Felsefe

Eski Türklerde Maniheizm ve Budizm: İnançların İzinde Bir Yolculuk

Eski Türklerin inanç dünyası, göçebe yaşam tarzlarının ve farklı kültürlerle etkileşimlerinin bir yansıması olarak oldukça çeşitli ve zengindi. Şamanizm’in köklü geleneklerinin yanı sıra, Maniheizm ve Budizm gibi farklı inanç sistemleri de Türkler arasında yayılarak önemli izler bırakmıştır. Bu inançlar, Türklerin hayat felsefesini, sanatını ve devlet yönetimini derinden etkilemiştir.

Bu makalede, Uygurlar özelinde Maniheizm ve Budizm’in eski Türklerdeki yayılışını, bu inançların temel özelliklerini ve Türk kültürüne etkilerini inceleyeceğiz. Maniheizm’in evrensel din arayışındaki rolünü ve Budizm’in insanlığın kurtuluşuna odaklanan öğretisini, Türklerin bu inançları benimseme süreçlerini ve bu inançların Türk toplumunda yarattığı dönüşümleri ele alacağız. Ayrıca, bu inançların Türk cihan hakimiyeti anlayışıyla nasıl bir etkileşim içinde olduğunu ve bu etkileşimin sonuçlarını da değerlendireceğiz.

Uygurların Maniheizm’i Benimsemesi: Bir Dönüm Noktası

Eski Türklerde Maniheizm ve Budizm: İnançların İzinde Bir Yolculuk

Uygurlar, Göktürk Devleti’nin zayıflamasıyla 744 yılında bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra, yaklaşık 20 yıl içinde Maniheizm’i resmi din olarak kabul etmişlerdir. Bu karar, Uygur devletinin tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Peki, Uygurları Maniheizm’i benimsemeye iten faktörler nelerdi?

  • Soğd etkisi: Uygurlar, uzun yıllar boyunca Maniheist olan Soğdlarla bir arada yaşamışlardır. Bu kültürel etkileşim, Maniheizm’in Uygurlar arasında tanınmasına ve yayılmasına zemin hazırlamıştır.
  • Evrensel bir inanç arayışı: Uygurlar, Çin etkisi altında olmayan ve yerleşik yaşamı teşvik eden evrensel bir inanç arayışındaydılar. Maniheizm, bu arayışlarına cevap veren bir seçenek olarak öne çıkmıştır.
  • Bögü Kağan’ın kararı: 763 yılında, Çin seferlerinin ardından Bögü Kağan, Mani rahiplerle yaptığı görüşmeler sonucunda Maniheizm’i kabul etmiş ve resmi din olarak ilan etmiştir.

Maniheizm’in Uygurlar tarafından kabulü, devletin siyasi ve kültürel yapısında önemli değişikliklere yol açmıştır. Maniheist tapınaklar inşa edilmiş, Maniheist eserler Uygurcaya çevrilmiş ve Maniheizm, Uygur sanatının ve edebiyatının önemli bir parçası haline gelmiştir.

Maniheizm’in Temel İlkeleri ve Türklerin Yaşam Tarzıyla İlişkisi

Maniheizm, Mani tarafından 3. yüzyılda Babil’de kurulmuş, senkretik (farklı inançları bir araya getiren) bir dindir. Maniheizm’in temelinde, ışık ve karanlık arasındaki mücadele yer alır. Evren, iyi ve kötü güçlerin sürekli çatışma halinde olduğu bir arena olarak kabul edilir. İnsan ruhu da, ışık ve karanlık unsurlarının bir karışımından oluşur ve amaç, ruhu karanlıktan kurtararak ışığa yükseltmektir.

Maniheizm, katı bir ahlak anlayışını benimser. İnananların yalan söylememesi, canlılara zarar vermemesi, et yememesi, içki içmemesi, evlenmemesi ve dünyevi zevklere önem vermemesi beklenir. Ayrıca, Maniheistler, içinde ışık bulundurduğuna inanılan hiçbir şeye zarar vermemeye özen gösterirler. Bu nedenle, su ile yıkanmak bile hoş karşılanmaz.

Türklerin göçebe yaşam tarzı ve doğayla iç içe olmaları, Maniheizm’in maddi dünyadan uzaklaşılması gerektiği anlayışıyla tam olarak örtüşmemekteydi. Ancak, Maniheizm’in evrenselci yapısı ve yerleşik hayata teşvik etmesi, Uygurlar için cazip bir seçenek olmuştur.

Maniheizm’in Doğu ve Batı Ayrımı: Uygurların Seçimi

Maniheizm, yayıldığı coğrafyalara göre farklı yorumlara tabi tutulmuştur. Araştırmacılar, Maniheizm’i genel olarak Doğu ve Batı Maniheizmi olarak ikiye ayırırlar. Doğu Maniheizmi, daha çok Orta Asya ve Çin’de yayılmış olup, Budizm ve diğer yerel inançlarla etkileşim içinde gelişmiştir. Batı Maniheizmi ise, Roma İmparatorluğu ve Kuzey Afrika’da yayılmış olup, Hristiyanlık ve diğer batı inançlarıyla etkileşim içinde gelişmiştir.

Uygurlar, Doğu Maniheizmi’ni benimsemişlerdir. Bu seçimlerinde, yaşadıkları coğrafyanın ve kültürel etkileşimlerinin rolü büyüktür. Doğu Maniheizmi, Budizm’le olan yakınlığı sayesinde, Uygur toplumunda daha kolay kabul görmüştür.

Budizm’in Türk Dünyasına Girişi ve Uygurlardaki Yansımaları

Budizm, M.Ö. 6. yüzyılda Hindistan’da Şakyamuni Buda tarafından kurulmuş, insanlığın kurtuluşunu hedefleyen bir öğretidir. Budizm, Brahmanizm ve Hinduizm’in baskın olduğu dönemlerde, Brahmanların dünyevi işlere çok odaklanmasına ve ayin kazancını ön plana koymalarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Buda, zengin ve rahat bir yaşamı terk ederek aydınlanma yolculuğuna çıkmış ve çileci bir hayat tarzını benimsemiştir.

Budizm’in Türklerle olan ilk temasları, Hun dönemlerine kadar uzanmaktadır. Ancak, Budizm’in bir devlet dini olarak kabulü, Tabgaçlar döneminde gerçekleşmiştir. Göktürk Devleti’nde ise, Budizm’in kabulü konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar, Göktürklerin Budizm’i reddettiğini savunurken, bazıları ise Göktürk Kağan’ının Budist hizmetlilerinin olduğunu ve Göktürk kentlerinde Budist tapınaklarının bulunduğunu belirtmektedir. Hatta Taspar Kağan’ın, Budist el kitabı olan Nirvanasutra’yı Türkçeye çevirttiği bilinmektedir.

Budizm’in Türkler üzerindeki etkisi, sadece dini bir inanç sistemi olarak kalmamış, aynı zamanda düşünce yapısını, ahlaki değerlerini ve sanatsal ifadelerini de şekillendirmiştir. Budizm’in öğretileri, Türklerin hoşgörü, merhamet ve bilgelik gibi erdemlere verdiği önemi artırmıştır.

Uygurlara geldiğimizde ise, Budizm’in Maniheizm’le benzer bir şekilde Soğdlar tarafından halka yayıldığı görülmektedir. Öyle ki, dönemin bazı eserleri incelendiğinde, bu eserlerin Budizm’e mi yoksa Maniheizm’e mi ait olduğu tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu durum, Budizm ve Maniheizm’in Uygur toplumunda ne kadar iç içe geçtiğinin bir göstergesidir.

Budizm’in Temel İlkeleri ve Türk Ahlak Anlayışıyla İlişkisi

Budizm, evrensel değerlere büyük önem verir. İnananların herhangi bir canlıyı incitmemesi, hırsızlık yapmaması, zinadan kaçınması, yalan söyleyip dedikodu yapmaması, küfretmemesi ve boş ve lüzumsuz konuşmaması beklenir. Ayrıca, Budizm’de merhamet kavramı özellikle vurgulanmıştır ve vatan için de olsa savaşmak hoş görülmez.

Budizm’in bu evrensel ahlak anlayışı, Türklerin geleneksel ahlak anlayışıyla büyük ölçüde örtüşmektedir. Türkler de, dürüstlük, adalet, yardımseverlik ve misafirperverlik gibi değerlere büyük önem vermişlerdir. Bu nedenle, Budizm’in Türk toplumunda kabul görmesi ve yayılması kolay olmuştur.

Budizm’in ve Maniheizm’in Türk Cihan Hakimiyeti Anlayışına Etkisi

Maniheizm ve Budizm’in yapısı, Türk cihan hakimiyeti kavramıyla tam olarak örtüşmemektedir. Bu durum, geçmişte ve günümüzde araştırmacıların dikkatini çekmiş ve Uygurları eleştirmelerine neden olmuştur. Örneğin, Cahız, Türklerin Budizm’i benimsemesiyle savaşlarda mağlup olmaya başladığını iddia etmiştir. Cahız’a göre, Budizm insanları dünyadan el-etek çektirmekte ve yumuşaklık telkin etmekte, bu da Türklerin kahramanlık duygularını söndürmektedir.

Ancak, durum sadece bundan ibaret değildir. Savaşçılık özelliklerini geride bırakan Uygurlar, yüksek bir medeniyet kurarak kültürel anlamda büyük ilerleme kaydetmişlerdir. Maniheist ve Budist eserlerin Uygur lehçesine çevrilmesiyle zengin bir dini edebiyat geliştirmişlerdir. Göktürk alfabesiyle yazılmış Irk Bitig, Uygur alfabesiyle yazılmış Huastuanift, Beş-Balıklı, Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek bu durumun önemli bir göstergesidir. Ayrıca, arkeolojik kazılarda ele geçirilen duvar resimleri ve heykeller, Uygurların sahip olduğu yüksek medeniyetin işaretleridir.

Maniheizm ve Budizm’in Türk cihan hakimiyeti anlayışıyla tam olarak örtüşmemesi, Türklerin savaşçılık özelliklerini kaybetmesine neden olmuş olabilir. Ancak, bu durum aynı zamanda Türklerin kültürel ve sanatsal alanda büyük ilerleme kaydetmesine de zemin hazırlamıştır.

İnançların Mirası: Uygurların Kültürel Zenginliği

Eski Türklerde Maniheizm ve Budizm’in yayılması, Türk kültüründe derin izler bırakmıştır. Bu inançlar, Türklerin hayat felsefesini, ahlak anlayışını, sanatını ve edebiyatını derinden etkilemiştir. Uygurlar, Maniheizm ve Budizm’i benimseyerek yüksek bir medeniyet kurmuş ve bu medeniyetin izleri günümüze kadar ulaşmıştır.

Bu inançların etkisiyle Uygurlar, savaşçılıktan ziyade kültürel gelişime odaklanmışlardır. Maniheist ve Budist metinlerin çevirileriyle zengin bir dini literatür oluşturmuşlar, mimari, resim ve heykel gibi sanatsal alanlarda önemli eserler ortaya koymuşlardır. Uygur sanatı, Budist ve Maniheist motiflerle zenginleşmiş, Türk kültürünün özgün bir parçası haline gelmiştir.

Düşünce Ufukları

Eski Türklerde Maniheizm ve Budizm’in izleri, inanç ve kültür etkileşiminin karmaşıklığını gözler önüne seriyor. Bu etkileşim, Türklerin dünya görüşünü genişletmiş, kültürel zenginliklerini artırmış ve gelecek nesillere aktarılacak değerli bir miras bırakmıştır.

Bu inançların Türk toplumundaki yansımaları, farklı kültürlerle etkileşim içinde olmanın, yeni düşüncelere açık olmanın ve hoşgörüyü benimsemenin önemini bir kez daha hatırlatıyor. Geçmişten günümüze uzanan bu felsefi yolculuk, düşünce ufkumuzu genişletmeye ve farklı bakış açılarını anlamaya davet ediyor.

Neslihan Avşar

Ben Neslihan Avşar. Marmara Üniversitesi İngilizce bölümüne ilk 1000 öğrenci arasından girerek başladığım akademik serüvenim, beni felsefe alanında uzmanlaşmaya yöneltti. Dil ve eleştirel düşünme üzerine kurulu temelim, felsefi metinleri ve kavramları daha derinlemesine incelememe olanak tanıyor. Şimdi tüm odağım, felsefe alanındaki akademik çalışmalarımda ve bu alandaki bilgi birikimimi artırmakta.Bloglabs.net için yazdığım her makalede, felsefenin karmaşık gibi görünen dünyasını sizler için daha anlaşılır ve ulaşılabilir kılmayı hedefliyorum. Temel felsefi problemlerden güncel etik tartışmalara kadar geniş bir yelpazede, düşündürücü ve sorgulayıcı içerikler sunarak felsefeye olan ilginizi canlı tutmayı umuyorum.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu