Felsefe

John Scotus Eriugena: Orta Çağ Felsefesinde Yeni Platonculuğun Yükselişi

Orta Çağ felsefesi, antik düşüncenin mirası üzerine inşa edilmiş, Hristiyan teolojisiyle yoğrulmuş zengin bir entelektüel gelenektir. Bu dönemin en etkileyici figürlerinden biri, 9. yüzyılda yaşamış İrlandalı filozof John Scotus Eriugena‘dır. Eriugena, özellikle Yeni Platoncu düşünceyi Hristiyan dogmalarıyla uzlaştırma çabasıyla tanınır. Onun felsefesi, mistik kamutanrıcılık anlayışı ve evrenin Tanrı’nın bir tecellisi olduğu fikriyle Orta Çağ düşüncesini derinden etkilemiştir.

Bu makalede, Eriugena’nın felsefesinin temel unsurlarını, özellikle kamutanrıcılık (panteizm) anlayışını, Tanrı’nın evrenle ilişkisini ve insanın bu kozmik düzendeki yerini inceleyeceğiz. Eriugena’nın düşüncelerini şekillendiren Yeni Platoncu etkileri ve onun Orta Çağ felsefesine katkılarını analiz edeceğiz. Ayrıca, Eriugena’nın öğretilerinin skolastik düşünce üzerindeki etkisini ve günümüzdeki yankılarını değerlendireceğiz.

Eriugena’nın Kamutanrıcılık Anlayışı: Tanrı ve Evren Birliği

John Scotus Eriugena: Orta Çağ Felsefesinde Yeni Platonculuğun Yükselişi

Eriugena’nın felsefesinin merkezinde, kamutanrıcılık (panteizm) olarak adlandırılan bir anlayış yatar. Bu anlayışa göre, Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı’dır. Evren, Tanrı’nın özünün bir ifadesi veya ürünüdür. Eriugena’ya göre Tanrı, her şeyin başlangıcı, ortası ve sonudur; her şey O’ndan gelmiştir ve O’na geri dönecektir. Bu, Yeni Platoncu düşüncenin temel bir ilkesidir ve Eriugena bu ilkeyi Hristiyan teolojisiyle harmanlamıştır.

Eriugena, Tanrı’yı “yaratılmamış bir yaratıcı” (natura creans) olarak tanımlar. Bu, Tanrı’nın her şeyi yoktan var ettiği ve her şeyi kendinden meydana getirdiği anlamına gelir. Aynı zamanda, Tanrı’yı “yaratılmış bir yaratıcı” olarak da tanımlar; bu, Tanrı’nın Logos (akıl) aracılığıyla dünyayı yarattığı ve düzenlediği anlamına gelir. Son olarak, Tanrı’yı “yaratılmış ve yaratıcı olmayan” olarak tanımlar; bu, her şeyin Tanrı’ya geri döneceği ve Tanrı’nın içinde sonsuza dek kalacağı anlamına gelir.

Bu kamutanrıcı anlayış, Eriugena’nın evrenin Tanrı’dan ayrı olmadığı fikrine yol açar. Tanrı ve yaratımları birdir; Tanrı, yaratımları içinde, yaratımları ise O’nun içindedir. Evren, Tanrı’nın bir tecellisi (theopany) olarak görünür. Bu, evrenin çok katlı ve çoğul bir yapısı olduğu anlamına gelir, ancak özünde bölünmemiş bir bütündür. Evrenin tüm karşıtlıkları, Tanrı’nın birliğinde uzlaşır.

Benim için Eriugena’nın kamutanrıcılık anlayışı, Tanrı’nın evrenle olan dinamik ve sürekli etkileşimini vurgulaması açısından önemlidir. Bu, Tanrı’yı sadece yaratıcı bir güç olarak değil, aynı zamanda evrenin içkin bir parçası olarak görmemizi sağlar. Bu düşünce, evrene karşı daha derin bir saygı ve sorumluluk duygusu geliştirmemize yardımcı olabilir.

Tanrı’nın Aşkınlığı ve Bilinemezliği

Eriugena’nın kamutanrıcılık anlayışı, Tanrı’nın evrende her yerde bulunduğu anlamına gelir. Ancak bu, Tanrı’nın sadece evrenle sınırlı olduğu anlamına gelmez. Eriugena, Tanrı’nın aynı zamanda aşkın olduğunu, yani evrenin ötesinde ve üstünde olduğunu vurgular. Tanrı, evrende ifade edilen olguların daha fazlasını sonsuz olarak içinde barındırır. Bu, Tanrı’nın doğasının insan kavrayışının ötesinde olduğu anlamına gelir.

Eriugena’ya göre, Tanrı’nın doğası öylesine aşkındır ki, insan dili onu betimlemekte yetersiz kalır. Tanrı, dilin ifade edebileceğinin ötesinde bir yapıya sahiptir. Tüm düşünce sınıflandırmalarından uzak bir oluşuma sahiptir. Onu herhangi bir şey ile ifade etmek, Onu sınırlamak olacaktır; bir niteliğinden bahsederken, diğer bir niteliği eksik kalacaktır. Bu nedenle, Tanrı duyumüstüdür; iyilik, tanrısallık, doğruluk, sonsuzluk ve ussallık alanlarında aşkındır. O, ifade edilemez, kavranamaz, bilinemez ve betimlenemez bir ilkedir.

Bu, Eriugena’nın Tanrı’yı mutlak bir gizem olarak gördüğü anlamına gelir. İnsan aklı, Tanrı’nın doğasını tam olarak kavrayamaz. Ancak bu, Tanrı’yı bilmenin imkansız olduğu anlamına gelmez. Eriugena, Tanrı’ya mistik bir yücelme yoluyla ulaşılabileceğine inanır. Mistik bilgisizlik durumunda, tanrısal karanlık içine düşer ve burada kendimizi kaybederiz. Bu, Tanrı’yı deneyimlemenin en yüksek yoludur.

İnsanın Yeri ve Kötülük Problemi

Eriugena’nın kamutanrıcılık anlayışı, insanın da tanrısal ilkenin bir görünümü olarak değerlendirilebileceği anlamına gelir. İnsan, evrenin bir mikrokozmosudur; yaşayan bir tindir. Ancak Eriugena, bu yargının altını çizmekte tereddüt eder, çünkü insan gerekirciliği, Tanrı’ya kötülük öğesi getirmektedir. Eriugena’ya göre, insan Tanrı’dan düşmesinden kendi sorumludur. Tanrı, kötülüğün nedeni olamaz; Tanrı’da kötülük ideası yoktur.

Eriugena, Augustinus’un öğretisini takip ederek, kötülüğün iyilik yoksunluğundan başka bir şey olmadığını savunur. İnsan doğasında bir birlik oluşturan Logos, insanoğlunun yeniden Tanrı ile birleşmesine yardımcı olacaktır. Böylece Tanrı’nın ilk sevgisi geri getirilecektir. Bu, insanın nihai amacının Tanrı’ya geri dönmek ve O’nunla birleşmek olduğu anlamına gelir.

Eriugena’nın kötülük problemiyle ilgili düşünceleri, beni her zaman etkilemiştir. Kötülüğün, Tanrı’nın bir yaratımı olmadığını, aksine iyiliğin yokluğundan kaynaklandığını savunması, Tanrı’nın mutlak iyiliğini koruma çabasıdır. Bu, kötülüğün kaynağını insanın özgür iradesinde aramamıza ve ahlaki sorumluluğumuzu anlamamıza yardımcı olur.

Eriugena’nın Mirası: Skolastizmin Öncüsü

John Scotus Eriugena: Orta Çağ Felsefesinde Yeni Platonculuğun Yükselişi

John Scotus Eriugena, Hıristiyan düşünce yapısını akıllıca evrensel bir dizge oluşturma amacıyla kullanması nedeniyle skolastizmin önde gelen bir kişiliğidir. Onun felsefesi aynı zamanda ortaçağ gerçekçiliğinin tohumlarını da içermektedir. Eriugena’nın düşünceleri aşırı bağımsız bir yapıya sahiptir ve öğretileri ortodoks bakış açısıyla çok az uyum halindedir. Pseudo-Dionysius’u Augustinus’e tercih etmeyecektir. Daha çok Augustinus’un düşüncelerini basitleştirilmiş bir biçimde sunar. Paschasius Radbertus’un çalışmalarıyla uyum içinde görünmektedir.

Eriugena’nın en önemli eseri olan “De divisione naturae” (Doğanın Bölünmesi Üzerine), felsefesinin temelini oluşturur. Bu eser, Orta Çağ felsefesini derinden etkilemiş ve sonraki düşünürlere ilham kaynağı olmuştur. Eriugena’nın kamutanrıcılık anlayışı, Tanrı’nın evrenle olan ilişkisi ve insanın bu kozmik düzendeki yeri hakkındaki düşünceleri, günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir.

Düşünce Ufukları

John Scotus Eriugena, Orta Çağ felsefesinin karmaşık ve derinlikli bir figürü olarak, Hristiyan teolojisi ile Yeni Platoncu felsefenin sentezini yaparak özgün bir düşünce sistemi inşa etmiştir. Onun kamutanrıcılık anlayışı, Tanrı’nın evrenle olan birliğini vurgulayarak, insanın evrendeki yerini ve amacını sorgulamamıza olanak tanır.

Eriugena’nın felsefesi, skolastik düşüncenin gelişimine katkıda bulunmuş ve sonraki dönemlerdeki felsefi tartışmalara zemin hazırlamıştır. Onun düşünceleri, günümüzde de felsefeye ilgi duyanlar için ilham verici ve düşündürücü olmaya devam etmektedir.

Neslihan Avşar

Ben Neslihan Avşar. Marmara Üniversitesi İngilizce bölümüne ilk 1000 öğrenci arasından girerek başladığım akademik serüvenim, beni felsefe alanında uzmanlaşmaya yöneltti. Dil ve eleştirel düşünme üzerine kurulu temelim, felsefi metinleri ve kavramları daha derinlemesine incelememe olanak tanıyor. Şimdi tüm odağım, felsefe alanındaki akademik çalışmalarımda ve bu alandaki bilgi birikimimi artırmakta.Bloglabs.net için yazdığım her makalede, felsefenin karmaşık gibi görünen dünyasını sizler için daha anlaşılır ve ulaşılabilir kılmayı hedefliyorum. Temel felsefi problemlerden güncel etik tartışmalara kadar geniş bir yelpazede, düşündürücü ve sorgulayıcı içerikler sunarak felsefeye olan ilginizi canlı tutmayı umuyorum.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu