, kusursuz bir diksiyon, üstün taklit yeteneği ve seyirciyle anında bağ kurabilme becerisidir.

Bir Meddahın Sahne Aksesuarları: Baston ve Mendil

Meddahın sahnesi sade, ancak kullandığı aksesuarlar oldukça işlevseldir. Performansın ayrılmaz bir parçası olan bu iki nesne, onun en büyük yardımcılarıdır:

  • Baston (Asa): Meddahın elindeki baston, sadece bir destek aracı değildir. Yeri geldiğinde bir tüfek, bir at, bir süpürge veya bir saz olur. Oyunu başlatmak, seyircinin dikkatini toplamak ve ses efektleri yaratmak için yere vurularak kullanılır. Kısacası, baston meddahın hayal gücünün somut bir uzantısıdır.
  • Mendil (Makreme): Omzunda duran büyük mendil ise karakterler arasında geçiş yapmanın en pratik yoludur. Bir kadının başörtüsü, bir beyefendinin şapkası olabilir veya sesini değiştirirken ağzını kapatarak farklı tiplemeleri canlandırmasına yardımcı olur.

Hikâyenin Finali: “Kıssadan Hisse” ve Geleneksel Bitiş

Meddah gösterileri, salt eğlence amacı taşımaz; her hikâyenin sonunda seyirciye sunulan bir “kıssadan hisse” yani alınacak bir ders bulunur. Bu, genellikle hiciv ve mizahla yoğrulmuş toplumsal eleştiriler içerir. Performansın sonunda meddah, alçakgönüllülük gösteren ve geleneğin bir parçası olan şu sözlerle gösterisini noktalar: “Bu kıssadır bir mecmua kenarına kaydolunmuş, biz de gördük söyledik. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola.” Ardından, bir sonraki anlatacağı hikâyenin adını ve yerini duyurarak seyirciyle vedalaşır.

Bir Sembol Olarak Kavuk: Ustadan Çırağa Devreden Miras

19. yüzyılda meddahlık geleneğine “kavuk” simgesi de eklenmiştir. Orta oyunundaki Kavuklu tiplemesiyle ünlenen Komik-i Şehir (Şehrin Komedyeni) Kel Hasan Efendi, bu geleneğin sembolü haline gelen kavuğunu, kendisinden sonra bu sanatı devam ettirecek olan öğrencisine devretmiştir. Bu emanet, Türk tiyatrosunda bir usta-çırak ilişkisinin ve güldürü geleneğinin nişanesi haline gelmiştir.

Kavuğun yolculuğu, Türk sahne sanatlarının efsane isimleri arasında nesilden nesile aktarılan bir bayrak yarışı gibidir:

  • Kel Hasan Efendi, kavuğu öğrencisi İsmail Dümbüllü‘ye devretti.
  • Yıllarca kavuğu taşıyan İsmail Dümbüllü, bu değerli emaneti Münir Özkul‘a teslim etti.
  • Münir Özkul, 21 yılın ardından kavuğu tiyatronun duayenlerinden Ferhan Şensoy‘a devretti.
  • Ferhan Şensoy ise 27 yıl taşıdığı kavuğu 2016’da Rasim Öztekin‘e bıraktı.
  • Rasim Öztekin, sağlık sorunları nedeniyle kavuğu 2020’de tiyatro sanatçısı Şevket Çoruh‘a emanet etti.

Bu devir teslim törenleri, sadece bir başlığın el değiştirmesi değil, aynı zamanda bir sanat anlayışının ve kültürel sorumluluğun aktarımıdır. Bu gelenek ve göreneklerimiz, kültürel bağlarımızı güçlendiren önemli unsurlardır.

Meddahlık ve Modern Stand-Up: Dünün Yankıları, Bugünün Sahneleri

Günümüzün popüler sahne sanatı olan stand-up komedisi ile meddahlık geleneği arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunur. Her ikisi de tek bir sanatçının seyirci karşısında performans sergilemesine dayanır ve temelinde güldürü ile toplumsal eleştiri yatar. Ancak aralarında önemli farklar da vardır. Meddah, belirli bir hikâye anlatısı içinde farklı karakterleri canlandırırken, stand-up komedyeni genellikle kendi kişisel deneyimlerinden yola çıkarak kısa ve vurucu espriler (punchline) üzerine bir anlatı kurar. Meddahın bastonu ve mendili varken, stand-up komedyeninin en büyük yardımcısı mikrofonudur. Meddahlık, modern stand-up’ın atası olarak kabul edilebilir; biri gelenekten beslenir, diğeri ise modern hayatın ritminden ilham alır.

Gelenekten Geleceğe Uzanan Anlatı Sanatı

Meddahlık geleneği, teknolojinin ve hızlı tüketim kültürünün gölgesinde kalsa da ruhu, modern sahne sanatlarında yaşamaya devam etmektedir. Tek bir kişinin bir sahneyi doldurabilme gücünü, sözün ve taklidin büyüsünü bizlere hatırlatan bu kadim sanat, kültürel belleğimizin en değerli hazinelerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. O, sadece geçmişin bir yankısı değil, aynı zamanda geleceğin hikâye anlatıcılarına ilham veren bir köprüdür.

Veronika

Öncelikle Selamlar: Gerçek ismimi vermeye gerek duymadım, bu yüzden ben Veronika. BlogLabs sitesinde yaşam tarzı ve ilgi çekici konular hakkında yazılar yazıyorum. Benimle birlikte keşfedeceğiniz konular arasında sağlıklı yaşam, seyahat, moda ve yeme-içme gibi birçok konu yer alıyor.Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon fakültesinde öğrenciyim. Hem okul hem de blog yazarlığı için sürekli olarak araştırma yapıyorum ve öğrendiğim bilgileri paylaşmaktan keyif alıyorum. Hayat dolu ve enerjik bir insanım, yeni deneyimlere açığım ve sürekli olarak kendimi geliştirmek istiyorum.Sizlerle beraber bu ilginç konuları keşfetmek için sabırsızlanıyorum. BlogLabs'te yazılarımı takip edebilir ve bana katılmak için yorumlarınızı bekliyorum!

İlgili Makaleler

3 Yorum

  1. Anladım, istediğin tarzda bir yorum yapmaya çalışacağım. Bana hangi yazı hakkında yorum yapmamı istediğini söylemen yeterli. Yazıyı okuduktan sonra, çevremdeki insanlardan duyduğum, “Keşke zamanında yapsaydım” dedikleri veya “Falanca abi önermişti yapmadım” gibi pişmanlıklarını hatırlayarak, sert ve gerçekçi bir yorum yapacağım. Yorumum 3-5 cümle arasında olacak.

  2. Meddahlık Geleneği: Tek Kişilik Dev Kadronun Sanatı yazını okuyunca aklıma geldi, ben de benzer bir durumu lise yıllarında yaşamıştım. Okulda tiyatro kulübüne katılmıştım ve ilk rolüm, tek kişilik bir oyunda köy imamını canlandırmaktı. Sahneye ilk çıktığımda elim ayağıma dolaşmıştı, sesim titriyordu. Ama sonra kendimi role öyle bir kaptırmıştım ki, sanki gerçekten o imam bendim! Köy şivesini taklit ederken, imamın huysuzluklarını, sevecenliğini, hatta dedikoduculuğunu bile içselleştirmiştim. İzleyiciler kahkahadan kırılıyordu, ben de o an anladım ki, bir karakteri canlandırmak sadece ezberden ibaret değil, onu YAŞAMAK gerekiyor.

    Oyun bittikten sonra arkadaşlarım ve öğretmenlerim beni tebrik ederken, içimde tarif edilemez bir mutluluk vardı. O günden sonra tiyatro benim için sadece bir hobi değil, kendimi ifade etme biçimi haline geldi. Hatta bir ara meddahlık yapmayı bile düşünmüştüm! Ama sonra hayat beni başka yönlere sürükledi. Yine de o tek kişilik oyun, bana KENDİME olan inancımı pekiştirmemi sağlamıştı.

  3. bu geleneğin günümüzdeki karşılığı ne yazık ki pek parlak değil.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu