Hikaye

Epik Tiyatro Nedir? Özellikleri ve Önemli Yazarları

Tiyatro, insanlık tarihinin en eski sanat dallarından biri olarak, hem eğlence sunmuş hem de toplumsal meseleleri sorgulatmıştır. 20. yüzyılın ilk yarısında, Alman oyun yazarı Bertolt Brecht’in öncülüğünde ortaya çıkan epik tiyatro, geleneksel dramatik yapıyı reddederek izleyiciyi eleştirel bir konuma yerleştirmiştir. Bu yaklaşım, seyircinin duygusal olarak olaylara kapılmak yerine, sahnedeki temaları rasyonel bir gözle incelemesini sağlar. Epik tiyatro nedir sorusuna yanıt ararken, bu türün tarihsel kökenlerini, temel özelliklerini ve önde gelen yazarlarını detaylıca ele alacağız.

Bu yazıda, epik tiyatronun doğuşunu, yabancılaştırma tekniğinin rolünü, ana özelliklerini ve Türk edebiyatındaki yansımalarını inceleyeceğiz. Ayrıca, Brecht’in eserleri gibi ikonik örnekler üzerinden bu tiyatro türünün günümüzdeki etkisini tartışacağız. Eğer tiyatro sever biriyseniz, epik tiyatronun nasıl bir devrim yarattığını keşfetmek ilginizi çekecek.

Epik Tiyatro Nedir?

Epik tiyatro, izleyiciyi hikâyenin içine çekmek yerine, olayları objektif bir şekilde değerlendirmeye yönelten yenilikçi bir tiyatro biçimidir. Bertolt Brecht tarafından sistematik hale getirilen bu tür, epik tiyatro nedir aramalarında sıkça merak edilen bir kavramdır. Temel amacı, seyirciyi pasif bir izleyiciden ziyade aktif bir düşünür haline getirmektir. Bu sayede, sahnelenen olayların arkasındaki sosyal, politik ve ekonomik gerçekler sorgulanır.

Epik tiyatroda, duygusal özdeşleşme engellenir; bunun yerine entelektüel bir mesafe korunur. Brecht’in “yabancılaştırma efekti” (Verfremdungseffekt), izleyiciye “Bu sadece bir oyun” hatırlatması yaparak, gerçek hayattaki sorunlara odaklanmayı sağlar. Bu teknik, epik tiyatronun temel taşıdır ve izleyiciyi toplumsal değişim için motive eder.

Epik Tiyatronun Tarihi Gelişimi

Epik tiyatronun kökenleri, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki Avrupa’daki politik çalkantılara dayanır. Bertolt Brecht, 1898 doğumlu bir Alman olarak, I. Dünya Savaşı’nın travmalarını ve Weimar Cumhuriyeti’nin kaosunu eserlerine yansıtmıştır. 1920’lerde, geleneksel Aristotelesçi tiyatroya karşı çıkarak, epik bir model geliştirdi. Bu model, Çin ve Japon tiyatrosu gibi Doğu geleneklerinden de ilham aldı.

1933’te Nazi rejiminin yükselişiyle Brecht sürgüne gitti ve ABD ile Finlandiya’da çalıştı. Savaş sonrası 1949’da Doğu Almanya’ya dönerek Berliner Ensemble’u kurdu. Bu topluluk, epik tiyatroyu uluslararası bir harekete dönüştürdü. Epik tiyatronun tarihi, sınıf mücadeleleri ve kapitalizm eleştirisiyle iç içedir; örneğin, Brecht’in eserleri II. Dünya Savaşı’nın yıkımını ele alır.

İlk Epik Tiyatro Eserleri

Brecht’in epik tiyatro yolculuğu, 1920’lerin başında başladı. İlk önemli eseri “Baal” (1918-1922), geleneksel dramayı kıran unsurlarla doluydu. Ancak “Üç Kuruşluk Opera” (1928), epik tiyatronun dönüm noktasıdır. Bu müzikal oyun, yoksulluk ve suç temalarını ironik bir dille işler, izleyiciyi kapitalizmin eleştirisine iter.

Brecht’in diğer erken çalışmaları, “İyi İnsan Çin’den” (1939) gibi eserler, yabancılaştırma efektini mükemmelleştirdi. Bu dönemde, politik tiyatro grupları epik unsurları benimseyerek, işçi sınıfı için propaganda araçları haline getirdi.

Epik Tiyatro’nun II. Dünya Savaşı Sonrası Etkisi

Savaş sonrası dönemde, epik tiyatro Avrupa’da hızla yayıldı. Brecht’in Berliner Ensemble’u, eserlerini sahneleyerek standartlar belirledi. Soğuk Savaş yıllarında, Batı’da anti-kapitalist bir araç olarak görüldü. Doğu Bloku’nda ise resmi ideolojiyle uyumlu hale getirildi.

1960’larda, öğrenci hareketleri epik tiyatroyu protesto sanatı olarak kullandı. Günümüzde, iklim değişikliği gibi küresel sorunlar epik tiyatroda işlenmeye devam ediyor, izleyiciyi harekete geçirmeye teşvik ediyor.

Epik Tiyatro Özellikleri

Epik tiyatro, dramatik tiyatrodan ayrılan belirgin özelliklere sahiptir. Bu özellikler, izleyiciyi sürekli “uyanık” tutmayı amaçlar. Epik tiyatro özellikleri arasında, sahnede anlatım ve gösterim dengesi ön plandadır. Olaylar, gerçekçi bir illüzyon yaratmadan sunulur; dekorlar basit ve işlevseldir.

Aşağıda, epik tiyatronun temel unsurlarını listeleyelim:

    • Yabancılaştırma Efekti: Seyirciyi duygusal bağdan uzaklaştırır; örneğin, oyuncular rol dışına çıkarak yorum yapar.
    • Kırık Dördüncü Duvar: İzleyiciyle doğrudan etkileşim kurulur, sahne gerçekliğinin yapaylığı vurgulanır.
    • Kesintili Zaman Akışı: Flashback’ler ve sıçramalarla kronoloji bozulur, olayların neden-sonuç ilişkisi sorgulanır.
    • Müzik ve Şarkılar: Dramatik gerilimi keser; şarkılar, temaları didaktik bir şekilde açıklar.
    • Toplumsal ve Politik Odak: Bireysel trajediler yerine, sistemsel sorunlar (savaş, eşitsizlik) ele alınır.
    • Açık Sahneleme: Işık ve ses efektleri, illüzyonu kırar; seyirci sahne arkasını görebilir.

Bu özellikler, epik tiyatroyu bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp, eğitimsel bir platforma dönüştürür. Örneğin, Brecht’in oyunlarında şarkılar, seyirciyi “Bu gerçek mi?” diye düşündürür.

Epik Tiyatro Yazarları ve Temsilcileri

Epik tiyatronun öncüsü Bertolt Brecht olsa da, bu akım birçok yazarı etkilemiştir. Brecht, eserlerinde Marksist bir bakış açısı benimser; “Cesaret Ana ve Çocukları”nda savaşın ticari yönünü hicveder. Diğer yazarlar, Brecht’in tekniklerini geliştirerek çeşitlendirmiştir.

Epik tiyatro yazarları arasında şu isimler öne çıkar:

    • Bertolt Brecht: Kurucu figür; “Galileo’nun Yaşamı”nda bilim ve otorite çatışmasını epik üslupla işler.
    • Erwin Piscator: Politik tiyatronun öncüsü; multimedya unsurlarıyla (film, slayt) epik sahnelemeler yaptı, örneğin “Rasputin” oyununda devrim temalarını vurguladı.
    • Heiner Müller: Postmodern epik tiyatro; “Hamletmachine”de tarihsel olayları parçalayarak güncel eleştiriler getirir.
    • Peter Weiss: Belgesel tiyatro yaklaşımı; “Soruşturma”da Holocaust’u epik bir sorgulamayla anlatır.

Türk Edebiyatında Epik Tiyatro

Türkiye’de epik tiyatro, 1960’lar ve 70’lerde politik tiyatro hareketleriyle tanıştı. Haldun Taner, “Keşanlı Ali Destanı” (1963) ile Brecht etkisini gösterdi; gecekondulaşma ve adaletsizliği epik bir destanla ele aldı. Bu eser, yabancılaştırma efektini Türk halk hikâyesiyle harmanlar.

Diğer Türk temsilciler arasında Vasıf Öngören (“Fotoğraf” oyunu) ve Güngör Dilmen yer alır. Onlar, epik tiyatroyu yerel sorunlara (darbe, yoksulluk) uyarladı. Günümüzde, bağımsız tiyatro toplulukları epik unsurları feminist ve ekolojik temalarda kullanıyor.

Epik Tiyatro Örnekleri ve Eserler

Epik tiyatronun zengin mirası, unutulmaz eserlerle doludur. Bu örnekler, türün evrensel eleştiri gücünü gösterir. Brecht’in oyunları temel alınsa da, diğer yazarların katkıları çeşitliliği artırır.

İşte epik tiyatro örnekleri:

    • Üç Kuruşluk Opera (Brecht, 1928): Suç dünyasını kapitalizm metaforuyla hiceder; şarkılarla izleyiciyi düşündürür.
    • Cesaret Ana ve Çocukları (Brecht, 1939): Otuz Yıl Savaşları’nı fon alarak, savaşın kar odaklı yapısını epik bir yolculukla ifşa eder.
    • Galileo’nun Yaşamı (Brecht, 1938): Bilimsel devrimin engellerini, sorgulayıcı sahnelerle anlatır; etik ikilemleri vurgular.
    • Marat/Sade (Peter Weiss, 1963): Fransız Devrimi’ni akıl hastanesinde canlandırır, devrimci şiddeti epik bir tartışmayla sorgular.
    • Hamletmachine (Heiner Müller, 1977): Shakespeare’i parçalayarak, totaliter rejimleri eleştirir; postmodern epik bir manifesto.
    • Keşanlı Ali Destanı (Haldun Taner, 1963): Türk bağlamında epik; bir askerin hikâyesi üzerinden toplumsal eşitsizliği işler.

Bu eserler, epik tiyatronun nasıl farklı kültürlerde uyarlandığını gösterir. Örneğin, “Cesaret Ana” günümüzde mülteci krizlerini yansıtmak için sahnelenebiliyor.

Epik Tiyatronun Günümüzdeki Mirası

Epik tiyatro, Brecht’in ölümünden sonra da evrilerek devam etti. Dijital çağda, video ve interaktif unsurlarla zenginleşti. Toplumsal cinsiyet, ırkçılık gibi güncel temalar epik sahnelerde işleniyor. Bu tür, tiyatroyu bir aktivizm aracına dönüştürerek, izleyiciyi pasiflikten kurtarıyor.

Örneğin, çağdaş yönetmenler Brecht tekniklerini sokak tiyatrosunda kullanıyor. Epik tiyatronun mirası, sanatın toplumsal dönüşümdeki rolünü pekiştiriyor; izleyiciyi sorgulamaya ve değişime davet ediyor.

Epik tiyatro, tiyatro sanatını dönüştüren bir devrim olarak, eleştirel düşünmeyi teşvik eder. Bu yazıda incelediğimiz özellikler ve örnekler, onun kalıcı etkisini ortaya koyuyor. Siz de bir sonraki tiyatro oyununda epik unsurları arayın ve yorumlarınızı paylaşın. Daha fazla tiyatro incelemesi için sitemizi keşfedin.

Sıkça Sorulan Sorular

Epik Tiyatro ile Dramatik Tiyatro Arasındaki Fark Nedir?

Epik tiyatro izleyiciyi duygusal özdeşleşmeden uzak tutarken, dramatik tiyatro empatiyi ön plana çıkarır. Epik, sorgulatır; dramatik, sürükler.

Bertolt Brecht Kimdir ve Epik Tiyatroya Katkısı Nedir?

Brecht, 1898-1956 Alman oyun yazarıdır. Yabancılaştırma efektini geliştirerek, tiyatroyu politik bir araca dönüştürdü.

Epik Tiyatro Günümüzde Hâlâ Uygulanıyor mu?

Evet, modern tiyatroda popüler; örneğin, belgesel tiyatro ve performans sanatlarında epik teknikler kullanılıyor.

Türk Tiyatrosunda Epik Örnekler Nelerdir?

Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” ve Murathan Mungan’ın eserleri, epik tiyatronun Türk uyarlamalarıdır.

Veronika

Öncelikle Selamlar: Gerçek ismimi vermeye gerek duymadım, bu yüzden ben Veronika. BlogLabs sitesinde yaşam tarzı ve ilgi çekici konular hakkında yazılar yazıyorum. Benimle birlikte keşfedeceğiniz konular arasında sağlıklı yaşam, seyahat, moda ve yeme-içme gibi birçok konu yer alıyor.Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon fakültesinde öğrenciyim. Hem okul hem de blog yazarlığı için sürekli olarak araştırma yapıyorum ve öğrendiğim bilgileri paylaşmaktan keyif alıyorum. Hayat dolu ve enerjik bir insanım, yeni deneyimlere açığım ve sürekli olarak kendimi geliştirmek istiyorum.Sizlerle beraber bu ilginç konuları keşfetmek için sabırsızlanıyorum. BlogLabs'te yazılarımı takip edebilir ve bana katılmak için yorumlarınızı bekliyorum!

İlgili Makaleler

14 Yorum

  1. Bu bilgilendirici yazı, konuya dair temel noktaları anlaşılır bir dille özetlemiş. Özellikle tiyatronun belirgin özelliklerinin ve önde gelen isimlerin vurgulanması oldukça faydalı. Ancak, acaba bu tiyatro anlayışının sadece belirli bir yazar bağlamında değil, belki de daha geniş bir tarihsel ve felsefi arka plan içinde nasıl evrildiğine dair daha detaylı bir inceleme, okuyucunun konuyu daha derinlemesine kavramasına yardımcı olabilir miydi? Örneğin, yabancılaştırma etkisinin sadece bir teknik olmanın ötesinde, seyircinin toplumsal gerçekliğe farklı bir gözle bakmasını sağlamadaki incelikleri veya bu etkiyi farklı kültürel bağlamlarda kullanan çağdaş örnekler üzerine de durulabilir miydi merak ediyorum. Bu tür eklemeler, konunun kapsamını daha da genişleterek tartışmayı zenginleştirebilir.

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Yazımın konuya dair temel bilgileri anlaşılır bir dille özetlemiş olması beni mutlu etti. Tiyatronun belirgin özelliklerinin ve önde gelen isimlerin vurgulanmasının faydalı olduğunu belirtmeniz de ayrı bir sevinç kaynağı.

      Yabancılaştırma etkisinin sadece bir teknik olmanın ötesinde, seyircinin toplumsal gerçekliğe farklı bir gözle bakmasını sağlamadaki incelikleri veya bu etkiyi farklı kültürel bağlamlarda kullanan çağdaş örnekler üzerine de durulması gerektiği yönündeki görüşünüze katılıyorum. Bu geniş perspektif, konunun daha derinlemesine anlaşılmasına kesinlikle katkı sağlayacaktır. Gelecek yazılarımda bu tür detaylandırmalara daha fazla yer vermeye özen göstereceğim. Değerli katkılarınız için tekrar teşekkür eder, yayınlamış olduğum diğer yazılara da göz atmanızı dilerim.

  2. Elinize sağlık, harika bir yazı olmuş! Tiyatroseverler için bu konuya değinmeniz gerçekten çok değerli. Verdiğiniz bilgiler sayesinde konuyu çok daha iyi anladım ve başkalarına da mutlaka okumalarını tavsiye edeceğim.

    Yazarın bu derinlemesine araştırması ve sunumu takdire şayan. Emeğinize sağlık! Gelecek yazılarınızı şimdiden BÜYÜK bir merakla bekliyorum.

    1. Çok teşekkür ederim bu nazik ve değerli yorumunuz için. Tiyatroseverler için bu konunun önemli olduğunu düşünerek kaleme almıştım ve faydalı olduğunu görmek beni gerçekten mutlu etti. Bilgilerin anlaşılır bulunması ve başkalarına tavsiye edeceğinizi belirtmeniz, yazma çabalarımın karşılığını aldığımı hissettiriyor.

      İçten takdiriniz için minnettarım. Gelecek yazılarımı da aynı özenle hazırlamaya devam edeceğim. Dilerseniz profilimden diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz.

  3. Çok güzel bir yazı olmuş, ancak belirtmek isterim ki Epik Tiyatro’nun temel unsurlarından biri olan Verfremdungseffekt’in (yabancılaştırma etkisi) amacı sadece seyirciyi sahnedeki karakterlerle duygusal özdeşleşmeden uzaklaştırmakla kalmaz, aynı zamanda sahnelenen olayların ve toplumsal koşulların doğal veya kaçınılmaz olmadığını göstermeyi de hedefler. Brecht, bu etki aracılığıyla seyircinin eleştirel bir bakış açısı geliştirmesini ve sunulan gerçekliği sorgulamasını, böylece toplumsal değişimin mümkün olduğunu anlamasını amaçlamıştır. Bu, izleyicinin pasif bir tüketici yerine aktif bir gözlemci ve yargılayıcı olmasına olanak tanır.

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Epik Tiyatro ve Verfremdungseffekt üzerine yaptığınız bu ekleme, konunun daha derinlemesine anlaşılmasına büyük katkı sağlıyor. Gerçekten de Brecht’in amacı sadece duygusal bir uzaklaşma yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda seyirciyi toplumsal gerçekliği sorgulamaya ve değişimin mümkün olduğuna inandırmaya yöneliktir. Bu eleştirel bakış açısının ve aktif gözlemciliğin önemini vurgulamanız çok yerinde oldu.

      Yazılarımı takip ettiğiniz ve bu değerli yorumu paylaştığınız için ayrıca teşekkür ederim. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı dilerim.

  4. Epik tiyatro demişsin de benim geçen haftaki izlediğim filmde bayaa epikti ama adı neydi unuttum şimdik ya

    1. Geçen hafta izlediğiniz filmde epik bir hava yakalamanız ne güzel. Epik kavramının tiyatro ve sinema gibi farklı sanat dallarında nasıl farklı biçimlerde karşımıza çıktığını düşünmek gerçekten ilginç. Tiyatrodaki epik anlayışın seyirciyi düşünmeye sevk eden, olaylara eleştirel bir mesafeden bakmasını sağlayan yönleri vardır.

      Filmler de benzer şekilde destansı anlatılar sunabilir, ancak sinemanın kendine özgü araçlarıyla bu etkiyi yaratır. Bu iki farklı alanda ‘epik’ kelimesinin kullanılış biçimleri arasındaki nüansları keşfetmek, sanatın derinliklerine inmek gibidir. Yorumunuz için teşekkür ederim, profilimden yayınlamış olduğum diğer yazılara da göz atabilirsiniz.

  5. Epik tiyatro mu? Seyirciyi eleştirel konuma yerleştiriyormuş, rasyonel gözle inceliyormuş… Güldürmeyin beni! Bu ülkede zaten her gün kendi hayatımızın tiyatrosunu oynuyoruz, ama kimse eleştirel değil, herkes duygusal olarak batmış durumda!

    Rasyonel düşünmek mi? Sabah 8 akşam 5 çalışırken, faturaları düşünürken, geçim derdindeyken hangi rasyonellikten bahsediyoruz! Bırakın bu işleri, önce hayatımızdaki absürt tiyatroyu düzeltin!

    1. Haklısınız, günlük yaşamın zorlukları ve getirdiği duygusal yoğunluk içinde sanatın eleştirel boyutunu gözden kaçırmak, hatta ona şüpheyle yaklaşmak oldukça anlaşılır bir durum. Özellikle Türkiye gibi dinamik ve çalkantılı bir coğrafyada, bireylerin kendi hayatlarını bir tiyatro sahnesi gibi deneyimlemesi, ancak bu deneyimi rasyonel bir mesafeden değil, derin bir duygusal katılımla yaşaması yaygın bir gerçeklik.

      Ancak tam da bu noktada, sanatın ve özellikle epik tiyatronun sunduğu “eleştirel konuma yerleştirme” ve “rasyonel gözle inceleme” önerisinin farklı bir anlam kazanabileceğini düşünüyorum. Belki de sanat, bize günlük hayatın absürtlüğüne dışarıdan bakma, olayları farklı bir perspektiften değerlendirme ve bu sayede kendi duygusal batmışlığımızın nedenlerini anlama fırsatı sunar. Sanat, bizi doğrudan sorunları çözmeye çağırmaz belki ama bu sorunlara bakış açımızı dönüştürme potansiyeline sahiptir. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Dilerseniz profilimden diğer yazıları

  6. Bu tiyatro anlayışının sadece bir sanat akımı olmadığını, aslında çok daha derin bir amaca hizmet ettiğini düşünmeden edemiyorum. Sahnedeki o ‘yabancılaştırma’ etkisi, acaba seyirciyi gerçekten düşünmeye mi itiyor, yoksa belirli bir dünya görüşüne mi hazırlıyor? Belki de bize gösterilen o ‘mekanizmalar’, aslında perdenin arkasındaki gerçek güçlerin kendi varlıklarını meşrulaştırmak için kullandığı bir kurguydu. Bu yaklaşımın o dönemde neden bu kadar hızlı yayıldığına ve kimlerin işine yaradığına daha yakından bakmak gerekmez mi? Sanki her bir oyun, izleyiciyi farkında olmadan belirli bir gerçeğe uyandırmak yerine, başka bir gerçeğe ikna etmenin ince bir yoluydu.

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Tiyatro anlayışının sadece bir sanat akımı olmaktan öte, toplumsal ve siyasal bir işlevi olduğu fikrinize tamamen katılıyorum. Özellikle bahsettiğiniz yabancılaştırma etkisinin seyirciyi düşünmeye itmekle birlikte, belirli bir dünya görüşüne yönlendirme potansiyeli taşıdığı çıkarımınız oldukça yerinde. Bu bağlamda, sahnedeki mekanizmaların ve perde arkasındaki güçlerin varlığını sorgulamanız, sanatın eleştirel boyutunu vurgulamaktadır.

      Bu yaklaşımın yayılma hızı ve kimlerin işine yaradığına dair sorularınız, sanatsal üretimin toplumsal dinamiklerle iç içe olduğunu gösteriyor. Tiyatronun, izleyiciyi bir gerçeğe uyandırmak ya da ikna etmek gibi farklı roller üstlenebileceği yönündeki tespitiniz, sanatın çok katmanlı yapısını gözler önüne seriyor. Bu derinlikli bakış açınız için minnettarım. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

  7. Bu tarz bir sahneleme anlayışının, seyirciyi düşünmeye itme ve eleştirel bir mesafeye çekme amacı oldukça net görünüyor. Ancak insan ister istemez merak ediyor, bu ‘yabancılaştırma efekti’ denilen durum, acaba daha derin bir amaca hizmet ediyor olabilir mi? Belki de asıl mesele, insanların kendi kendilerine ulaştıklarını sandıkları o ‘aydınlanma’ hissini, aslında ustaca yönlendirilmiş bir bilinçaltı tohumuyla sağlamak üzerine kuruludur. Perdenin ardındaki asıl mesajın veya niyetin, bu belirgin özelliklerin ötesinde bambaşka bir yerde saklı olduğunu düşünmeden edemiyorum.

    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazımda bahsettiğim sahneleme anlayışının seyirciyi düşünmeye itme ve eleştirel bir mesafeye çekme amacı oldukça net bir şekilde ortaya konulmuştu. Sizin de belirttiğiniz gibi bu yabancılaştırma efekti denilen durumun daha derin bir amaca hizmet edip etmediği konusu gerçekten de üzerinde durulması gereken önemli bir nokta. Birçok sanat eseri gibi bu tarz bir yaklaşımın da izleyiciyi kendi iç dünyasına yönlendirme, hatta belki de kendi düşüncelerini sorgulatma gibi farklı katmanları barındırdığına inanıyorum.

      Perdenin ardındaki asıl mesajın veya niyetin, belirgin özelliklerin ötesinde bambaşka bir yerde saklı olabileceği düşüncesi, sanatın çok yönlülüğünü ve derinliğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu durum, sanatın sadece görünen yüzüyle değil, aynı zamanda hissettirdikleri ve düşündürdükleriyle de anlam kazandığını gösteriyor. Yorumunuz için tekrar teşekkür ederim, profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu