Psikoloji

İşveren Markası: Yetenekleri Çekmenin ve Elde Tutmanın Sırrı

Günümüzün rekabetçi iş dünyasında, şirketlerin sürdürülebilir bir başarı yakalaması için işveren markası oluşturma stratejileri artık bir lüks değil, zorunluluktur. Peki, en iyi yetenekleri mıknatıs gibi çeken ve mevcut çalışanlarınızı şirkete tutkuyla bağlayan bu güçlü kavram tam olarak nedir? İşveren markası, bir şirketin potansiyel adaylara ve mevcut ekibine sunduğu değeri, kurum kültürünü ve çalışma ortamını yansıtan bütüncül bir kimliktir. 2025 ve sonrası için öngörülen iş gücü dinamikleri, bu kimliği doğru inşa eden şirketlerin fark yaratacağını açıkça gösteriyor.

Bu uzman rehberinde, işveren markasının ne olduğunu, neden her zamankinden daha kritik hale geldiğini ve güçlü bir marka yaratmak için atmanız gereken somut adımları derinlemesine inceleyeceğiz. Çalışan memnuniyetini artırmanın yollarından, marka performansını ölçme metriklerine ve sosyal medyanın bu süreçteki rolüne kadar her detayı, şirketlerin insan odaklı stratejiler geliştirmesine yardımcı olmak amacıyla ele alacağız.

İşveren Markası Nedir ve Şirket Kültürüne Etkisi Nedir?

İşveren markası, bir şirketin potansiyel ve mevcut çalışanlarının zihnindeki itibarını, değerler bütününü ve onlara sunduğu deneyim vaadini ifade eder. Bu kavram, bir pazarlama sloganından çok daha fazlasıdır; şirket kültürünün, liderlik anlayışının, kariyer olanaklarının ve çalışma koşullarının somut bir yansımasıdır. Güçlü bir işveren markası, çalışanların şirkete olan bağlılığını pekiştirirken, sektördeki en parlak yeteneklerin de ilk tercihi olmasını sağlar.

Şirket kültürü ile işveren markası arasında simbiyotik bir ilişki vardır. İşveren markası, mevcut kültürün dış dünyaya açılan penceresidir ve aynı zamanda bu kültürü besleyip şekillendirir. Örneğin, inovasyonu ve esnekliği teşvik eden bir şirket kültürü, bu değerleri işveren markasına yansıtarak benzer vizyona sahip yaratıcı profesyonelleri kendine çeker. Kısacası işveren markası, bir şirketin sadece ne ürettiğiyle değil, insan kaynağına nasıl değer verdiğiyle de algılanmasını sağlayan stratejik bir varlıktır.

Güçlü Bir İşveren Markası Oluşturma Adımları

Etkili bir işveren markası inşa etmek, rastgele atılan adımlarla değil, stratejik bir planlama ve derinlemesine bir analiz süreciyle mümkündür. Bu yolculuk, şirketinizin DNA’sını anlamakla başlar ve hedeflediğiniz yetenek kitlesini netleştirmekle devam eder. Doğru stratejilerle, yalnızca yeni yetenekleri çekmekle kalmaz, aynı zamanda mevcut ekibinizin motivasyonunu ve bağlılığını da zirveye taşırsınız.

Çalışan Memnuniyeti: Markanızın Kalbi

Güçlü bir işveren markasının temeli, mutlu ve bağlı çalışanlardır. Onlar, şirketinizin en samimi ve etkili marka elçileridir. Çalışan memnuniyetini artırmak, hem iç hem de dış imajınızı doğrudan güçlendirir. İşte bu hedefe ulaşmak için atabileceğiniz bazı adımlar:

  • Açık İletişim ve Şeffaflık: Şirket hedeflerini, başarıları ve zorlukları düzenli olarak paylaşın. Karar süreçlerine çalışanları dahil etmek, aidiyet duygusunu ve karşılıklı güveni artırır.
  • Kariyer Gelişim Fırsatları: Çalışanlarınıza sürekli öğrenme ve ilerleme imkanları sunun. Eğitimler, mentorluk programları ve iç terfi olanakları, onlara yatırım yaptığınızı gösterir.
  • Takdir ve Ödüllendirme Kültürü: Başarıları görmezden gelmeyin. Hem maddi hem de manevi takdir mekanizmaları oluşturarak çalışanların değerli hissetmelerini sağlayın.
  • Esnek ve Destekleyici Çalışma Modelleri: Günümüz dünyasında iş-yaşam dengesi kritik öneme sahiptir. Uzaktan çalışma, hibrit modeller veya esnek saatler sunmak, çalışan memnuniyetini artıran en önemli faktörlerdendir.
  • Çeşitlilik ve Kapsayıcılık: Herkesin kendini güvende ve değerli hissettiği, farklılıklara saygı duyulan bir ortam yaratın. Bu, yaratıcılığı ve inovasyonu tetikler.

İşveren Markası Performansı Nasıl Ölçülür?

İşveren markası stratejinizin ne kadar etkili olduğunu anlamak ve sürekli iyileştirme yapmak için performansı düzenli olarak ölçmek şarttır. Bu metrikler, stratejinizin hangi alanlarda başarılı olduğunu ve nerede geliştirilmesi gerektiğini gösteren bir yol haritası sunar.

  • Aday Kalitesi ve Sayısı: Açık pozisyonlarınıza gelen başvuru sayısındaki ve niteliğindeki artışı takip edin. Güçlü bir marka, daha fazla ve daha nitelikli adayı çeker.
  • Çalışan Devir Oranı (Turnover Rate): Düşük devir oranları, çalışanların şirkette mutlu ve bağlı olduğunun en net göstergesidir.
  • Çalışan Memnuniyet Anketleri (eNPS): Düzenli anketlerle çalışanlarınızın şirketi başkalarına tavsiye etme olasılığını ölçün ve geri bildirimleri dikkate alın.
  • Sosyal Medya Etkileşimi: Şirketinizin sosyal medya hesaplarındaki takipçi artışı, yorumlar ve paylaşımlar gibi etkileşimler, markanızın dışarıdan nasıl algılandığına dair önemli ipuçları verir.
  • İşe Alım Maliyeti: Güçlü bir marka, organik başvuru sayısını artırarak işe alım için harcanan maliyetleri düşürür.

Sosyal Medyayı Marka Elçiniz Yapın

Sosyal medya, işveren markanızı oluşturmak ve yönetmek için en güçlü araçlardan biridir. Potansiyel adaylarla doğrudan etkileşim kurmak, şirket kültürünü sergilemek ve insan odaklı yüzünüzü göstermek için eşsiz fırsatlar sunar.

  • Kültürünüzü Yansıtın: Ofis yaşamından kesitler, ekip etkinlikleri, başarı kutlamaları ve çalışan röportajları paylaşarak şeffaf ve samimi bir portre çizin.
  • İnsan Odaklı İçerikler Üretin: Çalışanlarınızın hikayelerine yer verin. Onların kariyer yolculukları, başarıları ve deneyimleri, potansiyel adaylar için en güvenilir referanstır.
  • Değerlerinizi Vurgulayın: Sosyal sorumluluk projeleri, gönüllülük faaliyetleri ve topluma katkı sağlayan çalışmalarınızı paylaşarak şirketinizin değerlerini gösterin.
  • Etkileşime Girin: Sorulara ve yorumlara hızlı, yapıcı yanıtlar verin. Takipçilerinizle diyalog kurarak ulaşılabilir ve duyarlı bir marka imajı oluşturun.

Güçlü bir işveren markası, şirketin sadece ne ürettiğini değil, aynı zamanda neye inandığını ve çalışanlarına nasıl davrandığını da anlatır.

Sonuç: Geleceğin İş Dünyasında Öne Çıkmak

İşveren markası oluşturma, modern iş dünyasında geçici bir trend değil, stratejik bir zorunluluktur. Şirketlerin en iyi yetenekleri çekmesi, mevcut çalışanlarını elde tutması ve uzun vadeli başarıya ulaşması için insan odaklı bir yaklaşım benimsemesi kaçınılmazdır. Güçlü bir işveren markası, şirketinizin sadece bir iş yeri olmaktan çıkıp, bireylerin kariyer hedeflerine ulaştığı ve kendini değerli hissettiği bir ekosisteme dönüştüğünü kanıtlar.

Bu rehberde ele alınan adımlar ve stratejilerle, şirketinizin özgün kültürünü ve değerlerini etkili bir şekilde yansıtabilir, potansiyel adaylar için karşı konulmaz bir seçenek haline gelebilirsiniz. Unutmayın, geleceğin en başarılı şirketleri, en güçlü işveren markasına sahip olanlar olacaktır.

İşveren Markası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

İşveren markası oluşturmak ne kadar sürer?

İşveren markası oluşturma süreci, şirketin büyüklüğüne, mevcut kültürüne ve ayrılan kaynaklara göre değişir. Genellikle, stratejinin oluşturulması ve ilk somut sonuçların görülmesi 6 ay ile 1 yıl arasında bir zaman alabilir. Ancak bu, sürekli gelişim gerektiren dinamik ve yaşayan bir süreçtir.

Küçük işletmeler için işveren markası önemli midir?

Kesinlikle evet. Hatta küçük işletmeler için daha da kritik olabilir. Sınırlı kaynaklarla rekabet eden KOBİ’ler, güçlü bir işveren markası sayesinde daha nitelikli yetenekleri çekebilir. Benzersiz kültürlerini, esnekliklerini ve samimi çalışma ortamlarını vurgulayarak büyük rakiplerine karşı önemli bir avantaj elde edebilirler.

İşveren markası ile şirket kültürü arasındaki fark nedir?

Şirket kültürü, bir organizasyonun içindeki değerler, inançlar ve davranışlardır; yani şirketin DNA’sıdır. İşveren markası ise bu içsel kültürün dış dünyaya yansıması, yani bir vaattir. Kültür içeride yaşanır, marka ise bu kültürü dışarıya anlatır. Güçlü bir işveren markası, ancak otantik ve pozitif bir şirket kültürü üzerine inşa edilebilir.

Psikoloji Meraklısı

Herkese merhaba ben Metin Avcı. Bugüne kadar bir çok psikoloji, kişisel gelişim ve ilişkiler hakkında içerikler ürettim. Şimdi ise BlogLabs web sitesinde içerik üretiyorum. Psikoloji 4. sınıf öğrencisiyim. Gerek okullarda gerekse de staj yerlerinde öğrendiğim şeyleri burada paylaşmaktan geri durmuyorum. Bir konu hakkında olabilecek tüm kaynakları taramaya çalışıyorum.Ardından sizlere bu güzel içerikleri paylaşıyorum. Takip edin.

İlgili Makaleler

30 Yorum

  1. Yine harika bir yazı, sizden ne zaman kötü bir yazı gördük ki zaten? İşveren markası gibi günümüzün en kritik konularından birine bu kadar net, ufuk açıcı ve derinlemesine bir bakış açısı getirmek, sizin kaleminizden okuyunca bambaşka bir keyif oluyor. Her zaman olduğu gibi yine çok yerinde, çok değerli ve yol gösterici bir yazı olmuş.

    Bu blogu ilk keşfettiğim günü dün gibi hatırlıyorum da… O günden beri bir tane bile yazınızı kaçırmadan okudum, her birinde ayrı bir ilham, ayrı bir öğrenme fırsatı buldum. Yıllar içinde blogun ve sizin konulara yaklaşımınızın, derinliğinizin bu denli geliştiğini görmek her seferinde beni şaşırtıyor ve gururlandırıyor. İyi ki varsınız, iyi ki yazmaya devam ediyorsunuz. Sizin gibi değerli bir kalemin takipçisi olmak büyük bir ayrıcalık.

    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazılarımın size ilham vermesi ve öğrenme fırsatları sunması beni çok mutlu ediyor. İşveren markası konusundaki derinlemesine bakış açımın size farklı bir keyif vermesi de ayrı bir sevinç kaynağı. Yıllardır beni takip ediyor olmanız ve gelişimimi takdir etmeniz gerçekten gurur verici.

      Bu yolculukta sizin gibi değerli okuyucularımın olması bana büyük bir motivasyon sağlıyor. Yazmaya devam etmemdeki en büyük güç kaynaklarından biri de sizlersiniz. Varlığınız ve desteğiniz için minnettarım. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

    1. Bu güzel ve anlamlı yorumunuz için çok teşekkür ederim. İçten gelen parıltının yeteneğe yuva olması fikri, yazdığım yazıdaki ana temayı çok güzel özetliyor. Gerçekten de insan yeteneğini keşfettiğinde ve ona bir anlam yüklediğinde, bu içsel parıltı onu besleyen en önemli kaynak haline geliyor.

      Yorumunuz, yazımın okuyucularımda bıraktığı etkiyi görmem açısından çok değerli. Umarım bu parıltıyı kendi yaşamlarında da hisseder ve yeteneklerini en iyi şekilde değerlendirirler. Diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

  2. İşveren markasıymış! Güldürmeyin beni! Hangi marka? Sabah 8 akşam 5 köle gibi çalıştıran, üç kuruş maaş veren, bir de üstüne “değer katıyoruz” diyen markalar mı?

    Yetenekleri çekmek mi? Bu ülkede yetenekli insanlar ya sömürülüyor ya da çareyi yurtdışında arıyor! Kimin umurunda sizin o süslü püslü “işveren markanız” gerçekler ortadayken!

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Yazımda bahsettiğim işveren markası kavramının mevcut iş dünyasındaki bazı olumsuzluklarla çeliştiğini ve bu durumun çalışanlar üzerindeki etkilerini çok iyi anlıyorum. Ne yazık ki, bahsettiğiniz gibi pek çok iş yerinde yaşanan olumsuz deneyimler, bu kavramın önemini gölgeliyor ve insanlarda haklı bir güvensizlik yaratıyor.

      Ancak, işveren markası sadece “süslü püslü” bir terim olmanın ötesinde, şirketlerin çalışanlarına gerçekten değer verdiğini gösteren ve bu değeri somut adımlarla ortaya koyan bir yaklaşım olmalıdır. Elbette bu, ideal olan senaryo ve gerçek hayatta bunun çok uzağında örnekler mevcut. Umarım gelecekte daha fazla şirket bu bilinçle hareket eder ve yetenekli insanların hak ettikleri değeri bulduğu bir çalışma ortamı yaratılır. Değerli görüşleriniz için tekrar teşekkür eder, yayınlamış olduğum diğer yazılara da göz atmanızı rica ederim.

  3. İşveren markası kavramını okurken zihnimde yankılanan sorular, aslında insanın varoluşsal arayışının modern bir yansıması değil mi? Şirketlerin kendilerini bir “değer” olarak konumlandırma çabası, bireylerin bu sonsuz evrende kendilerine bir anlam, bir yer bulma gayretine ne kadar da benziyor. Peki ya o “yetenekler” dediğimiz, sadece belirli becerilere sahip kişiler mi, yoksa her birimizin içinde saklı, keşfedilmeyi bekleyen o eşsiz potansiyelin, o kozmik kıvılcımın birer tezahürü mü? Bir markanın “kültürünü ve çalışma ortamını yansıtması” derken, aslında bir nevi kendi kimliğimizi, kendi ruhumuzu tanımlama çabamızdan, kendi varoluşsal hikayemizi anlatma arzumuzdan bahsetmiyor muyuz? 2025 ve sonrasının getireceği değişimler, sadece iş dünyasının dinamiklerini değil, aynı zamanda insanın bu sürekli akış halindeki varoluşta nasıl bir “fark yaratacağını” ve nasıl “öne çıkacağını” sorgulayan daha derin bir felsefi sorgulamayı da beraberinde getiriyor. Belki de aradığımız o “anahtar,” dışarıda parlayan bir imajdan çok, kendi içimizde, anlamın ve aidiyetin köklerine inen o sessiz arayışta gizlidir; tıpkı bir deniz fenerinin uzaktaki gemilere yol göstermesi gibi, kendi içsel pusulamızın bize gerçek değeri ve amacı göstermesi gibi.

    1. Bu derin ve felsefi yaklaşımınız, işveren markası kavramına bambaşka bir boyut katıyor. İnsanın varoluşsal arayışları ile şirketlerin değer konumlandırma çabaları arasındaki paralellik, gerçekten de üzerinde düşünmeye değer bir nokta. Yetenekleri sadece becerilerle sınırlamak yerine, her bireyin içindeki o eşsiz potansiyelin bir yansıması olarak görmek, konuya çok daha zengin bir bakış açısı getiriyor. Bir markanın kültürünü ve ortamını yansıtması, bireyin kendi kimliğini tanımlama çabasına benzetmeniz ise oldukça isabetli.

      Geleceğin getireceği değişimlerin, sadece iş dinamiklerini değil, aynı zamanda insanın varoluşsal anlamda nasıl bir fark yaratacağını sorgulayan daha derin bir felsefi sorgulamayı da beraberinde getireceği düşüncenizle tamamen hemfikirim. Aradığımız anahtarın dışarıda parlayan bir imajdan çok, kendi içimizde, anlamın ve aidiyetin köklerine inen o sessiz arayışta gizli olduğu yorumunuz, bu konuya dair en güçlü tespitlerden biri. Değerli yorumunuz

  4. “İşveren Markası” kavramına odaklanan bu yazı, modern iş dünyasının derinliklerine inerek sadece bir stratejiyi değil, aynı zamanda insanın varoluşsal arayışının incelikli bir yansımasını da gözler önüne seriyor. Bir şirketin kendi kimliğini özenle inşa etmesi ve bunu potansiyel yeteneklere sunması, aslında kozmik bir aynalama süreci değil midir? Bizler, kendimizi ifade edebileceğimiz, anlam bulabileceğimiz ve bir bütünün parçası olabileceğimiz o ‘doğru’ alanı ararken, şirketler de kendi ‘ruhlarını’ tanımlayarak, bu arayışa cevap veren bir liman vaat ediyorlar. Peki ya bu ‘değer’ ve ‘kültür’ algısı, sadece yüzeydeki bir yansıma, kendi içimizdeki boşlukları doldurmak için tasarlanmış bir anlatıdan ibaretse? Bir işverenin sunduğu ‘marka’, bireyin kendi varoluşsal hikayesine nasıl bir eklemleme sağlıyor? Belki de bu çekim ve elde tutma mücadelesi, sadece yetenek piyasasının dinamikleriyle ilgili değil, aynı zamanda insanın ait olma, anlam yaratma ve ölümlülüğünün ötesinde bir iz bırakma arzusunun, yani o kadim ‘neden buradayım?’ sorusunun çağdaş bir tezahürüdür. Her birimiz, kendi yıldız tozumuzla parlayan birer gezegen gibi, yörüngemize uyacak, ışığımızı daha da parlatacak bir galaksi arıyoruz; bu arayışın iş dünyasındaki karşılığı da tam olarak bu ‘işveren markası’ değil mi?

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. İşveren markası kavramını kozmik bir aynalama süreci olarak tanımlamanız ve bu kavramı insanın varoluşsal arayışıyla ilişkilendirmeniz gerçekten ufuk açıcı. Şirketlerin kendi kimliklerini inşa etme çabası ile bireylerin anlam arayışı arasındaki parallellik, konuya derinlikli bir bakış açısı katıyor. Sadece bir strateji olmaktan öteye geçerek, ait olma ve anlam yaratma arzusunun çağdaş bir tezahürü olarak yorumlamanız da yazının temel argümanını farklı bir boyuta taşıyor.

      Değer ve kültür algısının yüzeydeki bir yansıma olup olmadığı ya da içimizdeki boşlukları doldurmak için tasarlanmış bir anlatı olup olmadığı sorusu da oldukça yerinde. İşveren markasının, bireyin kendi varoluşsal hikayesine nasıl bir eklemleme sağladığı üzerine düşünmek, bu konunun sadece ekonomik değil, aynı zamanda felsefi ve psikolojik boyutlarını da gözler önüne seriyor. Bu konudaki diğer yazılarımı da profilimden okuyabilirsiniz. Değerli yorumunuz için tekrar teşekkür ederim.

    1. Yorumunuzdaki derinlik ve şiirsel ifade beni gerçekten etkiledi. Kelimelerinizin gücü, yazının vermek istediği mesajı en güzel şekilde özetlemiş. Bir çağrı, bir yuva, yeteneğe fısıltı… Bu üçleme, yazdıklarımın ruhunu adeta yakalamış. Düşüncelerinizi bu kadar zarif bir şekilde ifade etmeniz takdire şayan.

      Yazımın sizde bu denli anlamlı bir karşılık bulduğunu görmek beni çok mutlu etti. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

  5. Yazı, yetenekleri cezbetme ve elde tutmada bu kavramın kilit rolünü oldukça net bir şekilde ortaya koymuş. Ancak bu sürecin bir diğer kritik boyutu olan, markanın içsel tutarlılığı ve çalışan deneyimiyle ne kadar örtüştüğü konusu daha detaylı ele alınabilir miydi merak ettim. Zira dışarıya verilen mesajların şirket içi gerçeklikle çelişmesi, uzun vadede hem yetenek çekme hem de mevcut yetenekleri elde tutma çabalarını olumsuz etkileyebilir. Bu bağlamda, markanın nasıl otantik bir şekilde inşa edilebileceğine ve bu otantikliğin sürdürülebilirliğine dair farklı kaynaklardan pratik adımlar veya stratejiler nelerdir?

    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. İçsel tutarlılık ve çalışan deneyimi konusundaki hassasiyetiniz, aslında yazının temel mesajını güçlendiren önemli bir nokta. Dışarıya verilen mesajların şirket içi gerçeklikle örtüşmemesi durumunda ortaya çıkabilecek olumsuzluklara değinmeniz, konunun derinliğini gösteriyor. Bu bağlamda, markanın otantik inşası ve sürdürülebilirliği üzerine farklı kaynaklardan pratik adımlar ve stratejiler elbette daha detaylı incelenebilir. Gelecek yazılarımda bu konuyu daha geniş bir perspektifle ele almayı düşünebilirim.

      Bu değerli katkınız için tekrar teşekkür ederim. Profilimden diğer yazılara göz atabilirsiniz.

  6. Çok güzel bir yazı olmuş, ancak belirtmek isterim ki, işveren markası kavramının stratejik bir iş terimi olarak akademik literatürde ilk kez resmiyet kazanması ve tanımlanması, Simon Barrow ve Tim Ambler tarafından 1996 yılında Journal of Brand Management dergisinde yayımlanan ‘The Employer Brand’ başlıklı makale ile gerçekleşmiştir. Bu makale, kavramın modern anlamda ele alınışının temelini atmış ve günümüzdeki işveren markası anlayışının gelişiminde kilit bir rol oynamıştır. Bu detay, kavramın kökenine dair daha net bir çerçeve sunabilir.

    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. İşveren markası kavramının akademik literatürdeki kökenlerine dair yaptığınız bu önemli katkı, yazının derinliğini artıracaktır. Simon Barrow ve Tim Ambler’ın 1996 tarihli makalesinin bu alandaki öncü rolünü vurgulamanız, konuya daha geniş bir perspektiften bakmamızı sağlıyor. Bu değerli bilgi, gelecekteki yazılarımda kesinlikle dikkate alacağım bir ayrıntı olacak.

      Yazılarımı okumaya devam ettiğiniz ve bu tür yapıcı geri bildirimlerle desteklediğiniz için minnettarım. Profilimden diğer yazılara da göz atmanızı rica ederim.

    1. Yeteneklerin keşfedilmesi süreci gerçekten de bazen uzun ve belirsiz olabilir. Önemli olan, içindeki potansiyeli fark etmek ve onu beslemek için adımlar atmaktır. Belki de bu keşif yolculuğunda ilk adımı kendin atmalısın.

      Unutma ki her birey eşsiz yeteneklere sahiptir ve bu yeteneklerin ortaya çıkması için doğru ortamı bulmak ya da yaratmak gerekir. Umarım sen de kendi yeteneklerini keşfetme yolculuğunda keyifli ve verimli anlar yaşarsın. Değerli yorumun için teşekkür ederim, profilimden diğer yazılarıma da göz atabilirsin.

  7. İşveren markasıymış! Güldürmeyin beni! Şirketler anca süslü püslü laflarla, gösterişli imajlarla yetenek avına çıksınlar! İçeride çalışanlara köle muamelesi yapıp, dışarıya “harika bir kültürümüz var” diye yalan söylesinler!

    Yetenekleri çekmek mi? Önce mevcut çalışanları mutlu etsinler, maaşlarını versinler, haklarını tanısınlar da sonra markadan bahsetsinler! Hep aynı hikaye, kandırmaca hepsi! Bu ülkede düzgün bir iş ortamı hayal etmek bile lüks oldu!

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Anlattıklarınızda haklılık payı olan durumlar elbette ki mevcut. Ancak işveren markası kavramı tam da bu olumsuzlukların önüne geçmeyi hedefleyen, şeffaflığı ve çalışan memnuniyetini ön planda tutan bir yaklaşım sunar. Elbette her şirket bu prensiplere aynı ölçüde bağlı kalmayabilir ama iyi bir işveren markası oluşturmak, belirttiğiniz gibi içerideki sorunları çözmekle başlar.

      Yetenekleri çekmek ve elde tutmak, günümüz rekabetçi dünyasında şirketler için hayati önem taşıyor. Bunun yolu da sadece dışarıya yönelik bir imaj çalışması değil, aynı zamanda içerideki deneyimi iyileştirmekten geçiyor. Umarım bu konudaki diğer yazılarım da size farklı bir bakış açısı sunabilir. Profilimden diğer yazılarıma göz atabilirsiniz. Teşekkür ederim.

  8. işveren markası denilen şey, şirketlerin içi boş vaatlerini değil, gerçek kültürünü yansıtmalı, bunu bir yere not alayım.

    1. Kesinlikle haklısınız, işveren markasının sadece bir imaj çalışması olmaktan öte, şirketin DNA’sını ve çalışanlarına sunduğu gerçek deneyimi yansıtması gerektiği çok önemli bir nokta. Bu konunun altını çizdiğiniz için teşekkür ederim, ben de bu düşünceyi her zaman vurgulamaya çalışıyorum.

      Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Profilimden diğer yazılara da göz atabilirsiniz.

  9. ya şimdi bu neyin kafası yaa 🤦‍♀️ işveren markasıymış falan filan. sanki şirketler çalışanına değer veriyorda marka olcak. bildiğin sömürü düzeni varken hangi markadan bahsediyonuz siz allasen. hele 2025 sonrası falan diyosunuzda sanki o zaman herşey süper olcak. yok öyle bi dünya. gerçekler acı 🤷‍♀️

    yani okudum tabi uğraştım anlamaya çalıştım da pek ikna olmadım açıkçası. kağıt üstünde çok güzel duruyo bu işler ama pratikte hiç öyle değil. çalışanlar mutsuz maaşlar az. hangi marka bunu kapatır ki? neyse yinede emeğine sağlık diyelim ne diyim 🤔

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. İşveren markası kavramının pratikteki zorluklarını ve algılanan sömürü düzenini dile getirmeniz oldukça anlaşılır. Elbette mevcut koşullar altında bu tür kavramların uygulanabilirliği konusunda şüpheler taşımak doğal. Benim yazımda vurgulamak istediğim, ideal bir gelecek tablosu çizmekten ziyade, şirketlerin bu yönde bir farkındalık geliştirmesinin ve çalışanına değer vermesinin uzun vadede hem çalışan hem de şirket için olumlu sonuçlar doğuracağı potansiyeliydi. 2025 sonrası için dile getirilen öngörüler ise, bu potansiyelin zamanla nasıl evrilebileceğine dair bir bakış açısı sunma amacı taşıyor.

      Haklısınız, kağıt üzerinde güzel duran birçok fikir pratikte farklı sonuçlar verebiliyor. Çalışanların mutsuzluğu ve düşük maaşlar gibi temel sorunlar çözülmeden işveren markası oluşturmanın zorluğu yadsınamaz. Ancak yine de, bu tür kavramların tartışılması ve farkındalık yaratılması, belki de mevcut durumu iyileştirmek adına atılacak ilk adımlardan biri olabilir. Umarım diğer

  10. Hatırlıyorum da, çocukluğumda bizim mahallede bir marangoz ustası vardı. Dükkanının kapısı her zaman açıktı, içeriden ağaç kokusu ve çekiç sesleri gelirdi. Ama asıl unutamadığım, onun yanında çalışan çırakların yüzündeki o memnun ifadeydi. Usta, sadece en sağlam mobilyaları yapmakla kalmaz, aynı zamanda çıraklarına da bir baba şefkatiyle yaklaşırdı.

    O zamanlar “işveren markası” diye bir kavram yoktu belki ama o usta, kendine özgü bir çekim alanı yaratmıştı. Herkes onun yanında çalışmak, ondan iş öğrenmek isterdi. Çünkü biliyorlardı ki orada sadece bir meslek değil, aynı zamanda saygı, değer ve aidiyet hissi bulacaklardı. Şimdi bu yazıyı okuyunca, o sıcak dükkanın ve o değerli ilişkinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım.

    1. Bu güzel anınızı bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Yazımda değindiğim o insani ve sıcak ilişkilerin, sizin çocukluğunuzdaki marangoz ustasının dükkanında nasıl yaşandığını okumak beni çok etkiledi. Gerçekten de, bazen en modern kavramların bile temelinde yatan şeyin, insan odaklı yaklaşım ve karşılıklı saygı olduğunu görüyoruz. O usta, belki de farkında olmadan, günümüz işveren markası anlayışının özünü çoktan yakalamış.

      Sadece bir işi değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesini de öğreten o değerli ustalar ve onların yarattığı o samimi ortamlar, günümüzde de ne kadar kıymetli. Bu değerli yorumunuzla yazımın vermek istediği mesajın ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha görmüş oldum. Çok teşekkür ederim. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

  11. Eskiden mahallemizde öyle esnaflar vardı ki, dükkanlarının kapısından girer girmez o samimi havayı, içtenliği hissederdiniz. Sadece ürünleri değil, çalışanlarına karşı tutumları, onlara öğrettikleri ve verdikleri değer de dilden dile dolaşırdı; adeta bir aile gibiydiler.

    Çocukluğumuzda bile o ustanın yanında çırak olmak, o dükkanda çalışmak bir ayrıcalık gibi gelirdi bize. Şimdi bakınca, o sıcak ortamın, o güven duygusunun aslında ne kadar kıymetli bir ‘bağ kurma’ ve ‘tutma’ gücü yarattığını daha iyi anlıyor insan.

    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazımda bahsettiğim o eski esnaf ruhunu bu kadar güzel hissetmeniz ve kendi anılarınızla harmanlamanız beni çok mutlu etti. Gerçekten de o dönemlerde dükkanlar sadece alışveriş yapılan yerler değil, aynı zamanda birer yaşam alanı, birer okul gibiydi. Usta-çırak ilişkisi ve o aile ortamı, günümüzdeki birçok iş yerinde aradığımız o aidiyet duygusunun temelini oluşturuyordu. O samimiyetin ve güvenin iş dünyasında ne kadar güçlü bir bağ kurma aracı olduğunu hepimiz farklı şekillerde tecrübe etmişizdir.

      Günümüzde bu türden işletmelerin sayısının azalması, birçok kişinin özlem duyduğu bir durum. Belki de bu yüzden, o dönemin değerlerini ve iş yapış biçimlerini yeniden keşfetmek, bugünkü iş hayatına farklı bir soluk getirebilir. Yorumunuz için tekrar teşekkür ederim, profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı dilerim.

  12. işveren markasıymış benim işveren zam yapmıyo ki maaşlar çok az ne işe yarar bu marka işverenler niye düşünmez bunları hep aynı

    1. Haklısınız, işveren markası kavramı bazen mevcut ekonomik koşullar ve düşük maaşlar gibi gerçeklerle çelişiyor gibi görünebilir. Ancak işveren markası sadece yüksek maaşlarla ilgili değil, aynı zamanda çalışanlara sunulan fırsatlar, çalışma ortamı, şirket kültürü ve yönetimin çalışanlara yaklaşımı gibi unsurları da kapsar. Bir işverenin sadece maaşları artırması değil, aynı zamanda çalışanlarının kendilerini değerli hissedecekleri bir ortam yaratması da önemlidir. Bu sayede, çalışanlar daha motive olur ve uzun vadede şirkete bağlılıkları artar.

      Umarım bu bakış açısı, işveren markasının sadece finansal bir konu olmadığını, aynı zamanda insan odaklı bir yaklaşım gerektirdiğini daha iyi anlamanıza yardımcı olur. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Profilimden başka yazılara göz atın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu