Psikoloji

Deyim Aktarmaları: Anlamın 6 Büyülü Yolculuğu ve Örnekleri

Türkçenin zengin ve katmanlı yapısında kelimeler, çoğu zaman sözlük anlamlarının ötesine geçerek yepyeni dünyaların kapılarını aralar. Peki, “soğuk bir bakış” nasıl olur da dokunma duyusunu değil de bir duyguyu anlatır? Veya “konuşkan martılar” ifadesi zihnimizde nasıl bir resim çizer? İşte bu anlamsal sıçramaların arkasındaki sihirli mekanizmaya deyim aktarmaları diyoruz. Dil bilgisi ve edebiyatın temel taşlarından olan bu kavram, kelimelerin anlam yolculuklarını anlamak için eşsiz bir rehberdir.

Bu kapsamlı rehberde, deyim aktarmalarının ne olduğunu, nasıl oluştuğunu ve temel türlerini bol örnekle mercek altına alacağız. İnsandan doğaya, doğadan insana, duyular arası, soyutlaştırma ve somutlaştırma gibi altı temel başlıkta bu büyüleyici konuyu tüm detaylarıyla keşfederek dilimizin inceliklerine hakim olmanızı sağlayacağız.

Deyim Aktarması Nedir ve Temel Mantığı Nasıldır?

Deyim aktarması, bir kelimenin veya kavramın, aralarında kurulan bir benzetme ilişkisi yoluyla asıl anlamından sıyrılarak farklı bir varlığı, durumu veya kavramı ifade etmesidir. Bu durum, kelimelerin yalnızca tanımlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda güçlü çağrışımlar taşıdığını gösterir. Deyim aktarmaları, bu çağrışımların bir varlıktan diğerine mantıksal bir köprüyle transfer edilmesidir ve genellikle kişileştirme, eğretileme gibi edebi sanatlarla iç içe geçer.

Deyim Aktarması Türleri ve Anlam Yolculukları

Deyim aktarmaları, anlamın hangi varlıklar arasında transfer edildiğine bağlı olarak farklı kategorilere ayrılır. Gelin, dilimizin bu yaratıcı özelliğini ve işleyiş mantığını örneklerle daha yakından inceleyelim.

1. İnsandan Doğaya Aktarım

Bu aktarım türünde, yalnızca insana özgü olan duygular, eylemler veya nitelikler doğadaki diğer canlılara, cansız varlıklara veya doğa olaylarına yüklenir. Anlatıma canlılık ve duygu katmak için kullanılan bu yöntem, temelinde güçlü bir kişileştirme (teşhis) sanatı barındırır.

  • Örnek: “Yol kenarında bekleyen hüzünlü söğütler, sanki ayrılığın resmini çiziyordu.” (Hüzün insana ait bir duygudur, söğüt ağacına aktarılmıştır.)
  • Örnek: “Fırtına, bütün gece öfkeyle kapımızı dövdü.” (Öfke insana özgü bir duygudur, doğa olayı olan fırtınaya aktarılmıştır.)
  • Örnek: “Dağların kibirli duruşu, zirveye ulaşmayı daha da zorlaştırıyordu.” (Kibir insana ait bir özelliktir, dağlara aktarılmıştır.)
  • Örnek: “Çocukluğumun bahçesindeki neşeli çiçekler, her sabah beni gülümseyerek karşılardı.” (Neşe ve gülümseme insana ait eylemlerdir, çiçeklere aktarılmıştır.)

2. Doğadan İnsana Aktarım

İnsandan doğaya aktarımın tam tersi olarak, bu türde doğadaki varlıklara veya olaylara ait özellikler insanlar için kullanılır. Bu yöntem, insanların karakterini, davranışlarını veya fiziksel özelliklerini betimlemek için güçlü bir araçtır ve genellikle benzetme yoluyla yapılır.

  • Örnek: “Ne kadar kuru bir insan, yanında bir dakika bile durulmuyor.” (Kuruluk, bitki veya toprağa ait bir özelliktir; insana aktarılarak duygusuzluk ve sevimsizlik anlamı katmıştır.)
  • Örnek: “Toplantıda yaptığı sert konuşma herkesi şaşırttı.” (Sertlik, dokunma duyusuyla algılanan bir nesne özelliğidir; insana ait bir eyleme aktarılarak kırıcı ve tavizsiz anlamı kazanmıştır.)
  • Örnek: “O, tanıdığım en pişkin insandı.” (Pişkinlik, yiyeceklere ait bir özelliktir; insana aktarılarak utanmazlık anlamı kazanmıştır.)
  • Örnek: “Bu adamın yosun tutmuş beyniyle tartışmaya girilmez.” (Yosun tutmak doğadaki durağan nesnelere aittir; insana aktarılarak eskimiş, geri kalmış düşünce yapısı anlamında kullanılmıştır.)

3. Doğadan Doğaya Aktarım

Bu aktarımda, doğadaki bir varlığa ait bir özellik, yine doğadaki başka bir varlığa aktarılır. Burada insan unsuru tamamen devreden çıkar. Amaç, doğa olaylarını daha canlı ve şiirsel bir dille ifade etmektir.

  • Örnek: “Ufukta bulutlar ağır ağır süzülüyordu.” (Süzülmek, genellikle kuşlara ait bir eylemdir, bulutlara aktarılmıştır.)
  • Örnek: “Rüzgâr, dağlarda uluyordu.” (Ulumak, kurt gibi hayvanlara ait bir sestir, rüzgâra aktarılmıştır.)
  • Örnek: “Şelale, kayalıklardan aşağıya gümüş bir tül gibi dökülüyordu.” (Tülün dökülmesi cansız bir nesneye ait bir durumdur, suyun akışına aktarılmıştır.)
  • Örnek: “Karlı tepeler, güneşin altında uykudaydı.” (Uyumak canlılara ait bir eylemdir; cansız varlık olan tepelere aktarılmıştır.)

Kelimeler, sadece seslerden ibaret değildir; onlar anlamın taşıyıcıları, duyguların köprüleri ve düşüncelerin yansımasıdır.

4. Duyular Arası Aktarma

Beş duyu organımızdan (görme, işitme, koklama, tatma, dokunma) birine ait bir kavramın, başka bir duyu alanını nitelemek için kullanılmasıdır. Bu aktarım, ifadelere derinlik ve canlılık katarak zengin bir çağrışım dünyası yaratır.

  • Örnek: “Onun acı çığlığı koridorda yankılandı.” (Acı tatma duyusuna aittir, sese yani işitme duyusuna aktarılmıştır.)
  • Örnek: “Odada keskin bir parfüm kokusu vardı.” (Keskinlik dokunma duyusuna aittir, kokuya yani koklama duyusuna aktarılmıştır.)
  • Örnek: “Konuşmacının yumuşak sesi herkesi sakinleştirdi.” (Yumuşaklık dokunma duyusuna aittir, sese yani işitme duyusuna aktarılmıştır.)
  • Örnek: “Tabloda kullanılan sıcak renkler, resme bir canlılık katmış.” (Sıcaklık dokunma duyusuna aittir, renklere yani görme duyusuna aktarılmıştır.)

5. Soyutlaştırma (Somuttan Soyuta Aktarım)

Somut, yani elle tutulup gözle görülebilen bir varlığı karşılayan kelimenin, zamanla soyut bir kavramı (duygu, düşünce, durum) ifade eder hale gelmesidir. Bu durum, özellikle deyimlerde ve mecazlı ifadelerde sıkça karşımıza çıkar.

  • Örnek: “Bu işi bitirmek için biraz daha kafa yormamız gerekiyor.” (Kafa somut bir organdır, burada “düşünmek” gibi soyut bir eylemi karşılamıştır.)
  • Örnek: “Onun bu kadar yüreksiz olacağını tahmin etmezdim.” (Yürek somut bir organdır, burada “cesaret” gibi soyut bir kavramın yokluğunu ifade etmiştir.)
  • Örnek: “Aramızdaki bu soğuk duvarı bir an önce yıkmalıyız.” (Duvar somut bir yapıdır, burada “iletişimsizlik, engel” gibi soyut bir durumu anlatır.)
  • Örnek: “Söyledikleriyle kalbime bir ok sapladı.” (Ok somut bir nesnedir, burada “derin acı, üzüntü” gibi soyut bir duyguyu ifade etmiştir.)

6. Somutlaştırma (Soyuttan Somuta Aktarım)

Soyutlaştırmanın tam tersidir. Akıl veya duyularla algılanamayan soyut bir kavramın, sanki somut bir varlıkmış gibi ifade edilmesidir. Amaç, soyut düşünceleri daha anlaşılır ve zihinde canlandırılabilir hale getirmektir.

  • Örnek: Umut, en karanlık anlarda bile içimizde açan bir çiçektir.” (Umut soyut bir duygudur, somut bir nesne olan çiçeğe benzetilmiştir.)
  • Örnek: “Bu güzeli daha önce nerede görmüştüm?” (Güzellik soyut bir kavramdır, burada “güzel bir insanı” yani somut bir varlığı karşılamıştır.)
  • Örnek: Aşk, kapıyı çalmadan içeri girer.” (Aşk soyut bir duygudur, kapıyı çalabilen somut bir varlık gibi kişileştirilmiştir.)
  • Örnek: Zaman, en değerli hazinedir.” (Zaman soyut bir kavramdır, somut bir nesne olan hazineye benzetilmiştir.)

Önemli Bir Ayrım: Deyim Aktarması vs. Ad Aktarması (Mecaz-ı Mürsel)

Deyim aktarmaları ile ad aktarması (mecaz-ı mürsel) sıkça karıştırılır. Aralarındaki temel fark, anlam ilişkisinin türüdür. Deyim aktarmasında temel ilişki benzetmedir. Bir varlığın özelliği, başka bir varlığa benzetilerek aktarılır. Oysa ad aktarmasında benzetme ilgisi olmadan, parça-bütün, iç-dış, yazar-eser gibi ilişkilerle bir kelime başka bir kelimenin yerine kullanılır.

Örneğin, “Sobayı yaktım” cümlesinde kastedilen sobanın içindeki odun veya kömürdür (iç-dış ilişkisi). Burada soba ile odun arasında bir benzetme yoktur; bu bir ad aktarmasıdır. Ancak “kükreyen dalgalar” dediğimizde, dalgaların sesi aslanın kükremesine benzetilmiştir; bu bir deyim aktarmasıdır.

Sonuç: Dilin Canlılığını ve Kelimelerin Gücünü Keşfetmek

Deyim aktarmaları, dilimizin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını, aynı zamanda ne kadar canlı, esnek ve sanatsal bir yapıya sahip olduğunu gösteren en güzel kanıtlardan biridir. Kelimelerin bu anlam yolculuklarını anlamak, hem ifade gücümüzü artırır hem de okuduğumuz metinlerden daha derin anlamlar çıkarmamızı sağlar. Unutmayın, bu aktarımlar sadece edebi metinlere özgü değildir; “sıcak bir karşılama”, “işleri yoluna koymak” veya “o tam bir tilkidir” gibi ifadelerle günlük hayatımızın her anında onlara başvururuz. Dilin bu canlı ve dinamik yapısını kavramak, onu daha bilinçli ve etkili kullanmanın ilk adımıdır.

Veronika

Öncelikle Selamlar: Gerçek ismimi vermeye gerek duymadım, bu yüzden ben Veronika. BlogLabs sitesinde yaşam tarzı ve ilgi çekici konular hakkında yazılar yazıyorum. Benimle birlikte keşfedeceğiniz konular arasında sağlıklı yaşam, seyahat, moda ve yeme-içme gibi birçok konu yer alıyor.Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon fakültesinde öğrenciyim. Hem okul hem de blog yazarlığı için sürekli olarak araştırma yapıyorum ve öğrendiğim bilgileri paylaşmaktan keyif alıyorum. Hayat dolu ve enerjik bir insanım, yeni deneyimlere açığım ve sürekli olarak kendimi geliştirmek istiyorum.Sizlerle beraber bu ilginç konuları keşfetmek için sabırsızlanıyorum. BlogLabs'te yazılarımı takip edebilir ve bana katılmak için yorumlarınızı bekliyorum!

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu