Mardin’den Nobel’e: Aziz Sancar’ın İlham Veren Başarı Öyküsü
Sabahın beşi… Çalan bir telefon, sadece bir aileyi değil, tüm ülkeyi uyandıracak bir haberin müjdecisiydi. Hattın diğer ucundaki ses, İsveç’ten aradığını ve Profesör Aziz Sancar ile görüşmek istediğini söylediğinde, eşi Gwen Sancar şaşkınlıkla, “Saatin farkında mısınız?” diye karşılık verdi. Ancak arayanın Stockholm’deki Nobel Komitesi olduğu anlaşıldığında, o anın sıradan bir an olmadığı ortaya çıktı. O telefon görüşmesi bittiğinde, karı koca bir süre sessizce birbirlerine baktılar. İşte o an, 2015 Nobel Kimya Ödülü’nün sahibi olarak adını tüm dünyaya duyuran Aziz Sancar’ın mütevazı ama bir o kadar da parlak hayat hikayesinin zirve noktasıydı.
Bu başarı, tesadüflerin değil, merakın, azmin ve adanmışlığın bir sonucuydu. Mardin’in küçük bir köyünde başlayan bu yolculuk, bilimin en prestijli ödülüne uzanarak sayısız gence ilham kaynağı oldu. Gelin, bu olağanüstü bilim insanının hayatındaki dönüm noktalarına ve onu başarıya taşıyan değerlere daha yakından bakalım.
Merakla Başlayan Yolculuk: Mardin Yılları

Her büyük başarı hikayesi gibi, Aziz Sancar’ınki de küçük bir merak kıvılcımıyla başladı. 1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde, sekiz çocuklu bir ailenin ferdi olarak dünyaya geldi. Okuma yazma bilmeyen ancak çocuklarının eğitiminin geleceğin anahtarı olduğuna yürekten inanan annesi, onun ve kardeşlerinin en büyük teşvikçisiydi. “Okumalısınız!” diyerek aşıladığı bu inanç, ailenin tüm çocuklarının kendi alanlarında başarılı bireyler olmasını sağladı. Aziz Sancar’ın çocukluk günleri, doğayı ve canlıları anlama isteğiyle geçti. Kendi ifadesiyle, en büyük eğlencesi karıncaların hareketlerini saatlerce izlemekti. Bu basit gözlem, onun içindeki bilim ateşini yakan ilk kıvılcımdı.
Bilimin Peşinde Bir Adanmışlık: Eğitim ve Kariyer
Mardin’de tamamladığı ilk ve orta öğreniminin ardından tıp eğitimi için İstanbul’a geldiğinde, büyük şehrin ve ülkenin en iyi liselerinden gelen parlak öğrencilerin arasında kendini bir an için yetersiz hissetti. Ancak bu duygu, onu yıldırmak yerine daha da kamçıladı. Geri kalmamak için o kadar çok çalıştı ki, sosyal hayatını neredeyse tamamen feda etti. Yıllar sonra en büyük pişmanlığının, öğrencilik yıllarında İstanbul’un tarihi ve kültürel güzelliklerini keşfedememek olduğunu söyleyecekti. Bu adanmışlık, ona İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun olma başarısını getirdi.
Mezuniyetinin ardından iki yıl memleketi Mardin’de doktorluk yaptıktan sonra, aldığı bir bursla bilimsel kariyerinin seyrini tamamen değiştirecek olan Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Johns Hopkins ve Yale gibi dünyanın en saygın üniversitelerinde moleküler biyoloji, biyokimya ve biyofizik alanlarında çığır açan çalışmalar yürüttü. Araştırmaları özellikle şu konular üzerinde yoğunlaştı:
- Hücrelerin hasar gören DNA’larını nasıl onardığı
- Hücre diziliminin mekanizmaları
- Biyolojik saatin işleyişi
- Kanser tedavisinde DNA onarımının rolü
Bu süreçte 300’e yakın bilimsel makale ve 33 kitap yayınlayarak alanında ne kadar üretken bir bilim insanı olduğunu kanıtladı. Çalışmaları, ona sayısız ödülün kapısını araladı.
DNA’nın Sırlarını Çözen Adam: Nobel Getiren Çalışma

Aziz Sancar’ı Nobel Ödülü’ne götüren çalışma, hücrelerin genetik bilgilerini koruma ve hasar gören DNA’yı onarma mekanizmalarını haritalandırmasıydı. Bu çalışma, kulağa karmaşık gelse de aslında hepimizin hayatını doğrudan ilgilendiriyor. Sancar, bu karmaşık süreci şu basit sözlerle açıklıyordu: “Kansere yol açan etkenlerin çoğu DNA’yı bozar. Biz, hücrelerin kendilerini kansere karşı nasıl savunduğunu, yani DNA’nın kendini nasıl onardığını aydınlattık.” Bu buluşun bir diğer önemli yönü ise kanser tedavisindeki rolüydü. Kanser ilaçlarının çoğu, kanserli hücrelerin DNA’sını yok ederek çalışır. Sancar ve ekibinin keşfettiği onarım mekanizmalarını anlamak, bu ilaçların daha etkili hale getirilmesine ve tedavinin başarısının artırılmasına olanak tanımaktadır.
Başarıyı Paylaşmak: Carolina Türk Evi ve Vakıf
Aziz Sancar, ABD’ye ilk geldiği yıllarda bir yabancı öğrenci olarak yaşadığı zorlukları asla unutmadı. Başarısının ve kazandığı ödüllerin, kendisinden sonra gelen nesiller için bir fırsata dönüşmesini istedi. Bu düşünceyle, eşi Gwen Sancar ile birlikte Aziz & Gwen Sancar Vakfı’nı kurdu. Vakfın en önemli projelerinden biri, ABD’de eğitim gören Türk öğrencilere barınma ve kültürel destek sağlamak amacıyla açtığı “Carolina Türk Evi” oldu. Bu girişim, onun sadece büyük bir bilim insanı değil, aynı zamanda ülkesine ve gençlerine karşı derin bir sorumluluk duyan vefalı bir insan olduğunun en somut kanıtıydı.
Aziz Sancar’ın Hayatından Alınacak Dersler

Profesör Doktor Aziz Sancar’ın Mardin’den Stockholm’e uzanan hayat hikayesi, yalnızca bilimsel bir başarı öyküsü değil, aynı zamanda karakter, azim ve ilham dolu bir yaşam dersidir. Onun yolculuğu, hedeflerine ulaşmak isteyen herkes için değerli mesajlar barındırır. Merakın peşinden gitmek, en zor koşullarda bile pes etmemek ve ulaşılan başarıyı toplumla paylaşma erdemi, onun mirasının en önemli parçalarıdır. Bu yolculuk, doğru değerler ve sarsılmaz bir iradeyle aşılamayacak hiçbir engelin olmadığını gösteren, zamansız bir rehber niteliğindedir. Zihinsel dayanıklılık, belki de bu hikayenin en temel yapı taşıdır.




Aziz Sancar’ın hayat hikayesini okurken içimden bir şeyler koptu adeta. Mardin’den çıkıp Nobel’e uzanan bu inanılmaz yolculuk… İnsanın azmi ve kararlılığı nelere kadir, bir kez daha gördüm. Onun yaşadığı zorlukları, verdiği mücadeleyi hayal etmeye çalıştım ve gerçekten çok duygulandım. Bir yandan gurur duydum, diğer yandan da bu başarının arkasındaki emeği, fedakarlığı düşündüm. Sizin bu kadar güzel bir şekilde aktarmanız, hikayeyi daha da etkileyici kılmış. Umarım bu öykü, nice gence ilham verir ve onların da hayallerinin peşinden gitmelerine vesile olur… Aziz Sancar’ın bu başarısı, aslında hepimizin başarısı.
oha ya, sabahın köründe telefonla nobel ödülü mü verilirmiş? bildiğin kabus gibi başlangıç. tamam, aziz hoca’nın başarısı falan güzel de, bu kadar dramatize etmeye ne gerek var anlamadım. sanki adamı zorla uyandırıp ödül vermişler.
neyse, yazıya emek verildiği belli. uğraşılmış yani. benim hayatımda böyle şeylere pek yer yok ama okurken sıkılmadım, o yüzden hakkını yemeyeyim. belki birilerine ilham verir, kim bilir? 👍🤔
Bu başarı öyküsünü okurken, insanın içindeki o sönmeyen merak ateşini ve bilginin peşinde koşma arzusunu derinden hissediyorum. Aziz Sancar’ın Mardin’den Nobel’e uzanan bu yolculuğu, aslında hepimizin içinde taşıdığı potansiyelin bir sembolü gibi. Peki, bu başarı sadece bilimsel bir zafer mi, yoksa insanın kendi sınırlarını aşma ve evrenin sırlarını çözme çabasının bir yansıması mı? Belki de bu, insanın kendi varoluş amacını arayışının, anlamlı bir iz bırakma isteğinin somut bir örneği. O sabah çalan telefon, sadece bir bilim insanının değil, tüm insanlığın ortak rüyasının gerçekleştiği bir anı temsil ediyor. Ve bu rüya, bize her şeye rağmen umut etmeyi, çalışmayı ve hayallerimizin peşinden gitmeyi hatırlatıyor. Belki de hayat, küçük bir tohumun filizlenip dev bir ağaca dönüşmesi gibi, içimizde taşıdığımız potansiyeli keşfetmek ve onu yeşertmekle ilgili. Aziz Sancar’ın öyküsü, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor.
Nobelmiş, Mardin’miş… Güzel hikaye tabii de, kaç kişi Aziz Sancar gibi imkanlara sahip ki bu ülkede? Herkesin arkasında onu destekleyen bir aile, okuyabileceği okullar var mı sanıyorsunuz? Sabahın beşinde Nobel haberiyle uyanmak güzel de, çoğu insan sabahın beşinde tarlada, fabrikada uyanıyor, hayatını kazanmaya çalışıyor!
Bu tür başarı hikayeleri iyi hoş da, gerçekleri de görmek lazım. Herkes aynı şartlarda yarışmıyor. Birileri torpille bir yerlere gelirken, birileri dirsek çürütse de yerinden kıpırdayamıyor! Nobel almak kolay değil, ama imkan verilse kim bilir kaç tane Aziz Sancar çıkar bu topraklardan! İmkan, imkan, imkan! Her şey imkan meselesi!
Sağolun hocam, minnettarım. Mardin’den Nobel’e uzanan bu başarı öyküsü gerçekten çok ilham verici. İnsan azmi ve çalışkanlığının nelere kadir olduğunu gösteriyor. Benim sevgilim de bazen hedeflerine ulaşmakta zorlanıyor, ona bu yazıyı okutacağım. Belki Aziz Sancar’ın hayatından ilham alarak o da kendi potansiyelini keşfeder ve hayallerine ulaşmak için daha çok motive olur. İyi sağolun hocam, güzel paylaşım için.
Mardin’in taş kokan sokaklarından Nobel’in ışıltılı salonlarına uzanan bu yolculuk, sadece bir bilim insanının başarısı değil, aynı zamanda bir sembol. Yazar, Aziz Sancar’ın azmini ve kararlılığını vurgularken aslında hepimizin içindeki potansiyele işaret ediyor olabilir mi? Belki de bu başarı öyküsünün satır aralarında, kendi hayallerimize ulaşma cesaretini bulmamız için bir davet gizli. Acaba yazar, Sancar’ın memleketine olan bağlılığını özellikle vurgulayarak, köklerimizin bizi ne kadar ileriye taşıyabileceğine dair bir mesaj mı veriyor? Nobel ödülü sadece bir sonuç mu, yoksa daha büyük bir resmin, belki de insanlığın ortak geleceğine yapılan bir yatırımın parçası mı? Düşünmeye değer…
Elinize sağlık, gerçekten çok güzel bir yazı olmuş! Aziz Sancar’ın hayat hikayesini bu kadar etkileyici bir şekilde anlatmanız TAKDİRE şayan. Mardin’den Nobel’e uzanan bu inanılmaz yolculuk, hepimiz için büyük bir ilham kaynağı. Bu konuyu ele almanız çok değerli, çünkü bu tür başarı öyküleri, özellikle genç nesiller için MOTİVASYON kaynağı oluyor.
Bu yazıyı okuduktan sonra, ben de çevremdeki insanlara kesinlikle tavsiye edeceğim. Aziz Sancar’ın azmi ve başarısı, hepimize örnek olmalı. Emeğinize sağlık, bu tür bilgilendirici ve ilham verici içeriklerin devamını bekliyorum!
Harika bir yazı, anladıklarımı hemen özetliyorum: Öncelikle Aziz Sancar’ın Nobel Ödülü kazanmasının, disiplinli çalışma ve azmin bir sonucu olduğunu anlıyorum. Sonrasında, bu başarının sadece bireysel değil, aynı zamanda Türkiye için de büyük bir gurur kaynağı olduğunu fark ediyorum. En önemlisi, bu hikayenin genç nesillere ilham vererek, bilim alanında daha büyük hedeflere yönelmelerini teşvik edebileceğine inanıyorum.
Yazıyı okuyunca aklıma geldi, ben de benzer bir AZİM hikayesine tanık olmuştum. Üniversitedeyken, köyünden çıkıp gelmiş, inanılmaz zeki ama bir o kadar da çekingen bir arkadaşım vardı. Herkes dalga geçerdi aksanıyla, giyimiyle. Ama o yılmadı.
Ben derslerden kaçarken o sabahlara kadar kütüphanede dirsek çürütürdü. Sonunda TÜM alay edenleri susturarak bölüm birincisi oldu. Şimdi çok iyi bir mühendis ve memleketine faydalı işler yapıyor. Aziz Sancar’ın öyküsü bana onu hatırlattı, imkanlar kısıtlı olsa da yürekteki ateş her şeyi değiştiriyor gerçekten.